İsveç

İsveç hakkında ansiklopedik bilgi,Ülkenin sınır komşuları batı ve kuzeyden Norveç, doğudan ise Finlandiya’dır. İsveç bunun dışında güneyinde yer alan Öresund Köprüsü ile Danimarka’ya bağlıdır. 450.000 km².Nüfus : 9.234.209.

İsveç, meclis sistemine sahip, meşruti monarşi ile yönetilen bir ülkedir. Ekonomi bakımından gelişmiş bir ülke olan İsveç, The Economist’in Demokrasi İndeksi’ne göre birinci sırada olup, Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişme Endeksi’ne göre de yedinci sıradadır. Ülke bunun yanında 1 Ocak 1995 tarihinden beri bir Avrupa Birliği ülkesidir.

İsveç, Ortaçağ’dan beri bağımsız ve tek bir ülkedir. Modern merkezi yönetim ise ilk defa 16. yüzyılda Gustav Vasa’nın kral oluşuyla başladı. 17. yüzyılda ülke İsveç İmparatorluğu’nu kurmak adına genişletildi.

Ancak İskandinavya dışında fethedilen yerlerin büyük bir kısmı 18. ve 19. yüzyıllarda kaybedildi. İsveç’in bugün Finlandiya’da kalan doğu yarısı 1809’da Rusya tarafından ele geçirildi. İsveç’in yer aldığı son savaş ise 1814 yılında gerçekleşti.

Bu savaş, İsveç’in, komşusu Norveç’i tek bir ülke altında birleştirmeye zorlamasıyla baş gösterdi. Kurulan birlik 1905 yılına kadar sürdü. 1814’ten beri İsveç, barış politikası izlemekte ve savaşa dayanmayan bir dış ilişkiler siyaseti gözetmekte, çıkan çoğu savaşta tarafsız kalmaktadır.

İsveç Coğrafi Özellikleri

İsveç, Kuzey Avrupa’da, Baltık Denizi ile Botni Körfezi’nin batı kıyılarında yer alır. Bu nedenle İsveç oldukça uzun kıyılara sahiptir. Bu özellikleriyle İsveç, İskandinavya yarımadasının doğu yakasını oluşturur. Ülkenin batısında ülkeyi Norveç’ten ayıran İskandinavya dağ sırası (Skanderna) yer alır.

Ülkenin batısında Norveç, kuzeydoğusunda Finlandiya, güneybatısında Skagerrak, Kattegat ve Öresund boğazları, doğusunda Baltık Denizi yer alır.

Ülkenin ayrıca Danimarka, Almanya, Polonya, Rusya, Litvanya, Letonya, ve Estonya ile deniz sınırları yer almaktadır. Bununla beraber Danimarka ile İsveç arasında yer alan Öresund Köprüsü, ülkeleri birbirine bağlar.

Sahip olduğu 449.964 km2’lik toprak ile İsveç, dünyanın elli beşinci, Avrupa’nın beşinci, Kuzey Avrupa’nın en büyük ülkesidir. Ülke ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinden biraz daha büyük, Özbekistan ile yaklaşık aynı yüz ölçümüne sahiptir. İsveç, 2008 itibariyle 9.5 milyonluk bir nüfusa sahiptir.

İsveç’te rakımı en düşük nokta, Kristianstad kenti yakınındaki Hammarsjön Gölü’nde bulunan körfezde olup -2.41 m kadardır. Aynı şekilde ülkenin en yüksek noktası 2.111 metre ile Kebnekaise’dir.

İsveç yirmi beş adet bölge (landskap) barındırır. Bunlar; Bohuslän, Blekinge, Dalarna, Dalsland, Gotland, Gästrikland, Halland, Hälsingland, Härjedalen, Jämtland, Laponya, Medelpad, Norrbotten, Närke, Skåne, Småland, Södermanland, Uppland, Värmland, Västmanland, Västerbotten, Västergötland, Ångermanland, Öland ve Östergötland şeklindedir.

Bu bölgeler herhangi bir yönetimsel durum teşkil etmezken, halkın kendilerini tanımlamakta kullandıkları birer isimden ibarettir.

Bu bölgeler, üç ana bölümü (land) oluşturur. Bunlar kuzeydeki Norrland, ortadaki Svealand ve güneydeki Götaland topraklarıdır. Norrland, oldukça seyrek bir nüfusa sahipken, ülkenin yüz ölçümü bakımından yüzde altmışını kapsar.

İsveç’in topraklarının yüzde on beşi, Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alır. Yine güney İsveç tarımsal olarak ileriyken, kuzey bölgeler ise yoğun ormanları sayesinde ormancılığa el verişlidir.

Ülkedeki en fazla nüfus yoğunluğu, günebatıdaki Öresund bölgesi ile başkent Stokholm yakınlarındaki Mälaren Gölü çevresinde yer alır. Gotland ve Öland adaları İsveç’in en büyük iki adası olup, her ikisi de güneydoğu kıyılarda bulunur. Aynı şekilde Vänern ve Vättern gölleri İsveç’in en büyük iki gölüdür. Vänern Gölü, Kuzey Avrupa’nın en büyük, Avrupa’nın ise Ladoga ve Onega göllerinden sonra üçüncü büyük gölü olmasıyla da bilinmektedir.

İsveç İklim Özellikleri

İsveç, Sibirya ile aynı enlemde yer almasına karşın ılıman bir iklime sahiptir. Ülkede yıl boyunca dört mevsim ve yumuşak hava olayları belirgin bir biçimde görülebilmektedir. Ülke üç farklı iklim kuşağına ayrılmaktadır. En güneydeki bölgede okyanus iklimi, orta bölgede nemli karasal iklim, kuzeydeki bölgede ise subarktik iklim görülmektedir.

İsveç, kendiyle aynı, hatta kendinden alçak enleme sahip birçok yerden daha ılık ve sıcaktır. Bunun nedeni Gulf Stream okyanus akıntılarıdır.

Örnekle; orta ve güney İsveç, Rusya’nın ve Kanada’nın birçok bölümünden daha sıcaktır.

Yine yüksek enlemlerde bulunması, ülkenin gündüz uzunluklarını oldukça çeşitli kılmaktadır. Ülkenin Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alan bölgesinde yaz boyunca güneş batmazken, kışları da hiç güneş doğmaz. Yine güneydoğuda yer alan başkent Stokholm’de haziran ayında on sekiz saat gündüz görülür.

Ancak yine bu kentte aralık ayında sadece altı saat gündüz yaşanır. Ülkenin büyük bölümü yıllık 1,600 ila 2,000 saat arasında gün ışığı alır.

Ülkedeki sıcaklıklar kuzeyden güneye oldukça farklılık gösterir. Güney ve orta bölgeler ılık yazlara ve soğuk kışlara sahiptir.

Bu bölgelerde yazın hava sıcaklığı ortalama 20 ila 25 °C’ye kara çıkar, Daha serin yazlar ile uzun, sert kışların görüldüğü ülkenin kuzey bölgelerinde hava genelde eylülden mayısa kadar donma noktasının altındadır.

Tüm İsveç’te nadiren görülen sıcak hava dalgaları nedeniyle yıl içinde kuzey de dahil olmak üzere yazın hava sıcaklıkları 25 °C’nin üzerine çıkar.

Ülkede görülmüş en yüksek sıcaklık 1947 yılında Målilla’da ölçülmüş olup 38 °C kadardır. Aynı şekilde en ölçülmüş en düşük sıcaklık ise 1966’da Vuoggatjålme’de ölçülmüş olup -52.6 °C kadardır.

İsveç Tarihi

Adı ilk olarak Tacitus’un Germania adlı eserinde (M.S. 98) geçen İsveç’e Cilâlı Taş devrinde (M.ö. 4000) yerleşildi.

Akdeniz ülkeleriyle yapılan amber ticareti sayesinde ülkede bakır kullanılmaya başlandı (M.ö. 1800’e doğr.). M.S. IV. yy.da bazı germen kabileleri kıtaya göçtü, fakat bazıları da ülkeden ayrılmadı; güneyde askerî önderlerin (hövdingar) yönettiği küçük krallıklara bölünmüş Gotlar yaşıyordu.

Bir deniz krallığı (Svearike) kuran Svearlar kabilesi (Mâlar bölgesi),Gotları Bravalla’da yendi ve metbuluğunu kabul ettirdi.

İsveç krallığı kurulmuştu; ama henüz, lagman’ların yönettiği kamu meclislerinde (thing) hür vatandaşların toplanarak barış, savaş, kanun ve vergiler konusunda tartıştıkları muhtar illerden meydana gelen bir federasyondu. Başrahip, kamu huzurunun koruyucusu ve başkumandan olan kral, ancak kraliyet ailesi üyelerinden seçilirdi. Uppsala krallığın din merkezi ve başkenti, Birka ise büyük ticaret merkeziydi.

Vikingler (800-1060)

IX. yy.da İsveçliler, Normanların Batı Avrupa’ya yaptıkları akınlara katıldılarsa da, özellikle Doğuya yöneldiler.

Riurik’in kumandası altında Roslag savaşçıları (veya Varegler) Novgorod ve Kiev prensliklerini kurdular; Baltık denizini İstanbul’a ve İslâm ülkelerine bağlayan denizaşırı ticarete katıldılar; hattâ Volga’nın ağzında, Hazar denizi yoluyla Bağdat ile ticaret yapan bir vareg üssü kurdular.

X. ve XI. yy., Norveç ve Danimarka ile zaman zaman sülâle çatışmaları, zaman zaman da ittifak ve siyaset birliği dönemleriyle geçti. Anschaire’in, Birka’da yaymaya başladığı (830) Hıristiyanlık, ancak kral Olof Skötkonung’un Hıristiyanlığı kabul etmesinden (1008) sonra gelişmeye başladı.

Oğlu Anund (1022-1050) ülkenin Hıristiyanlaşmasına katkıda bulundu ve Danimarka kralı Knud I’in ihtiraslarını sınırlayabilmek için Norveç kralı Olav II Haraldsson ile ittifak yaptı. Kardeşi Yaşlı Edmund’un (1050-1060), ölümünden sonra sülâlenin sönmesiyle, Viking seferleri de son buldu.

Kilisenin Zaferi (1060-1250)

Bunun üstüne Stenkil sülâlesiyle (Vastergötland), Sverker (östergötland) ve Erik (Svealand) sülâlelerini taht mücadelesinde çatıştıran savaşlar başladı. 1060’tan yaklaşık olarak XII. yy. başlangıcına kadar İsveç’e hâkim olan Stenkil’in yerine, İsveç kilisesinin desteklediği Sverker I (1130-1156) geçti.

Sverker I’i, XI. yy. sonunda hâlâ çok canlı olan Paganlığa karşı kesin mücadelesinde destekleyen cistercium tarikatı rahipleri onun kesin bir zafer kazanmasına katkıda bulundular (Linköping Din meclisi, 1152). Sverker’in rakibi olan ve ölümünden sonra yerine geçen Aziz Erik IX (1156-1160), pagan Finlandiyalılara karşı, Finlandiya’nın fethiyle (1157) sonuçlanan bir savaş açtı.

Uppsala başpiskoposluğunun kuruluşundan (1164) beri muhtar olan İsveç kilisesi, önemli imtiyazlar elde etti (1248). Bu arada kilisenin gelişmesinin işine yarayan sülâle kavgaları devam etti; birçok kişi öldürüldü ve taç 1167’den 1222’ye kadar Aziz Erik ile Sverker’in sülâleleri arasında el değiştirdi.

Ama çatışmalar İktisadî gelişmeyi engellemedi; Knut Eriksson (1173-1196), XII. yy.da Bergslag madenlerinin işletilmesi için Almanlara başvurdu ve Lübeck ile ticaret sözleşmeleri imzaladı.

Folkunglar (1250-1363) ve ilk varisleri (1363-1389). Erik Eriksson ölünce (1250), kayınbiraderi Birger Jarl, Folkung’lar sülâlesini kurdu.

Krallığa oğlu Valdemar’ı seçtirdi; kendisi naip, gerçekte ise ülkenin tartışmasız hâkimi olarak Finlandiya’nın güneyini işgal etti (1249-1250), Stockholm’ü başkent yaptı, yasamayı birleştirdi, bakır işletilmesini ve Hansa’nın ticaret acentası bulunan şehirlerde (Visby, Stockholm v.b.) alınanların yerleşmesini destekleyerek ticareti geliştirdi; böylece Almanca, krallığın ticari dili haline geldi.

İkinci oğlu Magnus Ladulos (1275-1290), İsveç’e derebeylik kurumlarını getirdi ve İsveç ordusunun temeli olan süvari sınıfını kurdu; meclis hükümetin temel organı haline geldi; ayrıca, emirname ve kararnameler kullanımını yaygınlaştıran kralın artık thing’lere danışmaya ihtiyacı kalmamıştı. Böylece her ikisine de avantajlar sağlanan aristokrasi ve monarşi barış içinde yaşıyordu.

Ama kadetler için yurtluklar meydana getiren monarşi zayıflamaya başladı; ayrıca Birger Magnusson (1290-1318) ve Magnus VII Eriksson’un (1319-1365) ergin olmadıkları uzun dönemlerden de zarar gören monarşi, önce özel menfaati (köylülerin toprakları dışına çıkamaması, 1303), ama aynı zamanda da kamu menfaati (Kançılar Philippus Ragualdisson’un batı kamu hukukunu ülkeye sokması) için idareyi aristokrasinin eline bıraktı.

Bu gelişme, Novgorod ülkeyi tehdit edince Güney Finlandiya’nın işgalini engellemedi (Büyük Karjala savaşı [1293-1323] ve Pahkinasaari barışı).

Aynı zamanda 1319’da oğlu Magnus VII Eriksson’u İsveç ve Norveç kralı ilân ettirmeyi başaran Birges Magnusson’un baldızı Ingebor, krallığın itibarını kısmen yeniden sağladı; Ingebor naip olunca Skane’yi de aldı (1332), böylece zaten Finlandiya’nın hâkimi olan oğlu, İsveç, Norveç ve Skane kralı oldu.

1343’te Magnus VII’nin küçük oğlu Haakon VI Norveç kralı olmayı başarınca, birlik kesinlikle dağılacak gibi göründü; ayrıca İsveç 1346 veba salgını ve Magnus’un büyük oğlu prens Erik’in isyanı (1355) yüzünden de zayıflamıştı. Mecklemburg’lu Albrecht’in desteklediği Erik, krallığın yarısının kendisine bırakılmasını sağladı (1356-1359).

Bununla birlikte, birleşme imkânları Erik’in ölümüyle (1359) tekrar belirdi; çünkü yerine geçen Norveç kralı Haakon VI, Danimarka kralı Valdemar IV Atterdag’m büyük kızı ve vârisi Marguerite ile evliydi. Ama üç İskandinav krallığının birleşmesinden (1394) önce İsveç, Valdemar IV’ün kurbanı oldu; gerçekten de Valdemar IV, Skane, Halland, Blekinge, öland ve Gotland’ı işgal etti ve Vidby’yi kesinlikle yok etti (1360-1361).

Bozgunu, Magnus VII’nin yeteneksizliğine yükleyen İsveçliler, onu tahttan indirerek (1362) yerine oğlu Haakon VI Magnusson’u geçirdiler ve böylece İsveç-Norveç birliğini yeniden kurmuş oldular; ama Haakon VI babasıyla barışınca, 1363’te Mecklemburg’lu Albreaht’i hükümdarlığa getirdiler.

Haakon VI’nın ölümüne (1380) ve Hansa’nın desteğine rağmen yeni hükümdar, Lübeck’in dış ticareti ele geçirdiği ve aristokrasinin gerçek iktidarı 1386’ya kadar elinde tuttuğu İsveç’te otoritesini sağlayamadı.

Danimarka ve Norveç naibi Margrethe’nin İsveç’teki müdahalesi, Mecklemburg’lu Albrecht’in bozguna uğraması ve esir edilmesiyle (1389) sonuçlandı. İsveç naibi olan Margrethe, dört İskandinav ülkesinin ilk olarak tek bir otorite altında toplanması nı gerçekleştirdi.

Kalmar Birliği (1397-1523)

Varis olarak küçük yeğeni pomeranyalı Erik’i seçen Margrethe, onu önce Norveç (1389), sonra İsveç ve Danimarka (1396) kralı ilân ettirdi; üç krallığın bu tek şahıs elinde birleşmesini her krallık temsilcisinin hukuken onaylamasını (Kalmar birliği, 1397) ve krallığa Erik’in soyundan gelenlerin, hiç değilse de üç ülkenin ortaklaşa seçeceği bir kimsenin geçmesini kabul ettirdi.

Margrethe hüküm sürdükçe nüfuzu, İsveç’in birlikten ayrılmasına engel oldu. Ama ölümünden (1412) sonra Erik, sonu yenilgiyle biten Holstein savaşını başlatarak, vergileri ağırlaştırarak ve Danimarkalı valilere aşırı yetkiler vererek isveçliler arasında hoşnutsuzluk uyandırdı.

Bu yüzden demir ihraç etmeleri engellenen dalarnalı maden sahipleri Engelbrekt yönetiminde ayaklandılar (1434).

Engelbrekt, Arboga’da soylular, rahipler, burjuvalar ve köylülerden meydana gelen bir meclis topladı (1435); bu ilk Riksdag, Engelbrekt’i krallık naibi ilân etti; Erik, ismen kral olarak kalıyordu.

Ama Engelbrekt bir soylu tarafından öldürülünce (1436), yerine naipliğe Karl Knuttson adlı bir aristokrat getirildi (1439); Gotland’a kaçan (1436) Erik’ni yerine geçen yeğeni Bavyera’lı Cristoph birliğe hâkim oldu (1441-1488).

Christoph varis bırakmadan ölünce İsveçliler tahta birkaç kere (1445-1457; 1464-1465; 1461-1470) Karl Knutsson’u (Karl VIII), Danimarkalılar ise Oldenburg’lu Christian I’i (1448) getirdiler.

Sonra İsveç millî muhalefetinin başına Sture’ler geçti; Büyük Sten Sture, Christian I’i Brunkeberg’de yendi (1471); naip olunca, köylülerin desteğini kazandı, ama birlik taraftarı rahip sınıfıyla çatıştı ve Danimarka kralı lohan’ı İsveç kralı olarak tanıdı (1483); fakat gerçek iktidarı elinde tuttu.

Sten Sture, İsveç’i istilâ denemesine girişen Rusları püskürttü (1495); ama iktidarı Johan’a kaptırdı ve Finlandiya’ya kaçtı; bu geçici bir başarıydı; çünkü Holstein’da güç duruma düşen (1500) Johan İsveç’i Sture ailesinden naiplere bıraktı.

Küçük Sten Sture ıSvante’nin oğlu, 1512-1520), Uppsala başpiskoposu Gustaf Trolle’nin muhalefetiyle karşılaşınca, Gustaf’ı başpiskoposluktan indirdi (1517).

Gustaf, bunun üstüne Danimarka kralı Christian II’den yardım istedi; başlangıçta başarılar kazanan (1518) Sten Sture, sonunda Bogesund yakınında, Asunden gölünde Christian II’ye yenildi (şubat 1520). ölümüyle İsveç çöktü; Gustaf Trolle serbest bırakıldı, Christian II’nin krallığı onaylandı ve İskandinav birliği son defa tekrar kuruldu

Bunun üstüne yeni hükümdar, Gustaf Trolle’nin isteğine uyarak 1520 kasımında «Kanlı Stockholm olaylarını» başlatma hatasını işledi: İsveç ile Danimarka arasında aşılması imkânsız bir uçurum açılmış oldu.

1521’de kanlı olayların kurbanı Erik johansson Vasa’nın oğlu Gustaf Vasa yönetiminde, Smaland’da,özellikle Dalarna’da ayaklanmalar oldu. Smaland ve Vastergötland soyluları, Dalama madencileriyle birleşti ve sonunda Gustaf Vasa, Danimarka’lıları İsveç’ten kovarak birliğe son verdi (1523).

Reform dönemi (1523-1611)

İsveç kralı (1523-1560) seçilen Gustaf Vasa, ülkesini bağımsızlığa kavuşturdu. 1521’den itibaren Alaus Petri’nin Stockholm’de yaymaya başladığı reform, önce alman, sonra İsveç burjuvalarınca benimsendi.

Vâsteros Riksdag’ı sırasında (1527) Gustaf Vasa, İsveç kilisesini devletleştirdi, mallarını boş olan hazine ve asiller arasında bölüştürdü; böylece reprise hakkını elde eden soylu sınıf reformu benimsedi. Ama Roma ile ilişkiler kesinlikle ancak Olaus Petri luther’ci reformu başarıya ulaştırınca (örebro kon-sili, 1529) kesildi.

Kral, Almanların imtiyazlarını ve ticarî tekellerini kaldırdı; 1524-1542 arasındaki karışıklıklara rağmen ekonomi gelişti. Gustaf devleti yeniden teşkilâtlandırdı ve tacın soydan geçeceğini onaylattı (1544 Riksdag’ı).

Limanlarını Moskova ile Batı arasındaki ticaretin uğrağı haline getirmek isteyen Erik XIV (1560-1568) önce Tallin’i ele geçirdi (1561); sonra Danimarka boğazları ile Moskova’nın denize açıldığı bölge olan Narva’yı kontrolü altına almak istedi (1562), Ama yedi yıl süren bir savaşta (1563-1570), Lübeck, Danimarka ve Polonya, Gotland’ı alarak Narva’da seyrüsefer serbestliğini kabul ettirdiler (Stettin barışı, 1570).

Durumdan hoşnut olmayan İsveç soylularının ileri-gelenleri Erik XIV’ü tahttan indirerek yerine kardeşi Johan III’ü (1568-1592) geçirdiler.

Johan III, doğuda Pskov ve Novgorod’a (Narva’nın alınması 1581; Estonya’nın kesinlikle ele geçirilmesi 1595) ve kuzeyde Arhangelsk yolunu kontrol etmek amacıyla Doğu Laponya’ya doğru hareketi yeniden başlattı. Bu arada da Katoliklik taraftarı olduğundan.

Uppsala’daki protestan üniversitesini kapatarak tehlikeli bir siyasî ve dinî buhrana sebep oldu; Polonya kralı (1587) Sigismund I Vasa İsveç kralı olarak (1592) ülkede Katolikliği yerleştirmeye kalkışınca buhran arttı. Bunun üzerine Söderköping Riksdag’ının (1595) naipliğe getirdiği Sigismund’un amcası Karl, sonunda Karl IX adıyla İsveç kralı ilân edildi (1607-1611).

Kari IX, Polonya (Livonya için savaş), Rusya (Moskova’nın alınması) ve Danimarka’ya savaş açtı; Danimarka, Gustaf-Adolfun, durumu ülkesi yararına sağlamlaştırmasını engelleyemedi.

Gelişme dönemi (1611-1618)

Bir ticaret filosuna sahip olan Gustaf II Adolf (1611-1632), Baltık denizini bir İsveç gölü haline getirmeyi tasarlıyordu.

Danimarka’ya pahalıya mal olan bir barış imzalayınca (1613), Rusya’dan Ingria ve Doğu Karelya’yı aldı; ama Novgorod’dan ve Beyaz denize doğru genişlemekten (Stolbova [Stolbovo] 1617) vaz geçmek zorunda kaldı.

Meclisi, kançıları (Axel Oxenstierna), Riksdag’ı ve soyluları hükümete sıkıca bağlayarak devleti sağlamlaştırdı.

Bir yüksek adalet divanı kurulması (1624), Uppsala üniversitelerinin, ordunun ve ekonominin (ba kır ve demir madenlerinin geliştirilmesi) yeniden teşkilâtlandırılması, hükümdara ülke sınırlarını büyük ölçüde genişletme imkânı sağladı.

Gustaf II Adolf, Polonya Prusyası’nı işgal etti (1626) ve Otuzyıl savaşına (1630) başarılı bir müdahalede bulundu.

16 Kasım 1632’de Lützen’de ölünce, tahta altı yaşındaki kızı Kristin çıktı (1632-1654); Oxenstierne naip oldu; o sırada aristokratik bir anayasayı kabul eden (1634) İsveç, Almanya’daki ordularını geri çekmedi (1635-1642) ve Danimarka’ya Brömsebro barışını (1645) kabul ettirdi.

İktidardan naibi uzaklaştıran kraliçe Kristina ve Karl X Gustaf (1654-1660), İsveç’i Danimarka’nın aleyhine Baltık denizine ve boğazlara hâkim kılan Vestfalya (1648) ve Roskilde (1658) antlaşmalarıyla bu siyasetin meyvelerini topladılar.

Bornholm ve Trondheim’in kaybedilmesine rağmen (Kopenhag barışı, 1660) İsveç, büyük bir devlet haline geldi; Oliva antlaşmasıyla (1660) Polonya, isteklerinden vaz geçti.

Ama Fehrbellin’de yenilen (1675) İsveç, aslında Saint-Germain-en-Laye antlaşmasından (1679) kârlı çıktı; bu antlaşma ile Louis XIV, Brandenburg ve Danimarka’yı fethettikleri toprakların büyük kısmından vaz geçmeye zorlamış ve Brandenburg sadece Doğu Pomeranya’yı muhafaza etmişti.

Ama İsveç’te soylu sınıf, Devlet konseyini kontroluna aldı; tacın mallarını ele geçirdi; hattâ kralların ordu masraflarını karşılayabilmek için aşırı bir hale soktukları vergileri toplama hakkını bile kazandı. Soylular hür köylülerle yancıları gayrimeşru bir şekilde eşit saydılar. Konseyin mücadele ettiği sınırlamayı Karl XI gerçekleştirdi (1680).

Soylu sınıf artık doğrudan doğruya saraya bağlıydı; Krallık konseyi bir yönetim aracı haline getirildi ye Rigsdag, kralı 1634 Anayasasının bağlarından kurtararak ona kanun koyma hakkını verdi (1682).

O tarihten itibaren Karl XI (1660-1697) ve Karl XII (1691-1718) faal ticaret sayesinde, zenginliği sağlamlaşan bir devletin mutlak hükümdarları olarak ülkeyi yönettiler.

Ama Kuzey savaşına sürüklenen Karl XII, Poltava bozgunundan (1709) sonra İsveç’in Baltık denizindeki hâkimiyetini kaybetmesine sebep oldu. Frederiksborg antlaşmasıyla (1720) Sund üstündeki hukuk muafiyetini kaybeden İsveç’ten, Nystad (Uusikaupunki) antlaşmasıyla Karjala ve Baltık eyaletleri koparıldı (10 eylül 1,721).

Hürriyet çağı (1118-1772)

Karl XII’nin ölümünden (1718) sonra, kız kardeşi Ulrika-Leonora (1718-1720), sonra da Leonora’nın kocası Hessen’li Frederik I (1720-1751), iktidarı soyluların yönettiği Riksdag ile üyelerini bu meclisin tayin ettiği konseye bırakan 1719 Anayasasını kabul etmek zorunda kaldılar.

Ama Riksdag’ın siyasi etkisizliği İsveç’e yeni düşüncelerin serbestçe girmesine yolaçtı; alman pietizmi (protestan tarikatı); etkisi özellikle XVIII. yy.da duyulan fransız rasyonalizmi.

Kançılar Arvid Horn’un düzene soktuğu ekonomi, tarım ve ticaret alanında yeni fikirlerden yararlandı; bu İktisadi gelişme Takkeler’i tutan ve imtiyaz taraftarı Şapkalar’a. karşı olan barışçı parti başkanı Horn’un çekilmesinden (1738) sonra da devam etti.

Sanayi korundu; ticaret geliştirildi (İsveç Doğu Hindistan şirketi, 1731); köylülerin mülk sahibi olması, küçük toprakların birleştirilmesine başlanması (XVIII. yy. ortası) ve tohum ticaretinin serbest bırakılması yle tarım desteklendi; ayrıca genel ekonomi, 1749’dan itibaren dönem dönem yapılan ve ülke nüfusunun kesin bir. şekilde çoğaldığını ortaya koyan sayımlardan yararlandı. Bu şartlar altında ve mali sıkıntılara rağmen üretim 1720-1815 arası yüzde 75 oranında arttı.

Bu gelişmeyi Şapkaların iktidara gelişi de engellemedi. Şapkalar ülkeyi Ruslara karşı (1741) Finlandiya’nın güneyinin kaybedilmesiyle sonuçlanan (Turku barışı, 1743) bir savaşa ve Prusya’ya karşı (1756-1763) yenilgiyle biten Yedi yıl savaşına sürüklendi.

Bir saray partisi kuran kral Adolf-Frederik’in (1751-1771) yönettiği hükümet darbesini savuşturan Şapkalar iktidarı 1765-1769 arasında ve 1771’de Takkeler’e kaptırdılar. Ama ülke anarşiye yuvarlanacak gibi göründüğü sırada Gustaf III, duruma sertlikle elkoydu.

Gustaf Destanı (1771-1814)

Kargaşaya son vermekte kararlı olan Gustaf III (1711-1792), hükümet darbesine başvurdu. Halkın ve ordunun desteğiyle meclis üyelerini tutuklattı, meclis ve Riksdag’ın imtiyazlarını azalttı (ağustos 1772).

Aydın bir despot ve filozof bir kral olan Gustaf III, mâliyenin yeniden kurulmasını destekledi (1776), hoşgörü siyasetini ilân etti (1781); ama soyluların muhalefeti, Rusya ile yapılan savaş (1788), finlandiyalı ve isveçli subayların Katerina II’ye başvurması üzerine birlik ve güvenlik aktiyle (ocak 1789) mutlakıyeti yeniden kurdu ve kamu görevlerine soylularla soylu olmayanların eşit haklarla gelebilme hakkını sağladı.

Zamanında İsveç, bilginleri ve filozoflarıyla (Scheele, Linne, Celcius, Svvedenborg), XVIII. yy.’daki büyük fikir hareketine katıldı. Gustaf III’ün öldürülmesinden (1792) sonra tahta çıkan Gustaf IV (1792-1809), önce Napolyon ile (1805-1807), sonra Rusya ile (1808) çarpıştı ve Finlandiya’yı kaybetti (1808).

Bunun üzerine kralı deviren Adlercreutz (mart 1809), yerine Karl XIII’ü (1809-1818) tahta çıkardı. Karl XIII, Rusya, Danimarka ve Finlandiya ile barış yaptı; kuvvetlerin ayrılmasını öngören bir anayasa kabul etti (1809).

Çocuğu olmadığından kendine vâris olarak önce Augustenborg prensi Christian-August’u (1809-1810), sonra fransız mareşali Bernadotte’u (1810) seçtirdi. Berna; dotte hemen, İsveç’i Napolyan’a karşı nihai bir savaşa soktu.

Norveç ile Birleşme (1814-1905)

Bernadotte, bu tutumuyla Danimarka’nın İsveç’e, kaybedilen Finlandiya’ya karşılık Norveç’i vermesini sağladı (Kiev antlaşması, 14 ocak 1814).

Bernadotte, 1818’de Karl XIV adıyla kral olunca bir para istikrarı ve tarafsızlık siyasetini başlattı (1840). İçte, mutlakıyetçiliği liberal muhalefetle çatıştı; bu muhalefeti kırmayı denediyse de, sonunda anayasada reform yaparak (1840), devlet konseyini yedi özel bakanlığa bölünmüş bir kabine haline getirmek zorunda kaldı.

Liberal gelişme Oskar I (1844-1859) zamanında da devam etti; Oskar I, 1848 devrimini savuşturdu ve Iskandinav’cılığa karşı sempatisine rağmen Almanya’nın tehdit ettiği Danimarka lehine ihtiyatlı bir müdahaleyle yetindi (1848).

Kırım savaşında tarafsız kalmakla birlikte Rusya’nın Aland adalarındaki askerlerini çekmesini sağladı (Paris kongresi, 1856).

Ayrıca hızlandırdığı ülkeyi modernleştirme işini Karl XV de devam ettirdi: çeşitli mezheplere karşı dinî hoşgörü (1859); mahalli idarenin ve ceza hukukunun değiştirilmesi (1862); serbest mübadele sisteminin kabulü (1864-1865); dört sınıfın kaldırılması ve ancak vergi mükelleflerince seçilen ve yeni Riksdag’ı meydana getiren iki meclisin kurulması (1866). Riksdag kısa zamanda Lantmanna partisine (Tarım partisi) bağlı köylülerin eline geçti (1867).

Oskar II (1872-1907) zamanında Tarım partisinin etkisi çoğaldı; hattâ başkanı A. Posse, başbakan oldu (1880-1883).

İktisadî gelişmenin çok hızlı oluşu (kereste, çelik v.b. sanayii), serbest mübadele sisteminin kesinlikle benimsenmesine (1888 Riksdag’ı), önemli sosyal reformlar yapılmasına ve Sosyal Demokrat partinin kurulmasına (1889) yolaçtı.

Bununla birlikte İsveç’ten daha liberal ve deniz faaliyeti daha çok olan Norveç, savaşa başvurmaksızın birliğin dağıtılmasını kabul ettirdi (1905).

Modern Demokrasi (1905-1962)

XIX. yy.daki uzun barış döneminden orta sınıflar yararlandı. Nüfus çoğaldı, tarım modernleşti ve 1860-1925 arası mülî gelir beş kat arttı.

Ama bir kır proletaryası doğdu ve 1850-1920 yılları arasında, özellikle 1880-1890 İktisadî buhranı sırasında bir milyon kişi Amerika’ya göçtü.

Muhafazakârların uzun direnişine rağmen, sosyal demokratlar, sosyal (ihtiyarlık sigortası 1913; 8 saatlik iş günü 1918) ve anayasal (genel oy sistemi 1901 ve 1909; kadınlara oy hakkı tanınması, 1918) reformlar elde ettiler.

Sendikaların (1898’de kurulmaya başlandı) desteğiyle, Branting yönetimindeki Sosyal Demokrat parti hızla gelişti ve 1920’de Riksdag’ın en büyük partisi haline geldi.

1914 Buhranından sonra parlamento kurallarını titizlikle uygulayan Gustaf V (1907-1950), Branting’i mütecanis bir hükümetin başına getirdi (1920); Branting ve halefleri (sosyal demokratlar 1932’den itibaren Riksdag’ın ikinci meclisinde çoğunluğu ellerinde tuttular), özellikle sosyal tedbirler ve işsizlik meselesiyle uğraştılar.

İkinci Dünya savaşında İsveç S.S.C.B. ile savaşmakta olan (1939-1940) Finlandiya’nın sempatisi dolayısıyla (malzeme yardımı) güç duruma düştü; sonra Almanya’nın Norveç ve Danimarka’yı işgali (1940) üzerine tarafsızlığına rağmen Almanya’ya demir filizi satmaya (1940-1943) ve nazi birliklerinin transit geçmesine (1940 haziranında Danimarka’dan Norveç’e; 5 temmuz 1941’de Norveç’ten Finlandiya’ya) izin vermeye mecbur oldu.

Buna karşılık finlandiyalı çocukları, Norveç veya baltıklı göçmenleri, Hollanda Yahudilerini kabul etti ve kralın İsveç kızıl haçının başkanı olan yeğeni kont Folke-Bernadotte 1945’te Almanlarla müttefikler arasında arabuluculuk yapmayı denedi.

Sonra İsveç, Birleşmiş Milletler teşkilâtına (1946), Avrupa Ekonomik konseyine (1948) ve Avrupa konseyine (1949) girdi, ama Atlantik paktına katılmadı, öte yandan, sosyal demokrat P.A.Hansson (1932-1946) ve Tage Erlander’in (1946) kabineleri sırasında ülkenin modernleştirilmesi savaşa rağmen devam etti; monarşi kuramlarına saygı gösterildi (Gustaf VI Adolfun, babası Gustaf VE.T.in yerine geçmesi 1950) ve millî güvenlik ve İskandinav antlaşması muhafaza edilirken, sosyal reformlar çoğaltıldı.

Erlander, 1962’de kabinede önemli bir değişiklik yaparak 1945’te dışişleri bakanı olan östen Unden’in yerine Torsten Nilsson’u getirdi (1962).

18 Eylül 1960 genel seçimlerinde sosyal demokratlar ağır basmaya devam ederek mecliste bir önceki seçime oranla 3 fazla sandalye (111 yerine 114) kazandılar; muhafazakârlar 6 sandalye kaybetti (45 yerine 39); komünistler 5 sandalyelerini muhafaza ettiler.

Tarım partisi (merkez) ve Liberal parti ikişer sandalye daha aldılar (Tarım partisi 32 yerine 34, Liberal parti 38 yerine 40).

Dört yıl sonra (20 eylül 1964 seçimleri), muhafazakârlar geriledi (32 sandalye), merkezciler (35) ile ilericilerin (42) sandalye sayıları artmaya devam etti.

Komünistler 3 sandalye daha kazandılar (8). İlgi çekici olan, Sosyal Demokrat partinin ilk defa gerilemesiydi (114 yerine 113 sandalye, 1960’ta oyların yüzde 47,8’ini kazanmalarına karşılık bu seçimde ancak yüzde 47,3’ünü almaları).

Bu bütün İskandinav sosyalizminin düştüğü bocalamanın İsveç’te de kendini göstermesi demektir. 18 Eylül 1966 belediye ve il meclisi seçimlerinde bu durum daha açıkça görülür.

1962’deki belediye ve il meclisi seçimlerinde savaş sonrasının en iyi sonuçlarını alan (oyların yüzde 51’i) sosyal demokratlar 1966’da oyların ancak yüzde 42,8’ini toplayabildiler.

Şüphesiz bu gerilemede komünistlerin gelişmesinin büyük payı oldu (1962’deki yüzde 3,9’a karşılık oyların yüzde 6,65’i) ama asıl sebep, norveç muhalefetinin başarılarından ilham alan burjuva partilerinin (liberal, muhafazakâr, merkez) ilk olarak «Merkez topluluğu» ve «Burjuva topluluğu» adıyla ortak bir program yapmalarıydı.

Sosyal demokratların kaybı özellikle büyük şehirlerde oldu; meselâ Stockholm’da, 49 merkezci ve 10 komünist’e karşı 41 kişiyle çoğunluğu kaybettiler; Göteborg ve Malmö’de de benzer sonuçlar alındı.

Sosyal demokratların başarısızlığı karşısında Tage Erlander meclisi dağıtmayı tasarladı: bu tasarı parti yöneticilerinin muhalefetiyle karşılaştı.

Muhalefet partileri birleşebilecek ve sosyal demokratları tehdit edebilecek bir gelişme gösteremedi; ancak Liberal parti ile Merkez partisinin yakın gelecekte birleşmesi beklenebilir.

İsveç sosyalistlerinin ve Tage Erlander’in nispî gerilemesi daha çok bütün Kuzey ve Batı Avrupa’yı saran enflasyondan ötürüdür.

Sağdan tehdit edilen Sosyal Demokrat parti, İsveç Komünist Partisi Merkez komitesinin 1966 kasımında sosyal demokratları nkine yakınlaşmak üzere parti programını değiştirme kararı almasıyla soldan destek gördü; üstelik, İsveç Komünist partisi 15 mayıs 1967’de yapılan XXI. kongresinde partinin adını «Vaensterpartiet Komuisterna»(Sol Komünist partisi) olarak değiştirmeğe karar verdi.

Partinin bu yeni şekline Sosyal Demokrat partinin bir parçası gözüyle bakan bir azınlık, Komünist partisinden ayrılarak marksist-leninist bir dernek kurdu.

Mart 1967’de anayasa değişikliği yapıldı, seçim sistemine yenilikler getirildi. 1971’de

Riksdag’ın iki yerine tek meclisten meydana gelmesine karar verildi. 15 Eylül 1968 seçimlerinde Erlander’in Sosyal Demokrat hükümeti 1940’tan beri ilk olarak salt çoğunluğu sağladı.

Erlander eylül 1969’da başbakanlıktan ve parti başkanlığından ayrıldı (68 yaşındaydı ve 23 yıl boyunca bu görevleri sürdürmüştü). Demokratik yoldan işbaşına gelen başbakanlar arasında en uzun süre görevde kalan Erlander’dir.

Ekimde onun yerine eğitim bakanı Olof Palme oybirliğiyle seçildi. Yeni kabine 14 ekimde kuruldu, eski bakanlardan yalnız üçü değişti.

Eylül 1970’te, 1 ocak 1971’de çalışmalarına başlayacak olan ilk tek meclisli Riksdag için genel seçim yapıldı. Sosyal demokratlar biraz daha az oy alarak seçimi kazandılar. Yeni mecliste 350 sandalyenin 170’ini sosyalist olmayan muhalifler aldı. Anayasa değişikliğine göre genel ve mahalli seçimler artık birarada ve üç yılda bir yapılacaktır.

İsveç ve öbür İskandinav ülkeleri eylül 1967’de yunan askerî hükümetini, insan haklan ile ilgili Avrupa konvansiyonuna aykırı davranmakla suçladılar.

Temmuz 1968’de başbakan Erlander’in daveti üstüne sovyet başbakanı Kosigin, İsveç’i ziyaret etti.

Görüşmelerden sonra yapılan açıklamada iki ülkenin ticaret, bilim, teknik, kültür, spor, turizm konularında işbirliği yapacağı belirtildi.

Ayrıca atom enerjisinin barışçı amaçlarla kullanılması, Vietnam savaşını protesto, Ortadoğu meselesinin çözümlenmesi, Avrupa’da faşizm ve militarizme karşı direniş ve nükleer silahsızlanma konularında görüş birliğine varıldı. Ocak 1969’da İsveç, Kuzey Vietnam’ı resmen tanıdı.

Dışişleri bakanı Nilsson, kuzey ülkelerinin savaş bittikten sonra Kuzey Vietnam’a geniş ölçüde yardımda bulunacaklarını açıkladı. Danimarka ve Norveç bu karardan haberleri olmadığını ve İsveç’in kararma uymayacaklarını belirttiler.

Aynı yıl eylül ayında Nilsson, Kuzey Vietnam’a üç yılda 40 milyon dolarlık İktisadî yardım yapılacağını açıkladı. Savaş bittikten sonra Güney Vietnam’a da yardım yapılacağını ve İsveç kamuoyunun bu kararları desteklediğini sözlerine ekledi.

Açıklama büyük tepkilere yolaçtı; Nilsson ekimde haberin yanlış anlaşıldığını, savaş bitmeden yardım yapılmayacağını, Vietnam’daki durumu tenkit etmekle birlikte, İsveç’in amerikan düşmanı olmadığını belirtti. Danimarka ve Norveç, İsveç’in kendilerine danışmadan bu tür kararlara varmasını kınadı.

Yine ekim 1969’da Portekiz, Stockholm elçisini geri çağırdı ve İsveç’in, Mozambik ile Portekiz Ginesi’ndeki gerilla hareketlerine malî yardım yapmasını şiddetle protesto etti.

Askeri Tarih

İsveç Silâhlı kuvvetleri. VIII. yy.dan XIV. yy.a kadar Danimarkalıların, Almanların istilâlarını durduran şehirli, köylü ve milisler, XV. yy.da İsveç topraklarının genişlemesiyle ihtiyacı karşılamaz duruma düştüler. Gustaf I Vasa, bir donanma ile daimî bir ordu kurmak zorunluluğunu duydu. Bu orduda kayak (1567) veya ren geyiği kızakları (1611) kullanan ilk birlikler yer aldı.

Zırhlı süvarinin ortadan kalkması, Gustaf Adolf’un piyade teşkilâtını baştan başa değiştirmesine yolaçtı. Mızraklı askerleri silahşörlerden ayıran ve silahşörleri hafif refakat toplarıyla donatan reformlar sonunda İsveç kuvvetleri, XVII. yy.da çeviklik ve hareket kabiliyeti kazandı.

Karl XII’nin geliştirdiği reformlar, İsveç’in kıyı savunma stratejisini sağladı. Bu savunma, Pomeranya kıyılarından Ladoga gölü kıyılarına kadar köprübaşı mevzilerinin meydana getirdiği kemer üzerinde kuruldu.

Karl XII kıtalarını istediği gibi iç hatlar üzerinde kaydırıyor ve piyadesiyle düşman cephesini yardıktan sonra süvarisiyle düşmanı iki yanından çevirme hareketine geçiyordu.

Ruslarla yapılan savaşlarda (Narva 1704 ve Poltava 1709) yenilgiye uğranması, bu gibi manevra anlayışlarının terk edilmesine ve bunların yerine son savunmanın yapıldığı «merkezî tahkimle tesis» anlayışının geçmesine sebep oldu.

Bu durum, kısa süreli bir mecburî askerlik görevinin kabulüne yolaçtı; bu süre 1812-1885 arasında sadece 12-40 günlük bir eğitimi öngörüyordu.

Ayrıca sözleşmeli gönüllüleri kapsayan birlikler yanında, arazi sahiplerinin kurduğu daimi kıtalar ve Milli Muhafız birliğinden meydana gelen bir ordu vardı. Fakat 1873-1901 arasında bu sistem modernleştirilmek amacıyla tümüyle değişikliklere uğradı.

İsveç, bundan böyle muvazzafların ve sefere hazır seyyar milis kuvvetlerinin meydana getirdiği 450 000 kişilik bir kuvvete sahipti.

Ülke, tarafsızlığını 1914’te ve 1939’da bu kuvvetlerle korudu.

İki dünya savaşının sonuçları 1945’ten sonra İsveç askerî sisteminin baştan başa değişmesine yolaçtı; öncelikle hava kuvvetlerinin gelişimine önem verildi (1954 bütçesinin yüzde 37’si ve 1962 bütçesinin yüzde 40’ı).

Savunma teşkilâtı, mevcudu azaltılmış ve çok kısa zamanda seferber edilerek takviye edilebilecek daimî bir ordu ile territoryal bir orduya dayanmaktadır.

1940’ta kurulan territoryal ordu, 15 ile 18 yaş arasındaki gençler arasından askere alınan gönüllülerden ve mecburî askerlik süresini bitirmiş ve evlerinde üniforma ve silâhlarını muhafaza eden ve bölükler halinde teşkilâtlandırılmış olan yedeklerden meydana gelir. Ülke yedi askerî bölgeye ayrılır; bunların en önemlisi, Boden kalesini içine alan Norrland bölgesidir.

Mecburî askerlik kapsamına 19’dan 47 yaşına kadar olan erkekler girer, bunun 330 günü muvazzaflık hizmetinde ve 60 günü de yedeklik döneminde silâh altına alınarak geçer.

Her yıl silah altına alınan 47 000 erin eğitimi, 10 000 kişilik daimî bir öğretmen kadrosuyla yapılır; sefere hazır kuvvet 750 000 kişiye ulaşmaktadır. Subaylar, Karlberg’deki askerî okulda yetiştirilir.

Hava Kuvvetler

Bugün İsveç savunmasının hâkim unsurunu Hava kuvvetleri meydana getirir. Gerçekten de, A.B.D. ile Rusya. arasındaki en kısa havayolu Arktik üzerinden geçer.

Bu özellik, bu bölgenin gerek stratejik bakımdan ve gerekse güçlü bir havacılık sanayiine sahip bulunan İsveç Hava kuvvetleri bakımından önemini belirtir. 1947’de tepkili av uçağı yapıldı.

1962’de İsveç Hava kuvvetlerinde, bombardıman uçakları dışında, 20 muharebe filosu halinde 800 operasyonel av uçağı bulunuyordu. 1961’de ilk olarak bir havacı, İsveç Silahlı Kuvvetleri başkumandanı oldu.

Hava ordusu mevcudu 1962’de 23 000 kişiye ulaşıyordu (bu sayıya bundan böyle yerden havaya özel silahlarla donatılmış kara-hava savunma birlikleri dahil değildir).

Deniz Kuvvetleri

İsveç, küçük ve hızlı ünitelere dayanan ve geniş ölçüde silâhlandırılmış olan önemli bir deniz gücüne sahiptir.

Deniz kuvvetleri üç kumandanlığa ayrılır. Bu kumandanlıklar Stockholm, Göteborg ve Karlskrona’dadır.

1962’de donanma 2 kruvazöre, 23 torpidoya ve refakat gemisine, 36 denizaltıya, 12 000 denizciye ve 1873’te Deniz kuvvetlerine bağlanan Kıyı Koruma birliklerine sahipti.

1955-1960 Arasında, halkın nükleer saldırılara karşı korunmayı amaçlayan birçok yeraltı üssü kuruldu; İsveç, böylece sivil savunma tekniğiyle ilgili meselelere geniş ölçüde katkıda bulunan ülkelerden biri oldu. Stockholm’de 20 000 kişiyi alabilen dünyanın en geniş sığınağı yapıldı.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir