Keman

Keman Ortaçağın frenk kemençesi ve viyel’inden çıkan, daha sonraları viyol ve lira da braccio haline giren keman, bugünkü biçimini yavaş yavaş gelişerek buldu. Keman, 350 ile 360 mm arasında değişebilen bir ötüm gövdesinden, bu gövde ise asıl titreşimi sağlayan çam ağacından bir üst kapak, akağaçtan bir dip kapak ve her iki kapağı çemberleyen, gene akağaçtan yapılma kasnaklardan meydana gelir.

Yayın gidiş gelişine yol vermek için kapakların orta kısımları daraltılmıştır; köprünün her iki yanında ff şeklinde delinmiş kulaklar bulunur. Üst ve alt kapaklara, köprünün tel basıncına direnebilmesi için (aşağı yukarı 12 kg) tonoz şekli verilmiş etrafı tahta kaplama ile işlenmiştir.

Akağaçtan yapılan sap, kendisini kuşatan besleme takozlarının içinden çıkar, bu takozlar aynı zamanda kasnağın üst ucundaki kasnakları da pekiştirmeye yarar.

Sap zarif bir kıvrımla tamamlanır. Keman dört tel üzerine düzenlidir (sol, re, la, mi). Tellerin bir ucu, gövdenin alt tarafında bulunan telliğe, öteki ucu da sapın baş tarafındaki kulaklara iliştirilir. Sapları konik olan ve kulak yuvalarına sokulu bulunan bu kulaklar istenilen gerilimin elde edilmesini sağlar. Gerçek bir sanat işi olan bir kemanın yapımı için takıp ekleştirilen veya yapıştırılan tahta parça sayısı yetmişi geçer.

İki santim kalınlığında bir çam veya akağaç kerestesinden, oyma kalemi veya rende kullanarak biçime sokulan bir keman yapımındaki en küçük kusur veya değişiklik kemanın ötümünü etkiler.

Yapımı tamamlanan keman, alkol, terebantin içinde eritilmiş veya keten yağı ile ezilmiş zamkla verniklenir ve böylelikle dış etkilerden korunması sağlanmış olur.

Bu cilanın imalinde her keman yapımcısının ayrı bir reçetesi vardır, ilk kemanların XVI. yy .da, Brescia ve Paris’te aynı zamanlarda yapıldığı gerçeğe uygun görülmektedir.

Amati, Stradivarius, Guarnerius gibi keman yapımcılarının yetiştiği Cremona okulu (XVII. ve XVIII. yy.) keman yapımını zirvesine ulaştırdı.

Almanya ve Tirol’lerde de çok gelişen lavtacılığın önderi Jakob Stainer’di. XVIII. yy. sonlarından itibaren İtalyan lavtacılığı çaptan düşmeye başladı, yerini «fransız Stradivarius’u» diye anılan Nicolas Lupot’ya kaptırdı.

Milletlerarası yarışmalara bakılırsa, yüzyıl başından beri bu alanda birincilik hâla Fransızların elinde bulunmaktadır.

Türkiye de Keman

Eskiden beri sinekemanı şeklinde vardı. Bu çalgı, esas olarak arapların rebab’ından alınmış ve yüzyıllar boyu geliştirilerek bugünkü haline gelmiştir.

Bazı kaynaklar, aletin Türklerin kemencei guz’undan (oğuz kemençesi) _ oluştuğunu belirtirler. Yay da doğu musikisinden alınmadır.

Keman ilk olarak diz üzerine, sonra göğüse dayanarak çalınırdı. Bu gün de Kuzey Afrika’da hala bu şekilde çalınmaktadır.

Kemanın ses sahası 3,5 sekizlidir (kaba rast’tan [sol] tiz tiz tiz çargâh’a [do] kadar). Fakat tiz tiz muhayyer’den (la) itibaren son üçlüyü çıkarmak çok zordur. Hatta tiz tiz muhayyerden önceki birkaç notayı temiz basmak da büyük ustalık işidir.

Fakat 4 sekizli rahat çıkar. Dört telli olan kemanın telleri, beşli aralığı ile kaba rast (sol teli), yegâh (re teli), dügâh (la teli) ve hüseynî (mi teli) şeklinde düzenlenir.

Türk musikisinde son telin nevâ (re) olarak düzenlenmesinin, aksi iddialara rağmen hiç bir faydası olmadığı gibi, zararı vardır.

Türk musikisi alanında son zamanlarda oldukça ünlü keman icracıları yetişti. Bunlar arasında Reşat Erer, Sadi Işılay, Cevdet Çağla, Nubar Tekyay, Necati Tokyay, Haydar Tatlıyay, Hakkı Derman gibi sanatçılar sayılabilir. Son zamanlarda da refakat kemanı olarak Cahid Peksayar oldukça önemli bir gelişme gösterdi.

 Keman
Keman
Keman
Keman
Keman
Keman
Keman
Keman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir