II. Bayezid

II. Bayezid Bayezid, Amasya gibi bir ilim ve kültür merkezinde her biri kendi sahasında şöhret sahibi ilim ve sanat adamlarıyla yaşadı.

2 Bayezid Hayatı

Akkoyunlu Uzun Hasan’a karşı yapılan Otlukbeli (1473) savaşında Osmanlı sağ cenahında bulundu. Babasının 1481’de ölümü ile Konya’da bulunan kardeşi ve Karaman valisi Şehzade Cem ile bir mücadeleye girişti. Yeniçerilerin ve başkentte bulunan kuvvetli devlet adamlarının desteği ile tahta

II. Bayezidçıkmayı başardı.

2 Bayezid Dönemi

Şehzade Cem 1481 haziranında Yenişehir’de yenilgiye uğratılınca Suriye’ye, oradan da Mısır’a kaçtı. Mısır sultanı Kayıtbay’ın yardımıyla birkaç başarısız deneme yaptıktan sonra 1482 temmuz ayında Rodos şövalyelerine sığındı.

Aynı yılın eylülünde Fransa’ya götürüldü. Osmanlı devleti, Cem’in Napoli’de öldürülmesine kadar (1495) Hıristiyan ülkelerince devletin parçalanmasına alet edilmesi ihtimali ile karşı karşıya kaldı. Cem hayatta oldukça Bayezid, durumunu emniyette görmedi ve büyük teşebbüslere girişemedi.

Fakat bu süre içinde Hersek osmanlı idaresi altına sokuldu (1483). 1484’te yapılan Boğdan seferiyle Tuna ağzındaki Kili ve Kuzey Besarabya bölgesindeki Akkerman kaleleri alındı.

Mısır Kölemen devletiyle yapılan savaşlar Bayezid devrinin en önemli siyasi olayıdır. Harbin sebebi Kölemen hükümdarı Kayıtbay’ın Cem’i bir hükümdar gibi karşılaması, Karamanoğlu Kasım beyin eski beyliğini ele geçirme isteğine taraftar olması, ayrıca Adana-Tarsus bölgesindeki Ramazanoğulları beyliğinin iç işlerine karışmasıdır. Bu yüzden Ramazanoğlu Mehmed bey Bayezid’e sığındı ve ülkesini Osmanlılara bıraktığını bildirdi. Osmanlı-Mısır savaşları altı yıl sürdü (1485-1491) fakat kesin bir sonuç sağlamadı. Tunus beyinin aracılığıyla İstanbul’da yapılan anlaşmaya göre Ramazanoğulları ülkesi Osmanlılar’da kaldı, yalnız Çukurova’daki üç kasaba Kölemenlere verildi.

İkinci Bayezid Dönemi Olayları

1492-1495 Yılları arasında Osmanlı akıncıları devamlı olarak Tuna nehri ve Bosna ötesindeki Hırvatistan, İllirya, Styria, Sirmiye, Venedik’in kuzey taraflarına, Banat, Carniola, Carinthia mıntakasına akınlar yaparak hıristiyan ülkelere dehşet salmışlardı.

Bu akınlardan birinde, 1492’de Villach civarında ağır bir yenilgiye uğramakla beraber 1493’te Adbina’da Hırvat kuvvetlerini hemen hemen imha etmişlerdi. Bu hareket 1495’te Macarlarla yapılan 30 yıllık bir anlaşma ile sona erdi; fakat osmanlı akıncılarının faaliyetleri başka yerlerde devam etti.

Kili ve Akkerman Osmanlı eline geçince Polonya’nın Karadeniz’le bağlantısı kesildiğinden engeli ortadan kaldırmak üzere bu devlet Boğdan’ı kendine bağlamaya çalıştı. Boğdan beyliği Tuna boyundaki Osmanlı sancakbeylerinin de yardımı ile karşıkoymayı başardı. Suçeva (Suceava) kalesi muhasarasından vaz geçmek zorunda kalan polonyalılar, 1497’de Bukovina’da Kozmin yakınında da yenildiler.

Osmanlı akıncıları Kırım süvarilerinin de desteği ile 1498’de Galiçya ve Podolya topraklarına girerek büyük tahribat yaptılar, aynı yılın sonbaharında Galiçya’ya karşı yapılan diğer bir akın da felâketle sona erdi. Polonya 1499’da Boğdan ile bir anlaşma yaptığı, bunu Osmanlı-Polonya anlaşmasının yenilenmesi takip etti.

Bayezid, ordusunun gücünü artırmak için topçu ocağında ıslahat yaparak o zamana kadarkinden daha fazla ateş gücü sağladı. Ege ve Adriyatik denizinde çeşitli yerlerde yaptırdığı gemilerle de donanmanın gücünü artırdı.

Bütün bu hazırlıklar Venedik ile muhtemel bir savaş içindi; çok geçmeden Venediklilerin Mora, Arnavutluk ve Dalmaçya sahillerinde aradaki anlaşmayı ihlâl eder mahiyetteki hareketleri savaşın başlamasına sebep oldu.

Karadan padişahın emrindeki ordu, denizden de donamanın baskısı sonucunda İnebahtı (Aynabahtı: Lepanto) 1499 ağustos’unda Osmanlıların eline geçti, bundan evvel Osmanlı donanması Brodano (Zenşiyo) deniz savaşında venedik donanmasını geri çekilmeye mecbur etti.

Bosna gazileri Friuli bölgesine büyük bir akın yaptılar; inebahtı’nın zabtından sonra Vicenza’ya kadar Venedik topraklarını tahrib ettiler. Modon, Koron ve Navarin 1500 yılında, Adriyatik sahilinde Draç (Durazzo) 1501’de Osmanlıların eline geçti. Aynı yıl bir haçlı donanmasının Midilli adasını kuşatma teşebbüsleri Saruhan valisi şehzade Korkud ve donanma ile gelen Hersekzade Ahmed Paşa’nın gayretlerine rağmen başarılı olmadı (1501). Venedik 1502’de barış istedi; bunun için son anlaşma 1503’te tamamlandı.

1503 ile 1512 yılları arasında Osmanlı devleti doğuda gittikçe büyüyen bir kriz ile karşı karşıya kaldı. Şiî mezhebinin başı olarak ortaya çıkan İsmail Safevi 1499’da faaliyete geçerek sonra bütün İran’ı idaresi altına aldı. Şiî mezhebi adına yapılan şiddetli propaganda faaliyeti Anadolu’daki Türkmen aşiretler arasında çok tesirli oldu. Sünnî müslümanlığı temsil eden Osmanlılar, topraklan içinde şiî mezhebinin yayılması tehlikesine ilgisiz kalırlarsa ileride bir kısım bölgelerin Safevîler idaresine geçmesi ihtimaline dayanarak dikkatli olmak zorunluğunu hissettiler.

Anadolu’da Şah İsmail taraftarlığını önlemek amacıyla Alevîlerin İran’a gitmeleri Bayezid tarafından yasaklandığı gibi, yakalananlar da Rumeli’ne sürüldü (1502). Trabzon valisi olan Şehzade Selim, Şah İsmail’in maksadını iyi anladığından ilk darbeyi orada iken vurmuştu. 1508’de Şah İsmail Alâüddevle Bey ile savaştığı sırada osmanlı doğu hudutları takviye edildi.

1511’de Teke bölgesinde Şah kulu adlı bir halife idaresinde isyan çıktı. Âsiler Kütahya’yı yağmaladıktan sonra Bursa’ya doğru ilerlediler. 1511 Yazında Kayseri ve Sivas arasında Sadrazam Ali Paşa emrindeki kuvvetlere yenildiler; fakat bu savaşta hem Ali Paşa hem de Şahkulu öldürüldü; Şahkulu’nun taraftarları İran’a gitti.

Gençliğinde eğlenceli bir hayat süren Bayezid ihtiyarladığında yalnızlığı ve ibadeti tercih etti, ilerlemiş yaşı devlet işlerine bakmasına engel olduğundan idareyi vezirlere bıraktı.

Oğullarından Ahmed Amasya’da, Selim Trabzon’da, Korkud Antalya’da, Şehinşah Karaman’da bulunuyordu.

Selim ve Ahmed arasında bir taht rekabeti başlamıştı. Selim 1511’de Kırım’daki Kefe’ye gitti, Kırım hanının desteğini sağladı ve Tuna’dan geçerek ilerlemeye başladı. Bir yandan da kendisine

Rumeli’de bir yer verilmesini istedi. Bayezid oğlu ile çarpışmaktan çekinerek onu Semendre’ye tayin etti. Sadrazam Ali Paşa, şehzade Ahmed lehine çalışıyordu. Selim babasının ikamet ettiği Edirne üzerine yürümeye devam etti; İstanbul’a doğru çekilen Bayezid Çorlu yakınlarındaki Uğraş deresinde konakladı.

3 Ağustos 1511’de burada yapılan savaşta Selim yenildi, kaçarak Kırım’a iltica etti. Bu sırada Ali Paşa, Şahkulu üzerine sefere gönderilmişti. Şehzade Ahmed Şahkulu vakasından sonra İstanbul’a yürüyerek artık kararlaşmış olan isteğini gerçekleştirmek teşebbüsünde bulundu.

Maltepe yakınlarıpa gelince yeniçeriler ayaklanarak Selim lehine gösterilerde bulundular. Ahmed’i istemediklerini bildirdiler. Bu sonuç karşısında Bayezid, şehzade Selim’i Kefe’den çağırarak Semendre’yi ona vermeğe razı oldu.

İstanbul’da şehzade Ahmed’in Safevilerle bir anlaşma yapacağı hakkında bir endişe vardı; bu endişe ve yeniçerilerin Selim’i hükümdar olarak istemeleri Şehzade Ahmed’e karşı şiddetli bir çarpışmanın kaçınılmazlığını ortaya çıkardı.

Bayezid bunun üzerine 1512 nisanında şehzade Selim lehine tahttan feragat etti. Bayezid ikamet yeri olarak Dimetoka’yı seçti; fakat oraya giderken yolda öldü (10 haziran 1512).

Bayezid II, âlim ve şair osmanlı hükümdarlarındandır. Sakin bir hayatı ve okumayı severdi, mecbur olmadıkça mücadeleye girmeyen bir tabiata sahipti.

İstanbul’da adına bir külliye yaptırdığı gibi, Edirne’de de Tunca kenarında Bayezid külliyesi (1486), Amasya’da cami, medrese, mektep, imaret ve zaviye kütüphanesi (1487) vardır.

Bayezid II, şiirlerinde Adli mahlâsını kullanmış ve küçük bir divan teşkil edecek kadar şiir söylemişti. Daha Amasya’daki valilik hayatından başlayarak, etrafına âlim, şair ve sanat adamlarını toplamış, böyle bir çevre içinde yetişmişti. Hükümdarlığı zamanında 30’dan fazla âlim ve şaire maaş bağlatmış, asrın büyük âlimi Molla Camî’ye her yıl 1 000 altın göndermiştir.

Şiirleri genellikle rindâne ve Sofiyâne söyleyişlerdir. Bu şiirler sade ve tabiî bir dille yazılmıştır. 124 Şiirini toplayan Dîvan’ı, 1890’ da Matbaa-i osmaniyye’de basıldı. Divanının Yavuz Sultan Selim’in emriyle yazıldığı rivayet edilmektedir.

Bayezid II hat sanatına da çalışmıştı. Kendisinin bestekâr olduğu da söylenir ve 6 peşrevle 3 saz semâîsi ona izafe edilmiştir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir