İsmail Hakkı Altınbezer Hayatı

İsmail Hakkı Altınbezer Hayatı  (1869-1946)- Hattat, tuğrakeş, müzehhib, ressam, gül yetiştirici ve Güzel Sanatlar Akademisi tezhib öğretmeni. İstanbul’da doğdu. Hattat (Ebü’l-hattatın) Mehmed İlmi’nin oğlu, Hattat Ali Şükrü’nün torunudur.

Aksaray Pertevniyal Valde Sultan İlkokulu’ndan ve 1887 yılında Fatih Otlukçu yokuşu ortaokulundan mezun oldu. 17 yaşında iken evlendi. Sülüs ve nesih yazıyı ilk öğretmeni olan babasından; tuğra, sülüs ve divanı celi yazıyı ise hattat İ. Hakkı Sami’den öğrendi.

Bab-ı ali’de 1890 yıhnda girdiği Divan-ı Hümayun’da baştuğrakeşliğe kadar yükseldi. Bu arada Güzel Sanatlar Okulu’na da devam ederek 1893 yılında resim bölümünü bitirdi.

Bu okuldaki öğretmeni Valery’dir. Tezhib dersini ise babasından ve müzehhib Burhaneddin Tokathoğlu’ndan aldı. Ayrıca 1900 yılından itibaren Üsküdar Lisesi güzel yazı ve Topkapı Ortaokulu resim öğretmenliği yapmıştır. 1903-1910 yılları arasında çalıştığı Galatasaray Lisesi yazı öğretmenliğinden istifa ederek ayrıldı.

1914 yıhnda İstanbul Darü’lmuallimin güzel yazı öğretmenliği ile tekrar işe başladı. 1924 yılına kadar bu görevine ek olarak İstanbul ve Üsküdar Kız Sanat Okulları, İstanbul ve Galatasaray liseleri yazı ve resim öğretmenliği yaptı.

1915 yılında Babıali Caddesi ve Cağaloğlu Yokuşu köşesinde Tersane Emini Yusuf Ağa Mektebi’nde (Şimdi Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları Satışyeri açılmış olan) Medresetülhattatin’e tuğra ve celi yazı öğretmeni olarak alındı. 1929 yılında yeni harflerin okunmasına kadar 14 yıl görev yaptı.

Müzeci Halil Ethem Eldem’in gayretiyle bu okulun yerine açılan Şark Tezyini Sanatlar Okulu’na 1930 yık başında tezhib öğretmeni (müzehhib), 1932 yılında müdür yardımcısı; 1936 yılında bu okul kapanıncaya kadar öğretmenliğe devam etmiştir.

1936 yılında bu okulun yerine açılan Güzel Sanatlar Akademisi’nde Türk Tezyini Sanatları şubesi tezhib öğretmenliğini ölümüne kadar on yıl sürdürdü. 1924 yılından sonra sakal bırakmıştır. Yıllarca devlet muahedenamelerini ve Reisicumhur namelerini yazdı. 19 Temmuz 1946 tarihinde İstanbul’da, Üsküdar’da İhsaniye’de 77 yaşında iken mide kanserinden vefat etmiştir.

Müzehhibin Türkçe karşılığı olan Altmbezer soy adım öğrencisi Necmeddin Okyay takmıştır. Mezarı Karacaahmet mezarlığında Çiçekçi durağı karşısında cadde üzerinde 8’inci adada, babasının mezarı yamndadır.

Mezartaşı vasiyeti üzerine Hattat Necmeddin Okyay tarafından Celi talik yazı ile yazılmıştır. Prof. Süheyl Ünver, Necmeddin Okyay, Yusuf Çapanoğlu, Sacit Okyay, Halim Özya-zıcı, Macit Ayral gibi tanınmış kişiler öğrencileridir. Üsküdar’da bir ilkokula Hattat İsmail Hakkı Bey İlkokulu adı verilmiştir.
Klasik ve Ata yolu (Türk Rokokosu) tezhibine güzel örnekler verdi.

Altınla işlediği (Zerendud) kendi celi yazılarının etrafına, Fossatı’nın “Usul-i Miman-i Osmani” adlı eserinden ilham alarak desenler çizdi. Celi sülüs, tuğra, divani ve celi divani yazılar yazmış ve portre resimler yapmış, hattat, tuğrakeş ve ressam idi. Meşhur gül yetiştiricilerden biridir.
Büyük hattat İsmail Hakkı Altunbezer, 1940 yılında kendisiyle yapılan bir konuşmada hayat hikayesini, hat ve tezhib sanatının inceliklerini, yazma eserlerin değerlerini ve bunların Avrupalılar tarafından nasıl toplanıp götürüldüğünü şöyle anlatıyor:

Bilhassa Boğazlardan geçen ecnebi gemilere verilen ve “izn-i’sefine” denilen fermanlara çektiğimiz tuğralar bizi çok yorardı. Düşününüz ki yalnız nişan beratları matbu idi.

Diğer bütün ferman ve emr-i alilere tuğraları biz çekerdik. Fakat ben sade tuğra ile uğraşmadım. Sanayi-i Nefise Mektebi resim, şubesinden de mezun olduğum için resim de yaparım, sonra bilhassa tezhiple uğraşırım.

Hayatta başka zevkim yoktur. En iyi arkadaşım yazıdır. Bakın altmışbeş yaşındayım. Hala… Mesela akşam eve gidince yemeği yer, odama çekilir, yazarım. Sabahleyin de saat dörtte kalkar, yine yazarım, yazarım… Ve yazarken bütün alemi unuturum, kıyamet kopsa duymam.

Gelirler, yemek hazır, derler. Bozan saatlerce beklerler, ben bir türlü kalemi elimden bırakamam. Hatta yazın arkadaşlarla gezmeğe gittiğimiz zamanlar yegane eğlencemiz yine yazıdır. Oturur bir kağıda ayrı ayrı yazar, altını imzalar, böylece vakit geçiririz. Hani fotoğraf çıkarırlar ya… işte onun gibi biz de yazı yazarız.

Ve ne zaman toplansak, eski üstatların yazılarını ortaya serer, onları biribirleriyle mukayese eder, böylece saatler geçiririz. Yani, bizim için hayatta yazıdan başka zevk, eğlence, meşgale yoktur. Bazan yolda güzel biryazıya tesadüf eder, dalar vapuru kaçırırım.

Tuğranın tarihi? söylerler ki, eskiden mahkemelerde imza yerine parmak basanlar gibi, padişahlardan biri bir gün, fazla meşgulken bir fermanın üzerine avuciyle beş parmağım basmış ve bu şekilde tuğra doğmuş… Ben bir tuğrayı elli altına, yani bugünkü hesapla 300 liraya, sattığımı bilirim. Kazasker Mustafa İzzet Efendinin 60 sene evvel yazmış olduğu bir Kur’an-ı Kerim bu yakınlarda 800 liraya satıdı.

Hala yeryüzünde rakibimiz yoktur. Ne dün, ne bugün, ne yarın… Bu sanat bizimdir ve Cumhuriyet hükümetimizin aldığı yerinde ve esaslı tedbirler sayesinde ölmeyecek sonuna kadar bizim kalacaktır. Bakın, Mısır’da bu işlerle uğraşanlar az değildir ama, bir türlü bize yetişebilmek istidat ve kabiliyetini gösteremiyorlar.

Geçenlerde vefat eden Mısırlı Abbas Hilmi Paşa’nın mezar taşım bile gelip bana yazdırdılar. Ve boyuna gelip bizden yazı ister dururlar. Hele tezhipte büsbütün acemidirler. Ancak yazık ki, birçok eski Türk eserleri bugün Avrupa müzelerini süslüyorlar.

Vaktiyle gelmişler, buradan alıp alıp götürmüşler. Almanlar hala soruyorlar: Hafız Osman’ın yazdığı Kur’an’lardan var mı? diye. Yok! dedik. Hoş olsaydı da, kim verirdi? Geçti artık o günler.

Tezhip daha fazla yorucudur ve daha çok zevk ve sanat ister. Hatla meşgulken, insan, saatlerle, sabahtan akşama kadar çalışabilir. Tezhipte ise nihayet beş saat meşgul olabilir, sonra gözleri sulanır. İyi bir tezhip eseri üzerinde sanatkarın altı ay çalışması icap eder.
Ancak tezhip her yerde, daima geçen bir sanattır.

Mesela para çantanızdan, kibrit kutunuzdan, gözlüğünüzden tutun, küçük büyük bütün eşyanıza daima tatbik edebileceğiniz en güzel sanattır.
Galiba biraz kumara benzer işimiz… Müptelası bir türlü kendini kurtaramaz. Bir küçücük farkı var, sade: Birinde karşıdakinin parası yenir.

Biz ise gözlerimizin nurunu yeriz. Bir çoğu kapanın elinde kalmıştır. Bazıları ise lehülhamd gayr-i menkul bir vaziyettedir. Mesela Selimiye, Edirnekapı, Zeynep sultarı, Abdihasan ve son defa tamir edilen Beyoğlu’ndaki Ağa Cami’nin kubbe yazıları benimdir. Daha da birçokları vardır.

Fakat bir kısmı da vardır ki, bana hazineler teklif etseler asla kimseye vermem. Neden, niçin? Bunlar pek mi kıymetli şeylerdir, doğrusunu söyleyeyim ki, onu ben de bilmem. Fakat onlan bir evlat gibi severim.

İsmail Hakkı Altınbezer Eserleri

1- Riyaset-i Cumhur mühürü.
2- Mermer üzerine VI. Mehmed Vahdeddin tuğrası Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde).
3- V.Mehmed tuğrası.
4- Üsküdar’da Selimiye Camii kubbe yazısı.
5- Edirnekapı’da Mihrimah Sultan Camii kubbe yazısı
6- Zeynep Sultan Camii kubbe yazısı
7- Fener’deki Abdi subaşı Camii kubbe yazısı
8- Beyoğlu’ndaki Ağa Camiinin duvar ve kubbe yazıları.
9- Afyon’da cami Ciharyar yazıları
10- Bebek Camii kapı kitabesi
11- Bakırköy Camii kapı kitabesi.
12- Bostana Camii kapı kitabesi.
13- Kabe yazısı
14- Şemsi Paşa Camii kuşağı (Üsküdar’da)
15- Sadrazam Mahmud Şevket Paşa Türbesi kitabesi.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir