İzlenimcilik Nedir,Akımı ve Özellikleri

İzlenimcilik Nedir,19. yüzyılının ikinci yarısı ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa’da doğan,Sanatçının doğadan edindiği izlenimleri dolaysız olarak yansıtmasına dayanan sanat akımı.

İzlenimcilik Akımı ve Özellikleri

«izlenimci» anlamına gelen empresyonist kelimesi ilk defa Louis Leroy tarafından, 25 nisan 1874 tarihli Charivari gazetesinde kullanıldı.

Claude Monet’nin izlenim, Güneşin Doluşu adlı tablosuna dayanarak Leroy, fotoğrafçı Nadar’ın salonlarında düzenlenen bu sergi için izlenimciler sergisi deyimiri kullandı.

Sergiyi, Pissarro, Monet, Sisley. Degas, Renoir, Cezanne, Guillaumin ve Berthe Morisot’nun kurduğu «Societe Anonyme des Peintres, Sculpteurs et Graveurs» (Ressam, Heykelci ve Gravürcüler Anonim şirketi) düzenlemişti.

Resimde İzlenimcilik

Bu topluluğun kurucularını birleştiren tek amaç, o gün için geçerli olan sanatla bütün bağları koparmak isteğiydi.

Gerçekten de. renkleri palet üzerinde karıştırmadan saf olarak tuale sürmeyi şart koşan anlayışa aralarından yalnız birkaçı, o da kısa bir süre için, bağlı kaldı.

Gerçekte izlenimcilik, bir teknikten çok bir düşünce şeklidir; bu yüzden, resim dışında kalan sanatçılar da «izlenimci» olarak nitelenebilir.

Bu ressamların çoğu, 1823’te Chevreul’ün ortaya attığı renklerin zamandaş karşıtlığı kanunundan habersizdi.

Aslında, renkle çizginin ayrılmaz iki unsur olduğunu söyleyen Eugene Delacroix’ya ve tabiat gözlemlerini temel olarak alan İngiliz manzara ressamları Constable, Bonington ve özellikle William Turner’a kadar uzanan bir geleneği sürdüren bu sanatçılar için «izlenimci» yerine «bağımsızlar» veya «açık-hava ressamları» demek daha doğru olur, öncüler arasında, Eugene Boudin, Stanislas Lepine ve hollandalı Jongkind’i sayabiliriz.

Eugene Boudin 1858 yılında Honfleur’de henüz on beş yaşında olan Claude Monet’ye rastlar.

Onu deniz kıyısına götürür, eline boyalar verir ve ona Sen halicindeki ışık oyunlarını gözlemeyi öğretir.

Gerçi o sıralar Boudin, Azize Anne-La-Palud’ün Yakarışı gibi konulu resimlere düşkündü ama, kısa bir süre sonra Normandiya kıyılarına yerleşerek Troville ve Havre kumsallarının resimlerini yapmaya başladı.

Aralarında Courbet, Bazille, Monet ve Sisley’in de bulunduğu birçok ressamı Cöte de Grâce’deki Saint-Simeon çiftliğine davet etti.

Bazille, Monet ve Sisley, Paris’te, Gleyre’in özel atelyesinde tekrar buluştular ve orada, 1863’te, bir porselen ressamı olan Auguste Renoir ile tanıştılar.

Yine o sıralarda Güzel Sanatlar okulunun katı kurallarından kurtulmak isteyen başka sanatçılar (Danimarka Amillerinden gelen Camille Pissaro, Papul Cezanne ve Armand Guillaumin) Quai des Orfevres’deki İsviçre akademisine devam ediyorlardı.

Bu genç ressamlar, görebildikleri tablolarından tanıyarak hayran oldukları daha eski nesil ressamı Edouard Manet’nin, 1863 Sergisine kabul edilmediğini öğrenince büyük bir öfkeye kapıldılar.

Bu olay, sanat çevlerinde öylesine büyük bir tepki yarattı ki, Napoleon III, Manet, Pissarro, Jongkind, Cals, Chintreuil, Fantin-Latour gibi ressamların eserleri için bir «Kabul Edilmeyenler salonu»nun açılmasına izin verdi.

Manet’de kendi anlayışlarının izlerini bulan genç ressamlar, üsta dın Kırda Öğle Yemeği tablosunu coşkun bir hayranlıkla karşıladılar ve Guerbois kahvesine devam eden Manet’nin çevresinde toplandılar; böylece de Batignolles okulu kurulmuş oldu.

1866 Salonu, bu ressamlardan birkaçına kapılarını açtı: Degas, Bazille, Berthe Morisot, Sisley; aynı salonda Manet Camille adlı portresini, Pissarro da Kışın Marne Kıyıları’nı sergiledi. Manet, Cezanne ve Renoir’in eserleri ise kabul edilmedi.

Bu olay üzerine Emile Zola, L’Evenement gazetesinde bir makale yayımladı ve düşüncede devrimci, resim tekniğinde ise oldukça gelenekçi sayılabilecek bu yeni ressamların en büyük savunucusu oldu.

İzlenimcilerin resim anlayışı özellikle renk seçimi ve ışık sevgisiyle ayırt edilir; fakat Berthe Morisot, Manet’den öğrendiklerine bağlı kalmıştı.

Degas hayranlığını ingres ile İtalyan rönesans ustaları arasında bölmüş, Cezanne «tabiatı Poissin gibi işlemek»e kalkışmıştı; Claude Monet bile, Havre’daki Tarağa ve Bahçede Kadınlar (1866, Louvre) adlı tablolarında gelecekteki cüretli denemelerinden çok uzaktaydı.

İzlenimciliğin öncüleri 1870 savaşıyla dağıldı: Frederic Bazille, Beaune-la-Rolande’da vuruldu; Renoir silah altına alındı.

Degas gönüllü yazıldı; Cezanne Provence’a çekildi; Pissarro, Monet ve Sisley ise Londra’ya sığındılar ve orada Paul Durand-Ruel ile tanıştılar.

Bu Londra devresi, genç sanatçıların yalnız bir satıcı bulmaları yönünden değil, ışık çalışmalanyla bu genç ressamlara örnek olan Turner’ın resmini tanımaları bakımından da izlenimcilik tarihinde önemli bir olaydır.

Paris’e dönünce, bu ressamların çoğu Argenteuil’e (Monet, Renoir), Chatou’ya (Renoir), Marly’ye (Sisley) veya Oise kıyılarına (Pissarro, Guillaumin, Cezanne) giderek resim çalışmalarına koyuldular.

Edouard Manet, Claude Monet ile birlikte Sen nehrini konu alarak ele aldı ve Monet’nin etkisiyle açıkhava çalışmalarına yöneldi.

Geleceğin izlenimcilerini fransız resim meraklılarına kabul ettiremeyen Durand-Ruel, 1873’te genç ressamların tablolarını satın almaktan ister istemez vaz geçti.

Bunun üzerine, genç ressamlar ertesi yıl, Nadar’ın salonunda bir sergi düzenleyerek (15 nisan -15 mayıs 1874) Salon’a kabul edilmeyen resimlerini halka sunmaya karar verdiler.

Manet çağrılarını kabul etmedi ama Lepine, Boudin, gravürcü Bracquemond, heykelci Astruc, ressam Cals, de Nittis, Henri Rouart v.b. onlara katıldılar.

Bu sergi, tenkitçilerin ve halkın anlayışsızlığı karşısında bu birkaç ressama dayanışmanın gerekliliğini anlattı.

Ne var ki birlik uzun sürmedi. Cezanne, topluluğun 1876 yılında Durand-Ruel’in Le Peletier sokağındaki galerisinde açtığı ikinci sergiye katılmadı.

Durand-Ruel’in salonlarında, Degas’nın yirmi dört tablosu ile Berthe Morisot, Claude Monet, Auguste Renoir, Pissarro, Sisley ve Frederic Bazille’in tabloları sergilendi, izlenimcüer bu sergi sırasında, Duranty, Armand Silvestre, Philippe Burty, Emile Blemont, Georges Riviere ve Theodore Duret gibi birkaç savunucu buldular.

Cezanne, Renoir, Sisley ve Berthe Morisot’nun 1879 Sergisine katılmayışları, topluluğun dağılmak üzere olduğunu gösteriyordu.

Renoir, Mme Charpentier ve Çocukları ve Jeartne Sa’mary’nin Portresi adlı tablolarını Devlet sergisine göndermeyi tercih etti; ancak onun ve arkadaşlarının resimlerine çok az alıcı çıkıyor, sanatçılar geçimlerini güçlükle sağlıyorlardı. Çoğu sefalet içindeydi.

Degas ve Pissarro grubun dağılmaması için büyük çaba gösterdiler. 1800 Yılının nisan ayında açılan beşinci sergiye Monet, Sisley ve Renoir’ın katılmaması üzerine bütün çabalar boşa gitti; bunun birlikte, izlenimcilerin bu yeni sergisinde ilk defa Gauguin’in eserleri görüldü.

1881’de izlenimciler yeniden Nadar’ın salonlarına döndüler; ancak grup iyice dağılmış, Pissarro, Degas, Guillaumin ve Berthe Morisot gibi ilk serginin ressamlarından başka kimse kalmamıştı. «Yedinci Bağımsız Sanatçılar sergisi» iki yıl sonra açılacak olan «Bağımsızlar salonu»na öncülük etti.

Yalnız Monet ve Sisley, ışık oyunları ve cisimlerin görünümü üstünde bu ışık değişikliklerinin etkileriyle ilgili çalışmalarını derinleştirdiler.

Degas, Renoir ve Cezanne değişik yönlere doğru ilerlerken, Paul Gauguin, Georges Seurat ve Paul Signac’ın çalışmaları Pissaro’yu yakından ilgüendiriyordu.

Bu devirde izlenimcilerin beğenilip sevilmeye başladıkları görülür; ancak para sıkıntıları hâlâ sürüp gidiyordu.

Resmî makamların tutumu değişmemişti; tabloları yine Devlet salonuna kabul edilmiyordu ve üstelik 1894 yılında, Caillebotte’un Lüksemburg müzesine vasiyet ettiği altmış beş tablodan yirmi beşi geri çevrilmişti.

Her şeye rağmen, 1903 yılında izlenimciliğin babası Camile Pissarro öldüğünde herkes, bu akımın XIX. yy. resminde büyük bir devrim sayıldığını ve tüm sanatçılarının da büyük ustalar olduğunu kabul etmiş durumdaydı.

İzlenimcilerin etkisi, Fransa dışında özellikle Almanya (Liebermann ve Corinth’in öncülüğüyle) ve Belçika’da çok büyük oldu.

Resim sanatındaki izlenimcilik akımından ilham alınarak, en ince duyguları, ruh durumlarını ve en göz okşayıcı manzaraları müzik diline aktaran bir grup müzikçi, izlenimcilik okulu adı altında toplandı.

Bu sanat akımı, duyumların çeşitliliğini ve değişkenliğini yansıtmak amacını güdüyordu.

Debussy’yi bu okulun önderi olarak saymak gerekir; Ravel ve zaman zaman Roussel ile Schmitt de aynı akımın uygulayıcılarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir