Kapıkulu Ocakları,Görevleri,Yemini | Osmanlı Tarihi |

Kapıkulu Ocakları,Osmanlı hükümdarlarının emir ve kumandası altında ve onlara bağlı olan süvari ve piyadelere verilen ad.

Kapıkulu Ocakları
Kapıkulu Ocakları,Osmanlı hükümdarlarının emir ve kumandası altında ve onlara bağlı olan süvari ve piyadelere verilen ad.

Acemi ocağına acemi oğlanı iki türlü alınırdı: biri savaşta askerler tarafından elde edilen beşte bir erkek esirlerden, öteki Osmanlı sınırları içindeki hıristiyan çocuklarından.

Savaşlarda asker tarafından alınan esirler için düzenlenen bu kanuna Pençik kanunu ve ordu için alınan esir oğlanlara da Pençik oğlanları adı verilirdi.

«Türk üzerinde olan oğlanlar», yani Acemiler, işte bu Pençik oğlanları ve daha sonra bunlara osmanlı sınırları içinden devşirme yoluyla alınan hıristiyan çocukları da katıldı.

Devşirilen ve sağlık bakımı yapıldıktan soma köylüye ve çiftçiye verilen oğlanlar, her yıl Anadolu ve Rumeli ağaları tarafından gönderilen kethüda adlı memurlar aracılığıyla toplanırdı.

Türk çiftçilerine verilen acemilerin kıdemlileri hükümdarın emri ve Divan kararıyla Acemi ocağından başka topluluklara (Cebeci, Topçu ocakları v.d.) verilirdi.

Kapıkulu ocakları için gerekli eleman bu yolla sağlanırdı.

Bu durum XVI. yy. sonlarına doğru yavaş yavaş bozuldu.

Gelişigüzel toplanan hıristiyan çocukları sağlık bakımı yapılmadan veya rüşvetle, devşirme olarak alındılar.

Bu yüzden Kapıkulu ocağına her sınıftan halk, bu arada müslümanlar da girdi.

Kapıkulu ocakları veya topluluğu Osmanlı hükümdarlarının emir ve kumandası altında ve onlara bağlı olan süvari ve piyadeler olmak üzere ikiye ayrılır.

Piyadelerin en önemlisi de yeniçerilerdir.

Yeniçeri ocağı Murad I zamanında kuruldu.

Kurulmasında Cendereli Kara Halil Paşanın da büyük yardımı oldu.

Uç, beş veya daha fazla yıl Türk çiftçileri arasında yetişenlerin, Acemi ocağında hizmet gören askerlerin Yeniçeri acağına girmeleri gelenek halini aldı.

Yeniçeri ocağına pençik oğlanı denilen esirlerin beşte biriyle devşirmelerden meydana gelen Acemi oğlanlarından Kul oğullan ve Bostancılardan başka hiç kimse alınmadı.

Ocağa alınanların adları, künyeleri, dış görünüşleri ile gündelikleri kütük denilen ama deftere (ulufe defteri) kaydolunurdu.

Yeni gelenler yeniçeri ağasının gözetimi altında ortalara taksim edilirdi.

Askerlik devamlı olduğundan ocak halkı başlangıçta bekârdı Bu yüzden bunlar için odalar yaptırıldı Yeniçeri ocağı yüz doksan altı orta ve bölükten meydana geliyordu.

Ayrıca ocak Yayabeğler veya Cemaat, Sekban ve Ağa Bölükleri (veya Bölüklüler) diye üç bölüme ayrılırdı.

Cemaat ortalarının altmış beşinci ortası olan Sekbanlar veya Seymenler otuz dört orta idi.

Bölüklüler veya ağa bölükleri ise XV. yy.ın sonlarında kuruldu.

Yeniçe ocağının ilk ortaları Yaya veya Cemaat ortalarıydı.

Yeniçeri ocağı kurulduğu zaman ocak geleneklerine göre yeniçeri alındı ve her yüz nefere bir yayabaşı kumandan olarak tayin edildi.

Bundan sonra çeşitli zamanlarda yeniçeri ve orta sayısı arttı.

Cemaat denilen Yaya ortaları yüz bine kadar çıktı.

Birinci Cemaat orta veya bölüğünden beşinci Cemaate kadar olan Yaya ortaları, Cemaatı Şitirban (Deveciler Cemaati), on dört, kırk dokuz ve altmış altıncı ortalar Haseki ortası adını aldı.

Altmış ve altmış üçüncü ortalardan her biri bir solak başının kumandasında oldukları için Solak ortaları diye anılırdı.

Altmış dördüncü orta Zağarcı ortası idi; süvari ve piyade zağarcılardan kuruluydu.

Bu ortanın kumandanına zağarcıbaşı denildi.

Altmış beşinci ortaya Sekbanlar ortası adı verildi.

Bu orta, bir bölük süvari sekbanlarıyla, otuz dört piyade sekban bölüğüne ayrılmıştı.

Altmış sekizinci ortaya Turnacı ve kumandanlarına turnacıbaşı; yetmiş birinci ortaya Saksoncu ve kumandanlarına saksoncubaşı; seksen ikinci ortaya Zenberekçi ve yirmi ikinci ve doksan ikinci ortalarına Tüfenkçi ve başlarına tüfenkçibaşı denilirdi.

Osmanlılarda Sekban teşkilâtı Murad I zamanında kurulmuştu. Bu teşkilât Fatih Sultan Mehmed zamanında Yeniçeri ocağına dahil edildi.

Yeniçeri cemaat ortalarının altmış beşinci ortasını meydana getiren Sekban ortası iki kısma ayrılırdı.

Bunlardan birinci kısım süvari ve ikinci kısım da piyade idi.

Süvari sekbanlarının sayısı kırk ile yetmiş arasında değişirdi.

Sekban bölükleri içinde on sekizinci bölüğe kâtibi sekban; kethüdanın bulunduğu bölüklerden birine Kethüdayı sekban; 33. bölüğe Avcı ve kumandanına da şerşikârî denirdi.

Bu avcı bölüğü, Sekbanların en gözde bölüğüydü.

Devlet adamlarının ve ocak ağalarının oğulları bu bölüğe kaydedilirdi.

Bayezid II zamanında da Yeniçeriler arasına devşirmelerden Ağa bölükleri adıyla altmış bir bölükten kurulu yeni bir sınıf eklendi.

Ağa bölüklerinin kurulması yle birinci Ağa bölüğü Yeniçeri kethüdası odası oldu.

Yine bu ağa bölüklerinden beşinci bölük çavuşu büzürk (veya serçavuş) ve başçavuş denilen ocak zabitine ayrı oda verilirdi.

Kapıkulu piyadelerinden bir başka ocak da Cebeciler ‘di.

Cebeci ocağı, bölük ve cemaat olarak iki kısma ayrılırdı.

Bunlar, yeniçerilere ait ok, yay, tüfek, kılıç, kazma, kürek, barut, fitil, kurşun, zırh, tulya, gibi savaş araçlarını sağlamak ve korumak, savaş zamanında bunları cepheye götürmekle görevliydiler.

Cebeci ocağı Yeniçeri ocağı ile birlikte kaldırıldı ve ocaklılar cebehaneci diye anılmaya başlandı.

Ayrıca sayıları da 1054 olarak tespit edildi.

Sağ ve sol kol diye ikiye ayrılan cephanecilerin kumandanlarına sağ ve sol kol bölükbaşları adı verildi.

Cebecilerden başka Kapıkulu piyadeleri ocaklarına bağlı olan diğer bir ocak da Topçular idi.

Topçu ocağı yeniçeri ocağının kuruluşundan kısa bir süre sonra acemilerden meydana getirildi.

Topçu ortaları, Nizamıcedid’in kuruluşuna kadar Ağa bölüğü ve Cemaat olarak iki kısımdı.

Ağa bölüğü de kendi içinde beş bölüğe ayrılıyordu.

En kalabalık bölük, birinci Ağa bölüğü idi.

1792’de Halil Hamid Paşa tarafından Sürat topçuları adıyla yeni bir ocak eklendi.

Top Arabacıları Ocağı Nedir

Büyük topların taşınması için kuruldu.

Bu ocak ilk defa Fatih zamanında Akkoyunlu hükümdarı uzun Hasan üzerine yapılan seferde görev yaptı.

Toparabacıları ocağı da Kapıkulu ocaklarının diğer yaya kısımları gibi acemi oğlanlardan meydana geliyordu.

Humbaracılar, başlangıçta Cebeci ve Topçu ocağına bağlıydılar.

Humbarayı,Mustafa adlı bir topçu bölükbaşısı yaptı.

Yeni odada kurulan imalâthane bir süre sonra çalışmaya başladı.

Humbaracıların büyük bir çoğunluğu maaşlı asker değildi.

Her birinin tımarı vardı.

Bunlar kalelerde hizmet görürlerdi.

Ocak, 1731’de Humbaracı Ahmed Paşa tarafından ıslah edildi.

1792’den sonra Humbaracıların devlet merkezinde oturmaları emredildi.

Lağımcı ocağı, savaş zamanında kuşatılan kaleleri yıkmak için lağım yapan ve atan bir ocaktır.

Bu ocak iki kısma ayrılırdı.

Bunların bir kısmı cebecibaşının emri altındaydı; tımar ve zeametleri yoktu.

Diğer bîr kısmının ise tımar ve zeametleri vardı.

Lağımcı ocağına XVIII. yy.ın son yarısında daha da önem verildi, özellikle Halil Hamid Paşa ocak mensuplarına verimli yerleri tımar olarak verdirdi.

Abdülhamid I de ağalarına hilât verdi.

Kapıkulu Piyadelerinin Görevleri

Kapıkulu olan piyadelerden bazıları, bu arada Yeniçerilerden bir kısmı, belirli zamanlarda yeniçeri ağasıyla birlikte İstanbul’da kol gezer, şehrin güvenliğini sağlardı.

Bundan başka, dört yayabaşı ve dört bölükbaşı, cuma gecesinden başka her gece kol gezer, geceleyin yakaladıkları suçluları Ağakapısına gönderirlerdi.

Çorbacıların böyle dolaşmalarına sıra kolu denilirdi.

İstanbul’daki kulluk, yani karakolların, kale kapılarının açılıp kapanması görevi de kapıkulu piyadelerinindi.

Bunlardan herhangi bir semtin güvenlğinden sorumlu olanlara kullukçu ve kale kapılarında muhafızlık edenlere de yasakçı adı verilirdi.

Üç ay süreyle ocak ketküdası tarafından tayin edilen kullukçu, koruduğu semt halkından belirli bir para alırdı.

Kulluklar; Kumkapı, Ayakapısı, Yahudi mahallesi, Balat içerisi ve dışarısı, Fener içerisi ve dışarısı, Eyüp kapısı, Edirne kapısı gibi semt semt ayrılmıştı.

Kethüdanın kulluğundan başka yeniçeri kâtibinin ve sekbanbaşının da ücret aldıkları kulluklar vardı.

İstanbul’da Büyük Karaman (Çarşamba), Küçükpazar ve Hocapaşa kullukları da yayabaşılarla bölükbaşılarındı.

Kalelerde muhafızlık eden kapıkulu yeniçerilerine, öteki yerli kulu yeniçerileri ve yamaklardan ayırmak için adalı yeniçeriler adı verilirdi.

Kapıkulu Ocak Zabitleri

Bunlardan yeniçeri ocağı zabitleri; yeniçeri ağası, yeniçeri kâtibi, ocak kethüdası (veya kethüda bey), turnacıbaşı, başyayabaşı, muhzirağa ve başçavuş idi.

Daha sonra Sekban ortaları buna eklenince, sekbanbaşı, kendi ocağına yeniçeri ağasından sonra en büyük zabit oldu.

XV. yy.da kul kethüdası ile başyayabaşı arasına sonradan meydana getirilen turnacıbaşı, saksoncubaşı, zağarcıbaşı ve dört ocak hasekisi; XVI. yy.da da devecibaşı ile öteki orta zabitleri olan Deveciler girdi.

Cemaat, Sekban ve Ağa bölüklerinden kurulan ocağın büyük zabitleri şunlardı: yayabaşı, başdeveci, hasekiler, baş haseki, turnacı, saksoncu, zağarcı ve sekbanbaşılar.

Ağabölükleri büyük zabitleri: baş bölükbaşı, kethüdayeri, muhzirbaşı, başçavuş, kethüda bey (kul kethüdası). Kapıkulu piyadeleri büyük zabitlerinin görevleri ocak yasasına göre düzenlenirdi.

Yeniçeri ağası, Yeniçeri ve Acemi ocağının; sekbanbaşı, Sekban ortalarının; kethüda bey (kul kethüdası), Birinci ağa bölüğünün.

Zağar başı, Altmış dördüncü süvari ve piyade zağarcılar ortasının.

Saksoncubaşı ,Yetmiş birinci ortanın; turnacıbaşı (ser turnaî), Altmış sekizinci ortanın

Hasekiler (dört haseki), on dört, kırk dokuz, altmış altı ve altmış yedinci ortaların

Başçavuş, Ağa bölüklerinden beşinci bölüğün kumandanı idi.

İkinci derecedeki ocak zabitleri: Başdeveci, Cemaat ortalarındaki deveci ortalarının en kıdemlisi; deveciler, Cemaat ortalarındaki deveci ortalarının öteki kumandanları;

Başyayabaşı, Cemaat ortalarındaki en kıdemli yayabaşı; muhzirağa (ocak muhziri), Ağa bölüklerinden odası belirli olmayan bölük kumandanı; kethüda yeri (Cayı kethüda), Ağa bölüklerinden odası belirli olmayan bölük kumandanı; başbölükbaşı, Ağa bölüklerinden bölükbaşıların en kıdemlisiydi.

Cebeci ocağı ağa ve zabitleri

Cebeci ocağının en büyük zabiti cebecibaşıydı.

Bundan başka ocakta dört kethüda vardı.

Başkethüda bunların en büyüğüydü.

Cebeci çavuşu büyük zabitler arasına girerdi.

Bölük ve orta kumandanları ve bunların bir derece aşağısında odabaşılar ve diğer küçük zabitler de vardı.

Topçu ocağı zabitleri

Topçu ocağında sertopî veya topçubaşı denilen bir ocak kumandanı ile dökücübaşı, ocak kethüdası ve çavuşu gibi büyük zabitler; çorbacı veya bölükbaşı, dökücü halifeleri adıyla diğer zabitler ve bir de ocak kâtibi vardı.

Bölükbaşılar, topçu ve topçu usta olmak üzere iki sınıftı.

Her bölük ve cemaatte bölükbaşılardan sonra odabaşılar ile vekilharçlar gelirdi.

Toparabacılar zabitleri

ocağın en büyük zabiti toparabacıları başıydı.

Arabacıbaşından başka ocakta kethüda, çavuş, başçavuş, kethüdayeri, ocak kâtibi, birinci derecede zabitler idi; sonra bölükbaşı ve halife adlarıyla ikinci derecede orta yani bölükağaları gelirdi.

Lağımcı ocağı zabitleri

tımarlı lağımcıların başı lağımcıbaşıydı. Kethüda ve çavuş, ocağın büyük zabitleri, alemdar da küçük zabitiydi.

Kapıkulu Süvarileri Nedir?

«Kapıkulu süvarisi» deyimi hükümet merkezinde, devlet hâzinesinden ulufe alan daimî süvari askerler için kullanılırdı.

Bunlar Sipah, silâhtar, ulufe-ciyanı yemin (sağ) ve yesar (sol), gurebayı yemin (sağ) ve yesar (sol) adı verilen bölüklere ayrılırdı.

Sipah ve Silâhtarlar ocağın en eskileriydi.

Kapıkulu süvari ocağı, Rumeli beylerbeyi Timurtaş Paşanın isteği üzerine Murad I tarafından kuruldu.

Sonra ulufeciyanı yemin (sağ ulufeciler) ve ulufeciyanı yesar (sol ulufeciler), gurebayı yemin (sağ garipler) ve gurebayı yesar (sol garipler) adıyla dört kısım kapıkulu süvarisi daha kuruldu.

Böylece kapıkulu süvarilerinin bölük sayısı altıya çıktı.

Bu altı bölük baştan sırayla ikişer ikişer baş bölüklüler, orta bölüklüler ve aşağı bölüklüler adlarıyla anılırdı.

Ayrıca sipah bölüğüne kırmızı bayrak, Silâhtar bölüğüne sarı bayrak, son kurulan dört bölüğe de alaca bayrak adları verildi.

Altı bölükten her birinin ayrı bölük ağası, kethüda, kethüdayeri, kâtip, kalfa adlarıyla büyük zabitleri başçavuş adlarında küçük zabitleri yardı.

Kapıkulu süvarilerinin bu altı bölüğünün görevleri farklıydı.

Sipah Bölüğü Nedir

(Kırmızı bayrak da denir), bunlar arasında en itibarlı olanıydı.

Padişahlar camie ve sefere giderken sağ tarafında yürürler, savaş alanında da kalp denilen ordu merkezinin sağ tarafındaki saltanat bayrakları altında ve bazen de hükümdarın arka tarafında dururlardı.

üç yüz bölüğe ayrılmıştı.

XVII. yy.ın ilk yarısında her bölükte otuz kişi ve bir bölükbaşı vardı.

Silahtar Bölüğü Nedir

(Sarı bayrak da denir), Kapıkulu süvarilerinin ilk kurulan bölüğüydü.

Bu bölük, başlangıçta iç oğlanlardan meydana gelirdi.

Fatih zamanında baş bölüğe oldu. Sefere giderlerken askerin geçeceği yolların açılıp temizlenmesi, Silâhtar bölüğünün göreviydi.

Bu bölük köprüleri tamir ettirir ve geçilmesi zor olan bataklıkları temizlerlerdi.

Ayrıca tuğculuk, yedekçilik ve buçukçuluk gibi görevlerimde vardı.

Bunların kumandanı silâhdar ağa idi Hükümdarın sancağını taşır, savaş zamanlarında sağ tarafta durarak padişahı korurdu.

Ulufeciyanı yemin (sağ ulufeciler) [Yeşil bayrak da denir], savaş sırasında sadrazamı v.d. vezirleri korurlardı.

Sayıları yüz beş olarak tespit edilmişti.

Ulufeciyanı Yesar (sol ulufeciler)

Ellerinde beyaz veya kırmızı renkli bayrak taşırlar, hükümdar sancağını korurlardı.

Gurebayı Yemin (Sağ garipler)

Savaş sırasında ordunun sağ kolunu korumakla görevliydiler.

Gurebayı yesar’ın (sol garipler)

Görevleri sancak muhafizliydi; aynı zamanda sadrazamın maiyetinde bulunurlardı.

Savaş sırasında ordunun solunda yedek olarak yer alırlardı.

Daha çok, Anadolu, Mısır ve Afrika’dan gelen yabancı askerlerden kurulu birliklerdi.

Padişah savaşa giderken Sipah bölüğünü sağ, Silâhtar bölüğünü de sol tarafına alırdı.

Kapıkulu süvarisi genellikle pala, mızrak ve gaddare adı verilen kılıç kullanırlardı.

Altı bölük arasından üç yüz kadar süvari seçilir ve bunlara mülâzim denirdi.

Mülâzimler sefer zamanında yazılı ve sözlü emirleri ilgililere ulaştırmakla görevliydiler.

Barış zamanlarında ise mirî mukataaların (kiraya verilen yerlerin) yönetiminde ve cizye toplanmasında çalıştırılırlardı.

Kapıkulu süvarilerinin ağa ve zabitleri: altı bölük olan kapıkulu süvarilerinden her bölüğün birer ağası vardı; bunlara toplu olarak altı bölük ağaları denirdi.

Bunlar hükümdara yakın olan rikâb ağalarından seçilirdi.

Sipah ve silâhtar ağalarının sancak beyliğine tayin edilmeleri gelenekti.

Gündelikleri yük akçe veya daha fazlaydı.

Ayrıca on altı ve on yedi bir akçelik arpalıkları da vardı.

Her bölüğün ağalarından başka birer kethüdası ve kethüda yeri ayrıca birer başçavuşla çavuş ve kâtipleri vardı.

Kapıkulu süvarilerinin sipahi kâtibi unvanını taşıyan kâtibi vardı.

Kâtip bölüklerin kayıtlarını tutardı.

Kapıkulu süvarilerinin maaşları, Yeniçeriler gibi divanda özel bir törenle verilmezdi.

Sipahi kâtibi ulufe dağıtımı zamanı, divana gelerek kendi ocaklarına ait keseleri alır, sonra bu keseler sadrazamın da katıldığı toplantıda süvari bölüklerine dağıtılırdı.

Süvariler de tıpkı yeniçeriler gibi maaşlarını alırken «ibtida» adı verilen askerî kimlik belgelerini göstermek zorundaydılar.

Kapıkulu süvarilerinin hükümet merkezinde yeniçeriler gibi özel bir kışlaları yoktu, önceleri İstanbul’da barındırılırken daha sonra at besleme durumları göz önüne alınarak İstanbul, Bursa, Çorlu ve Edirne yörelerindeki köy ve kasabalara yerleştirildiler.

Daha sonra da bütün vilâyetlere dağıtıldılar.

İstanbul’dakilerden evli olanlar evlerinde, bekârlar daha çok Kurşun hanında otururlardı.

Sipahi ağaları, sancağa çıktıkları zaman üç yüz bin, silâhtarla ulufeciyanı yemin ağaları, iki yüz bin akçe has ile sancak beyi olurlardı, ötekiler ise harice çıkacakları zaman sancak beyliği ile çıkmayıp defter kethüdası olurlardı.

Kapıkulu süvarileri de devşirmelerden meydana gelirdi.

Yeniçeri ocağına kaynaklık yapan acemi oğlanları eğitim ve öğretim gördükten sonra piyade veya süvariliğe ayrılırlardı.

Bostancılarla iç oğlan denilen saray çıkmaları da kapıkulu süvariliğine alınırdı.

Ayrıca uzun süre yeniçerilerden uzakta bulunan ve savaşta yararlıkları görülenlere de kapıkulu süvariliği verilirdi.

Bunların gündelikleri en fazla on üç akçe olurdu.

Bunların kapıkulu süvarisi olmalarına «Bölüğe çıkma» denirdi.

Bölüğe çıkan yeniçeriye hükümet okluk, hayvan ve eyer parası olarak üç yüz akçe verirdi.

Bölüğe çıkan yeniçerilerin yeniçeri ocağı ile ilgileri kesilirdi.

XVII. yy.’ın sonlarına doğru süvariler yavaş yavaş gözden düşmeye başladı.

Murad IV ve özellikle Köprülü Mehmed Paşa zamanında çıkan Sipahi isyanları dolayısıyla önemleri azaldı.

Kapıkulu Ulufelerinin Dağıtılması

Yeniçerilerin ulufesi dağıtılmadan önce ayrı bir yere konurdu.

Bölük ve orta sayılarına göre keselere konan paraların dağıtımı, yeniçerilerin orta kapıya gelmeleriyle başlardı.

Bunlar önce sadrazam v.d. divan heyetini selâmlardı.

Sonra yeniçeri kethüdasıyla ocak ağaları gelip sadrazamın eteğini öperler, Yeniçerilerin maaşları tamam oluncaya kadar el kavuşturup huzurunda dururlar ve ulufe tamamlandıktan sonra yine etek öperek çıkarlardı.

Ramazandaki ulufe dağıtımında kapıkulu askerlerinin oruçlu olması yüzünden çorba, pilâv ve zerde yerine söğüş verilirdi.

Ramazanın on beşinde padişah, «Hırkai şerifi» ziyaret ederken Kapıkulu ocaklarına saray mutfağından tepsilerle baklava verilirdi.

Ulufe dağıtımı bitince keselerini alanlar kışlaya giderdi.

Ertesi günü her odada maaş dağıtılır, önce kıdemlilerin maaşları verilirdi.

Daha sonraki gün de çorbacı her askerin hüviyetini gösteren «esami pusulasına» bakarak ulufeleri dağıtırdı.

Her asker adı ve memleketi ile çağrılırdı.

Ulufesini alanın hüviyetini göstermesi gerekti.

Sadrazam, divanda kapıkulu süvarileriyle Cebeci, Topçu ve Toparabacı ocaklarının maaşlarını kendisi başında bulunarak verdirirdi.

Böylece bütün ocakların ulufe dağıtımı tamamlanırdı.

Her ulufe dağıtımında kapıkulu askerlerine Darphaneden bir miktar çil para verilmesi gelenekti.

Kapıkulu Sefer Bahşişi

Padişahlar cüluslarından sonra iki defa sefere çıkınca kapıkulu halkına biner akçe sefer bahşişi verirlerdi.

Ayrıca padişahların kapıkulu askerlerine savaşta gösterdikleri yararlıklardan dolayı bahşiş verdikleri de olurdu.

Nitekim Kanunî Sultan Süleyman, Viyana kuşatmasından sonra, kapıkulu halkına biner akçe dağıtmıştı.

Yavuz Sultan Selim, çaldıran seferine giderken, kapıkulu halkına biner akçe sefer bahşişi, Mısır seferinde ise kapıkulu süvarisine ikişer ve yeniçerilere birer akçe zam verdi.

Kapıkulu Cülus Bahşişleri

Tahta yeni oturan Osmanlı padişahı kendisinin muhafızı olan kapıkullarına zam ve bahşiş verirdi.

Kaynaklara göre, 1389’da Kosova’da hükümdar ilân edilen Yıldırım Bayezid ilk defa kapıkulu askerine cülus bahşişi verdi.

Bundan sonra Bayezid II zamanına kadar hükümdarların cüluslarında kapıkulu askerine cülus bahşişi verip vermedikleri hakkında kesin bilgi yoktur.

Padişahın, kapıkulu askerine cülus bahşişi verirken, «kullarımın bahşiş ve terakkileri makbulümdür, verilsin» demesi ve bu sözün asker tarafından duyulması bir gelenekti.

Kapıkulu Kazanları

Kapıkulu ocaklarının içinde yemek pişirdikleri orta ve bölük kazanları, kutsal sayılırdı.

Her odanın bakırdan yapılmış iki veya üç kazanı vardı.

Bu kazanlar, küçük zabitler tarafından korunurdu.

Orta ve bölük aşçıları, hatırı sayılır zabitlerdendi.

Suçlu piyadeler, orta veya bölük mutfağında aşçının gözetimi altında hapsedilirlerdi.

Yeniçeriler, odalarına ait herhangi bir işi görüşmek üzere kazanları başında toplanarak karar verirlerdi.

Bir ayaklanma sırasında, orta ve bölük kazanlarını meydana çıkarırlardı.

Ocağın kazanları, bayrak ve nişanlarından daha önemli olduğu için, savaş zamanında kazanın düşman eline geçmemesine çok dikkat ederlerdi.

Kazanın kaybolmasını büyük bir felâketin başlangıcı sayarlardı.

Savaşta bir orta veya bölüğün kazanı kaybolursa, bütün orta ve zabitlerin görevlerine son verilirdi.

Sefer sırasında kazanlar orta çadırlarının önünde dururdu.

Bir kısım ocak ortaları İstanbul’un çeşitli semtlerinde kulluk hizmetinde bulunduklarından her sabah bunların orta ve bölüklerinde pişen çorba, orta kazanlarından biriyle kendilerine dağıtılırdı.

Ortasına bir sırık geçirilmiş olan kazanı iki kullukçu nefer omuzlarına alarak taşırlar, başkarakullukçu olan bir kepçeci de bu çorbayı kulluk neferlerine dağıtırdı.

Kazanı Şerif Yemini

Hacı Bektaşi Veli’nin çorba pişirip ocağa hediye ettiğine inanılan kazandı.

Kapıkulu askerleri bu kazan bulunduğu yerden kaldırılıp yerine bir kova su dökülürse dünyada birtakım karışıklıkların çıkacağına inanırlardı.

Kapıkulu Ocaklarında Düzenin Bozulması ve Yapılan Islahatlar

Bütün Kapıkulu ocakları Murad III zamanına kadar düzenli bir şekilde idare edildi.

Zira bu zamana kadar Kapıkulu ocakları ile ilgili kanunlar gayet iyi uygulanıyordu.

Murad III, ocaklara kanunlara uymadan asker aldırdı.

Bu durum ocaklı sayısının artmasına ve herkesin ocaklara girmesine yolaçtı.

