Köstendili Ali Efendi

Köstendili Ali Efendi,(XVIII. yüzyıl)- Kerametleri halk dilinde dolaşan, kadılardan ve şeyhlerdendir. Aziz Mahmud Hüdâî halifelerinden ve Celvetiye tarikatı mensuplarındandır.

Selâmî Tekkesi şeyhi olan Ali Efendi’yi Evrenoszâde Sami şöyle anlatmaktadır:

“Zamanın padişahı uzun süre Medine’de kalan Harem ağalarından Beşir Ağa ya sormuş:

-Bunca yıl Ravza-iMutahhara’da hizmet etmişsin, bu süre içinde hiç bir fevkalâdelik görmedin mi?

Beşir Ağa:

-Evet efendim, demiş. Bir gün şöyle bir olay oldu: Bir akşam üzeri türbenin kapılarını kaparken bir adam hızla içeri girdi. Ben Köstendil Kadısı Ali” dedi ve benden geç kaldığı için özür diledi. Ziyaret sebebi olarak, bazı “Hadîs” hakkındaki iltibasın çözümü için huzur-ı Peygamberi’ye geldiğini söyledi.

Kendisini biraz bekledim. Beraberce türbenin kapısını kapayıp çıktık. Yolda ben birine selâm verdim, hal-hatır sorarken, arkama bakarım ki, Hazret kaybolmuş.’’

Beşir Ağanın anlattığı olay üzerine Padişah bu kişiyi bulmasını emretmiş. Bir gün Beşir Ağa, Bayezid Meydanı’ndan geçerken kadıya rastlıyor. Köstendilli Ali Efendi:

-Ulan Arap! diyor, beni padişaha neden gammazladın?

Beşir Ağa Padişah zoru ile anlattığını söylüyor ve Saray’a dönünce durumu Padişaha bildiriyor. Hükümdar da Ali Efendinin şeyhliği boş olan bir tekkeye atanmasını şeyhülislâma emrediyor.
Köstendiili Ali Efendi, bu görevi kabul etmek istemeyince, Şeyhülislâm kendisine:

-İki şey reddedilmez, diyor. 1-Padişah irâdesi, 2- Şeyhülislâm mûcibi.

Ali Efendi ister istemez görevi kabul edip Üsküdar’ın yolunu tutuyor. Üsküdar’da, iskele yakınlarında kendisini alayla karşılayıp Tekkekapusu’na götürüyorlar, fakat mahalleli tekkeye bir dervişin şeyh olmasını istiyor. Ve tekkenin kapısının açılmaması için iç taraftan bir duvar örüyorlar. Bu durum karşısında Kadı Efendi:

-Bize yalnız Pâdişâhın irâdesi ile Şeyhülislâm’ın mûcibi reddolunmaz dediler, bu evliyâullahın fâtihasını da eklemek gerek, deyip bir fatiha çekiyor. Kapı kendi kendine yıkılıyor ve posta geçiyor.

Köstendiili Ali Efendi’nin mezarı Hz. Selâmi Efendi’nin halen yıkılmış bulunan tekkesinin mezarlığındadır.

(Kaynak. Refi’i Cevad Ulunay, İstanbul Evliyaları “Milliyet”gazetesi, 28 Nisan 1957).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir