Hümanizm Nedir? Tarihi,Akımı ve Felsefesi

Hümanizm Nedir Hümanizm, insanın bireysel ve toplu olarak değerini vurgulayan felsefi ve ahlaki duruş; körü körüne geleneğe ve otoriteye göndermek veya zulüm ve Vahşet içine batmak yerine mantık ve marifeti kullanarak hayatlarını geliştirme becerisi.

Hümanizm Felsefesi Nedir?

Ortaçağ ve Rönesans hümanizmi. Latin dil ve edebiyatının incelenmesine, Batı Avrupa’da ancak barbar istilâları sırasında ara verildi, özellikle manastırlarda, büyük latin yazarlarının din dışı eserlerini kopyaya ve onlarda ilham alarak Latince yazmaya devam edildi.

Alcuin’in yardımı ile Charlemagne, latin kültürünü devam ettirdi. Ortaçağda, Cicero, Ovidius, Horatius, Vergilius, Terentius din adamları tarafından okunuyor ve taklit ediliyordu. Aristoteles’in ününün yayılması da iskolastik döneme rastlar; ne var ki gerek onun, gerek Eflatun’un eserleri ancak latince tercümelerinden okunabiliyordu.

Ortaçağ İtalyan bilginleri, İtalya’yı Eskiçağ Roması’nın mirasçısı olarak görüyorlardı ve yunan-bizans kültürü bu ülkenin güneyinde de kısmen devam ediyordu.

Haklı olarak hıristiyan bir hümanist diye kabul edilen Dante, latin kültürü ve eskiçağ mitleriyle beslenmiş, ama ilâhiyatın etkisiyle bu hıristiyan mistisizmine doğru yönelmişti.

Petrarca, Ortaçağın iskolastik düşüncesini ve edebiyatını bir yana iterek, eskilerin eserlerinde fikir ve ahlâk zenginliğiyle estetik bir haz aradı, başlıca latin ve yunan yazarlarının elyazmalarını topladı, Homeros ve Eflatun metninden okuyabilmek için Yunancayı öğrendi.

Boccacolo da Yunanca öğrenmiş ve bir mitoloji elkitabı hazırlamış tı. XV. yy. İtalyan hümanizminin altın çağıdır. İtalyan bilginleri, Bizans’a giderek elyazmalarını satın alıyor, bizans bilginleri de Venedik’e, Floransa’ya geliyorlardı.

İstanbul’un fethi İtalya’ya giden bizans bilginlerinin sayılarinı daha da arttırdı. Yunan eserlerinin çoğu Latinceye tercüme edildi. Medici’ler yunan ve latin elyazılarından çok başarılı kopyalar yaptırarak bir Eflatun akademisi kurdular.

Hümanizm Düşünce Akımı

Floransalı Marsilio Ficino, Eflatun’u italyancaya tercüme ederek ve yorumlayarak, Eflatun’culuğun Floransa’dan Orta ve Batı Avrupa’ya yayılmasını sağladı. Filoloji ve arkeoloji gelişti, öte yandan, yeni latince yazarları nesirde Cicero’dan, nazımda Vergilius, Horatius veya Catullus’tan aktarmalar yaptılar.

Roma, Floransa, Venedik ve küçük prensliklerde, hükümdarlar kitaplıklarını yunanca ve latince eserlerle zenginleştirme yarışındaydı.

Antik heykeller toplanarak koleksiyonlar yapıldı. Venedik’te, basımcı Manuzio’l’ar yunanca baskıları çoğalttılar. Hümanizm Batı’da daha geç yayıldı. Hareket, başlangıçta, açıkça hıristiyan bir nitelikteydi.

En ünlü hümanistler ortaçağ iskolastiğini ve «barbarlığını» reddederek antik kaynaklara döndüler, Hıristiyanlık öncesinin şaheserleri ile birlikte kutsal metinleri de yaydılar. Bu hıristiyan hümanistler İngiliz Th.Morus, fransız Lefevre d’Etaples, Bude ve hollandalı Erasmus’tur.

Sokrates’i neredeyse aziz mertebesine çıkartan Erasmus, bir yandan da «İsa’nın felsefesini yayıyordu; hem Hıristiyanlık öncesi ahlâkçılarını, hem de kilise babalarını ve Yeni Ahit’i yorumladı ve tercüme etti.

Aynı zamanda hümanist ve mistik olan Lefevre d’Etaples, Aristoteles ve yeni eflatun’cuların latince baskılarını yaptı ve Incil’i ortaçağ katkılarından arınmış olarak ilk defa Fransızcaya tercüme etti. Guillaume Bude, çağının en mükemmel fransız helenistiydi; François I’in krallık okutmanları tayin etmesini sağladı (1530) [geleceğin College de France’ı], Le Passage de ı’Hellinisme au Christianisme (Helenizmden Hıristiyanlığa Geçiş) adındaki son eserinde, ruhun gelişimini hıristiyan öğretilerine bağladı.

Luther ve Calvin, hümanistleri İsa’nın doktrini yerine pagan felsefeyi tutmakla suçladılar. Gerçekten de, hümanistlerin çoğu, insanın aslında iyi olduğuna inanıyorlardı. Bazıları stoa’cı veya epikuros’çu ahlâk felsefesini yayacak kadar ileri gittiler.

Lucretiusun, Yaşlı Pilinius’un, Cicero’nun, Aristoteles’in eserleri, hümanistleri Tanrı’nın inayet ve takdirine, mucizelere ve ruhun ölmezliğine olan inancı yıkmaya kadar götürdü. Cicero’cu Etienne Dolet bunlardan biridir. Bu hümanistlerin çabaları sonunda, akılcı bir felsefe ve laik bir ahlâk anlayışı ortaya çıktı.

François I ve Henri II devirlerinden fransız hümanizmi tam bir gelişme içindeydi. Krallık kolejindeki öğretmenler, öğrenci ve dostlarına eskiçağ dil ve edebiyatlarını öğreterek, yunan ve latin yazarlarına karşı hayranlık duygusu aşıladılar. Dorat, Muret, Turnebe v.b. birleşerek o dönemde Fransa’nın başlıca şiir okulu olan «Pleîade»ı kurdular, Henri Estienne, filoloji alanında büyük eserler verdi.

Din savaşları, hümanizm kültürünü büyük ölçüde baltaladı. Hümanizmin doğruyu gösterdiğine ve mutluluk getirdiğire olan inanç sarsıldı, öte yandan, millî edebiyatların gelişmesi, eski şairlerin taklit edilmesini daha az gerekli kılıyordu. Pleiade’ın hümanist heyecanına, gelecek nesillerin fransız ozanlarında rastlanmaz.

Buna paralel olarak bilimdeki gelişmeler, latin ve yunan bilginlerinin değerini sarstı. Bununla birlikte hümanizm, Louvain (Justus Lipsus) ve Leiden üniversitelerinde etkinliğini uzun süre korudu. Fakat Rönesans’ın sonlarından itibaren, bilginler bir hümanistten çok bir filolog veya bir arkeolog olarak önem kazandılar. Eskiçağ için duydukları tutku azaldı. Yeni-latince şiiri, önemini kaybederek çöktü.

Felsefede hümanizm kelimesi şunları belirtir:

1. Auguste Comte’un kurmayı denediği «insanlık dini»;

2. Oxford’-da profesör F.C.S. Schiller’in Hümanism Philosophical Essays (Hümanizm, Felsefî Denemeler) [1903] ve Studies in Hümanism (Hümanizm Üstüne incelemeler) [1907] adlı eserlerinde, her türlü bilginin insan tabiatına ve onun ana ihtiyaçlarına bağlı olduğunu ileri sürdüğü öğreti. Bir fikir, sonuçlarının pratik bir değeri olup olmamasına göre doğru veya yanlıştır.

Schiller’in öğretisi ahlâk, mantık, estetik ve metafizik alanlarını da kapsar. Pragmacılıktan da daha çok, her türlü metafizik kesinliği reddeder ve ne kadar insan tabiatı varsa bir o kadar da çeşitli metafizik olacağını aynı şekilde tabiî sayar;

3. günümüzde ise, insanın bütün olanaklarının sonsuz olarak geliştirilmesi gibi yüksek bir amaç güden her türlü felsefî, sosyal ve siyasî nazariye, gerek maddî, gerek manevî yönden insan kişiliğine saygı duyma, hümanizmin kapsamına girer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir