Kestane Ağacı

 

Kestane Ağacı ,At (veya hini) kestanesi, meyvesi yenmeyen yabanî kestane.

Göl (veya su) kestanesi, kestane gibi meyvesi yenen ve suda yetişen bitki. || Kuzu kestanesi, küçük bir kestane cinsi.

İbradı’da 1100 Yıllık “Arapastık” Adıyla Anılan Kestane Ağacı

Kestane (castanea vulgaris), büyük bir ağaçtır; gövdesi dik, kabuğu kırmızımtırak, çatlak, dalları yaygın, yapraklan sert, parlak, uzun ve dişlidir.

Çok eski çağlardan beri bilinen ve yetiştirilen kestane ağacının birçok türü vardır. En beğenileni, yenilen iri ve nefis kestaneyi veren ağaçtır. Yabani tipi, kuzu kestanesini verir; bunlar küçük, biraz acı ve az dayanıklı kestanelerdir.

 Kestane Ağacının Özellikleri

Kestane Ağacı Kestane ılıman bölge ağacıdır, soğuktan zarar görür, meyve vermek için sıcak ve uzun süreli yaz ister. Bu sebeple, kuzey ülkelerde kestaneden orman ağacı olarak faydalanılır. Kestane kireçli toprakları sevmez, granitli veya kumsal toprakları beğenir.

Açıklık yerleri sever, orta yükseklikteki yamaç ve yaylalarda çok iyi yetişir. İlkbaharda ekilen tohumlardan ve filizlerinden yetiştirilir. Büyümesi önce ağırdır, sonra çabuklaşır; çok uzun ömürlüdür, çok boy atar.

Kestane ağaçları içinde en meşhuru, Etna dağında, Acireale şehri yakınındaki ağaçtır. «100 beygirin çekebileceği kestane ağacı» diye anılır. Yaklaşık olarak 4 000 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Çevresi 50 metreden fazladır.

Kestane, odunu alınmak için baltalıklarda yetiştirilir; kısa aralıklarla dallarının tepeleri budanarak gövdesi kalınlaştırılır: meyve almak için ise, ulu kestanelikler halinde yetiştirilir.

Odunu sert, bükülgen, dayanıklı Ye esnektir. Çatı, yol parkesi ve özellikle fıçı yapımına pek elverişlidir; genç dalları, alet sapı, çember, kafes veya herek olarak kullanılır. Yakıt olarak kestane ağacı makbul değildir, çünkü patlar ve kıvılcım saçar.

Kuru kestane ağacında yüzde 7-10 tanen vardır. Kebrako odunu ile birlikte, dünya tanen üretiminde en önemli hammaddeyi meydana getirir. Toz veya sıvı özütleri, derilerin tabaklanmasında kullanılır. Kestane ağacında tanen bulunduğu, ilk olarak 1818’de Lyon’lu bir fransız boyacısı tarafından keşfedilmiştir.

Fakat derilerin ilk tabaklanmasını Lyon’lu j. Zimmerman ve İ. Alme Koch 1860’ta başarmışlardı. O zaman kurulan bir imalathanede, hem ipek boyamada hem de tabaklamada «gallik» adında bir özüt kullanılmaktaydı

. Bu imalat uzun süre fransa sanayiinin tekelinde kaldı; fakat bugün başka mülkelerinde, özellikle Amerika, İtalya, ve Yugoslavya’da da tanen müstahzarları geniş ölçüde ha2irlanmaktadır. Kestane ağacı aşılandıktan 5 yıl sonra meyve vermeye başlar ve en yüksek verimine 60. yıla doğru ulaşır.

Hasat kestanelerin kendiliğinden düşmeğe başlamasıyla yapılır. Kestane bir mantarın sebep olduğu mürekkep hastalığından çok zarar görür.

Kestane, şeker, kalori ve nişasta bakımından zengindir; kebap ve haşlanmış olarak yenir. Aşçılıkta kestaneyle hindi dolmasının içi hazırlanır veya bazı et yemeklerinde garnitür olarak kullanılır. Krema ve pasta şeklinde ezmeler ve hafif yemekler yapmakta da kestaneden yararlanılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir