İsviçre,Tarihi,Coğrafi Özellikleri,Turizmi | Coğrafya Bilgileri |

İsviçre hakkında ansiklopedik bilgi,Avrupa’nın bazı önemli kültürlerinin kavşak yerinde yer alır.

Bu kültürler ülkenin dillerini ve kültürü önemli ölçüde etkilemiştir.

İsviçre’nin dört resmî dili vardır: kuzeyde ve orta İsviçre’de Almanca (64%); batıda

Fransızca (20.4%); güneyde

İtalyanca (6.5%); ve güneydoğuda

Graubünden kantonunda küçük bir azınlık tarafından konuşulan

Romanş (1%). Federal hükümet dört resmî dili de kullanmak zorundadır.

Federal Meclis’te bu dört dilde simültane tercüme yapılmaktadır.

İsviçre’de konuşulan Almanca diyalekt grubuna genel olarak

İsviçre Almancası denir, ancak yazılı iletişimde ve radyo-televizyon yayımcılığınd standart Yüksek Almanca kullanılır.

Benzer şekilde İsviçre’nin diğer bölgelerinde de

İsviçre Fransızcası ve Ticino diyalekti kullanılır.

Ayrıca resmî diller (Almanca, Fransızca ve İtalyanca) diğer dillerden İsviçre dışında anlaşılmayan bazı terimleri (Fransızca’dan geçen Almanca Billette ve diğer dillerdekine benzer kelime kullanımlarını (İtalyanca azione, eylem anlamında değil Almanca Aktion gibi indirim anlamında kullanılır) ödünç almıştır.

Her İsviçrelinin okulda kendi anadilinden başka İsviçre’nin resmî dillerinden birini öğrenmesi zorunludur.

Bu nedenle İsviçrelilerin çoğu en azından iki dil bilmektedir.

İsviçre’nin Coğrafi Özellikleri

İsviçre topraklarının yarısından çoğu Alpler’den meydana gelir; ülkenin geri kalan kısmı İsviçre tepeleri veya Jura adı verilen bir tepeler bölgesi arasında bölüşülür.

İsviçre Alpleri

İsviçre, Alplerin Mont-Blanc’dan Ortler’e kadar uzanan orta kesimini içine alır.

Sınırlar, Alp ekseni bölgesinin büyük bir kısmını ve alp öncesi ve astalpsı bölgenin tamamını kapsar.

Bu bölgede, üçüncü zamanın «yerli» molas oluşumlarını örten çeşitli ikinci zaman topraklarının (kalker, mermer, kumtaşı) oluşturduğu binişme katlarından meydana gelir.

Bu kesim, Leman gölünden Ren vâdisine kadar genellikle kalkerli zirveler taşıyan orta yükseklikte dağlar bölgesidir.

Dördüncü zaman buzullarının açtığı derin oluk vâdiler, ulaşımı kolaylaştırır; tabanlarında birçok göl vardır.

Uzun yamaçlardaki düz kısımlar çayırlarla örtülüdür; ama çok nemli iklim tarıma elverişli değildir.

Eksen bölgesinin kenarlarında yeniden yükselen binişme katları, daha yalçın, daha kayalık dağlar meydana getirir; bu dağlarda birçok buzul vardır (Bern Oberland’ı veya Bern Alpleri).

Çok daha güçleşen köy hayatı hemen yalnız yükseklerdeki otlaklara dayanır; ama turizm büyük bir yardımcı gelir kaynağıdır.

Eksen bölgesinin iç kısmında başkalaşmış topraklardan oluşan binişme katları örtüsü arasında eski kütleler belirir; bu kütlelerin başlıcası Aar’dır.

Batıda Mont-Blanc ile Aar kütlesi arasında İtalyan sınırı yaklaşık olarak suların bölünme çizgisini izler ve Valais, sıradağların sadece kuzey yamacını (Cervin dağı, Rose dağı) içine alır.

Daha ötede İsviçre, Alplerin eksen bölgesinin tamamını kapsar.

Bu bölgelerde aşağı kesimle çok güç bağlantı kurabilen yüksek vâdiler, hâlâ birçok geleneksel özelliği muhafaza eder.

Başlıca uğraş hayvancılıktır.

Graubünden’de, güneşli ve mahfuz iklim, belirli ölçüde çeşitli tarım yapılmasına ve turizmin iyice gelişmesine imkân vermiştir.

İsviçre, Alplerin güney yamacını meydana getiren kalkerli ve şistli dağların bir kısmını da (Ticioro) içine alır.

Böylece Po ovasının kenarına ulaşır.

Yüzey şekillerini sırtlar ve dar şeritlerle derin bir şekilde yaran buzul vâdilerinin bazı kısımları, göllerle (Maggiore gölü, Lugano gölü) örtülüdür.

Uzun yamaçlarda yapılan orta nitelikte koyun ve keçi yetiştiriciliği ormanların azalmasına yolaçmıştır

. Vâdilerde çeşitli tarım yapılır.

Alp bölgeleri eskiden konfederasyonun merkeziydi.

Çok eskiden beri uygulanan ve özellikle Ortaçağda yoğun olan Alpler yoluyla ulaşım, dağlardaki merkezlerin (Sankt – Gothard ve Graubünden) başlıca iki yol ve boğaz çevresinde gelişmesini sağlamıştı.

Reuss boğazlarından geçen yolun yapılması sayesinde XII. yy.dan beri kullanılan Sankt – Gothard yolu, İsviçre konfederasyonunun kurulmasına imkân verdi.

Graubünden yolu ise, Roma devrinden beri, Rhöne ve Inn vâdilerine ulaşmayı sağlıyordu.

Modern çağda, İsviçre’nin ağırlık merkezi yer değiştirdi.

Artık Alplerde nüfusun çok az bir kısmı ve turizme rağmen gelir kaynaklarının daha da az kısmı toplanır.

XIX. yy.ın sonunda Valais’de hidroelektrik santrallar yakınında büyük elektrokimya ve elektroteknik tesisleri kuruldu.

Bugün bu tesisler daha çok tepeler bölgesindedir.

Jura

İsviçre, Jura’nın doğu kısmını kapsar; bu kısım kıvrımları nispeten düzgün kıvrılmış kalker tabakalarından oluşur: yer yer küçük vâdilerle oyulan dağlar, küçük vâdilerle karışır.

En yüksek bölgeler genellikle ormanlıktır, birkaç yükselti çayırı ve koruya da rastlanır, özellikle Alp buzullarının sürüklediği buzultaşlarla dolu olan çöküntüler, yeşil yuvarlaklar meydana getirir.

Bazı ırmaklar, kenarları dik boğazlarla tepeler bölgesine ulaşır.

Bununla birlikte kuzeydoğuya doğru önemi azalan kısımların yerini masa biçiminde yüzey şekilleri oluşturan yontulmuş bloklar alır (Basel ve Schaffhausen arasındaki bölge).

Bu orta yükseklikte dağlar bölgesinde, özellikle kereste işlenir ve sığır (peynir imalâtı) yetiştirilir.

Köylüler çok erken bir dönemde, kış mevsimindeki boş zamanlarını doldurmak ve aşağı ülke ürünlerini (özellikle şarap) satın alabilmek için el sanatlarıyla uğraşmağa başladılar.

Tepeler bölgesindeki şehirlerde bu el emeği sayesinde evde yapılan bir sanayi faaliyeti (saatçilik, tabletçilik, lavtacılık, mücevhercilik) gelişti.

Yavaş yavaş kasabalar ve küçük şehirler lehine bir yoğunlaşma gerçekleşti ve bu şehirler özellikle Bern iurası’nda (msl. Saint-imier) sınai bir görünüş aldı.

Ama üretim ihracata yönelmiştir ve pazar bulma genellikle zordur.

Jura da, Alpler gibi tepelerin bir eki haline gelmiştir ve nüfusu tepeler bölgesine kaymaktadır.

Tepeler

Bazen «İsviçre yaylası» da denen İsviçre Tepeleri bölgesi, Alplerle Jura arasındaki konfederasyonun merkezi olan tektonik asıllı çöküntüdedir.

Çöküntüde taşınmanın miyosen döneminin, son dağoluş kertesinden beri Alp sıradağlarından kopardığı kalıntılar yığılmıştır.

1 000 m kalınlığında önemli molas tabakaları, ikinci zaman substratumunu tamamıyla örter.

Pliyosen devirde yükselen ve kıvrılan, sonra aşınma ile kesilen bu tabakalar, yüksekliği yer yer 1 000 m’yi bulan tepeler meydana getirir.

Çayırlar ve kozalaklılar ormanlarıyla örtülü olan bu tepelerin en yüksekleri doğuda, Zürich ve Konstanz gölü arasındadır.

Dördüncü zamanda, alp buzulları burada vâdileri genişleterek bugün göllerin (Zürich gölü) örttüğü çanaklar kazmış ve güneybatıda buzultaşlar bırakmıştır.

Bu buzul şekilleri özellikle Leman ve Neuchâtel gölleri arasında gelişmiştir.

Bu kısımdaki daha verimli topraklarda çeşitli tarım (özellikle yemlik bitki) yapılır.

Tepeler bölgesi İsviçre’nin ambarıdır.

Ama burada özellikle kavşak yerleri vardır: Alpleri aşan yollar, güneybatıdan kuzeydoğuya yönelen paralel yol ve Jura yollarıyla karşılaşır.

Bu bölgede kurulan şehirler ticaretten yararlanarak bölgesel merkezler haline gelmiştir: Zürich, Bern, Cenevre, Lozan.

Tepeler bölgesi bugün İsviçre nüfusunun dörtte üçe yakınını ve İktisadî faaliyetin en önemli kısmını kapsar.

İsviçre Turizmi

Turizm, sağlam bir şekilde teşkilâtlanmıştır ve İsviçre’ye önemli gelir sağlar, ülke on turistik bölgeye ayrılmıştır; her bölgedeki turizm büroları bölgelerarası çeşitli kuruluşlar, sendikalar ve ulaşım faaliyeti arasında bağlantıyı sağlar.

Bir konfederasyon olan İsviçre Millî Turizm bürosu, Zürich’tedir, genel bağlantıyı sağlar ve büyük ölçüde reklam yapar.

Sağlam kurallara bağlanan otelcilik sistemi doğal çevrenin çeşitli biçimlerde değerlendirilmesine imkân verir: göl kenarları ve dağlık bölgeler; tedavi yerleri (ılıca veya iklim); büyük avrupa yollan üzerinde milletlerarası buluşma veya geçiş yerleri.

Büyük şehir kavşaklarının (Zürich, Basel, Bern, Cenevre, Lozan) ve eski sayfiye yerlerinin (Montreux, Lugano, Baden) yanı sıra, dağlardaki yaz ve kış sporları merkezlerinin önemi günden güne arttı: bu sayede bazı alp vadilerinde (Zemett, Davos ve Sankt-Moritz yakınında) halkın göçmesi önlendi.

Otellerde bir geceliğine kalanların yansından çoğu yabancılardır.

Kuzey İsviçre (Zürich, Basel, Schaffhausen, Argovie kantonları) en çok turist çeken bölgedir.

Onu Leman gölü bölgesi (Cenevre, Vaud), Graubünden ve Orta İsviçre (Dört Kanton gölü çevresi) izler.

Turizm faaliyetine kara ve demiryolları şebekesinin gelişmesi de yardımcı olmuştur.

Alpleri aşan geçitlere (Simplon, Sankt Gothard ve Arlberg demiryolu tünelleri; büyük Saint Bernard karayolu tüneli), eksenlere bağlanan yollar, ülkenin her tarafına kolay ve çabuk ulaşılmasını sağlar.

İsviçre demiryolu şebekesi 5 106 km ile dünyanın en yoğun ve tamamen elektrikli olduğundan en modern şebekelerindendir.

İsviçre Tarihi

İsviçre konfederasyonunun menşei. M.ö. I. binyılda alp vadilerinin bir kısmı dışında keltleşen, M. ö. I.yy.da alpaşırı yolları (Büyük Saint-Bernard, Splügen, Septimer) açan Roma imparatorluğuna katılan, bugünkü İsviçre’nin kültürü ancak M.S. V. yy.daki büyük akınlardan sonra farklılaştı.

Daha o tarihte Hıristiyanlığı kabul etmiş ve latinleşmiş olan Burgond’lar, Jura’nın ve Cenevre gölünün her iki yanına yerleştiler; hala pagan olan Alamanlar, Ren ile Aşağı Aar’ın havzasına yerleşerek bölgeyi germenleştirdiler.

Fransız ve özellikle irlandalı (Aziz Gali) misyonerlerin hıristiyanlaştırdığı Alamanlar, önce Merovenj, sonra Karolenj imparatorlarına boyun eğmelerine rağmen, yerleşmelerinin sınırını, Aar’ın ötesine kadar

(Bourgogne ve Alamanya [sonradan Schwaben adını aldı] dukalıklarının sınırı) genişlettiler; hattâ alp vadilerinin yukarı kesimine doğru çıkarak romanş lehçelerini gerilettiler ve tecrit ettiler.

1962’de Germania krallarının Kutsal Roma Germen imparatorluğu’nu kurması ve 1032’de Bourgogne krallığının bu imparatorluğa katılması düzeni sağladı; hem Germania ile İtalya arasında alp ticaretini, hem de piskoposluk (Basel, Lozan, Cenevre, Sion, Chur) ve manastır (Sankt-Gallen) merkezleri dışında şehirleşme faaliyetini (Zürich, Luzern) başlattı.

Ama bu durum XI. yy.dan itibaren feodal devletler kurulmasını engellemedi.

Bu devletlerin ilki olan Zahringen, Schwaben’in güneybatısında yayıldı (XI. yy. sonu – XII. yy. başı), ama jura’lar ötesi Bourgogne’a (bugünkü Franche-Com-t6) boyun eğdiremedi.

Doğu jura’da bugünkü İsviçre’nin sınırları çizilmişti; güneye doğru Savoia (XIII. yy.da Vaud bölgesini işgal etti), Zahringen devletinin gelişmesini durdurdu.

Ayrıca Zahringen’ler topraklarında ortalık karıştırıcı vasallarına karşı dayanak noktaları olan hür şehirler (Fribourg, Bern) kurdular.

1218’de Zahringen sülalesinin sönmesiyle, topraklarının büyük kısmı evlenmeler yoluyla önce Kiburg’lara sonra Habsburg’lara geçti.

XIII. yy.ın ortasından itibaren Habsburg’lar, birçok piskoposluk ve manastırı himayelerine almaları sayesinde kısa süre içinde bütün Orta ve Batı İsviçre’ye hâkim oldular.

Bölgede otoritelerini sağlamlaştırmak için Yasallarının başına «bailli»ler tayin etmeleri, Alplerdeki topluluklarda hoşnutsuzluk uyandırdı.

Habsburg’lu Rudolf’un imparator seçilmesi (1273) köylü kantonlarının metbularına karşı imparatoru çıkarmalarının önüne geçti: çünkü artık metbu da, imparator da aynı kimseydi; kantonların geleneksel hürriyeti tehlikeye girmişti.

Rudolf ölünce Schwyz, Uri Nidwalden’deki dağ ve orman kantonları (Waldstatten) her topluluğun hak ve hürriyetlerini karşılıklı korumayı öngören devamlı bir anlaşma ile birleşti (1 ağustos 1291).

Böylece İsviçre konfederasyonu (adını birleşen kantonların en büyüğü olan Schwyz’den aldı) doğdu.

Konfederasyonun sağlamlaşması ve genişlemesi (1297-1513).

Habsburg tehdidi karşısında kantonlar ortak bir siyaset hazırladı: imparatorluk dolaysızlığı ilkesinin savunulması; imparator seçimi sırasında Habsburg’lara düşman adayın desteklenmesi.

Böylece Avusturya imparatoru Albrecht’in öldürülmesinden (1308) sonra Lüksemburg’lu Heinrich VII’den bütün haklarını (o tarihten itibaren her kantonunki aynıdır) onaylayan bir Şart elde ettiler (1309).

1313’te Schwyz ile Habsburg’lu Friedrich’in himayesi altında olan zengin Einsiedelm piskoposluğu arasındaki çatışma, savaşın başlamasına sebep oldu; ama Friedrich’in kardeşi Avusturya’lı Leopold’u, Morgarten’de ezen (15 kasım 1513) dağlılar, Brunnen’de 1291 devamlı anlaşmasını yenilediler (aralık 1315).

Waldstatten’lerin başarısı, İktisadî alanda XIII. yy.daki ticarî gelişme dönemine yaklaşmakta olan komşu kantonlar için çekici bir örnekti.

1230’a doğru Uri, Reuss boğazlarını düzenleyerek Ren ile Milanais arasında en kısa yol olan Sankt-Gotthard boğazına ulaşılmayı sağladı; İsviçre yaylasındaki şehirler, özellikle Luzern bundan hemen yararlandı; 1255 yılında Simplon karayolundan ilk olarak bir belgede söz edildi.

Ren üzerinde mavnacılık yoğunlaştı (Basel’de XIII. yy.ın birinci yarısında ilk köprü inşa edildi), önce manastırının parlaklığından, daha sonra da Einsiendeln’in bir hac yeri olmasından yararlanan Sankt-Gallen, mahalli kır sanatçılarının dokuduğu keten ve bezleri Polonya’ya kadar ihraç etmeye başladı.

1318’den itibaren dağ eteği şehirleri (Solethurn, Bern), Alp konfedereleriyle anlaşma yollarını araştırdı.

1332’de Luzern konfederasyona katıldı.

Daha sonra Zürich (1351), Glaris, Zug (1352) ve Bern’in (1353) katıldığı konfederasyonun imparatorluk içinde varlığı, Brandenburg (1352) ve Regensburg barışlarıyla (1355) onaylandı.

Alçak ülkedeki kantonların, dağ kantonlarıyle birleşmesi konfederasyonun gücünü ve istikrarını arttırdı, üyeleri, Schwaben birliğine katıldı (1385) ve Habsburg’lara kesinlikle karşı bir siyaset benimsedi; bu siyaset yeni bir buhrana yolaçtı.

Konfederelerin avusturyalı dük Leopold III’ün öldüğü (1386) Sempach’te ve Nafels’te (1388) kazandığı zaferler, Habsburg’ları 1289 ateşkesiyle konfederasyonun bağımsızlığını ve genişlemesini kabul etmek zorunda bıraktı; bu ateşkes 1474 «devamlı barış»ıyla sonuçlandı.

Sekiz kantondan meydana gelen konfederasyon, imparatorluğa bağlı olmakla birlikte kesinlikle kurulmuş ve genişlemişti.

Ama henüz çeşitli statülere bağlı küçük hükümran devletlerden meydana gelen gevşek ve karmaşık bir bütündü; dayandığı ittifaklar bütün kantonları birbirine bağlamıyordu.

Her şeye rağmen ortaklaşa bazı siyasî kurallar hazırladı; dinî hakları büyük ölçüde sınırlayan «Rahipler şartı» (1310); konfederasyon üyesi her kantonda askerlik mükellefiyetini tespit eden «Sempach antlaşması» v.b. Nüfus çoğalmasının yanı sıra besin yetiştirilecek toprakların azlığı ve XIV. yy.dan itibaren topçu sınıfı kurulan kalabalık ordusu, konfederasyonun gelişmesine imkân verdi.

Avusturya kralı Friedrich IV ile savaşan imparator Sigismund, 1415’te ittifakını sağladığı İsviçrelileri Habsburg’ların Ren ve Aar’ın güneyindeki topraklarına elkoymaya teşvik etti.

Bu topraklar Bern ile öbür müttefik kantonlar arasında bölüşüldü.

O tarihten itibaren bağlantıları kesilen Fribourg’u, Habsburg’lar, Savoia’ya bıraktı (1452); Savoia gereken şekilde korumayınca Fribourg 1481’de konfederasyona girdi.

Sankt Gotthard’ın İtalya’ya açılan ağzıyla ilgilenen Alp kantonları 1402’de Leventina vadisini işgal etti.

İttifakları sayesinde konfedereler az çok korunan arazilerle (Valais, Neuchatel, Appenzell, Sankt – Gailen, Schaffhausen, Biel, Mulhouse) çevrildi.

Ama alçak ülkenin şehirlerin vesayetini kabul etmesine karşılık, oligarşi eğilimli şehir kantonları ile demokratik gelenekli dağ kantonları arasındaki güvensizlik çoğalıyordu.

Schwyz’a iki defa yenilen (1440 ve 1443)Zürich, Habsburg’lara başvurdu.

Habsburg’lar, Fransa’dan maceracı çetelerini Schwyz üzerine göndermesini istediler (Basel yakınında Sankt Jacobus savaşı,1444).

Bunun üzerine öbür kantonlar arabuluculuklarını kabul ettirdi.

1450’den itibaren yeniden gerçekleştirilen birlik, Thurgau’nun ortaklaşa fethiyle (1460) sağlamlaştı.

Bourgogne devletinin gelişmesi Bern’i tehdit etmeye başlayınca, kantonlar, bu şehri Louis XIV’ün siyaseti ve altınlarıyla destekledi (1474).

Yiğit Charles’ı Grandson ve Morat’da yenen (2 mart ve 22 haziran 1476) İsviçreliler, başarının ertesinde bölündüler.

Bölünmenin sebebi dağ kantonlarının, Fribourg ve Solothurn’un federasyona girmesinin şehir kantonlarını, özellikle Bern devletini (1481) güçlendirmesinden çekinmeleriydi.

Stand diyetinde Flue’li Aziz Nicolaus’un aracılığıyla barış yeniden sağlandı; barış iç ve dış tehditlere karşı karşılıklı yardım vaadini (artık halklar arasında değil hükümetler arasında) yeniliyordu.

Milletlerarası bir kuvvet haline gelen konfederasyon Solothurn ve Fribourg’dan başka 1501’de Basel ve Schaffhousen’i, 1513’te de Appenzell’i tam hakla birliğe kabul ederek Ren sınırını sağlamlaştırdı; o tarihte 13 kantonu kapsıyordu.

Vestfalya Anlaşmalarında Reform Konfederasyonu (1513-1648)

Milano dükü ve Fransa kralı hizmetinde çalışan birçok isviçreli paralı asker, İtalya savaşlarına katıldı.

Önce Charles VII ve Louis XII’nin safında çarpıştılar, sonra Sion piskoposu kardinal Schiner’in etkisiyle Kutsal birliğe katıldılar (1511).

1498’den beri müttefiki oldukları Graubünden birlikleri Valtellina’yı işgal ederken (1512), İsviçreliler Milano dükü hesabına Milano’yu aldılar (aralık 1512), Fransızları Novarra’da yendiler (1513), ama Marignan’da François I’e yenildiler.

Bununla birlikte François I, İsviçrelilerle Fribourg’da avantajlı bir devamlı barış imzaladı (kasım 1516).

Bu barış 5 mayıs 1521’de Fransa kralına 6 000’e kadar paralı asker toplama (daha sonraları 16 000) hakkını veren ve İsviçre’yi 1815’e kadar Fransa odağına yerleştiren karşılıklı hücum ve savunma antlaşmasıyla onaylandı.

Reform buhranı patlak verince bu dinamizm frenlendi; çünkü XVI. yy. başında İsviçre’de, özellikle Konstanz (1414-1418) ve Basel (1431-1499) konsillerinin ortaya attığı din tartışmalarıyla ateşli bir şekilde ilgilenen bir aydın topluluğu vardı.

Basel ve Burgdorf’taki basımevleri Basel’in başlıca merkezlerinden olduğu Rheinland hümanistlerinin eserlerini yayımladılar.

Bu felsefe ve dinbilim çalışmasından hareket eden Zwingli, Luther reformundan kısa süre sonra ve bu reforma bağlı olmaksızın Zürich’te vaiz vermeye başladı (1519); bu vaızlar kilisede 1524-1525 arası köklü bir reform yapılmasıyla sonuçlandı.

Zürich’in yönetimi altında başka kantonlar, Kontanz ve Mulhouse ile Hıristiyan ortak burjuvazi halinde birleşti (28 aralık 1527) ve aralarından başlıcaları (Bern, 1528; Basel, Sankt Gailen, Schaffhousen ve Mulhouse, 1529) baş ayini kaldırdı.

Fribourg ve Solothurn gibi Katoliklikten ayrılmamaya kararlı olan (Baden Din meclisi, 1531) beş dağ kantonu, Avusturya’lı dük Ferdinand ile birleşti.

Zwingli, 1531’de katoliklere karşı hücuma geçti, ama Kappe’de yenildi ve öldürüldü.

O tarihten sonra katolik kantonlar daha çok, ama protestan kantonlar daha kalabalık olduğundan, iki din arasında geçici bir denge hüküm sürdü.

Bern-Cenevre-Fribourg ortak burjuvazisi sayesinde Bern, Vaud bölgesini işgal ederek Cenevre’yi Savoia tehdidinden kurtardı; aynı yıl Farel’in çağrısı üzerine Calvin Cenevre’ye yerleşti ve çeşitli protestadımıyla ortak bir Helvet İnancı bildirisi yayımlandı (1536).

Biri calvin’ci etkinin (Cenevre Protestanlığın Roma’sı haline geldi), öbürü Otuzlar konsilinin ve Luzern (1574) ile Fribourg (1580) din okullarını kuran cizvitlerin etkisiyle hazırlanan iki inancın doktrin bakımından sağlamlaşması, konfederasyondaki çatlağı etnik grupları bölerek arttırdı.

Birbirine karşıt ittifaklar sistemi (katolik kantonları birleştiren Borromeoe birliği, 1586) halinde gruplaşan iki taraf arasında, özellikle XVI. ve XVII. yy.da, çok ciddî buhranlar patlak verdi.

Konfederasyona bağlılık, mutlakıyetçi Avrupa’da geleneksel hürriyetleri korudu, kantonları idare edenleri kanton hükümranlığı gibi dolambaçlı yollar aracılığıyla anlaşma çareleri araştırmaya yöneltti.

Kantonlar nazik bir tarafsızlığı bozmamak için gerek Smelkalde birliği (1531), gerekse Fransa’daki din savaşları veya Otuzyıl savaşları sırasında tarafsızlıklarını kesinlikle korudu.

Fransa (Gex bölgesinin ilhakı, 1601) ve Savoia (Cenevre’de Escalade gecesi, 11-12 aralık 1802) ülkeye müdahale ettilerse de, avrupa devletleri sonunda konfederasyonun Avusturya imparatorluğuna karşı tam bağımsızlığını ve tarafsızlığını dejure (hukuken) kabul etti (Vestfalya antlaşmaları, 1648).

İktisadi Gelişme (1648-1792)

Sosyal alanda günden güne kapalı bir sınıf halini alan soylularla yoksul halk tabakaları arasında bir uçurum meydana gelmekteydi.

Bununla birlikte XVII. yy.da başlayan İktisadî gelişmeler nispî bir refah sağladı.

Valais’li Kaspar Stockalper, Milano ile, İtalyan mallarının Simplon geçidinden geçirilmesi meselesini müzakere etti; XVIII. yy. başında Ticino’lu bir işletmeci Reuss boğazlarında kısa bir tünel açtırarak Sankt-Gotthard’ın girişini düzenledi.

Basel-Sankt Gailen ardında dokuma sanayii gelişti: İtalyan ve Ticino’lu Protestanların getirdiği ipek işçiliğinin yanı sıra, fransız protestanlarının canlandırdığı yün ve özellikle (XVIII. yy.da) pamuk işlenmesi gelişti.

Silâh metalürjisi (Bern) ve masa saatleri yapımının yanı sıra, XVII. yy. sonunda kol saatleri yapımına (Le Locle, Le Chaux-de-Fonds) başlandı.

Bu zanaat Jura veya Alplerdeki vadilerde yaşayan halk için vaz geçilmez bir gelir kaynağı haline geldi ve ürünlerinin ihraç edilmesiyle zenginleşen şehir soyluları, sermayelerini Cenevre, Basel, Zürich ve Bern’de bankacılık faaliyetlerine bağladılar.

Siyasî ve dinî alanda konfederasyon, Neuchatel’in Fransa’ya değil, daha uzak ve daha az tehlikeli olan Prusya’ya miras kalmasını (1707) sağladı.

Protestan kantonların lehine olan Aarau antlaşması (1772) ve özellikle fransız protestanlarının doktrin yeniliklerini yasaklayan 1679 concensus’unun kaldırılmasıyla (1723) din kavgalarını yatıştırdı.

Buna karşılık anayasa alanında tam bir katılaşma vardı: Konfederasyon paktının (1777) düzenlemelerine karşılık diyet güçsüzdü.

Ayrıca Cenevre’li J.J. Rousseau’nun demokratizm düşüncesi gibi, «aydınlık çağ» düşünceleri de oligarşi taraftarı bir burjuvazinin vesayetine karşı çıkıyordu.

Böylece Cenevre’de doğmuş olan ve burjuvaziye katılamayan halk ayaklandı (1738, 1766-1768 ve 1782); her yıl İsviçre’liler ve Fransızlar eski yüksek görevlilere oldukça elverişli bir uzlaşma kabul ettirdiler.

Bu siyasî ve sosyal mayalanma sayesinde Fransız devrimi, konfederasyonda büyük yankı uyandırdı.

İsviçrelilerin Tuileries sarayında kılıçtan geçirilmesine rağmen (10 ağustos 1792), birçok isviçreli demokrat Fransa’ya sığınarak Helvetliler derneğini (500’den çok üyesi vardı) devrimci propagandanın üssü haline getirdi.

Konfederasyon ve Devrim (1793-1814)

Fransa 1792’de Basel piskoposluğunu önce işgal, sonra da ilhak etti (Mont Terrible idare bölgesi, 1793).

İtalya’da savaşı kazanan Bonaparte, Valtellina’yı Graubünden’den ayırarak Cisalpina cumhuriyetine bağladı.

Ochs’un Basel’deki, F.C. de la Harpe’ın da Paris Helvetliler derneğindeki propagandasını kendi amaçları için kullanan Direktuvar hükümeti karışıklıklar yarattı.

1798 ocağında Vaudois’nın bağımsızlığını ilân etmesinden ve Fransızlarla Thierrens’de yaşayanların çatışmasından yararlanan Fransa, İsviçre’yi işgal etti (27 ocak).

Kantonlar Paris ve temsilcisi general Brune’ün zoruyla birlikçi bir Anayasa’yı (Helvet Cumhuriyeti anayasası), kabul etmek zorunda kaldı (12 nisan).

Fransa’nın lura’da yeni araziler ilhak ettiği ve 1799’da bir savaş alanı haline gelen cumhuriyette, anarşi aldı yürüdü.

Federalist tepki karşısında Napolyon, ülkeye Arabuluculuk antlaşmasını (şubat 1803) kabul ettirdi.

Bu akitle ülkenin kontrolünü muhafaza ediyor, ama geleneğe daha uygun olan konfederasyon teşkilâtını yeniden kuruyordu.

Napolyon rejimi, merkeziyetçi kurumlar yarattı.

Kıta ablukası yeni makine sanayii dışında İsviçre ekonomisini iflasa sürüklediyse de, karayolu çalışmaları (Büyük Saint Bernard’ın düzenlenmesi; 1806’da Semplon’un düzenlenmesi), daha sonraki yıllarda yeniden kalkınmayı kolaylaştırdı.

Liberaller zamanında yirmi iki Kanton Konfederasyonu (1815-1848)

Fransa’da imparatorluk döneminin çöküşü (1813-1814), Diyetin Arabuluculuk antlaşmasını kaldırmasına yolaçtı (aralık 1813).

Eski hükümetler yeni bir konfederasyon antlaşması imzaladılar (17 ağustos 1825).

Viyana kongresinde Fransa’nın Cenevre, Neuchatel ve Valais’yi geri vermesi, İura’daki fransız idare bölgelerinin geri verilerek Bern’e katılması ve İsviçre’nin devamlı tarafsızlığının tanınmasıyla, İsviçre yirmi iki kantondan meydana gelen bir konfederasyon oldu.

Antlaşma gerçek bir konfederasyon iktidarı kuramadı: diyet basit bir elçiler birliği olmaya devam etti; federal direktuvar sıra ile Zürich, Bern ve Luzern tarafından iki yıl süreyle uygulandı; tek daimî organ Federal kançılarlıktı.

Kantonlar ise muhafazakâr hükümetlerini muhafaza etti ve yeni üyeler, temsilî demokrasiden bile kısmen vaz geçti.

Buna karşılık ülke yeniden zenginleşti (Ingilizlerin başlattığı turizmin gelişmesi; Sankt Gotthard otomobil yolunun açılması). Ama yeniden siyasî ve sosyal sıkıntılar ortaya çıktı.

Makineleşmenin gelişmesi ve fabrikaların çoğalması (dokuma fabrikası) işçileri kaygılandırdı (Uster ve Schaffhausen ayaklanmaları, 1832).

özellikle eski düzenin etkisizliği, hızla gelişmekte olan orta sınıfları öfkelendirdi.

Kısa süre sonra, 1830 Paris devriminden cesaret alan liberal muhalefet, 1827-1831 arasında 2 kantonu, çeşitli hürriyetleri ve halk hâkimiyetini (genel oyla seçilen büyük meclis) kabul ederek yenileşmek ve derebeylik vergilerinin yerine dolaysız vergi sistemini koymak zorunda bıraktı.

Buna karşılık aynı muhalefet Neuchatel (1831) ve Basel’de (1832) başarısızlığa uğradı; dolaysız demokrasi uygulanan (Landsgemeinde) eski dağ kantonlarını da ele geçiremedi.

Kısa süre Mazzini’den ilham alan Genç-İsviçre hareketi taraftarları ve Millî dernekten (kuruluşu 1835) gelen radikaller liberalleri aştılar.

Rahip sınıfına karşı oluşları ve militan demokratlıkları dolayısıyla, sekiz katolik kantonun aralarında ayrı bir antlaşma (Sonderbund, 1845) imzalamalarına yolaçtılar.

James Fazy yönetiminde önce Cenevre’ye (1846), sonra Diyet’e hâkim olan (1847) radikaller, rakip birliğin dağıtılmasını şart koştular ve isteklerinin reddi üzerine birliği silâh gücüyle dağıttılar (kasım 1847).

General Dufour’un ustalığı sayesinde Sonderbund savaşı kin tohumları saçmadı.

1848 Eylülünde yeni bir anayasa ile yirmi beş kanton ve yarı kanton arasında gerçek bir federal birlik kuruldu; merkezî hükümet Bern’e yerleşti.

Eski diyetin yerini alan Federal meclis, bütün halkı temsil eden bir Milli meclis ve kantonları temsil eden bir Devletler meclisi halinde ikiye bölündü; bunların üstündeki Federal konsey, yürütme organı olarak çalışıyordu.

Kantonlar arasındaki anlaşmazlıkları Federal mahkeme çözüyordu; bütün kamu hürriyetleri teminat altına alınmıştı.

Federal idare diplomasi, dış ticaret ve orduyu kontrolü altında tutuyordu.

1874’te özellikle orduyu teşkilâtlandırmak amacıyla yetkileri biraz genişletildi. Ayrıca referandum (1874) ve İnisiyatif kanunları kabul edildi (1891).

öte yandan İsviçre, Prusya’nın Neuchatel’in bağımsızlığını tanımasını (1851) sağlamıştı.

Bu arada İktisadî gelişme de devam etti: 1872-1882 arası büyük Sankt Gotthard (alman-italyan sermayeleri) ve 1898-1905 arası Simplon tünellerinin açılması v.b. Bu düzenlemeler, ustalaşan sanayinin beslediği ticareti geliştirdi.

Sanayinin kalitesi kadroların değerliliğinden ileri geliyordu; ama proleterleşmemiş ve toprak ile aileye çok bağlı kalmış olan işçiler sosyal demokrasiyi desteklediler (XIX. yy. sonuXX. yy. başı); bu sosyal demokrasinin rasyonel reformculuğu sayesinde patronluk müessesesi ve sendikacılık 1937 Şartı ile işbirliği yaptı.

Başarısı sayesinde milletlerarası pazara sıkıca bağlı hale gelen İsviçre, siyasî mültecileri kabul etmesine rağmen komşularıyla iyi ilişkilerini muhafaza etti.

XX. yy.daki iki dünya savaşı da, ülkenin özellikle İktisadî açıdan işine yaradı.

İkinci Dünya savaşı sırasında bir besin ithal etmeme planı (Wahlen), savaşan devletler arasında nazik bir şekilde dengede tutulan ticaret, bir millî donanma kurulması, güç yılların atlatılmasına imkan verdi.

1945’ ten beri İsviçre, bağımsızlığını korumaya uğraşmaktadır: ama geleneksel askerî ve siyasî tarafsızlığını muhafaza etmekle birlikte Avrupa topluluğuna girmeyi düşünmüştür.

1959’da Vaud ve Neuchatel, 1960’ta Cenevre, 1966’da Basel kantonlarında yapılan referandumlarla kadınlara oy verme hakkı tanındı.

1962’de Federal meclis üyelerinin sayısı 9’a çıkarılmak istendi; ama meclis kabul etmeyerek üye sayısının (7) değişmemesine karar verdi.

Buna karşılık Millet meclisindeki milletvekili sayısı, bir referandumla 200’e (196 yerine) çıkarıldı; 27 ekim 1963’te yapılan milletvekili seçimlerinde, 1959’da seçilen Millet meclisinin siyasî bileşimi hiç değişmedi.

Sosyalist grup (33 milletvekili), Radikal-Demokrat grup (51 milletvekili) ve Hıristiyan-Sosyal muhafazakâr grubun (48 milletvekili) meydana getirdiği koalisyon, Köylü, esnaf ve burjuva grubu (22 milletvekili), Bağımsız grup (10 milletvekili), Liberal Demokrat grup (6 milletvekili), Demokrat-Katolik grup (6 milletvekili) ve komünistler (4 milletvekili) karşısında ağır basmaaya devam etti.

29 Ekim 1967 genel seçimlerinde, sosyalistlerin (—3 milletvekili) radikallerin (—2 milletvekili) ve hıristiyan muhafazakârların (—3 milletvekili) hafifçe gerilemelerine karşılık, bağımsızlar 6 milletvekilliği, komünistler ve Katolik grup bir milletvekilliği kazandı.

Ayrı bir sosyalist parti ve yeni kurulan «Yabancı Sızmasına Karşı hareket» partisi birer danışmanla temsil edildiler.

Federasyon çapında (hatta bazı kantonlarda) sosyalistler çok faaldir.

1965 Ekiminde yapılan İsviçre Sosyalist partisi kongresi, ülkenin zarar gördüğü enflasyona karşı birçok tedbir tasarladı: ekonominin bütün kilit kesimlerinde sistemli bir planlama; müterakki vergi sistemi; ticaret ve sanayideki ücretlilerin dörtte birinden fazlasını meydana getiren yabancı işçilerin ülkeye göçünüm sınırlanması, öte yandan işveren çevreleri, hükümetin güdümlü iktisat siyasetinden ve federal hükümetin çeşitli «sosyal ortakların» birleşmesini teşvik etmesinden duydukları endişeyi birçok defa belirttiler.

1963’ten itibaren, Bern Jurası’nda oldukça ciddi bir muhtariyetçi hareket oldu.

Jura Kurtuluş cephesinin 25 martta tutuklanan üç üyesi, 14-18 mart 1966 arası çeşitli suikastlarla suçlanarak yargılandılar; başlıca iki sanık, yedi ve sekiz yıl süreyle sürgün edildi.

Berne Kantonu Büyük meclisi seçimlerinde (10 mayıs 1966) muhtariyetçi oylar büyük ölçüde çoğaldı, öte yanda, İsviçre ile Almanya arasında, Konstanz ve Neuhausen ortak sınırı meselesi ve özellikle İsviçre topraklarındaki Büsingen alman cebi meselesi henüz çözümlenemedi.

Silahlı tarafsızlık ilkesine sadık İsviçre, silahların teknik gelişmesinin gerektirdiği büyük harcamaları, tarafsız başka devletlerle anlaşmak suretiyle sınırlamayı tasarlamaktadır.

Bu sebeple 1963’ten itibaren, İsviçre ile İsveç arasında yapılan temaslar, eylül 1966’da, karşılıklı istihbarat ve tecnibe mübadelesi ve askeri malzeme satın alımında rasyonelleştirme sağlayan bir anlaşma ile sonuçlandı.

Siyasî kısım şefi Fried-rich Wahlen, 1965 ekiminde eğer Birleşmiş Milletler «barışı korumağa yönelmiş faaliyetler için sağlam bir temel» yaratmayı başarırsa, İsveç ve Avusturya gibi, İsviçre’nin de, Birleşmiş milletler emrine askerî birlikler vermek suretiyle bu çalışmalara katılabileceğini bildirdi.

1966’da Wahlen’in yerine Willy Spühler geçince Birlemiş milletler bünyesinde meydana gelen değişikliklerin İsviçre’nin, bu teşkilâta katılması meselesini yeniden gözden geçirmesini sağlayacağını bildirdi.

Ocak 1967’de Savunma bakanlığına Dr. Nello Celio getirildi.

Ekim 1967’de genel seçim yapıldı.

Hükümetteki dört parti toplam sekiz sandalye kaybetti.

Muhafazakâr Hıristiyan Sosyal, Radikal Demokrat, Sosyal Demokrat partileri ile Çiftçi, Tüccar ve Vatandaş partisinden eksilen oylan Bağımsızlar partisi, Incil’e Bağlı Protestan Halk partisi, Komünist partisi ve yeni kurulan Yabancı Hâkimiyetine Karşı Hareket partisi kazandılar.

Aynı gün yapılan yarı senato seçiminde ise Radikal Demokratlar iki, Bağımsızlar partisi bir sandalye kazandılar: Çiftçi, Tüccar ve Vatandaş partisi ise bir sandalye kaybetti.

Senatonun çoğunluğunu Muhafazakâr Hıristiyan Sosyaller ve Radikal Demokratlar meydana getirir.

1968 Yılı için başkanlığa Dr. Willy Spühler seçildi, başkan yardımcılığına ise Ludwig von Moos getirildi.

30 Aralık 1967’de, 1 temmuz 1968’de göreve başlamak üzere şu bakanlar tayin edildi: maliye ve gümrük bakanı Dr. Celio, ulaştırma ve enerji bakanı Roger Bonvin, savunma bakanı Rudolf Gnagi.

Mart 1968’de açıklanan bir kararname ile tedavüldeki madenıî paraların üzerinde herhangi değiştirici bir işlem yapılması yasaklandı,paraların 10 franka kadar olan miktardan fazlasının yurt dışına çıkarılması önlendi.

Gümüş ihracatı yasaklandı.

Yeni basılan naralar eskilerinden yüzde 12 oranında daha hafiftir, gümüş paraların alacaklı tarafından kabul edilmesi ise mecburidir.

Aralık 1968’de, 1969 yılı için başkanlığa Ludwig von Moos, başkan yardımcılığına da Hans Peter Tschudi seçildi.

Aralık 1967’de Graubünden kantonunda San Bemardino karayolu tüneli resmen trafiğe açıldı.

1 600 m yükseklikteki tünelin uzunluğu 6,6 km, Zürich-Milano arasında her mevsim için ulaşım kolaylığı sağlayan bu tünel 120 milyon İsviçre fragına mal oldu.

Mayıs 1970’te Sankt-Gotthard geçidinde karayolu tüneli inşaatı başladı.

Tünel eksiksiz olarak I977’de hizmete açılacaktır. (Dünyanın en uzun kara tüneli olacağı hesaplandı : 16 284 m.)

İsviçre’de kadınların seçme ve seçilme hakları birçok gelişmeden sonra gerçekleşti.

Kadınların federal seçimlerde bütün haklardan yararlanmalarını öngören tasarı eylül 1970’te meclislerden geçti.

7 Şubat 1971’de yapılan referandumla da yüzde 65,76 çoğunlukla kabul edildi.

Ancak, genel seçimlerle ilgili haklara sahip olmakla birlikte iki kanton ve bir yarı-kantonda kadınlar mahalli seçimlere katılamazlar.

İsviçre Askeri tarihi

1393’te Sempach anlaşmasıyla yeniden düzenlenen 1291 antlaşması, İsviçre ordusunun kurulmasını sağladı ve XIX. yy.a kadar yürürlükte kaldı.

Bu ordunun tarihinde iki dönem ayrılır: kahramanlık dönemi (1291-1515) ve soyluluk dönemi (1516-1798).

Birinci dönemde, sağlıklı yurttaşlar 16 yaştan 60 yaşa kadar orduya hizmet ederlerdi; bu yurttaşlar savaş gereçlerini evlerinde bulundururlar, alarmla birlikte harekete geçerlerdi.

Kantonların kuvvetleri birkaç saat işinde, federasyon kuvvetleri üç günde biraraya gelirdi.

Başkumandanın fonksiyonu yoktu; her kantonda yüzbaşılar asker yetiştirme ve asker yurttaşları askere alma işiyle yükümlüydüler.

Marignan felâketinden sonra, soyluluk döneminde, kantonlardaki askerî kurumlar çöküntüye uğradı.

Buna karşılık, aynı dönemde, İsviçre kuvvetlerinin yabancı ülkelerdeki hizmeti büyük bir gelişim gösterdi.

Paralı askerler Avrupa’nın bütün saraylarına, özellikle Fransa sarayına bağlı olarak hizmet gördüler.

Eğitimin yetmezliği (silâhların durumuna göre 12 günden 30 güne kadar talim) ve tek bir kumandanın emrinde olmamak, 1798’de İsviçre birliklerinin Direktuvar orduları karşısında bozguna uğramasına yolaçtı.

İsviçre lejyonu ve Napolyon’un Büyük Ordusunun isviçreli birlikleri kanton piyadelerinin parlak geleneğini benimsediler; fakat 1859’da federal hükümetler, İsviçre kuvvetlerinin yabancı ülkeler hizmetine girmesini yasakladılar.

8 Mayıs 1850 yasası, federal ordunun bugün de bağlı olduğu ilkeleri belirledi: aralıklı dönemlerde er okullarında yapılan askerlik görevi. Askerliğe 1874’te çekidüzen verildi, 1914’te İsviçre ordusunun 200 000 askeri (6 tümen) vardı.

Ordunun görevi 1939 -1945 arasında çok önemli oldu.

11 Mayıs 1940 genel seferberliği sırasında 450 000 tanesi (13 tümen) savaşçı olmak üzere 800 000 kişi silah altındaydı: general Guisan’ın sevk ve idaresi, Hitler’in İsviçre’yi tarafsızlıktan çıkarma siyasetine set çekti.

1961’de yeniden düzenlenen ordunun hareket kabiliyeti ve sefer gücü arttı.

1963’te dört kolordu vardı (bunlardan biri dağ şartlarına göre düzenlendi ve güney ve batı cephelerine yerleştirildi).

Her kolordu üç tümene bölündü, bu tümenlerden biri motorluydu, biri de sınır konmasıyla görevliydi.

Ayrıca bir hava tümeni ve bir uçaksavar tümeni vardı.

İyi düzenlenmiş bir seferle, sınır kuvvetleri, birkaç saat içinde hedefi ele geçirebilecek güce sahipti.

Silahlar yenileştirildi, ordu İsviçre yapısı silahlarla ve 35 tonluk tanklarla teçhiz edildi.

1961 Reformu, askerlik mecburiyetinin bitimini 60 yaştan 50 yaşa indirdi (subaylar hariç) .

İsviçre ordusu, milis ordusunun en iyi örneğidir.

Aktif hizmet, rütbeye göre, dört veya altı aya indirildi.

Mecburî yedek askerlik hizmeti, erler için 280, assubaylar için 500, teğmenler için 900, yüzbaşılar için 1 000 gündür.

Muvazzaf subay sayısı çok aza indirilmiştir (300), bunlara «eğitici subaylar» denir; bunların sayıları artmaktadır.

1962’de İsviçre’nin askeri bütçesi milli bütçenin yüzde 3,2’si kadardı.

İsviçre ordusu, milletin kurumlan, düşünce tarzı ve tarafsızlık siyasetine olduğu kadar, savunulacak toprakların coğrafyasına da uydurulmuş, çok orijinal özellikte bir milis ordusu teşkilâtım muhafaza etmektedir.

Bu yüzden, ordu 15 000 kadar «memur» (öğretmen subay ve assubaylar, sivil personel) kapsar ve küçük bir uçaksavar birliği dışında hiç bir faal birlik yoktur.

Seferberlik halinde silah altına alınabilecek 600 000 asker, silahları ve donatımlarını evlerinde saklar ve elli yaşına kadar sırasıyla «seçme», «landwehr» ve «landsturm» dönemlerinde (atış, teftiş, subay ve assubaylar için okullarda kalış v.b. dönemleri) sürekli bir talime tabi tutulur.

1967’de, İsviçre ordusunun kuruluşu şöyleydi: her biri yaklaşık olarak 13 000 kişilik üç tümen den meydana gelen dört kolordu (biri dağ kolordusu); sınır, kale (müstahkem mevki) ve yuva tugayları ile, kara taburları ve lojistik ve altyapı birlikleri;

iki tugaylık Hava Savunma birliği (400 uçak kapsayan bir hava tugayı; klasik araçlar ve yer hava roketleriyle donatılmış bir uçaksavar tugayı).

Malzemelerin (bazıları yabancı patent altında) üçte ikisi İsviçre’de yapılmış (özellikle MI 1961 tankı) ve yabancı modellerle (AMX13 fransız ve «Centurion» İngiliz tankları; amerikan yer hava roketleri v.b.) tamamlanmıştır.

Askerî giderler (genel bütçenin yüzde 30’u) 1961’de milli gelirin yüzde 3’ünü temsil ediyordu.

Bir cevap yazın