İslam Edebiyatı

İslam Edebiyatı,İslâm dininin, doğu ve batı ülkelerinde yayılmaya başladığı çağlarda kaynağını dinde bulan bilimlerin yanı sıra onlarla belli noktalarda birleşen bir edebiyatın geliştiği, zaman zaman tasavvuf, felsefe, tarih dalları ile ortak konuları işlediği görülür.

VII. yy. ortalarında İran, Hint, Güneydoğu Anadolu, Mezopotamya, Türkistan gibi ülkelerde hızla yayılan, islâm ordularının başarıya ulaştığı her yerde bazen din, bazen tarikat ulularının dinle beslenen görüşleriyle gelişen islâm edebiyatı, bulunduğu bölgenin yerli inançlarıyla da kaynaşmış durumdadır.

Bu edebiyat İran’da eski iran dinlerinin biçim değiştirmiş gelenekleriyle; Hindistan’da Buddha’cılık ve Brahma’cılığın İslâmlıkta kaynaşmış özünden uzaklaşmış inançlarıyla yoğruldu. Eski anadolu ve ege dinlerinin, trakya mitoslarının derin etkisi altında kaldı. Sümer, asur, babil kültürlerinin kalıntılarından yararlandı. İbranî ve mısır dinlerinde geçen masalları yeni bir inancın ışığı altında değiştirerek, islâm dinine uygun bir yapıda işledi.

İslâm edebiyatı, kendinden önce gelen çok tanrıcı dinlerin sanat ve kültür ürünlerinden yararlandı; onların geliştiği ortamda onlardan ayrı nitelikte yeni bir bütün olarak ortaya çıktı. Bu edebiyat her bakımdan bir ümmet edebiyatı idi. işlediği konuları, kaynakları ne olursa olsun, çok kısa bir süre içinde soyutlaştırdı.

Güzellik, erdem, iyilik, yardım, dine bağlılık, eli açıklık, sevgi, ülkü, güven, dünyayı hiçe sayma, kendini Tanrı’ya adama, tanrı yolunda özünden, canından geçme, yiğitlik, başarı gibi değişik konularda birtakım yüceltilmiş örnekler (idealleştirilmiş tipler) ortaya koydu.

Bu konuda yarattığı eşsiz örneği kavramların anlatım gücü ölçüsünde, daha çok din açısından uygun görülen bir örgü içinde dokudu

Makame (küçük hikâye) ve Şiir

İslâm edebiyatının geliştirdiği başlıca sanat türleri makame denilen küçük hikâye ile şiirdir. Şiirin her türünde ana konu ya din veya kaynağını dinde bulan masallar, olaylar, hikâyelerdir.

Bütün hikâyelerin, masalların birleştiği ana konu, temel amaç, Tanrı’ya karşı duyulan derin sevginin insan davranışlarıyla kaynaşması sonucu ortaya çıkan ilâhı bağlılıktır. Gerek hikâyelerin, gerek masalların kaynağı ya Tevrat’ta veya eski iran, hint, arap halk masallarında geçen değişik olaylardır.

Bu hikâyeler de Yusuf ve Züleyha, Leylâ ile Mecnun, Vamık ile Azra, Veys ü Ramin, Ferhad ile Şirin, Hüsrev ile Şirin, Mühr ü Müşteri, Hüsn-ü Aşk, Hurşid ü Ferahşâd gibi dinî, tasavvu-fî aşk hikâyeleri, Mantık ut Tavr (Kuş Dili) gibi gene dinle, tasavvufla ilgili tabiat-üstü olaylar, kuşlarla, öteki hayvanlar ve insanlar arasında geçen konuşmalardır. Bütün bunlar şiirin dokusu içinde ortaya konur.

Makame denen küçük hikâyeler ise daha çok hikmetle ilgili değişik konuları işler. Her olaydan imanla, irfanla, aşkla. Tanrı ’ya olan içten bağlılıkla ilgili bir konu dile getirilir. Bu tür edebiyat ürünlerinde hikmetin özü, eserde yer almasının amacı dindir, Tanrı’dır, kaynağı Kur’an ve hadislerdir.

Kur’an ve Hz. Muhammed

İslâm edebiyatında, her bakımdan örnek insan Hz. Muhamed’dir. Bilgilerin, erdemlerin kaynağı Kur an’dır. İslâmlığın doğuşundan önce şairler daha çok din dışı konuları işler, geniş hayallere dalar, şarap, eğlence, kabilelerinin üstünlüğü, tapınılan putlar gibi islâm dininde yasaklanan konuları överlerdi.

Bazı şairler birer büyücü, bilici (kâhin) idi. Bazı şairler de Hz. Muhammed’in ortaya çıkarak İslâm dinini yaymaya başlaması üzerine onu yerdiler.

Bu yüzden Hz. Muhammed önce, Kur’an hükümlerine dayanarak şiire karşı çıktı, din dışı şiir yazan şairleri kınadı. Hz. Muhammed’in şiire karşı çıkışı, ilk yıllarında onu büyücü şairlere benzetmelerinden dolayı idi.

Özellikle yarışmalarda başarı kazanan ve Kâbe’nin duvarlarına asılan Yedi Askı (Muallakat-üs-Seb’a) gibi din dışı şiirlerin benimsenmesinden kaçınılıyordu. Daha sonra, Hz. Muhammed’i Öven, islâm dininden, Kur’an’ın erdemlerinden, Hz.

Muhammed’in, Tanrı’nın yüceliklerinden söz eden şairler çıkınca, şiir gözde bir sanat türü oldu. Bunun üzerine Hz. Muhammed tarafından «öyle şiir vardır ki hikmettir, öyle beyan vardır ki şiirdir» denerek bu sanat türü övüldü.

Münacaat,naat

Bundan sonra, şiirde Hz. Muhammed’i öven (naat), Tanrı’nın yüceliklerini, ululuklarını konu edinen (münacaat) yeni türler ortaya çıktı.

Divanların, tezkirelerin, tarihlerin, yazı ile ortaya konan bütün sanat ve bilim eserlerinin baş tarafına Hz. Muhammed’i, Tanrı’yı, din büyüklerini öven şiirler; mensur giriş yazıları koymak, esere onlarla başlamak bütün islâm ülkelerinde yaygın ve değişmez bir gelenek oldu.

Tanrı’nın adlarını (Esmaülhüsna) öven, konu edinen, Hz. Muhammed’in tutum ve davranışlarını, niteliklerini anlatan, doğumunu, ölümünü, savaşlarını, erdemlerini, öğütlerini işleyen manzum ve mensur edebiyat ürünleri çoğaldı.

Kaynağını Kur’an’da, hadislerde bulan birçok mezhep, tarikatlar doğunca onların yanı sıra gene din kavramlarını kullanarak manzum ve mensur eserler veren tasavvuf ve tekke edebiyatı gibi islâm dininin ilkelerine, genel kurallarına dayanan edebiyat türü gelişti.

Halifeler, din büyükleri, veliler, şeyhler, onlarla ilgili olaylar, menkıbeler birer edebiyat konusu oldu. Din büyükleriyle ilgili velâyetnameler, din uğrunda yapılan savaşlarla ilgili gazavatnameler ayrı edebiyat türü olarak gelişti.

İslâm dininin bütünlüğü içinde yer alan olaylar, bilim ve sanat kavramları, edebiyatın konusu, kullandığı malzeme sanat niteliği kazanınca öteki sanat dallarından ayrı olarak bir islâm edebiyatı ortaya çıktı, özel buluşları, deyimleri, sanat ürünleriyle kendini bir bütün olarak sürdürdü.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir