III. Mehmed Hayatı,Dönemi,Ölümü

III. Mehmed,Mehmed III, Türk padişahı (1566-1603). Murad III’ün Safiye Sultandan doğan oğlu. Babasının tahta çıkışma kadar (1574) Manisa’da yaşayan Mehmed III, bu tarihte İstanbul’a geldi.

3. Mehmed Hayatı

Safiye Sultan gibi gözde bir III. Mehmedhasekinin oğlu ve büyük şehzade olduğu için, iyi şartlar içinde yetişti; babasından da büyük ilgi ve özen gördü.

Hocası Nasûh Nevâli Efendi, lalası Ali Bey, defterdarı Husam Beyzade, nişancısı Mekkeli Çavuş (Lala Mehmed Paşa) ve maiyeti ile birlikte Manisa sancağına gitti (aralık 1583).

Babasının ölümü, kendisine gizli olarak bildirilince İstanbul’a döndü (27 ocak 1595) ve tahta çıktı.

3. Mehmed Dönemi

Devlet ilerigelenleri arasında bazı değişiklikler yaparak Koca Sinan Paşanın yerine sadrazamlığa kaymakam Ferhad Paşayı.

Cigalazade Sinan Paşanın yerine kaptanlığa Halil Paşayı tayin etti, öte yandan lalası Mehmed Paşaya vezirlik verdi.

Bu birada Erdel-Eflak ve Boğdan beyliklerindeki ayaklanmalar yüzünden iki yıldır süren Avusturya savaşları, çözümlenmesi gereken en önemli meseleydi.

Avusturya imparatorunun kışkırtmasıyla, Eflak, Erdel ve Boğdan arasında Osmanlı devleti aleyhine bir antlaşma yapılarak Eflak voyvodası Mihal, Tuna ülkelerine saldırmıştı.

Vayvodanın Tuna’yı geçerek Rusçuk kasabası ve yöresinde zulüm yaptığı haben gelince, sadrazam Ferhad Paşa serdarlığında bir ordu gönderilmesine karar verildi. Ancak sadrazam yola çıkmadan önce, aleyhinde bir sipahi ayaklanması oldu; muhalifleri de bu fırsattan yararlanarak Ferhad Paşayı azlettirdiler.

Mehmed III, sadrazamlığa yine Koca Sinan Paşayı tayin etti. Yeni sadrazamın Eflak seferi, başlangıçta bazı başarılar sağlamakla birlikte, yenilgiyle sonuçlandı Ye Eflak’ın beylerbeylikle yönetilmesi gerçekleştirilemedi. Avusturya cepfesindeki harekât da Osmanlı türk devleti aleyhine gelişiyordu.

Bu cephenin serdarı Sinan Paşazade Mehmed Paşanın tedbirsizliği ve düşmanın hareketleri hakkındaki bilgilere önem vermemesi, düşman ordusu tarafından kuşatılan Estergon ve Vişegrad kalelerinin düşmesine sebep oldu (1595).

Bu olaylar üzerine sadrazam Sinan Paşa azledilerek yerine Lala Mehmed Paşa tayın edildi (19 kasım 1595). Mehmed Paşa kısa bir süre sonra ölünce, sadrazamlığa yeniden Koca Sinan Paşa getirildi. Koca Sinan Paşa, yalnız sadrazamın veya bir serdarın yönetiminde yapılacak seferin sakıncalarını belirterek, padişahın sefere çıkmasını sağlamaya çalıştı; bu konuda Hoca Sadeddin Efendinin desteğini de gördü.

Sinan Paşanın ölümü (4 nisan 1596) üzerine bu sefer, İbrahim Paşanın sadrazamlığı sırasında gerçekleştirildi. (haçova meydan savaşi.) Zaiferle sonuçlanan seferden sonra, devlet erkânı arasında bazı değişiklikler yapan Mehmed III. 26 aralık 1596’da İstanbul’a döndü. Bu arada Belgrad muhafızı Sokullu Hasan Paşayı Vidin muhafızlığına, Satırcı Mehmed Paşayı da serdarlığa tayin etti.

Sarırcı Mehmed Paşa, Tata kalesini ele geçirdi (1597): fakat Tuna kıyısındaki Vac kalesini almayı başaramadı, başarısızlığın sorumluluğunu da sefere gelmeyen Kırım hanına yüklemeye çalıştı.

İbrahim Paşa, tekrar Sadrazam olunca, Fetih Giray’ı azlederek Gazi Giray’ı hanlığa getirmişti. Fakat Gazi Giray, kardeşi Fetih Giray’ı öldürttüğü için Mehmed III, Gazi Giray’ı destekleyen İbrahim Paşayı azlederek yerine Hadım Hasan Paşayı getirdi. Altı ay sonra Hasan Paşa da azledilerek Cerrah Mehmed Paşa sadrazam oldu.

Yeni sadrazam, ilk iş olarak, Avusturya cephesine kuvvet göndermek için hazırlık yaparken, serdar Satırcı Mehmed Paşa yeni başarısızlıklara uğradı; Yanık Kale (Raab) elden çıktı; Mehmed Paşanın Varad’ı kuşatmasına karşılık Avusturyalılar da Budin’i kuşattılar. Bu arada Tuna kıyılarını korumakla görevli Hafız Ahmed Paşa, Nigbolu’da, Mihal’a yenildi (1598).

Kanije kalesi dolaylarında da yer yer çarpışmalar oluyordu. Bu olaylardan dolayı, Cerrah Mehmed Paşayı sadrazamlıktan, Satırcı Mehmed Paşayı da serdarlıktan azleden Mehmed III. İbrahim Paşayı üçüncü defa sadrazam yaptı.

İbrahim Paşa, sınır kalelerini denetleyerek yıkılmış olan kaleleri yeniden onarttı (1599). Batı sınırlarında savaşın durduğu ve Avusturyalılarla barış teşebbüsüne geçildiği bir sırada. Gürcistan’da Kârbil hâkimi Gürcü Simon Han ayaklanarak Küri kalesini kuşattı.

Ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Tebriz muhafızı Cafer Paşa, çok geçmeden, Simon Hanı, yakalayarak öteki gürcü beylerinden Aleksandr Hanın oğullarıyla birlikte İstanbul’a gönderdi.

Aynı yıllarda ortaya çıkan önemli meselelerden biri de Anadolu’daki celâli eşkıyasının ayaklanmalarıydı. Bu isyancılardan Karayazıcı’ya Amasya sancakbeyligi verilerek itaat etmesi sağlandı.

Fakat zulümleri devam ettiği için Sokullu Hasan Paşa tarafından yenilerek öldürüldü.öte yandan 1599 kışını Belgrad’da geçiren İbrahim Paşa, İstanbul’dan gelen ve Gazi Giray Hanın gönderdiği kuvvetlerle birlikte 1600 vılı ağustosunda Zemlin’de orduyu topladı ve Estergon kalesini almak için kuzeye hareket etti.

Bu sırada Baranyavar palankaları, Avusturyalılar tarafından yakıldı; o sırada Peçuy’da bulunan Tiryaki Hasan Paşa düşmanı yendi, ösek köprüsü dolaylarında serdarla görüşen Hasan Paşa, ordunun Estergon’dan önce Kanije kalesini almasını kararlaştırdı.

Budin’i korumakla görevli bulunan Rumeli beylerbeyi Lala Mehmed Paşanın da orduya katılmasından sonra, 10 eylülde Kanije kuşatması başladı; 44 gün süren bir kuşatma sonunda Kanije alındı (23 kasım 1600).

Kanije. bir beylerbeylik ve Sigetvar ile Peçuy, Siklos ve ösek sancakları da arpalık olarak Tiryaki Hasan Paşaya verildi. Serdar, kışlamak üzere Belgrad’a döndü, İstanbul’da sadaret kaymakamı Halil Paşanın yerine Hafız Ahmed Paşa tayin olunmuş; bir süre sonra da bir göreve Yemişçi Hasan Paşa tayin edilmişti (1601).

Üç ay sonra sadrazam İbrahim Paşanın Belgrad’da ölümü üzerine, Yemişçi Hasan Paşa sadrazamlığa getirildi. Yemişçi Hasan Paşa, İstanbul’dan hareket ederek Budin’e doğru yürüdüğü sırada, arşidük Ferdinand idaresindeki Avusturya ordusu Kanije kalesini kuşattı.

Kanije kalesi. Tiryaki Hasan Paşa tarafından düşmanın eline geçmekten kurtarılarak avusturya kuvvetleri yenildi. 1601’de Erdel, Eflak ve Boğdan’da yeniden karışıklıklar çıktı.

Bu sebeple Osmanlı devleti yeniden savaş hazırlıklarına girişti. Sadrazam Yemişçi Hasan Paşa, istolni -Belgrad’ı kuşatarak geri aldı (1602). Anadolu’da Celâlî ayaklanmaları yaygın bir durumdayken (celâlî İsyanları).

İstanbul’da Sipahiler Saatçi Hasan Paşadan şikâyet ederek onu kaymakamlıktan azlettirdi. Daha sonra padişahtan bir ayak divanı isteyerek, celâlî hareketleri ve ülkelerin içinde bulunduğu durum hakkında maruzatları olduğunu bildirerek kesin tedbirler alınmasını istediler (6 ocak 1603).

Mehmed III, bu isteklere uyarak Kapıcıbaşı Gazanfer Ağa ile Dârüssaade ağası Osman Ağayı astırdı. Bu sırada Belgrad’da bulunan sadrazam Yemişçi Hasan Paşa, İstanbul’daki bu ayaklanmadan kendisine bir zarar gelmemesi için İstanbul’a döndü.

Asker, idaresizliğini ileri sürdüğü Yemişçi Hasan Paşanın da asılmasını istiyordu; fakat padişah, onların bu isteğini reddetti.

Yemişçi Hasan Paşa zorbaları astırdı; fakat sonradan azledilerek kendisi de idam edildi (16 ekim 1603). Yeniçeri ağalığından vezir olan Kasım Paşa, sadrazam tayin edildi. 1603’te savaş cephesindeki durum çok değişmedi.

3. Mehmed Ölümü

Yemişçi Hasan Paşanın serdar olarak cephede bıraktığı Lala Mehmed Paşa, önemli bir faaliyet gösteremedi. Yine bu yıl içinde, İranlılarla yapılmış olan Ferhad Paşanın l5S0’da İstanbul’da İran ile yaptığı antlaşma hükümleri bozuldu.

Tebriz eyaletinde meydana gelen huzursuzluklar sonucunda, Osmanlılar ile iranlılar arasında savaş başladı. Şah Abbas, Osmanlıları yenerek Tebriz’i aldı (21 ekim 1603); Nahçivan’ı ele geçirdi ve Revan’ı kuşattı. Bu sırada Mehmed III öldü ve savaşlara oğlu Ahmed I devrinde de devam edildi.

Mehmed III devrinde Osmanlı devletinin mali ve İktisadi durumu, sürekli savaşlar ve Kapıkulu ocağı nizamlarının bozulması yüzünden iyi değildi.

Zaman zaman vergiler konuyor, bunları vermemek isteyen halk, ayaklanmalar çıkarıyordu, öte yandan maaşları aylardan beri verilemeyenlerin şikâyetleri dolayısıyla sık sık yeni para bastırılıyordu.

Sessiz, uysal ve çekingen bir padişah olan Mehmed III, Valide Safiye Sultanın etkisi altında kalmıştır. Ayasofya’da, Selim II türbesinin yanındaki türbede gömülüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir