Kore Tarihi

Kore Tarihi,Arkeoloji, kronolojik nitelikte hiç bir kesin bilgi vermemekle birlikte, Kore’nin bu kesiminde tarih öncesi bir kaba taş ve cilalı taş kültürünün varlığını ortaya koymuştur.

Burada çok sayıda dolmen bulunmuş ve kazılarda, özellikle Pyongyang ve Kuvolsan çevresinde birçok arkeolojik yerleşme bölgesi ortaya çıkarılmıştır.

M.ö. 1122’de yeni bir hanedanın kurulmasını Kica adlı çinli bir öndere mal eden efsanelerin de gösterdiği gibi Çosen krallığı çok erken bir tarihte çin kültürüyle ilişki kurmuştu; bu hanedan M.ö. 108’e doğru bir çin istilâsıyle ortadan kalktı.

Çin hanı yarımadanın kuzeyinde o tarihte bir kumandanlık kurdu; bu kumandanlığın güney ve doğu çevresinde, çin ileri karakolları yerli halkları (özellikle Han krallıkları adıyla bilinen üç küçük bağımsız devletin halklarını) gözaltında bulundururlardı.

Fakat Çin’in metbuluğu kısa süre içinde bütün geçerliliğini kaybetti.

M. ö. I. yy.ın ortalarına doğru ülke toprakları yeniden bölündü ve birbirinden ayrı üç krallık kuruldu.

Kuzeyde ve güneyde Yalu’nun orta çığırının her iki yanına taşan ve eski başkent Pyong -yang’ı muhafaza eden Kokuryo (veya Ko -ku-rye) krallığı; güneybatıda Japon takım adalarıyla sıkı ilişkiler kuran Paikçe (veya Peyk-çe) krallığı; güneydoğuda Silla krallığı.

Bu üç devlet sürekli olarak, doğal kaynaklar bakımından zengin bir bölge ve Çin’e açılan deniz kapısı olan Han ırmağı havzasını ele geçirmek için çekişiyorlardı.

Sonunda havzayı Silla krallığı ele geçirdi.

Çin ile ittifak yaptı ve Çin, VII. yy. başlarında ciddi yenilgilere uğradıktan sonra 668’de Kokuryo’yu yenmeyi başardı.

Silla, Paikçe’nin ve japon müttefiklerinin kuvvetlerini ortadan kaldırmıştı.

Çin’in oldukça hafif metbuluğunu kabul eden Silla, Kokuryo’nun bir kısmını da ele geçirerek yarımadayı hakimiyeti altında birleştirmiş oldu.

Bu birleşmeyi kore medeniyetinin gelişmesini sağlayan 230 yıl süreli bir barış dönemi takip etti.

Bu dönem çin etkisi altında konfuçius felsefesi ve IV. yy.da ülkeye girerek VI. yy.da resmi din haline gelen Buddha’cılık ülkede yayılmaktaydı, ülkenin kuzeyi ise sınırlarda yaşayan barbar kavimlerle geleneksel ilişkilerini sürdürmekteydi.

Eski Kokuryo’nun büyük kısmını içine alan ve Tunguz’ların gelmesiyle kalabalıklaşan kuzey kısımda Fo-Hay krallığı kuruldu; başkenti Kyongcu, yarımadanın güneydoğusundaydı.

X. yy.da Kore göçebe kavimlerin yeni atanlarından zarar gördü.

Fo-hai 926’da Kitat’ların hücumlarıyla çöktü.

Güneyde çete reisi Vanggeun, 918’de Koryo (veya Ko-rye) hanedanını kurdu ve 935’te Silla hanedanı çökünce kendisini Kore kralı ilân etti.

Songdo’yu (bugün Koesong) başkent yapan yeni hanedan, bir dizi idare ve toprak reformu yaptı.

988’den itibaren Kore’ye beş defa saldıran Kitat’ları durdurmayı başardı ve Curtçet’lerin yardımıyla 1019’da Kitat’ları kesin yenilgiye uğrattı.

Fakat buddha rahiplerinin büyük gücü devlet yetkisini sarstı.

Bu yüzden Kore 1231’de Moğollar tarafından kısa süre içinde istila edildi; kore kuvvetleri Kubilay’ın Japonya’ya karşı başarısızlıkla sonuçlanan seferlerine katıldılar.

Bu arada moğol hakimiyeti de hızla gevşedi ve Kore yarı bağımsızlığa kavuştu.

1392’de general Lisungkei’nin yönettiği bir askeri aytaklanma ile Koryo hanedanı devrildi ve yerine Li hanedanı geçti.

Yeni hükümdarlar önemli sosyal ve İktisadi reformlara giriştiler ve Seul’ü başkent yaptılar; üstünlük sivil iktidara geçer ve Buddha’cılık imtiyazlarını kaybederken, Konfuçius’çuluğun etkisi artıyordu.

Bu olaylardan sonra milli bir kültür rönesansı oldu.

1592’de japon diktatörü Toyotomi Hideyoşi’nin, topraklarını genişletme hırsıyle Kore’ye gönderdiği birlikler, oradan da Ming sülalesinin yönettiği Çin’e saldıracaklardı.

İlk zırhlı gemilerle donatılmış donanmalarının teknik üstünlüğü sayesinde, Koreliler istilacıları iki defa yenilgiye uğrattılar, Japonlar 1590’da geri çekildi.

Ama 1627’de ülkeye müdahale eden Mançular neredeyse Li hükümdarlarını Çin’e karşı bir savaşa sürüklemeyi başaracaklardı.

Çin’i ele geçirdikten ve Çing hanedanını Pekin’de tahta çıkardıktan sonra Mançular, Kore’de müşahit bulundurma hakkını korudular.

Batılılar, 1582’de bir portekiz gemisinin batması ve gemicilerin Kore’ye çıkmasıyla ülkeye ayak bastılar.

Fakat ancak XIX. yy. başlangıcında Kore üstünde ciddi bir baskı kurmaya başladılar.

Özellikle vatandaşlarının yarımadaya serbestçe girmesi hakkını, kore limanlarının milletlerarası ticarete açılmasını ve hıristiyan misyonerlerin korunmasını istiyorlardı.

1864’te naip Tai-von, Kore’nin bağımsızlığını korumak amacıyla, yabancı ülkelerle ilişkileri kesme siyaseti güttü ve Hıristiyanlığı ortadan kaldırmak için tedbirlere başvurdu (1866 baskı hareketleri).

Batılıların ve özellikle Amerikalılarla Fransızların askeri gösterileri (amiral Roze’un seferi) naibin düşmesine yolaçtı (1873) ve Kore’de yabancılarla ilişkileri olumlu karşılayan bir akım yarattı.

Japonya reformcu partiye dayanarak 1876’da ülkenin açılmasını sağladı ve Kore 1882-1883’te büyük devletlerle dostluk ve ticaret antlaşmaları yaptı.

Fakat 1884’te Çin’in askeri desteğiyle, Muhafazakâr partinin nüfuzu yeniden arttı.

Komşu ülkeyle gittikçe daha fazla ilgilenen Japonya, Kore’nin koruyucusu olan en büyük rakibi Çin’i bertaraf etmeye karar verdi ve 1894-1895’te yeniden Çin, Kore üzerindeki hükümranlığından vazgeçmek zorunda kalınca yarımada, japon nüfuz bölgesi haline geldi.

Fakat Japonya’nın saray üstündeki sert baskısı, sarayı 1896’da Rusya’da bir karşı kuvvet aramaya zorladı.

Japonya’nın kabul etmek zorunda kaldığı kondominyum, kısa süre sonra rus teşebbüsleriyle tehlikeye düştü.

Kore’nin güneyindeki Masampo deniz üssünün Rusya’ya kiralanması, Japonya’nın askeri tepkisine yolaçtı (1904-1905).

Savaşı kazanan Japonya Kore’de tam hareket serbestliği elde etti.

Kore’nin Japon imparatorluğuna resmen ilhak edildiği 1910’dan 1920’ye kadar Japonya, yarımada üstünde tam bir İdari baskı kurdu ve polis terörü rejimi uyguladı.

Japonlar 1920- 1930 arasında Kore’de sanayiyi geliştirdiler, kara ve demiryolu ağını meydana getirdiler, aynı zamanda da milli kültür yerine kendi kültürlerini yerleştirmeye çalıştılar.

1919’dan itibaren sürgünde yaşayan koreli milliyetçi yöneticiler Şanghay’da geçici bir hükümet kurarak büyük faaliyet gösteren Japonya’ya karşı direnmeyi teşkilatlandırdılar.

Kore, Japonya’nın teslim olmasıyla kurtarıldıysa da arazisine sovyet ve amerikan orduları girdiğinden, 38. enlem dairesinin iki yanında kalan iki işgal bölgesine ayrılmış oldu.

Tekrar birleştirilmesi meselesi, Korelilerin Birleşmiş Milletler teşkilatının hakemliğini kabul etmemeleri ve S.S.C.B. ile Birleşik Amerika arasındaki görüş ayrılıkları sebebiyle, çözümlenemedi.

1948’de 38. enlem dairesinin kuzeyinde ve güneyinde ayrı seçimlere gidildi: Kuzey Koreliler başkenti Pyong-yang olan Kore Halk cumhuriyetini kurarken, Seul’de de Dr. Syngman Rhee’nin 1919’da Şanghay’da kurduğu geçici hükümet Kore cumhuriyetinin kurulduğunu ilan etti.

1950-1953 Arası iki devlet kanlı bir savaşta karşı karşıya geldi. (kore savaşı.) 27 Temmuz 1953’te iki yıl süren görüşmelerden sonra, eski sınırdan az farklı olan cephe hattını temel alan mütareke imzalandıysa da Dr. Syngman Rhee’nin Güney hükümeti buna şiddetle karşı çıktı.

1960’ta ciddi karışıklıklara yolaçan hileli seçimlerden sonra Syngman Rhee iktidardan ayrılmak zorunda kaldı ve yeni seçimlerde.

Demokrat parti iktidara geldi.

Fakat 1961’de bir askeri hükümet darbesi yapan general Çung Hee Park, yeni bir otoriter rejim kurdu ve 1963 seçimlerinde cumhurbaşkanı seçildi.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti

Ekim 1962’de, Milli Meclis’e aday 383 komünist, oyların yüzde 100’ü ile seçildiler.

G. Kore’ninkinden üstün seviyedeki kuzey kore İktisadi gelişmesi bu komşusuna 1964’te 300 000 ton pirinç verme teklifini yapabilmesini sağladı ama bu teklif reddedildi.

İki Kore sınırındaki çarpışmalar süregelmekte ve Mütareke komisyonu devamlı olarak müdahale zorunda kalmaktadır.

1963’ten itibaren çin etkisi ağır bastı ve iki ülke arasındaki kültürel ve İktisadi bağlar sıkılaştı.

Fakat N. Kruşçev’in iktidardan düşüşünden sonra, Sovyet Rusya ile ilişkiler düzeldi ve şubat 1965’te, A. Kosigin, Pyongyana’a geldi.

Bundan sonra Kuzey Kore, «modern revizyonizm»e olduğu kadar «dogmatizm»e de karşı olan bir ideolojik bağımsızlık siyaseti güttü.

Kore Demokratik Cumhuriyeti

Mart 1960’ta, Syngman Rhee, dördüncü kere cumhurbaşkanlığına seçildi, ama nisan ayında, öğrenci ayaklanmaları sonunda iktidardan düştü ve ülkeden çıkmak zorunda kaldı.

16 Mayıs 1961’de bir askeri cunta yönetime elkoydu ve Yun So Lun geçici olarak cumhurbaşkanlığına getirildi.

Ama başbakan John Chang istifa etmek zorunda kaldı.

Cuntanın başı olan ve daha sonra başbakanlığa gelen general Chang Do Young, elli gün iktidarda kalabildi, iktidarı ele geçiren general Chung Hee Park, toplum yararına sert bir siyaset gütmeye çalıştı.

1962’de, bir başkanlık rejiminin kabul edilmesini sağladı.

Muhalefetin bölünmesi sayesinde güçlükle başkan seçildi, 1963 seçimlerinde, 175 sandalyeden 110’unu kazanan Cumhuriyetçi Demokrat partiye dayandı.

1965’te, Seul’de, Kore cumhuriyeti ile Japonya arasında bir antlaşma imzalanması, dış siyasetin önemli olaylarındandır.

Bu antlaşma, özellikle öğrenci çevrelerinde, şiddetli bir tepkinin doğmasına yolaçtı.

Kore, Vietnam’a askeri birlikler gönderdi.

Ama ülke içinde, güçlükler gittikçe çoğaldı, 7 şubat 1967’de yeni bir demokrat parti kuruldu.

Bu partinin başında, Yun Po Sun bulunuyordu. Hükümet, muhalefete mensup kişilerden 97’sini keyfi olarak hapse attı.

Ne var ki, mayıs 1967’de, Chung Hee Park, yine önemli bir çoğunlukla başkan seçildi, partisi, 8 haziran seçimlerinde Temsilciler meclisinde 175 sandalyeden 130’unu kazandı.

Seçimlerin yapılış tarzı, özellikle öğrenciler arasında şiddetli bir kaynaşma yarattı.

Ayaklanmalar sonunda başkan, partisinden birçok milletvekilini çıkarmak zorunda kaldı.

Bir cevap yazın