Kıkırdaklı Balıklar

Kıkırdaklı Balıklar,Bu tanım geniş anlamda doğrudur; örneğin palamut, hamsi, lüfer gibi yakından tanıdığımız balıklar bütün özellikleriyle bu tanıma uyar.

Kıkırdaklı Balıklar Özellikleri

Oysa bazı balıklarda bu özelliklerin hepsi bulunmayabilir. Sözgelimi taşemen denen balıkların çeneleri ve pulları yoktur.

Yılanbalıklannın yüzgeçleri yok denecek kadar belirsizdir. Akciğerli balıklarda ise solungaçlar işlevini yitirmiştir. fakat iskeletin temel ekseni olan omurga hepsinde bulunur. Demek ki daha dar anlamda balıklar “omurgalı su hayvanları” olarak tanımlanabilir.

Balıkların ortak özelliklerine göre sınıflandırılması çok karmaşıktır. En yaygın sınıflandırma sisteminde bugün yaşayan bütün balıklar üç sınıfta toplanır: Taşemenleri ve sülük-balıklarını içeren çenesiz balıklar ya da çenesizler sınıfı (Agnatha); köpekbalıklarını, vatoz ve folyaları içeren kıkırdaklı balıklar sınıfı (Chondrichthyes ya da Selachii) ve geri kalan bütün balıkları içeren kemikli balıklar sınıfı (Osteichthyes).

Değişik Balık Grupları

Yeryüzünün tatlı ve tuzlu sularında yaşayan 30 binden fazla balık türü saptanmıştır. Bunların büyüklükleri 1 cm ile 15 metre arasında değişir. Sıcak denizlerde yaşayan balina köpekbalığı (Rhincodon typus) 15 metreye ulaşan uzunluğuyla bütün balıkların en irisidir. Filipinler’deki cüce kayabalığı (Pandaka pygmaea) ise 1 santimetreyi bulmayan uzunluğuyla en küçük balık türüdür.

Çenesiz Balıklar. Dış görünümleriyle daha çok yılanbalıklanna benzeyen bu balıklar çene kemikleri olmadığı için çenesizler adıyla ayrı bir sınıfta toplanmıştır.

Bu sınıfın yaşayan üyelerini içeren en tanınmış takımı yuvarlakağızlılar {Cyclostomata) olarak bilinir. Bu balıkların vantuz gibi emici olan ağızlarında, eğe dişi gibi çok sayıda küçük diş dizilidir.

Bu sınıfta gruplandınlan 60 kadar türden çoğunun soyu tükenmiştir. Günümüze kadar ulaşabilmiş türlerin en tanınmışları olan taşemen ve sülükbalığı gibi örnekler ise “yaşayan fosiller” olarak kabul edilir.

Kıkırdaklı Balıklar. İskeletleri kıkırdaktan oluşan ve çenesiz balıklardan daha üst düzeyde evrimleşmiş olan bu balıkların en tanınmış üyeleri köpekbalıklarıdır.

Bu nedenle bazı uzmanlar bu sınıfı köpekbalıkları olarak adlandırır. Bu balıkların gövdelerini kaplayan pullar insan dişiyle aynı maddeden, yani mine ve dentinden oluşmuştur. Balıkların çoğunda bulunan solungaç kapakları bu gruptaki balıklarda bulunmaz.

Uzunlukları 1,5 ile 15 metre arasında değişen köpekbalıklarının hepsi çok hızlı yüzücüdür. Bu grubun en iri üyelerinden biri olan büyük camgöz (Cetorhinus maximus), solungaçlarının uçlarındaki taraksı oluşumlarla sudan süzdüğü planktonlarla beslenir. İnsanlara da saldıran beyaz köpekbalığının (Carcharodon carcharias) ise çok keskin dişleri vardır.

Vatozlar ve folyalar genellikle sığ sularda, dipteki kumlara yatarak yaşadıkları için gövdeleri alttan ve üstten basık, yassı bir biçim almıştır.

Tabana doğru genişleyen göğüs yüzgeçleri de bir kürek gibi suyu yararak yüzmelerini kolaylaştırır. Adlarını testere gibi sivri dişlerle donanmış çok uzun burunlarından alan testerebalıkları, vücutlarındaki özel bir organdan güçlü bir elektrik akımı üreterek insanı çarpabilen uyuşturanbalıkları (torpil balıkları) ve bazı türlerde ucunda çapa gibi bir çıkıntı bulunan uzun burunlarıyla oldukça garip görünümlü balıklar olan kimeralar da bu sınıftandır.fakat çenesiz balıklardan daha gelişmiş ve daha karmaşık bir grup olan kıkırdaklı balıkların sınıflandırılması pek kolay olmadığından, bazı uzmanlar kimeraları ayrı bir sınıftan sayarlar.

Kemikli Balıklar. En gelişmiş balıkları içeren en kalabalık sınıf budur. 20 binden çok türü saptanmış olan kemikli balıklar arasında uskumru, palamut, lüfer, hamsi, levrek, sazan, çipura, alabalık, som balığı, sudak, yılan balığı ve morina gibi ticari değeri olan çok tanınmış balıkların yanı sıra, soyu tükenmiş ilkel balıkların son temsilcileri sayılan bazı ilginç balıklar da yer alır.

Örneğin latimerya adıyla bilinen saçak yüzgeçli bir balık yalnız bu grubun değil bütün balıkların en ilginç örneklerinden biridir.

Çünkü 1938’de Güney Afrika’daki balıkçıların ağına takılan bir latimerya, o güne kadar yalnızca fosil örneklerinden tanınan ve çoktan soyunun tükendiği sanılan ilkel koelakantların 350 milyon yıldır hemen hiçbir değişikliğe uğramadan yaşamını sürdürdüğünü açıkça kanıtlıyordu.

Kıkırdaklı Balıklarda Solungaç

Bugün yalnız Afrika, Güney Amerika ve Avustralya’daki tatlı sularda bulunan akciğerli balıklar da yaşayan birer fosil olarak kabul edilir.

Solungaçları büyük ölçüde işlevini yitirmiş olan bu ilkel balıklar, solungaçların akciğerlere dönüşmesiyle balıklardan amfibyumlara geçişi simgeler.

Gene Afrika’daki bazı akarsularda yaşayan bişirler de milyonlarca yıl önce yeryüzündeki tatlı sularda çok bol bulunan bir grup ilkel balığın günümüze kadar ulaşabilmiş son temsilcileridir. Bişirlerin gövdeleri çok kalın pullarla kaplıdır, sırt yüzgeçleri ise bir düzine kadar küçük yüzgeçten oluşmuş gibi parçalıdır.

Yaşayan fosillerin bir başka örneği de havyarı çok değerli olan mersinbalıklarıdır. Tıpkı bişirler gibi milyonlarca yıl önce yaşamış ışın yüzgeçli balıkların çağımızdaki kalıntıları sayılan mersin balıklarının iskeleti yer yer kıkırdaksı, çeneleri çok güçsüzdür.

Uzmanların bir bölümü sözü edilen bu balıkların tümünü kemikli balıklar içinde sınıflandırırken, bir bölümü de latimeryalar ile akciğerli balıkları ayrı bir sınıfta, bişirler ile mersinbalıklarını başka bir sınıfta toplayarak yaşayan balık sınıflarının sayısını beşe çıkarır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir