Japon Dinleri,Şintoizm,Amıdizm

Japon Dinleri Japonya’nın milli dini Şintoizm’dir.

Şinto kelimesi «Tanrıların Yolu» veya «Erkek prensip ruhlarının yolu» anlamında olan Çince «Şen-tao» kelimesinden gelir.

Şintoizm Nedir

1868 de Şintoizm’de yapılan devrimden sonra bu din devletin dini olarak onaylanmıştı.

Japonlar Budist olurlar, Hristiyan olurlar, batılı düşünceli kimseler olurlar ama bütün bunlar Şintoist olmalarına engel olmaz.

522 yılına kadar Şintoizm Japonya’da en üstün inanıştı.

Ama o tarihte adaya Budizm girince Japonlar bu dinin büyük etkisi altında kaldılar

Daha sonralan Şintoizm ile Budizmi birbiri içinde eritmeye kalkıştılar.

Ama Şintoizm bu yüzden özünden birçok şey kaybetti.

1868 devriminden sonra uzmanların çalışmaları sayesinde Budizm’den ayrılarak gerçek niteliğini yeniden kazandı.

Japon DinleriŞintoizm, incelendiği zaman bu dinin doğrudan doğruya tabiatçı bir din olduğu görülür.

Şintoizm’de çok sayıda tanrı vardır.

Bu tanrıların bazılan eşya, bazıları olaylar, bazıları da doğrudan doğruya insan biçiminde yaratıklardır.

Japonya 19 uncu Yüzlılın ortasından sonra pencerelerini batı dünyasına iyice açtığı zaman bile, Japonların Şintoizme karşı davranışları değişmedi.

Hatta bu arada meselâ Robert Koch gibi ünlü batılı bilginleri bile tanrılaştırdılar.

Ama bunun yanında haydutlar, siyasi kışkırtıcılar da önemli din sembolleri haline getiriliyordu

Bununla beraber bu sembollerin başında imparator vardı.

Japonlar, imparatorlarına doğrudan doğruya Güneş Tanrıçası Amaterasu’nun oğlu olarak bakarlar 1916 yılında bir Japon gazetesi: «İmparator gözle görülen bir tanrıdır» diye yazmıştı

Atalara tapınma da tabiatçılık dininin kollarından biridir.

Bazı ölüler tann olarak ilân edilirler.

Japonya’daki gelenek kuvvetinin kaynağını da burada aramak gerekir.

Japonya demokrasi kuralları ile yönetildiği halde kişi, aile ve topluluklar geleneğin gereklerine sıkı sıkıya bağlıdırlar

Bir tanrının bulunduğu yer olarak kabul edilen her yerde dinsel törenler düzenlenir Dağlarda, nehir kıyılarında, ormanlarda sık sık törenler yapılır Bu yerlerden biri de kutsal dağ olarak kabul edilen Fuji-Yama’dır.

Ama gerçek dinsel törenler pagoda denilen tapınaklarda yapılır.

Japonya’daki pagodaların sayısı yüz binin üstündedir

Pagodalar sanıldığı gibi bu dine bağlı olanların toplandıkları yerler değildir Bunlar İlâhi arm oturdukları yerlerdir Hepsi de küçük küçük yapılardır Çok hafif malzemeyle yapılan bu tapmaklar belirli zamanlarda onarılır

Şintoizm dinin en büyük rahibi imparatordur.

Din adamlarının her biri tapmağa bağlıdır Her tapmakta da yalnız bir tek tanrıya tapılır

Tanrıların hepsi önem ve özsaygı bakımından eşittir.

Bütün tanrıların üstünde sayılan bir tek tanrıça vardır ki o da Güneş Tanrıçası Amaterasu’dur.

Japon Budizmi Amıdizm

Japonların 552 yılında Kore’den kendi memleketlerine aktardıkları Budizm Japonya’da çok yaygındır.

Bununla beraber bu din bu ülkede bağdaşık yani mütecanis bir manzara göstermez Birçok şekle bürünen Budizmin özellikle iki şekli japonya’da tanınmıştır.

Bunlar Amidizm ve Zen Budizmıdir.

«Amidizm» Büyük Taşıt anlamına gelen Mahaya nın aşırı bir şeklidir Japoniar buna «Doğunun Temiz Dünya Kapısı» derler Amidizme inananlar «Kolay yol» diye adlandırılan yoldan geçmek zorundadırlar.

«Kolay yol» Temiz Topraklar Cennetine gider.

Orada Amithaba hâkimdir. Amithaba ise Büyük Taşıt’ın en çok saygı gören Budhalarmdan biridir

Amidizme iman temeldir.

Bu dine inananlara göre insan ancak imanla kurtulabilir.

Amidistler sık sık şu «Küçük yol» meselini tekrarlamasını severler:«Keçiyolunun solundan bir ateş nehri akar, sağından bir su nehri.

Keçiyolu öyle dardır ki üzerine ayağını basamaz insan Üstelik ateş ve su kaplar ayağını.

Kendi gücüyle geçemez bu keçiyolunu ama tanrısal merhamete sığınan kişi amacına sağlıcakla ulaşır.»

Amidizm dininde «Küçük yol» şöyle yorumlanır:«Kalbinizin iyi ve kötü, günahlarınızın ağır veya hafif olup olmadığını hiç düşünmeyin.

Sadece bir, tek düşünceniz olsun: Temiz Toprak’ta yeniden doğacağınızı düşünün. Ve durmadan şu sözü tekrarlayınız: Namu Amita Butsu yanı (Kurtar beni, ey sen, Buddha Amida) Sesinize de tam bir güven eşlik etsin… Kurtuluşunuz size bağlıdır.

Basit bir akıl ve güven hareketine bağlıdır. Ama bu hareket mutlak ve kesin olmalıdır Duraksadığınız sürece hiçbir şey olmaz.

Ama kesinlikle bu hareketi kavradınız mı talihiniz güven altına alınmıştır.»

Zen Budizmi

Zen Budizmine din demek zordur.

Çünkü Zen’de ne tanrı vardır, ne de tören.

Ruhun ölmezliği de söz konusu değildir.

Ama bu demek değildir ki Zen, Tanrının varlığına, ruhun ölmezliğine inanmaz.

Zen’e göre bütün bu kavramlar insan zekâsının hazırlayıp ortaya koyduğu kavramlardır Zen ise insan aklının kavradığı bütün imkânları aşarak gerçeğe ulaşmayı amaç güder.

Hatta zekâyı bir yardımcı olmaktan çok bir engel gibi gören Zen, bu bakımdan bütün memleketlerin ve çağların birçok mistik düşünürüyle birleşir.

Zen kavramını birkaç örnekle vermeğe çalışalım:

Bir rahip, bir gün bir ermişe yaklaşarak ondan aklım huzura kavuşturmasını istemiş Ermiş şu karşılığı vermiş:

—        Aklımı bana göster, onu huzura kavuşturayım.

—        Aklımı aradığım zaman onu bulamıyorum ki! demiş rahip

—        Görüyorsun ya, aklımı huzura kavuşturdum! diye bağırmış ermiş.

Başka bir karşılıklı konuşma sırasında da araştırma yapan kişi sorar:

—        Kurtuluşa erişmenin en iyi yolu nedir?

Karşısındaki başka bir soru sorar:

—        Seni kim tutuyor ki?

—        Kimse tutmuyor beni!

—        öyleyse ne gibi bir şeyden kurtulmak istiyorsun?

Zen normal bir metodla öğretilemez.

Öğretilse büe ancak paradoksla, yani aykırı düşünce metoduyla öğretilebilir.

«Koan» adı verilen bu metod, mantıksal hiç bir çözüm getirmeyen bilmecelerden kuruludur.

Bunları anlamayan bir kimse demek ki henüz amaçtan uzaktır.

Ama bunları iyi anlayan ve açıklayabilen de amaçtan uzaktır.

Bu metodu anlatabilmek için ancak sezgi kelimesini kullanabiliriz ama tabii bu kelime de yetersizdir

II nci Yüzyılda yaşayan ve Zen’in büyük üstâdı olan Huan – Lung öğrencilerini sınavdan geçirirken şu üç soruyu sorarmış:

Soru : Herkesin doğduğu bir yer vardır.

Senin doğduğun yer neresi?

Cevap : Bu sabah pirinç çorbası içtim ama şimdi gene acıktım.

Soru : Elim Buddha’nın eline ne bakımdan benziyor?

Cevap : Ay ışığında çalan lavta.

Sora : Ayağım eşeğin ayağına ne bakımdan benziyor?

Cevap : Balıkçıl kuşu karlara kondu mu başka bir renktedir (yani karın renginden değişik bir renkte.)

Başka bir Koan dana vardır ki o da ünlüdür: Ellerini birbirine çarpınca bir tek elin çıkardığı ses hangi sestir’

Bugün Avrupa’da ve Amerika’da Zen Budizminin birçok taraftan vardır.

Hattâ Zen’e sıkı sıkıya bağlı olan batıklar, aslında çok karışık olan bu kavramı yaymak için yoğun bir kampanyaya girişmişlerdir.

Ruhsal değerler bakımından çok zengin olan Zen Budizmi, son derece ilgi çekici olmakla beraber son derece de tehlikeli yönleri bulunan bir inanıştır.

Çünkü Zen batı toplumlarının dinleriyle bağdaşamayacak kadar batılılara uzak bir kavramdır.

Ancak Japon toplumu içinde incelendiği zaman tam değerini kazanabilmektedir.

Japon Dinleriyle İlgili İki Örnek

Evrende yaşayan Tanrının büyük kudretidir bu.

Aşağıda okuyacağınız metinler Şinto ve Japon Budizmiyle ilgili kutsal metinlerdir.

Metinde geçen «Şieşo-no-ie», «Hayat Evi». «Sonsuz Bilge ve Bolluk» kelime ve deyimleri 1925 yılından sonra Japon dinlerinde mistik ve dinsel devrimlere önayak olan din adamlarının buldukları sözlerdir.

Tanrıya Yakarış

Ruhun kaynağı Tanrı,

Bütün yaratıktan yaşatan Tanrı, bize mutluluk getir Biz kendi kuvvetimizi yaşamayız, evrende yaşayan Tanrının bayatım yaşarız.

Biz değiliz davranışlarımızı tamamlayan,renktedir (yani karın renginden değişik bir renkte.)evrende yaşayan Tanrının büyük kudretidir bu Evrende Tanrı Yolunu bize ulaştırmak için ortaya yıkan Şeişo-no-ie’nin, Hayat Evi’nin.

Sonsuz Bilge ve Bolluğun Büyük Tanrısıdır.

Tanrı bizi korusun!

Hayal

Seişo’no-ei için göklerin habercisi bu şarkıyı söyleyince göklerden bir çocuk belirdi ve ona dedi ki:

İnsanlar için ve insanların anlaması için, rica edrim, hayallerin özünü aydınlat.

Göklerin habercisi karşılık verdi:

Hayal var olmayan varlığın görüntüsüdür, bu yüzden de hayaldir.

Hayal denen şey, gerçek durumu bilmemektir.

Sevinç ve acı ilk önce maddede mevcut değildi.

Sevinç ve acının maddede bulunduğu düşüncesini bir yana itmek ve ondan kaçmak gerekir.

Tersine döndürülmüş bu düşünceye hayal derler.

Hayat daha kaynağında ruhta mevcuttur.

Ruh maddenin hâkimidir.

Ruhun yanlış bir şekilde maddenin egemenliğinde olduğuna, ve gene ruhun maddenin değişmelerine göre acı çektiğini düşünmek ve hayatın gerçek ve mükemmel görünüşünü kavrayamamak, işte bütün bunlara hayal derler.

Hayal gerçeğe karşıdır, onun için karanlık da odur.

Hayal gerçek öze karşıdır, onun içindir İd gerçek öz değildir.

Hayal gerçek öz olaydı, hayalin ortaya çıkardığı acılanıl ve üzüntülerin gerçek öz olması gerekirdi.

Ama hayal acıların ve üzüntülerin bile kötü rüyalar olduğu gerçekten boş bir özdür ve bu kötü rüyalardan uyanmak gerekir:

Çünkü gerçek öz değildir.

Bir cevap yazın