Keltler Kimdir? Kelt Toplulukları Kelt Halkları

Keltler Kimdir,Kelt Toplulukları Kelt Halkları  Keltlerin ilk kez keltoi tabiriyle anıldığı ilk yazılı kaynak Yunanlı tarihçi Hecataeus’a (MÖ517) aittir. Hecataeus, Kelt kabilelerini Rhenaina (Batı/Güneybatı Almanya) bölgesinde gösterir. Yunan mitolojisine göre Keltus Herakles ve Keltin’in oğlu, Bretannus’un kızkardeşidir. Keltus, Keltlerin ilk atası haline gelmiştir.

Latince’de Celta Herodot’un Gauller için kullandığı bir terim haline gelir. Romalılar’ın kullandığı Celtae Goidheller ve Britonlar olarak ayrılan adalı Keltleri değil kıta Gaullere atıfla kullanılır.

Modern İngilizce’de terim (Edward Lhuyd’un yazılarında, 1707) kullanılır ve 17. yüzyılın diğer bilginleri bu terimi Büyük Britanya’nın ilk sakinlerinin tarihi ve dillerine atıfla kullanırlar.

Günümüzde “Kelt” ve “Keltik” terimi (Kelt ve Keltik olarak telaffuz edilir) belirli bir etnik grup ve bu grubun dillerine atıfla kullanılır. Seltik (Celtic şeklinde yazılış değişmez) diye telaffuz edilen kullanım ise belirli spor takımlarının (Boston Celtics, Celtic F.C. gibi) isimleriyle sınırlı olarak kullanılmaktadır.

Keltler Tarihi 

Batı Avrupa’da, Tarihöncesinde, Keltlerin hint-avrupa toplulukları arasında,II.binyıllarına doğru ortaya çıktığı sanılmaktadır. Yer adalarının incelenmesiyle Almanya’nın güneybatısında, Ren ile Tuna arasında üçgen biçiminde bir toprak parçası belirlendi, Keltlerin ilk olarak burada oturdukları sanılır.

Hallstatt döneminin (M.ö. I. binyılın ilk yarısı) başlarında ilk Keltler Baltıklı slavlarla ilişki kurdular, ve Balkanlar ve Alpler yoluyla İtalya ve Yakındoğu’dan yeni teknikler öğrendiler (demir sanayii). Yukarı Tuna’nın kuzey ve güneyinde bulunan bu kelt ülkesini Herodotos, Keltoi’lerir. yeri olarak gösterir.

Dillerindeki bazı eski deyimler, goidel kelt kabilelerinin Tunç devrinden başlayarak Britanya adalarına göç ettiklerini göstermektedir, çünkü M.ö. 2000-1700 arasında ölülerini mezara gömen istilacı bir halkın yavaş yavaş Galya’dan İngiltere’ye yayıldığı görülür: Keltler iki büyük istila hareketiyle Galya’nın ortalarını ele geçirdiler.

Yerleşme Hallstatt döneminde daha yoğunlaştı, mezar sayısı arttı (yalnız jura’da 40 000’den çok) M.ö. 700-600’e doğru Lorraine, Bourgogne ve merkezdeki demir madenlerinin işletilmesi kelt göçünü arttırdı, ayrıca Ren’in batısında. Ren ile Tuna arasında ilk kelt topraklarını aşan geniş bir kelt ülkesi meydana geldi.

La Tene dönemi (M.ö. VI-I yy.) Keltlerin yayılma dönemidir, bu yayılma kelt medeniyetinin de yayılmasını sağladı. Her yUzyıi bu bakımdan yeni bir hareket getirdi: VI. yy. onların ispanya yarımadasına yerleştiği, İberlerle az çok kaynaşarak keltiber milletini meydana getirdiği dönemdir.

V. yy.da Armorik’in işgalinden sonra Keltler Rhöne vâdisine indiler; 400’e doğru Massalia’ya saldırdılar, bu, Ren’de kümelenmiş diğer milletler önünde ilerleyerek yerleşme alanı arayan kabilelerin hareketiydi.

Tene I döneminde Ren’in sağ kıyısından kalkan kollar Champagne’a yerleştiler. Batıya ve güneye de doğru akınlar yaptılar; Boi’ler adlarını Bohemya’ya verdiler. Germen asıllı oldukları sanılan Bastarnae halkı Keltlere karıştı. M.ö, IV. yy.da birçok kabile sonradan Gallia Cisalpina adını alan Po ovasına yerleşmeden önce, Etrüsklerin gücünü kırarak bütün İtalya’ya yayıldı (393-386’ya doğr.)

Bir kısmı Orta Tuna ovasına inerek Singidunum’u (bugünkü Belgrad) kurdu, III. yy.da Keltler helenistik krallıkları istila ettiler, Delphoi’yi zorladılar (M.ö. 279) ve Trakya’yı ele geçirdiler: Anadolu’ya geçerek Galatia adını verdikleri yerlere yerleştiler. Yaralı kelt savaşçıları helen heykelciliğine sık sık konu oldu (Bergama mihrabı).

Böylece kelt istilaları III.yy.da doruğuna ulaştı. Galiç, Galatia, Galiçya gibi yer adları bu yayılmaya tanıklık eder.

Fakat kelt kabilelerinde henüz devlet kavramı yoktu. Fetihlerini imparatorluk kurarak temellendirmeğe yanaşmadılar; buna karşılık yayılma hareketi bağımsız kabilelerin zaten zayıf olan bütünlüğünü sarsıyordu. Çöküş bu yüzden çok çabuk oldu.

Akdeniz halkları savunma sistemleri kurmaya başladılar; Roma M.ö. 225’te ilk olarak Keltleri ağır bir yenilgiye uğrattı (Etruria’da Telamon burnu savaşı). Kuzeyde Baltık ve Kuzey denizi kıyılarından kalkan Germenler kelt göçleri ile kısmen boşalan topraklara yerleşerek M.ö. II. yy.a doğru Ren ve Tuna’ya ulaştılar.

Germenlerin sürdüğü veya ele geçirdiği kelt kabileleri (batıya, Belçika’ya doğru gelişen son büyük göç belki de germen baskısıyla gelişti) M.ö. I. yy-M.S. II. yy. arasında Roma emperyalizminin kucağına düştüler. Keltler varlıklarını sadece Avrupa’nın batı burunlarında sürdürüyorlar.

Kelt Medeniyeti

Keltler, kolayca benimseme yeteneğine sahip olan insanlardı, ayrıca hepsinde büyük ölçüde öğrenme merakı vardı; sayısız göçleri sırasında Yunanlıların, Etrüsklerin, İtalyotların tekniklerini edindiler.

Tarımı geliştirdiler (tekerlekli araba), bazı teknikleri (mesela minecilik) ilerlettiler: kelt zanaatçıları ustalıklarıyla tanınmışlardı; Romalılar fıçının bu zanaatçılar tarafından bulunduğunu söylerlerdi.

Keltler özellikle demircilikte ve arabacılıkta ileriydiler. M.ö. I. yy.da kelt merkezlerinde ürünlerini Batıya yayan imalathaneler kuruldu, Arezzo tarzı kazancılık ve çömlekçilik geliştirildi.

Geniş bir yol şebekesi, ticareti son derece kolaylaştırdı; bu yolları Romalılar sonradan taş döşeyerek daha kullanışlı duruma soktular. Roma fetihleri sırasında Keltler Galya-Roma refahını sağlayan sağlam bir İktisadi düzen kurdular.

Buna karşılık siyasi anarşi «siteler» arası rekabet, sitelerin başına buyruk davranışları güçlü devletler kurulmasını önledi. Aşırı derecede aristokrasi özellikleri gösteren toplum yapısı, Homeros çağındaki Yunanlıların toplum düzenini andırır. Bu yapı Ortaçağ sonlarına kadar İrlanda da varlığını sürdürmüştür. Düzen, köy düzenidir.

Keltler gerçek bir şehir medeniyeti geliştiremediler. Her aile klanının başkanı, aileye ait toprakların (İrlanda’da tuath) sahibiydi. Etrafında klanın savaşçı ve köylü olan hür insanlan vardı. Başkan, druid’ler denilen bir bilgin-rahipler sınıfının fikrine başvururdu, hıristiyan İrlanda’nın şairleri ve hukukçuları bu sınıftan çıkmıştır (Galliler ambactes, İrlandalılar celi derdi).

Her klan başkanının kudreti, adamlarının çokluğu ile ölçülürdü; teba ile kral veya küçük kral arasındaki bağ kişiseldi. Himaye görenlerden bazıları hür, bazıları bağımlıydı. Sonuncuların durumu kölelerinkilerden üstün değildi.

Toplumdaki katı hiyerarşi, siyasi birliğin engellenmesi yolunda, asil ailelerin başıboş bağımsızlığıyla birleşiyordu. Bununla birlikte Keltler belli bir dini ve etnik dayanışmadan yoksun değillerdi.

Bunun için her yıl Galya’da şimdiki Orleans ormanında druid’lerin yönetiminde büyük bir adalet divanı toplanırdı; galyalı druid’ler ve Büyük Britanyalılar ile sıkı ilişkiler kurarlardı.

Romalı fatihler dyrid’leri önce cinayetle suçlayarak, fakat daha çok belirsiz bir milliyetçliğin başlıca ajanları sayarak işkenceye tuttular. Bilgeler topluluğu ^olan druid’ler, tanrı ile insan arası bir değere sahip olan «ermiş»lerdir.

Büyü yapan, kehanette bulunan bu kelt rahipleri özellikle gençliği sözlü olarak eğitirlerdi. Bu bakımdan, edebi, hukuki gelenekler onlarla sürüp giderdi.

Doğuya bir şey borçlu olmayan kendine özgü bir mezhep öğretirlerdi. Ruh ölümsüzdür, beden ölünce kalıp değiştirir, bir başka dünyada yaşamaya devam eder.

Bu öbür dünya Armorik Keltlerine göre, Batıda bir adadır. XVI. yy.a kadar süren Aziz Brandan efsanesi bu adanın varlığını doğrulamağa çalıştı, ölüm tanrısı Dis Pater’den gelen Keltler bir kıyamet gününe inanırlardı: bir gün gelecek, su ve ateş duyulur dünyayı yok edecektir.

Diogenes Laertes’li druid’lerin bir sözünü nakleder: «Tanrıları saymak; kötü iş yapmamak; cesarette katılaşmak.» Bu formülün ortaya koyduğu, zengin anlamlı bir çeşit Stoa’cılıktır.

Keltler çok dindar insanlar olarak tanınmışlardır. Sezar birçok kelt tanrısını Roma tapınağına sokmuştu. Tabiat kuvvetlerine inanış ve din alanında olduğu kadar siyasette de kendini gösteren özellikçi kavrayış, mahalli tanrıların çokluğunu anlatır.

Sayısı dört yüzü geçen bu tanrılar, işlevleriyle (savaş, aşk, ölüm, güneş v.b.) olmaktan çok yarattıkları kültür alanıyla önemlidir. Tasvirlerde Tanrı’yı özdeşleyen sembollerin (tokmaklı tanrı) yanında, hayvan kılığında birçok tanrı da vardı.

Kendine özgü yanı ağır basan kelt sanatı, insan yüzlerinin idealleştirilmesiyle belirgindir; Champagne’da bulunan başlarda ve masklarda bir içgerilim göze çarpmaktadır.

Ancak, biçimin bölünmesi, bir helenistik gerçekçilik anlayışını hatırlatır: insan başlı at parçalanır, göz çukurundan fırlayan göz tekerlek haline gelir, böylece yürüyen güneşi sembolleştirir.

Böylece ilkel ve acemi olmaktan uzak görünen kelt sanatı, süsleyici niteliğiyle ve soyut, bazen gerçeküstücü sembolizmiyle Akdeniz klasisizmine karşı çıkmaktadır.

Bu estetik yapı bin yıl sonra (751-987 arası) Karolenj’ler dönemindeki hayvanın bitkiyle, insanın süslemeyle iç içe girdiği İrlanda minyatürlerinin estetiğinden ayrı değildir.

Bozkır sanatı da ele aldığı modelleri tıpkı böyle yorumlamaktadır. Soyut ve gerçeküstüne vuran zihni şemalardan kurulan kelt sanatının bütün zenginliği ve gelişmesi böylece anlaşılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir