Kartaca Şehri,Tarihi,Kuruluşu,Sanatı

Kartaca Şehri,Şehrin M.ö. 814’te kurulduğu sanılır.

Kartaca Şehri Nasıl Kuruldu

Sömürgeciler şehre Kart Hadast («yeni şehir») adını verdiler. Efsaneye göre Kartaca’yı, ülkesinden kaçan ve beraberindeki Sur’lular ve Kıbrıslıların bu kıyılara gelen Sur kralı Pygmalion’un kızkardeşi Elissa (Eneid’de adı Didan olarak geçer) kurmuştur.

Sitede M.ö. 750’den eski hiç bir şey bulunamadığından kuruluşunun gerçek tarihi hala tartışma konusudur.

Kartaca, Sur ile devamlı ilişkiler kurdu. Bir süre Sur’daki Meqart mabedine aşar ödedi.

Sur’un gerilemesi, sonra İskender tarafından yıkılması (332) Kartaca’nın bütün bağımlılığını ortadan kaldırdı.

Şehir, zengin Magon’lar ailesinin çabası sayesinde günden güne Batı Akdeniz’deki fenike ticaret kolonilerine hakimiyetini kabul ettirdi. 654’e doğru Pityusess’e bir koloni yerleşti.

Etrüsklerle ittifak yapan Kartaca, Alalia deniz savaşında Corse yönetimindeki Phokaia’lıları yendi (535). VI. ve V. yy.da kartaca ticareti, ispanya kıyılarjnda, Balear adalarında ve Sardinya’da sağlam bir şekilde yerleşti.

Güney İtalya, Sicilya, Korsika ve Liguria’da yerleşen Yunanlılara karşılık, Kartacalılar Sicilya’nın batısında, özellikle Panormos’ta (Palermo) ve Motye’de yerleştiler.

480’de, o tarihe kadar için için devam eden çatışma patlak verdi. Kartacalılann seferini, iki güçlü yunan sitesi Syrakusai ve Agrigento’nun birleşik kuvvetleri bozguna uğrattı.

Muhareberebenin Salamin savaşıyla aynı tarihte olmasına dayanılarak Kartaca’lılarla Perslerin Yunanlılara karşı ortak bir hücuma giriştikleri ve denemenin ikili başarısızlıkla sonuçlandığı varsayımı ortaya atılmıştır. V. yy.ın ikinci yarısından itibaren Kartaca, kabuğuna çekilmiş gibi görünür.

Magonların ticari emperyalizminin yerini, büyük tarım işletmelerinin kurulduğu Magrıp’ın iç kısmına doğru genişleme aldı. Libyalı yerlilerle karışma sonucunda çalışkan bir libya – fenikeli halk ortaya çıktı.

Yüzyılın sonunda Yunanlılara karşı savaş, özellikle Syrakusai’yi zorba kral Denys’in yönettiği sırada yeniden başladı.

Selinonte, Himera ve Agrigento’nun yağma edilmesine karşılık, Yunanlılar da Motye’yi yakıp yıktılar.

Yüzyıl sonra kartacalı bir önder, halktan bir kişi olan Agathokles’in Syrakusai’de iktidarı ele geçirmesine yardım etti.

Ama kısa süre sonra demagog bir siyaset adamı olan Agathokles, kartaca aristokrasisinin düşmanlığını uyandırdı.

Yenildi, Syrakusai’de kuşatıldı; sonra Afrika’ya kaçtı (310), köyleri yağma etti; fakat asıl Kartaca’ya hiç bir şey yapmadı.

Birkaç yıl sonra görünürde olumlu bir sonuç almaksızın, paralı askerlerini yüzüstü bırakarak Sicilya’ya kaçtı.

Ondan sonra, Kartaca, bir an bütün Sicilya’yı ele geçirmek ümidine kapıldı. Fakat önce Syrakusai’nin yardımına koşan Pyrrhos’un (278-276), sonra da Romalılarla anlaşma yapan zorba kral Hieron’un direnesiyle karşılaştı.

O tarihten itibaren Kartaca yüzyıl boyunca Roma ile çatıştı. Roma bütün İtalya’ya hâkim oldu; bir kartaca garnizonunun bulunduğu Messina karşısında Rhegion’a yerleşti.

O tarihe kadar ilişkileri oldukça iyi olan, anlaşmalarla ticari genişleme ve askeri müdahale alanlarını sınırlayan iki site, Messine boğazını ele geçirmek ve Sicilya buğday pazarını elde etmek için çekişmeye başladı.

Mamertin’lerin Roma’dan yardım istemesi, Appius Cladius’un müdahalesine ve çıkarma yapmasına yolaçtı (264).

Bu Birinci Pön savaşı sırasında paralı askerlerden meydana gelen Kartaca ordusu, sayı bakımından azınlıktaydı ve kısa süre içinde yaratılan roma donanması büyük başarılar kazandı.

Romalılar Agrigento’yu aldılar, Myles deniz zaferini kazandılar, Panormas önünde başarısızlığa uğradılar, sonra Afrika’ya (256) çıkarma yaptılar; Afrika’da konsül Regulus yönetiminde kesin bir yenilgiye uğradılar.

Fakat yorgun Kartaca, Segate adalarındaki deniz bozgunundan sonra (241) antlaşma yapmak zorunda kaldı; bu antlaşmaya göre Sicilya’yı Roma’ya bırakıyor ve bir tazminat ödüyordu.

Bu uzun savaş sonunda mali kaynakları tükendiğinden, paralı askerlerin hoşnutsuzluğu amansız bir isyana yolaçtı.

Kartaca bu isyandan, önce Hamilkar, sonra da Numidia prensi Naravas’ın süvarilerinden, hatta başlangıçta asileri destekleyen Romalılardan yardım gören Hannon sayesinde kurtuldu.

Paralı askerler dar bir boğazda sıkıştırıldı; kumandanları Matho ölüm cezasına çarptırıldı. (Flaubert bu isyanı Salammbo adlı eserinde geniş çapta işlemiştir.) Savaşsız geçen birkaç yıl, Hamilkar’ın eski ticari genişleme siyasetini yeniden ele almasına imkan verdi.

İspanya’ya gelen Hamilkar, Acraleuke’yi (Alicante) kurdu ve Tartessos’taki (Endülüs) gümüş madenlerini işletti. Aynı aileden (Barcide’ler) olan Hasdrubal, Carthagena’yı kurarak Hamilkar’ın eserini devam ettirdi (226’ya doğru – 225).

Hamilkar’ın oğlu Hannibal, çok genç yaşta onun yerine ispanya ordusunun başına geçti; Ispanya’nın kuzeyine (Roma’nın müttefiki Sagonte’nin fethi 219) ve Galya’ya doğru ilerlemeye çalıştı; Roma’ya karşı bir intikam savaşı tasarlayarak geleneksel siyaseti devam ettirdi. İlerlemesi, Marsilya’daki Yunan Lucca’larının menfaatini baltaladı ve müttefikleri Romalıları kaygılandırdı.

218’de İkinci Pön savaşı başladı. Hannibal, ordusu ve filleriyle Ebro ırmağını, Pireneler’i, Alpler’i aştı; Romalıları, İtalya’da Ticino’da (218), Trebia’da, Trasimeno’da (217) ve Cannes’da (216) yendi; yaklaşmak fırsatını bulduğu Roma’ya korku saldı.

İtalyanları ayaklandırmaya çalıştıysa da başaramadı (sonunda savaşı kaybetmesinde bu başarısızlığın da payı vardır). Bu sırada Romalılar, Endülüs’ü işgal ettiler ve savaşı Afrika’ya sıçrattılar.

Numidia önderleri Syphax ve Massinissa’nın çoğunlukla çekimser tutumlarından ve kartaca ordusunun zayıflığından yararlanan Scipio Africanus, savaşı kısa süre içinde sonuçlandırdı; İtalya’dan geri çağrılan Hannibal’i Zama’da kesinlikle yendi (202).

Kartaca ağır mali yükümlere katlanmak ve yanı başında Roma’nın müttefiki Massinissa krallığının kurulmasını kabul etmek zorunda kaldı. 195’te suffes seçilen Hannibal’in yönetiminde Kartaca yeniden kalkındı.

İktisadi bakımdan yeniden zenginleşti; fakat suistimalcilere karşı açtığı savaştan hoşnut olmayan soyluların kendisini Romalılara şikayet etmesi üzerine, ancak kaçarak kurtulabildi.

Yarım yüzyıl sonra Kartaca sitesinin yeni gelişmelerine karşı tedbir almaya karar veren Roma, Caton’un öğütlerine (Delenda est Carrhago «Kartaca imha edilmelidir») uydu.

Üçüncü Pön savaşı (149-146) sırasında Kartaca, üç yıla yakın kuşatıldı. Hisar’a (Byrsa) hücum sırasında kanlı sokak çarpışmaları oldu ve çok büyük bir yangın (Appianus dramatik bir şekilde anlatır) çıktı.

Şehir alındıktan sonra sistemli bir şekilde tahrip edildi (146). Roma’da bile herkes bu kadar şiddete taraftar değildi; fakat Kartaca korkusu, şehirle birlikte ortadan kalktı.

Kartaca Medeniyeti

Dış ülkelerle oldukça az ilişki kuran ve sanatı orta derecede gelişen kartaca toplumu, çabalarını özellikle pratik ve ticari faaliyetlere yöneltmişti.

Batıda fenike ticaret kolonilerinin varisi olan şehir, bu şebekeyi genişleterek değerlendirmeyi, tehlikeli rakipleriyle uyuşmayı, küçük bağımsız siteleri ezmeyi başardı. Kartaca devletinin siyaseti, ticaret tekelini ele geçirmekle şartlanmıştı.

Ticaret, uzak ülkelerin ender tahıllarını, fas altınını, ispanya gümüşünü, cornwall kalayını, kuzey ülkelerinin amberini, afrika fildişi ve kölelerini kapsıyordu. Kartaca şehrinde gelişen sanayi, çeşitli mübadele malları üretiyordu: erguvan rengi kumaş; mücevherler; çanak-çömlek; silah.

Kartaca marangozları oldukça tanınmıştı. IV. yy.a kadar ticarete temel olan trampa sisteminin yerini, sonradan para aldı ve sonunda Kartaca, yunan ve roma kolonilerinin paralarına benzeyen kendi parasını bastı.

V. yy.da yapılan iki uzun deniz gezisi, Cebelitarık boğazının dışında uzak pazarlar elde etmeye imkan verdi.

Altmış gemiyle hareket eden Hannon, Fas’ın okyanus kıyılarında koloniler kurdu ve rivayete göre Benin körfezine (Kamesun) ulaştı. Kalay yolunu keşfeden Himilkon’un İrlanda’ya kadar gittiği sanılır.

Kartaca’nın hiç bir zaman genişlemeyen iç kısımlarında kartacalı soylular, Romalılar ve Yunanlıların çok beğendiği tarım işletmeleri kurdular.

Ağaç yetiştiriciliği oldukça gelişmişti (zeytin, bağcılık); sığır ve koyun sürüleri çoktu.

Teknik gelişmişti: Yunanlılar ve Romalılar çeşitli tarım araçlarının icadını Kartacalılara mal eder.

Romalılar Magon adlı birinin tarım kitabını dillerine tercüme ettirdiler. Her şeyden önce bir ticaret merkezi olan Kartaca’yı, siyasette ticari menfaatlerine göre yön veren zengin tüccarlar oligarşisi yönetiyordu.

Başlangıçta şehri kralların idare ettiği ve bu kralların, uzun süre Magon sülalesinden seçildikleri sanılır.

V. yy.dan itibaren bir yıl için seçilen iki suffes (ibranice sofet, hakim), kralların yerini aldı. Yalnız soylu sınıfın temsilcilerini kapsayan 300 üyeli senatodan Otuzlar ve Onlar komisyonları seçiliyordu.

V. yy.da zorba kralların iktidarı ele geçirme denemelerini önlemek ve güçlü ailelerin isteklerini frenlemek için, yüksek adalet divanı görevi yapan Yüzdörtler mahkemesi kuruldu. Kartaca savaşları sırasında bu oligarşi sistemi gevşedi.

O tarihe kadar hükümete ancak olağanüstü durumlarda müdahale eden halk meclisi, suffes’lerle senato arasındaki anlaşmazlıkları çözmekle görevlendirildi.

Çeşitli belirtilere dayanarak şehirde zaman zaman ayaklanan, fakat genellikle büyük aileler tarafından baskı altında tutulan kalabalık bir pleb sınıfının bulunduğu ileri sürülmüştür.

Fenikeliler tarafından kurulan şehir kısa süre içinde kozmopolit bir hal aldı; fakat medeniyet ve adetler Doğunun izini muhafaza etti.

Maddi çıkarlara bağlılık, geniş, boyundan geçme gömlekler ve fese benzer bir başlık giyen halkın görünüşü ve temeli Fenikelilere dayanan din, bu etkiyi ortaya koyar.

Kadınlar aşırı boyanır ve kokular sürünür, genellikle yüzlerine bir tül takarlardı.

Fakat erkeklerden daha aşağı bir durumda olduklarını veya çokkarılılık uygulandığını gösteren hiç bir belirti yoktur.

Romalıların iki yüzlü kimseler olarak tanıttıkları Kartacalıların kıyıcılıkları su götürmez; ücretli askerlere kötü davranmaları ve tanrılarına insan kurban etmeleri de bunu kanıtlar.

Kartaca Dini

Kartaca dini, batıl inançlara bağlı, barbarca bir dindi. Kartaca tanrılarının başlıcaları şunlardır: Baal Hammon; Melkart: Tanit (Aştart); Eşmun. Sonradan İuno Caelastis ile bir tutulan Tanit, koruyucu bir tanrıçaydı.

Melkart şehrin «hakimi» Herakles ile bir tutulmuştu. Adı çoğunlukla dikme adak taşlarına Tanit’inkiyle birlikte kazılan Baal Hammon’a genç çocuklar kurban edilirdi.

Uzun süre tartışma konusu olan bu korkunç ayin usulünün gerçekliği Salammbo’da, şehrin güneyindeki tofet’te (kurban yeri), on iki yaşına basmasına birkaç ay kalmış çocukların kireçleşmiş kemik kalıntılarını kapsayan binlerce kavanoz bulunmasıyla ispatlanmıştır.

Her ailenin ilk doğan çocuğu kurban edilir, hasat ve bağ bozumunun ilk ürünleri tanrılara adanırdı. Çocukların yerine kuzu kurban edilmesi usulü (molşomor), geç bir dönemde ortaya çıktı. Ama insanların kurban edilmesine, yasaklanmasına rağmen Roma devrine kadar devam edildi.

Kartacalılar tanrılarını insan biçiminde değil, bütün dikili taşların üzerine açıklanması güç şemamsı desenlerle kazılan «Tanit işareti» gibi hayali sembollerle temsil ederlerdi.

Büyük ölçüde teşkilatlanmış olan rahipler sınıfında sıkı bir hiyerarşi uygulanırdı; kutsal fahişelik yaygındı, ölüleri gömme usulü IV. yy.a kadar uygulandı; o tarihte Yunanlıların etkisiyle yakma usulü benimsendi.

Yakılan cesetten geri kalanlar çok derin mezarlara konulurdu; bu mezarların giriş yolu başlangıçta doldurulurdu. Sonraları boyutları küçülen ölüm odaları, kolektif bir hal aldı ve toprak altındaki derinlikleri azaldı, ölüler mezarlara günlük eşyalar ve çeşitli tılsımlarla birlikte yerleştiriliyordu.

Yani Kartacalıların öbür dünya ile ilgili inançları, temelde, eskiçağ dünyasının geri kalan kısmında geçerli olan inançlardan pek farklı değildi.

IV.yy.da Kartaca, gene yunan etkisiyle Demeter ve Kore kültünü benimsedi; mahallî birkaç tarım tanrısıyle kaynaştırılan bu kült, Roma Afrikası’nda uzun süre devam etti. Yunan etkisi bu kadarla kalmadı. Kartaca medeniyeti tarihi, yunanlaşma ve yunan etkisinden kurtulma (hiç değilse fenike ve libya asıllı unsurları birbirinden ayırmanın çok güç olduğu kartaca geleneğine dönüş) alternatiflerden oluşmuştur.

Sanatta yunan ve mısır etkisi VII. ve VI. yy.a kadar devam etti. Buna karşılık V. yy.da hem din hem de sanat alanında yerli bir tepki ortaya çıktı. Sonra IV. yy.da yunan etkisi doruğuna ulaştı.

Manevi dileklerini açığa vurma yetenekleri az olan ve incelik, lüks ve sanatçıları koruma anlayışına yabancı bir medeniyetin mirasçıları olan Kartacalılar çoğunlukla, siyasi düşmanlarının ve ticari rakiplerinin yaratmalarının etkisinde kaldılar.

Ama bu durum Kartacalıların himayelerine aldıkları topraklara kendilerinden bazı şeyler aktarmalarını engellemedi: Kartaca, Malta ve Sardinya’da izler bıraktı; Numidia’lılara tekniklerini ve inançlarını benimsetti.

Çökmesinden sonra Kartaca’dan önemli yıkıntılar kaldı ve Baal, Satürn adıyla bütün Roma Afrikası’nda benimsendi. Bir fenike lehçesi olan kartaca dilinin de bir süre devam ettiği sanılır: ama Aşağı İmparatorluk devrinde bu dilin kırlarda konuşulmaya devam ettiğini ileri süren varsayıma şüpheyle bakmak gerekir.

Pön Kartaçası’nın Topografyası

Kartaca, Tunus körfeziyle Tunus gölü arasındaki yarımadada kuruldu. M.ö. III. yy.da inşa edilen iç içe üç sur, kıstağı deniz cephesinden 4 km kadar içeride kapatıyordu: 1950’de yalnız dış savunma hattı ortaya çıkarıldı. Toprağa kazılmış liman, dikdörtgen bir ticaret gemileri havuzu üe yuvarlak bir savaş gemileri havuzunu kapsıyordu.

Her iki liman ile, girişi koruyan toprak sekinin kalıntıları bugüne kalmıştır. Bunun hemen yakınında Tanit ve Hammon’a kurban edilen çocukların küllerinin gömüldüğü ve tanrıların konutlarını temsil eden taş anıtları kapsayan geniş bir alan olan tofet uzanıyordu: 1921 – 1947’de bu taş anıtlar ve ölü külü kapsayan kavanozlardan binlerce bulundu; birçok reform geçiren kült, kesin şeklini ancak M.ö. V. yy.da aldı.

Varoşlarda Baal ve Hammon’a adanmış iki tapınak daha bulundu. Bore Cedid tepesinde de M. ö. 306’da benimsenen yunan tanrıçası Demeter’e adanmış bir tapınak ortaya çıkarıldı.

Romalılara karşı son direnme hattı olan Eşmun (Esrukape ile bir tutuldu) tapınağının, roma tiyatrosunun bulunduğu tepenin doruğunda olduğu sanılır. Saint – Louis’ten (Eskiçağda Byrsa) Bore Cedid’e kadar tepeler üzerinde daire yayı şeklinde uzanan mezarlıklar, asıl şehrin sınırını belirtir.

VIII. yy. – 146 arasında kazılan mezarlar, uzun süre kartaca arkeolojisinin tek kaynağıydı. Bu mezarların oldukça yoksul eşyası, yerli veya ithal malı çanak – çömlekler, mücevherler, pişirilmiş toprak maskeler kapsar; heykelciklerle süslü mermer sandukalar M.ö. III. yy.dan kalmadır.

Saint-Louis tepesinde ve Dermeş ovasında bağımsızlık devrinin son yıllarından kalma birkaç ev kalıntısı bulunmuştur. 146 Yangınının külleriyle kaplı bu evlerin o çağdaki yunan evlerinden pek farkı yoktur. «Bin amforalı çeşme» denen tek kaynak şehre yetmediğinden, su, birçok sarnıçta depo edilirdi.

Birkaç katlı yüksek binaları, revaklarla çevrili meydanları tasvir eden metinler, sitenin Kartaca savaşları zamanında bir yunan şehri görünüşüne büründüğünü doğrular. Mezarlıklarla sur arasındaki geniş Megara banliyösü, sayfiye evleri tarlalar ve bahçelerle doluydu. 146’da yerle bir edilen şehrin yerinde yüzyıl sonra Sezar ve Augustus kolonisi kuruldu.

Roma Kartacası

Kartaca yerle bir edilmiş, arazisi lânetlenmişti. Ama, bu kutsal yasağa rağmen, 122’de, C. Gracchus şehrin yerinde bir koloni (Colonia Junonia) kurmayı denedi; bu denemeye girişmesinin sebebi Kartaca’nın coğrafi konumu bakımından Afrika’nın kilit noktası olduğunu anlamasıydı: koloni çok sayıda romalı kolonu barındırabilir ve çevresindeki bölgelerle birlikte Roma için bir tahıl ambarı ve geniş bir zeytinlik haline gelebilirdi.

Fakat Gracchus’ların sosyal siyasetine soyluların karşı çıkması, denemenin başarısızlıkla sonuçlanmasına yolaçtı: Sezar’ın 44’te yeniden ele aldığı sömürgeleştirme işini Augustus tamamladı: deneme bu defa başarıyla sonuçlandı ve Roma’nın Afrika’daki buğday limanı ihtiyacını karşılayan Yeni Kartaca (Colonia Sulia) M.S. I. ve II. yy.da gelişti, izleri bugüne kalan centurio’sunun iki dörtgeni havadan alman fotoğraflarda görülebilir.

Hadrianus ve Antoninus şehri ziyaret ederek büyük inşaatlar yaptırdılar (surlar; su kemerleri; hamamlar); Apuleius da «şehrin şatafatlı yapılar ve tapınaklar gibi süslü evlerle dolu» olduğundan sözeder.

Dermeş’te (doğu kıyısı) inşa edilen Antoninus hamamlarının yakınında geniş sarnıçlar bulundu. Amfiteatr ile prokonsülün sarayı yukarı şehirde, sirk, Byrsa’nın güneybatısında idi. Afrika prokonsülünün merkezi olan şehir Roma Afrikası’nın gerçek başkentiydi.

III. yy.daki buhran Kartaca’yı da etkiledi ve Constantinus’tan sonra siyasi mücadelelerin yanı sıra din kavgaları da başladı. Sonunda Geiseric 439’da şehri alarak Vandalların başkenti haline getirdi.

Bizans ve Hıristiyan Kartacası

justinianus’un generali Belisarius, 534’te şehri Bizans imparatorluğu hesabına aldı. Ama iç çatışmalar özellikle de din kavgaları ile bölünen ve yöneticilerin baskıları yüzünden zayıflayan halkı, ayaklanmalar ve veba kırıp geçirdi.

Bu yüzden, imparatorların yardımlarına rağmen Kartaca yavaş yavaş parlaklığını kaybetti ve Kayrevan’dan gelen Araplar 698’de surlar önüne vardıkları zaman, ancak nüfusu çok azalmış ve harap olmaya yüztutmuş bir şehir buldular.

Tunus’u inşa edenler. Kartaca’yı büyük bir taş ocağı gibi kullanarak ortadan kalkmasını kolaylaştırdılar.

Kartaca Sanatı

Kartaca sanatı kaynağını M.ö. IX. yy.da Kartaca’yı kurmuş olan Fenikelilerin sanatından alır.

Fakat Sur’un sömürgesi olduktan sonra şehrin belirli bir düşünce serbestliğine kavuştuğu sanılıyor. Bu, bazı eserlerdeki özelliklerden anlaşılmaktadır.

Kartaca tanrıları dizisinin başında genellikle Baal’ın yüzü diye nitelendirilen tanrıça Tanit ile tanrı Baal Hammon bulunur.

Tanit, Fenikelilerin Aştan’ıdır ve mezar taşlarının üzerine oyulan bir sembolle (bir üçgenin üzerinde bulunan ve başı temsil eden bir daire) temsil edilir; daire ile üçgen arasında iki ucu kıvrık ve kolları temsil eden bir yatay çizgi vardır.

Kartaca arkeolojisinin en ünlü isimlerinden biri olan P; Delattre, 1875’ten itibaren Kartaca’da yaptığı kazılarda birçok mezar ve özellikle M.ö. IV. III. yy.lardan kalma insan biçiminde dört güzel lahit buldu.

Bu lahitler bugün Kartaca Lavigerie müzesinde bulunmaktadır. «Rahibenin lahti» denen lahitlerden birinde uzun bir harmani giymiş genç bir kadın temsil edilmektedir.

Kalçalardan itibaren birbirini kesen iki kanadı vardır. Sağ elinde bir güvercin, sol elinde ise bir sungu vazosu bulunmaktadır.

Peçe ile örtülü başının üzerinde bir atmaca vardır. Bütün bunlarda mısır etkisi ağır basmaktadır, nitekim elbiseler de tanrıça İsis’in elbiselerinin aynıdır.

Bu kabartmalı insan resmi çok renklidir: gömlek pembe, kanatlar koyu mavi ve mücevherler de yaldızlıdır.

Tapınaklardan pek az şey kalmıştır. Bugüne kalan tek mimari eser Dogga anıt kabri’dir. Üç katlı, dört köşe bir kule şeklindedir. Üzeri dört eğimli taşla kaplıdır.

Mimarisinde yunan ve doğu etkileri birbiriyle kaynaşmıştır. Kartaca ve libya dilleriyle düzenlenmiş olan yazıtlar eseri yapanın adını belirtmektedir.

Kazılardan çıkan binlerce mezar bugün Kartaca Lavigerie ve Tunus Bardo müzelerinde bulunmaktadır.

Bunlarda çeşitli hayvan ve bitki motifleri, dini sahne ve semboller vardır. Çoğunda adayanın veya adanan tanrının adı yazılıdır. Ayrıca kazılarda, çok sayıda toprak kandil, vazo, madeni eşya, altın, gümüş ve tunç para bulunmuştur,

Kartaca Konsilleri

III. yy.dan V. yy.a kadar Kartaca’da birçok önemli konsil toplandı. Bunların başlıcaları 251-256 arasında Aziz Cyprianus ve 392-419 arasında Aziz Aurelius başkanlığında toplanan konsillerdir.

1.Aziz Cyprianus’un başkanlık ettiği konsiller. Bu konsillerin görevi başlıca iki meseleyi çözümlemekti.

Birincisi, lapsi’ler (imparator Decius [250] zamanındaki baskılardan dolayı Hıristiyanlıktan dönenler) meselesiydi.

Konsil tövbe edenlerin bağışlanmasına karar verdi, ikinci mesele sapkınlar tarafından yapılan vaftizlerin geçerli olup olmayışıydı.

Aziz Cyprianus ve afrika piskoposları bu vaftizin geçerli olmadığı ve Katolikliği kabul eden bir sapkının yeniden vaftiz edilmesi gerektiği tezini savunuyorlardı.

Roma kilisesi aynı görüşe katılmadığından Kartaca ile Roma arasındaki ilişkiler bir hayli gerginleşti, hattâ bir ara ayrılma tehlikesi belirdi.

2.Aziz Aıırelius’un başkanlık ettiği konsiller. Bu konsiller özellikle IV. yy.ın başından beri Afrika kilisesinde ayrılıklar yaratan Donatus sapkınlığı ile ilgilendi. Bu konsillerin en önemlilerinden biri 403’te toplanan ve donatus’çu piskoposlarla büyük bir konferansın toplanmasına karar veren konsil oldu.

411’de toplanan bu konsil, donatus’çuların yenilgisi ile sonuçlandı. 412-418 Arasında konsiller özellikle Pelagius sapkınlığı konusuyla uğraştı.

Kartaca Lehçesi

Kartaca’da konuşulmuş fenike dili lehçesi.Kartaca, Kuzey Afrika’da ve Batı Akdeniz adalarında üstünlüğünü kabul ettirdiği ölçüde kartaca lehçesi, fenike dilinden uzaklaşmaya başladı.

Bu farklılaşma Afrika’da oluşan (kartaca toprakları hariç) «libya – fenike» halkının dilinde daha da belirgindir. (Bu halk Fenikeliler ve Berberilerin karışımından meydana gelirdi.)

En eski belgeleri Sardinya, Malta ve Gozo’da bulunmuştur. Ayrıca, Marsilya’da ele geçirilen kurbanlar listesi (M.ö. IV. yy.), Avignon’daki bir yazıt (M. ö. III. yy.). Kartaca’da bulunan ve Tanit ile Baal Hammon’a adanan iki binden fazla dikili taş da sayılabilir.

Bu konuda Plautus’un aktardığı, yanında latince tercümesi de bulunan on beş mısralık bir metin de vardır (Poenulus, V, mısra 928 ve devamı); eserde Plautus, M.ö. III. yy.da yaşayan bir kartacalının konuşmasını canlandırır ve varsaydığı bir kartaca metnine kadar inerek kartaca lehçesindeki ünlüler üstüne önemli bilgiler verir.

Kartaca metinleri matres lectionis’lere, fenike metinlerinden çok daha fazla başvurur. Kartaca ünlü sisteminin özelliği ünlülerin kapalılığıdır, (ibranice şofet’e karşılık suffete, hakim). Ayrıca tanım edatı kullanımı Fenikecedekinden daha yaygındır.

Kartaca yazısı, fenike yazısının gelişmiş bir biçimidir. Kartaca’nın yıkılmasından (M. ö. 146) sonra artık Afrika’nın bu büyük merkezinin etkisinden kurtulan kartaca lehçesinin evrimi hızlandı.

Cezayir, Tunus, Trablus, Sardinya’da bulunan ve Kartaca’nın fethinden M.S. I. yy.a kadar uzanan metinlerde yazı, fonetik, imla, kelime hazinesi açısından büyük farklar görülür; bu yüzden bu dönemde konuşulan dile yeni kartaca lehçesi ismi verilir.

Matres lectionis’ler giderek yaygınlaştı; sami dili dışındaki ağızlardan alınan unsurlar çoğaldı: daha kartaca lehçesi döneminde ortaya çıkan boğazsıların karıştırılması olayı yeni kartaca lehçesinde iyice belirginleşti.

Kartaca yazısı harflerinin bozulması ve sadeleştirilmesi yeni kartaca yazısının başlıca özelliğidir. Trablus’taki bazı yazıtlar latin alfabesiyle yazılmıştır.

Latince ile yarışan yeni kartaca lehçesi, şaşırtıcı bir canlılık gösterir: Augustinus devrinde kuzey afrika köylüleri hâla kendilerine khananim yani «fenikeli» adını veriyorlardı.

Augustinus, Procopius,- Hieronymus, Priscianus yeni kartaca lehçesinin canlı bir dil olduğunu bildirirler. Yeni kartaca lehçesinin Arap Fetihleri devrinde (M.S. VII. yy.) gerilediği sanılır.

Bir cevap yazın