Padişahın emri uyarınca özellikle Yeniçeri ocağına ağa çanağı adıyla yabancılar alınmaya başlandı.

Ocaklar, 1632’ye kadar durumlarını korumaya çalıştılar.

Bu arada vezirler de kendi durumlarını sağlamlaştırmak için ocakları kışkırtmaya başladılar.

XVI. yy. sonlarında hayatını tehlikede gören Mahmud Paşa, şeyhülislâm ile anlaşarak cepheden İstanbul’a gelen Yemişçi Hasan Paşayı öldürtmek istedi.

Kapıkulu süvarilerini elde etti.

Yeniçeri ocağı Yemişçi Hasan Paşanın tarafını tutuyordu.

Bu sebeple iki ocak arasında ikilik başladı.

Osman II yeniçeriler tarafından öldürülünce, bu ikilik düşmanlığa dönüştü.

Murad IV zamanında, Kapıkulu ocakları başkaldıramadı.

İbrahim I zamanında vezirler ocaklara dayanarak sadaret mevkiine geldiklerinden ocakların her isteğini yaptılar.

Bu durum 1651’e kadar sürdü; bu tarihte ocakların devlet işlerine karışmaları önlendi.

Fakat İpşir Paşa tersaneden ayrılınca, ocaklılar yeniden devlet işlerine karışmaya başladılar.

Yeniçeriler ile Sipahilerin arası tekrar açıldı.

Vakvakiye olayında yeniçerilerin tarafını tutan hükümet, sipahilere büyük bir darbe vurdu.

Köprülü Mehmed Paşa zamanında sipahiler tekrar ayaklandılar.

Köprülü ocakla anlaşarak isyanı bastırdı.

Bu isyanlar aralıklı olarak 1682 yılına kadar sürdü.

1682 Seferinin uzun sürmesi sebebiyle Kapıkulu ocakları kötü bir duruma düştü.

Bunun üzerine Kapıkulu ocaklarında ıslahat yapılması kararlaştırıldı.

Ancak ocaklıların ayaklanmaları ihtimali düşünülerek bu ıslahata başlanamadı.

Mustafa II zamanında Kapıkulu ocaklarından Cebeciler isyan etti.

Bunlar, Mustafa II’yi tahtan indirip yerine Ahmed III ü padişah yaptılar.

Ahmed III zamanında, Nevşehirli İbrahim Paşa ocağı ıslah etmek için bir tasarı hazırladıysa da uygulamasına geçemedi.

1730’daki Patrona Halil isyanına karışan ocaklılar İbrahim Paşayı öldürdüler; Ahmed III’ü tahttan indirdiler.

Ahmed III’ün yerine padişah olan Mahmud I, italyancadan Askeri Islahatlar adlı bir eseri Türkçeye çevirtti.

Osmanlılara sığınan Kont de Bonneval’i (Humbaracı Ahmed Paşa) Humbaracı ocağını teşkilâtlandırmakla görevlendirdi.

Daha sonra Mustafa III, Kapıkulu ocaklarının cephelerde uğradığı başarısızlıkları göz önüne alarak, ıslahat hareketine girişti.

Ancak Yeniçerilere dokunamayarak Baron de Tott’a Tophaneyi düzenletti.

Abdülhamid I, Halil Hamid Paşaya Sürat topçuları ocağını kurdurdu.

Selim III kendisinden önce yapılan bütün denemelerin başarısızlıkla sonuçlanması sebebiyle Kapıkulu ocaklarının ıslah edilemiyeceğini anladı.

Bu ocakların yerine Nizamıcedid’i kurdu.

Fakat Kabakçı Mustafa isyanı sonunda öldürülünce, Nizamıcedid ocağı ortadan kaldırıldı; sonra yerine Sekbanıcedid adlı yeni bir ocak kuruldu.

Mahmud II’nin sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa öldürülünce, bu ocak da ortadan kaldırıldı.

Sonunda Mahmud II, 26 haziran 1826’da düzelmesi imkânsız hale gelen ocaklardan sonuncusu olan yeniçerileri ortadan kaldırarak yerine Asakir’i Mansurei Muhammediye adlı yeni bir ordu kurdu.

Bir cevap yazın