Kibele Kimdir,Hikayesi | Mitolojik Tanrılar |

Kibele Kimdir Hikayesi , Kibele Tanrıçası Kimdir, Kibele (Frigya’da bir dağın adından).

Eskiçağda bir Anadolu tanrıçası, Büyük ana, tanrıların anası ve tapıldığı yerlerin adına göre, İda (Mater Deum Magna İdaea (Tanrı Anası Büyük Fikir), Dindymon, Berekyntos v.b. tanrıçası adlarıyla de anılırdı.

Kibele’nin Hikayesi

Issız yerlerde, dağlarda ve ormanlarda, vahşî hayvanların arasında yaşayan ve Korybantes’lerle birlikte temsil edilen bir tabiat tanrıçasıydı.

Her şeyin, tanrıların olduğu gibi tabiatın da kaynağı sayılırdı.

Efsaneye göre, frigyalı köylü Attis’e (Atys) vahşî bir aşkla bağlıydı; ona aklını kaçırttı ve o da kendini erkeklik gücünden yoksun kıldı, ölümünden sonra da, Kibeleonu aslanlar koşulmuş savaş arabasında kendisiyle birlikte götürmek üzere diriltti.

Kibele Hangi Uygarlığa Aittir Neyi Temsil Eder

Galatia’da, kültünün başlıca merkezi olan Pessinus’ta ünlü kehanetlerini bildirirdi.

Anadolu’nun tabiat tanrıçasının Frigya’daki karşılığı olduğu için ilk zamanlar yontulmamış bir taş parçası biçiminde düşünülür ve öyle saygı görürdü.

Birçok tapınağı vardı. Bunların başlıcaları, ida» Sipylos, Kyzikos ve Sardeis’tekilerdi.

Kültü Trakya ve Yunanistan’da, özellikle de bu ülkelerin iç taraflarındaki geri kalmış bölgelerde yayıldı.

Girit’in ana tanrıçası Rea ile bir tutulurdu. M.ö. V. yy.dan itibaren sayıları gitgide artan tapınaklarına metroon adı verilirdi.

Ama Yunanlılar bu kültün barbar uygulamalarını pek benimsemediler.

Buna karşılık Romalılar, M.ö. 204’te, İkinci Kartaca savaşı sırasında, Kibele Kitapları içindeki sözlerin etkisiyle Pessinus’ta kutsal taşı (bir göktaşı) Roma’ya götürerek Kibele’yi resmen Tanrı olarak kabul ettiler.

Böylece de roma dünyasında yayılan Doğu kültlerinin yolu açılmış oldu.

İmparatorluk döneminde Kibele’nin din öğretisi belirginleşti ve Maia, Ops ve Ceres ile bir tutularak daha da romalılaşan Kibele, Yunanistan’da olduğundan da çok, barbar bir tanrı olarak oynadığı rolü muhafaza etti.

Yeryüzünün, göklerin ve denizlerin hakimi, bir yeraltı tanrısı ve madencilerin koruyucusu olarak insanların kaderini tayin eder ve ruhları kötülük eğiliminden uzak tutardı.

Ama ibadet tarzı, dionysos kültüyle ilgili uygulamalardan farklı değildi.

Kibele dininin papazları olan gallicus’lar, küpe ve gerdanlık takan, kadın kılığındaki hadımlardı.

Âyinleri de frigya flütü, ziller ve davul eşliğindeki danslar biçimindeydi ve âyin, katılanların coşarak kendi gövdelerinin bir yanını sakatlamalarıyla son bulurdu.

Kibele kültünün din adamı olmak, cumhuriyet döneminde Romalılara yasaktı.

Sonraları ise zamanla bu durum değişti ve büyük şehirlerde resmî archigallicus’luklar kuruldu.

Ayrıca imparator da, quindecemvir’leriyle birlikte, en yüksek din adamı olarak yer aldı.

Din adamları sınıfı, dendrophorus (ağaç taşıyıcılar) ve cannophorus (kamış taşıyıcılar) kurulları ile törenler sırasındaki görevlerine göre adlandırılan corybantes’lerden meydana gelirdi.

Bu arada, metagyrtes ler adıyla anılan ve şarlatanlık veya sadaka ile gelişigüzel bir hayat süren bazı gezginci din adamları da vardı.

15 Martla 27 mart arasında, Roma’da hep birarada anılan Kibele ile Attis’in efsanevî hikâyesini temsil eden büyük bir yıllık şenlik yapılırdı.

Mart ın on beşinci günü «kamışın getirilişi» (çatına inirat) ile başlayan bu tören bir boğa kurban edilerek devam eder, ardından bir âyin alayı düzenlenir; «arbor intrat» (ağacın getirilişi) günü olan yirmi ikisinde ise Attis’in sakatlanmasının sembolü olan kutsal çam ağacı törenle tapınağa getirilirdi.

Ayın yirmi dördü de dies sanguinis (Kanlı Gün) adiyle anılırdı ve matem günüydü. O gün, matem, en sert gösterilere yolaçar ve çok zaman da taurobolium ile (yani bir öküz kurban edilerek) belirtilirdi.

Ayın yirmi beşinde (hilaria) Attis’in dirilişi kutlanır, ayın yirmi yedisinde de tanrıçanın baş resmi suya sokulurdu.

Claudius’un devrinden itibaren, Kibele onuruna yapılan şenlikler (Megalesia) nisanda düzenlenmeğe başlandı.

Din adamlarının bu büyük tören ve gösterilerinden başka gizli âyinler de yapılırdı.

Bu âyinlerin dine yeni girenlerle ilgili olanları, taurobolium, criobolium (koç kurban edilmesi), ölümsüzlük şöleni ve bazen de kızgın demirle damgalamaydı.

Roma imparatorluğunda toplumun aşağı tabakalarında pek çok taraftar kazanmış olan bu inanç, yeni eflatun’cuların öğretiyi yenilemek amacıyla gösterdikleri gayretlere rağmen M.S. IV. yy.da kısa sürede kayboldu.

Bir cevap yazın