Külhanbeyi Nedir,Osmanlıda Külhanbeyleri

Osmanlıda Külhanbeyleri
Osmanlıda Külhanbeyleri Külhan ve Türk. bey’den külhan bey-i veya külhan – bey, g eceleri hamam külhanında yatan, yersiz yurtsuz kimse.

Külhanbeyi Nedir Osmanlıda Külhanbeyleri Külhan ve Türk. bey’den külhan bey-i veya külhan – bey, geceleri hamam külhanında yatan, yersiz yurtsuz kimse.

Kendilerine has kıyafet ve konuşmaları olan, başıboş ve haylaz takımından kimse

Külhanbeyi inanışına göre, bunların piri Layhar’dır. Söylentiye göre, hamam külhanında, şarap tortularını (layhar) içen sarhoş biri olan bu adam bir gün meyhanede, Gazneli Mahmud’un yakınlarından Senaî Beyin ve çamura battığını söylediği katırının şerefine kadeh kaldırdı.

Tam o sırada, hamamın önünde hayvanı çamura gömülen Senaî Bey, Layhar’ın sözlerini duyarak hamama girdi; diz çökerek Layhar’ın elini öptü ve hayır duasını aldı. Bu dua sayesinde ve Senaî Beyin tedbirleriye Gazneli Mahmud başarıya ulaştı.

Eski İstanbul Külhanbeyleri

İstanbul külhanbeylerinin ilk barındıkları yer, fetihten sonra yapılan ilk hamam olan Gedikpaşa hamamıydı.

Hamamı ısıtmak için, ateş yakılan külhan kısmı birçok kimseyi barındırmaya elverişliydi.

Yatacak yeri olmayanlar, genellikle kış aylarında burada yatıp kalkarlar, bu yüzden kendilerine külhanbeyi denilirdi.

Zaman geçtikçe öteki hamamların külhanları da, bu başıboş kişilere sığınak oldu.

Osmanlı Külhanbeyleri

Külhana girip külhanbeyi olabilmenin şartı, kimsesiz olmak ve bir sınavdan geçmekti.

Sözü geçen sınav için, destebaşı (külhanın en eskisi) külhanbeyi adayının eline bir torba verir; bunu, pirinç, yağ, un ve şeker doldurmadan dönmemesini söylerdi.

Sonra külhanbeyi adayının elbiseleri çıkartılarak kendisine yırtık don, gömlek ve yemeni giydirilirdi.

Torbasını dolduran külhana döner ve sınavı kazanmış olurdu. Toplanan pirinçten, pilav, un, şeker ve yağdan, helva yapılırdı.

Yemek vakti ortaya çıkarılan külhanın üç demirbaş lengerinin ikisine pilav, birine helva konulurdu.

Külhanbeyler diz çökerek lengerlerin başına dizilir; adaylar ise isteyenlere su vermek için ayakta beklerlerdi.

Onların yiyecekleri, «baba» denilen külhancı tarafından tahta bir kaba konulurdu.

Pilavla helva yenildikten sonra, külhancı ve öbür külhanbeyler bir lokma ekmeği tuza batırarak üç parmakları, arasında tutardı. Külhancı şu duayı okurdu:

Bu ocağın adı gerçek külhandır.

Yersizlerle, yurtsuzlara mekândır.

Nice erler yetişmiştir külhandan;

Kim bilir kim bugün nerde pinhandır.

Ana baba kucağına sığmayan Yavrucaklar bu ocakta mihmandır.

Pirimizse bizim koca Layhar’dır.

Hak budur kim eşi gelmez sultandır.

Hu çekelim hu, Layhar’ın ruhuna Anın için bayü geda yeksandır.

Dua bittikten sonra elde tutulan tuzlu ekmek lokmaları yenilirdi. Külhanbeyliğe girişin ikinci basamağı kardeşlik merasimiydi. «Kardeş» olacak iki çocuk ortaya alınarak anadan doğma soyulur ve külhancı büyük bir gömlek (Layhar’ın kefeni) getirirdi. Destebaşı, gömleği çocukların başına geçirirdi.

Sınavı daha önce kazanmış olan çocuk sağ, yenisi sol tarafta yer alır ve her biri gömleğin kendi tarafındaki kolunu giyerdi. Böylece gömleğin dışından iki baş ve iki el görünürdü.

Külhancı, ocağa doğru, iki dizi üzerine oturur ve «Ey Layhar’ın evlâtları! Burası baba yurdudur. Burada senin benim yoktur.

Burada herkes kardeştir. Layhar’ın evlâtları birbirlerini tek vücut bilirler. Bu kefene sağlığında girenler ölünceye kadar birbirlerini ayrı görmezler.

Bu, ikilikte birliktir. Bu senin sağ elindir. Sen de bunun sol elisin. Vücudunuz birdir; başlarınız ikidir.

Biriniz sağınızı, biriniz solunuzu görürsünüz, ömrünüzün sonuna kadar birbirinizi görür gözetirsiniz. Her gün kazancınızı buraya getirirsiniz.

Burada, bu senindir, bu benimdir yoktur. Az çoğu aratır; çok hepinizi besler.

Kazan birdir; hepinizi doyurur» der; Layhar’ın ruhuna bir fatiha okurdu, ilk zamanlar külhanbeylik, lonca gibi teşkilâtlanmış bir çeşit dilenciler topluluğu niteliğindeydi.

Zamanla, dilenmenin yerini zorbalık aldı. Külhanbeyler, esnaf malını yağma etmeye, haraç almağa başladılar. Bazıları, gece adam soyacak kadar işi ileri götürdüler.

Bu durum karşısında zabıta, külhanbeylerle yaptığı mücadeleyi arttırdı. Tanzimat’tan (1839) önce, geceleri sokaklarda fenersiz dolaşan kılık kıyafeti bozuk kimseler, aşırı derecede sarhoş olanlar çevrilerek külhanlara yollanır, sabaha kadar burada tutulurdu.

Külhanlar son derece kirli olduğundan, bu gibilerin geceyi külhanda geçirdikleri anlaşılır, kendilerine alay yollu, külhanbeyi denirdi.

Bugün de işsiz güçsüz serserilere külhanbeyi denir. Bunların argosu, kendilerine has giyinişi vardır. Ancak eski niteliklerinden birçoğunu kaybetmişlerdir.

Eskiden külhanbeyleri kuşaklarını bellerine gelişigüzel dolar, başlarına sıfır numara fes, paçası bol, geniş pantolon, ökçesi basık yemeniler giyerlerdi.

Cumhuriyet’ten sonra ceketi omuzunda dolaşan, saçlarını top ense kestiren, yumurta topuklu ayakkabı ve bol paçalı pantolon giyen külhanbeyi tipleri türedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir