Hititlerde Din ve İnanış

 

Hititlerde Din ve İnanış,Hititler tabletlerde sık sık “Hatti Ülkesi’nin Bin Tanrısı”ndan söz ederler. Metinlerdeki uzun tanrı listeleri göz önünde tutulursa bu deyişin pek abartılı olmadığı söylenebilir.

Gerçekten Büyük Krallık Dönemi’nde, daha sonraki Anadolu’nun Roma Çağı’nda olduğu gibi aşırı bir çok-tanrılık egemendir. Ancak her beylikte değişik bir epithet taşıyan bu tanrılar, özünde birkaç tanrı tipinin yerel çeşitlemeleridirler.

Bunun gibi Hatti, Luvi, Pala, Hurri, ve Mezopotamya kökenli tanrılar bile başka başka adlarla anılmalarına rağmen birbirlerine koşut tiplerden oluşmaktadırlar.

Örneğin Gök Tanrısı ile Hepat ve İştar gibi tanrıçalar birçok yörede değişik yerel tipler gösterdikleri halde, özünde aynı erkek ve kadın tanrıdan gelmektedirler.

Bu hoşgörülü davaranış, Hitit halkının yerli topluluklar üzerindeki egemenliklerini sürdürmelerini sağlıyordu. Yani din politikasında sadece hoşgörüye ve krallık çıkarlarına dayalı bir yol izleniyordu. Ancak bu çıkarcı yaklaşım, sonunda Hitit dininin III.Hattuşili dönemlerinde Hurrileşmesine sebep oldu.

Gerçekten Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı’ndaki tanrılar Emanuel Laroche’un saptadığı gibi Hurri adları taşımaktadırlar.

Hititlerde Gök Tanrısı

Hititlerde baş tanrı Gök Tanrısı idi. O, baş tanrıça ile birlikte federal Hitit Devleti’nin en önemli birleştirici gücünü oluşturuyordu. Ona hem yerli Hatti ve Hurri halkları hem de Anadolu’ya göç eden Hind-Avrupalı Hititler tapıyorlardı.

Bundan başka o, metinlerde Mezopotamyalı göğün tanrısı Adad’ın ideogramı ile yazılıyordu. Hitit metinlerindeki “siu” sözcüğü Yunancadaki Zeus ve Latincedeki Deus’un karşılığıdır. Ancak belirli bir tanrının adı olmayıp Latincede olduğu gibi sadece tanrı anlamında kullanılmaktaydı. Gök tanrısına Hititler Taru, Hurriler Teşup diyorlardı.

Baş tanrı Hitit metinlerinde genellikle “Hatti Ülkesi’nin Gök Tanrısı”, “Göğün Tanrısı”, “Hattuşa’nın Tanrısı”, “Sarayın Tanrısı” gibi adlarla anılmaktadır. Bunun dışında “Ordunun Göktanrısı”, “Yağmur Gök Tanrısı” gibi adlandırmalara da rastlanmaktadır.

Bu tanrının hiyeroglif işareti ikiye bölünmüş bir elipsten oluşur. Önce söz konusu işaret, sonar gök tanrısı denmek isteniyorsa ikiye bölünmüş elipsin altına “W” biçimli yıldırım işareti yazılırdı; ikisi birden Gök Tanrısı anlamına gelmektedir.

Gök tanrısı metinlerdeki tasvirlerde ve sanat eserlerinde dağlar üzerinde durur. Yazılı kaynaklardan öğrendiğimize göre Hititler dağları kutsal sayıyor ve onlara tapıyorlardı.

Hititlerin Hurrilerden aldıkları Hazzi ve Nanni dağ adları, gök tanrısı  ile yakın bağlantılıydılar. Hazzi Suriye’de Orontes Irmağı’nın denize aktığı yer civarındaki, Romalıların Mons Cassius dedikleri dağdır.

Nanni’nin hangi dağ olduğu saptanamamıştır. Hatti kökenli Tuthaliya, Arnuvanda ve Ammuna da kutsal dağ adları idi ve bu dağlar krallara ad olmuşlardır.

Bir Hitit metnindeki tanrı tasvirinde gök tanrısı, kendileri birer dağ tanrısı olan iki erkek figürü üstünde durmaktadır. Yazılı kaynaklardaki bu tanımlamayı, aynen Yazılıkaya’da baş sahnede görürüz.

Gök tanrısının en önemli sembolü boğadır. Boğa Orta Bronz Çağı’nda gök tanrısının kendisiydi.

Hititlerde Baş Tanrıça

Baş tanrıya tapma adeti Anadolu’da daha Yeni Taş Çağı boyunca egemendi. Hatta o dönemde kadın tanrı, baş tanrıydı. Aynı inancın daha sonraki dönemlerde de süregeldiğini görüyoruz.

Dinsel metinlerde ve kurban listelerinde Arinna’nın Güneş Tanrıçası ile Hurri kökeni olduğunu bildiğimiz Hepat, birbirlerinden ayrı ayrı tanrılar olarak görünülürse de hiç olmazsa IV.Tuthaliya döneminde ikisinin eş anlamda oldukları, aynı sıfatları ve özellikleri taşıdıkları şüphesizdir.

Hititlerde Tanrı Çifti

Arinna’nın Güneş Tanrıçası ile Gök Tanrısı birbirlerinin eşi idiler ve bütün tasvirlerde koca sağda, karısı solda yer almaktadır. Bir metinden öğrendiğimize göre Hititlerde de modern protokolde olduğu gibi, sağ yön daha önemli idi. Bu Hitit adetinin en güzel örneğini Yazılıkaya kabartmalarında görülmektedir.

Hititlerde Tanrılar Üçlüsü

Yazılıkaya kabartmalarının orta sahnesinde baba, anne ve oğuldan oluşan bir tanrı ailesi görülmektedir. Bir başka deyimle bu sahnede tarihin en eski “teslis”ini yani hristiyanlıktaki tanrı, İsa ve Meryem üçlüsünü anımsatan bir tablo görülmektedir.

Tanrılar üçlüsü, Tanrı Şarruma, İsa ve Meryem üçlüsüne verilen addı. Puduhepa’nın, adı da Hepat adından alındığı gibi, kendisi Hurri dininin Hitit Ülkesi’ne getirilmesinde de büyük rol oynamıştır.

Bu nedenle tanrı üçlüsünün aynı zamanda Hattuşili, Puduhepa, IV.Tuthaliya üçlüsünü de tasvir ettiği izlenimi uyanmaktadır. Hititlerde krallar ancak öldükten sonra tanrılaşmış olarak kabul ediliyordu.

Yazılı kaynaklarda “kral öldü” yerine “tanrı oldu”, yani tanrılaştı deyimi geçmektedir. Kralların yaşamları boyunca Şark Dünyası’nda adet olduğu üzere tanrı sayılması, Hititlerin inançlarına ters bir tutumdu. Bununla birlikte Doğu etkisi ile Büyük Krallık’ın son dönemlerinde böyle bir davranışın Hititlerde de yer etmiş olması mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir