Kurtuluş Savaşında Aydın,Yunan ve İtalyan İşgalleri

Kurtuluş Savaşında Aydın

Yunanistan, I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında savaşa katılmadı. Ancak, İtilâf devletleri Çanakkale yenilgisinden sonra, Osmanlı Devleti’ni çökertmek için Ege’ye yüklenmeye karar verdiler.

Kurtuluş Savaşı ve Aydın

Bu işi üstlenecek güç olarak Yunanistan düşünülüyordu.

Yunanistan, bazı pazarlıklardan sonra 1917 sonunda İtilâf devletleri safında savaşa katıldı.

Aydın’ın Yunan İşgali

I. Dünya Savaşı, 1918’de Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu Üçlü Ittifak’ın yenilgisi ile sonuçlandı.

Mondros Mütarekesi sonunda Ege illerinin Yunanistan’a bırakılması kararlaştırıldıktan sonra bu işgal haklı gösterilmeye çalışıldı.

19 Şubat 1919’da Söke’ye bağlı Yoran Köyü’nde (Yenihisar) Rumlar bir ayaklanma başlattılar.

Ayaklanma sırasında birkaç jandarma eri öldürüldü.

Osmanlı memurları ve aileleri işkence gördüler.

Ayaklanma bazı çevre köylere de yayıldı.

Bu sırada, daha çok bir geri hizmet birliği olarak görev yapan 57. Tümen’in karargâhı Aydın’daydı.

Ayaklanma hu tümenden gönderilen bir birlikçe bastırıldı.

Yunanlılar, işgali gerçekleştirmek için, Rumlarca başlatılan bu ayaklanmanın propagandasını yaptılar.

Nasihat Heyeti

1919 Nisan sonlarında, eski otoritesini yeniden kazanmak amacıyla İstanbul Hükümeti, bölgelere gönderilecek “nasihat heyetleri” meydana getirdi.

Bu heyetlerin başında hanedan dan birer şehzade bulunuyordu.

Aydın ve Antalya yöresine gönderilmek üzere görevlendirilen heyetin başında Şehzade Abdürrahim Efendi vardı. Abdürrahim Efendi’nin heyeti, 29 Nisanda Aydın’a geldi.

Aydın halkı Abdürrahim Efendi’yi oldukça soğuk karşıladı. Karşılamaya hiçbir din adamı gelmemişti.

Heyet bunun sebebini sorduğunda, Müftü Esat Hoca’nın etkisiyle gelmedikleri cevabını aldı.

Esat Hoca çağırıldı ve neden ilgisiz davrandığını şöyle açıkladı:

“Efendi hazretleri, sebeb-i teşrifinizi bildiğimiz için istikbalinize varamadık.

Bizim nasihate ihtiyacımız yoktur. Hıristiyanlarla iyi geçinemediğimizi kim söylüyor.

Eğer siz söylüyorsanız, bunu bütün cihan efkârına ilk siz ilân ve tebliğ etmiş olursunuz.

Bu havaliyi gezecek ve göreceksiniz.

Hıristiyan mahalleleri mamur ve abadan, İslâm mahalleleri ise muhtac-ı ümrandır. Biz Türkler cephelerde harp eder, aziz vatanımızı korumaya çalışırken, onlar fabrikalar kurmuşlar.

Bağlar bahçeler içinde yaşarlar.

Servet, refah saadet her şey onlarda, fakr-ü zaruret Türklerde toplanıyor.

Nasihati bizlere değil, bizi iktisaden öldürmeye çalışan zümreye vermelisiniz.”

Yunan ve İtalyan İşgalleri

Yunanlılar ve Italyanlar, 1919 baharında Ege ve Akdeniz’i işgale başladılar.

İlk davranan Italyanlar oldu. 29 Nisanda Antalya’ya çıkan İtalyan birlikleri,’ Paris kararlarına aykırı olarak,; 13 Mayısta Kuşadası’na, 171 Mayısta da Söke’ye asker çıkardılar.

İtalya, Yunanistan’a Ege’de tanınan hakları kabullenmiyordu.

Aydın vilayetinde onların da gözü vardı. Üstelik, 19 Nisan 1917 tarihli St. Jean de Maurianne Antlaşması Aydın ve çevresinin Italyanlara bırakılmasını karar altına almıştı.

Ama Yunanistan’ın itilâf devletlerine katılması bu planı bozmuştu.

İtalyan oldu bittisi, Yunan işgalini çabuklaştırdı.

15 Mayısta Ingiliz ve Fransızların desteğiyle İzmir’e çıkan Yunanlılar, işgali hızla genişleterek, üç koldan Ege içlerine ilerlediler.

Birinci kol Menemen üzerinden Salihli ve Alaşehir’e, ikinci kol Bayındır ve Ödemiş’e, üçüncü kol ise Aydın’a yönelmişti.

Ancak, Yunan birliklerinin Aydın’a yürüyebilmesi için Selçuk’tan geçmeleri gerekiyordu ki, buna Italyanlar şiddetle karşı geliyorlardı.

Buna karşılık, Yunanlılar 22 Mayısta Selçuk’u işgal ettiler.

İtalyan birlikleri Kuşadası’na çekilmek zorunda kaldı.

Yunanlıların Aydın’a yürüdüğü haberi, şehir halkını korku ve tedirginliğe sürüklemişti.

İzmir’in işgaline şahit olanların anlattıkları da halkı iyice korkutmuştu.

Halkın bu durumunu gözlemleyen ve halkın ilk ağızda değil direnmek, askerî birliklerin varlığından bile rahatsız olduğunu anlayan 57. Tümen Komutanı Miralay Şefik Bey, karargâhını Aydın’dan Menderes Irmağı’nın güneyindeki Çine’ye taşıdı.

Burası İtalyan işgal bölgesi içinde kalıyordu ve bu yüzden özellikle seçilmişti.

Yunan birlikleri Izmir-Aydın Demiryolu boyunca ilerleyerek 26 Mayısta Germencik ve İncirliova’yı işgal ettiler.

Güçlerini burada topladılar.

Kendilerini karşılamaya gelen heyetten şehrin direnmeyeceğini öğrendikten sonra, ertesi gün Aydın üzerine yürüdüler. Aydın 27 Mayıs 1919’da ilk kez işgal edildi.

Yunan ilerleyişi Umurlu, Sultanhisar, Köşk ve Atça’ya değin sürdü. 4 Haziran’da da Nazilli işgal edildi.

Aydın, zeybek yatağı olarak tanımlanır.

Çakırcalı Efe, Gökçen Efe, Mestan Efe, Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe gibi zeybekler hep bu bölge kökenliydiler.

Yunan işgalinekarşı direnişin nasıl teşkilâtlanacağı tartışılırken, ilk olarak onlara başvurulmuş olması, zeybeklerin bölgedeki güçlerinin ifadesidir.

Aydın’ın ileri gelenleri işgal için bir çözüm arayışına, bir direniş gücünün kurulmasına çalıştılar.

İlk millî direniş güçlerinin düzenli ordu yapısı dışında meydana getirilmesinde anlaştılar.

Bunun başlıca iki sebebi vardı.

Birincisi, savaş sonrası antlaşmalar Osmanlı ordusunun bazı önemsiz birlikleri dışında dağıtılmasını gerektiriyordu. İtilâf devletleri bu şartlara uymayarak varlığını sürdüren birlikleri, meşru olmayan güçler olarak nitelendiriyorlardı.

Bu sebeple, Aydınlılar düzenli orda birlikleriyle başlatılacak bir direnişin dikkatleri zamanından önce kendi üzerinde toplayacağına inanıyorlardı.

İkincisi, ordu çöken Osmanlı Devleti’nin bir bölümü olarak, halkın gözünde saygınlığını kaybetmişti.

Askere çağırılanların pek çoğu, bir yolunu bulup kaçmaya çalışıyorlardı.

Aydın’ın ilk milli birliği olan Yörük Ali Efe çetesi, işte bu şartlarda ortaya çıktı.

Yörük Ali Efe, Sarı Tekeli Yörük aşiretindendi.

I. Dünya Savaşı sırasında askere alınmış, cepheye gönderilmek Üzere iken, İzmir’deki birliğinden kaçarak köyüne geri dönmüştü.

Alanyalı Molla Ahmet çetesine katılarak bir süre eşkiyalık yapan Yörük Ali, Mondros Mütarekesinden sonra bağışlanarak köyüne inmişti.

Yörük Ali başkanlığında bir milis gücü işgale karşı meydana getirilmesi kararlaştırıldı.

Başlangıçta onyedi savaşçıdan meydana gelen Yörük Ali Efe çetesinde dönemin ünlü eşkiyaları yanında düzenli ordunun subayları, erleri de bulunuyordu.

57.Tümen Komutanı Miralay Şefik Bey’le de görüşen ve ondan her türlü yardımın yapılacağına dair söz alan çete, Çine’de yol hazırlıkları yaparken, Milas yoluyla gelen bir İtalyan birliği 5 Haziranda kasabayı işgal etti.

Çine’de kalmak artık tehlikeli olabilirdi.

Bu sebeple, 6 Haziranda Menderes Irmağı aşılarak Yunan işgal bölgesine girildi.

Kövlere uğrayıp, propaganda yaparak ilerleyen milislerin sayısı Donduran Köyü yakınlarına gelindiğinde 60’a çıkmıştı.

Malgaç Baskını ve Yörük Ali Efe

Yörük Ali Efe çetesi bir haftadır Yunan işgal bölgesinde dolaşıyor, Yunan işgal birliklerine baskın düzenlemek için uygun bir an kolluyordu. Böyle günlerden birinde, Alanlı’dap Donduran Köyü’ne giderlerken, bir yol kavşağında üç dört Rum genciyle karşılaştılar.

Ancak bu beklenmedik karşılaşma Yörük Ali’yi hiç şaşırtmadı.

Rum gençlerine nereden geldiklerini, nereye gittiklerini sordu.

Gençler inşaat işçisi olduklarını ve Sultanhisar’dan geldiklerini söylediler.

Yörük Ali de kendisini tanıttı ve o anda aklına geliveren bir oyuna girişti.

Gençlere, birkaç gün içinde Sultanhisar’a gelerek Yunanlılara teslim olacağını söyledi.

Daha önce de buna benzer olaylar olduğu için, bu açıklama Rum gençlerini hiç şaşırtmadı.

Geri dönerek, “mutlu haberi” Sultanhisar’daki Yunan yetkililerine iletmeye gittiler.

Yunanlılar bu gelişmeyi büyük sevinçle karşıladılar ve Yörük Ali’yi karşılamak için hazırlıklara başladılar.

Bundan sonrası Sultanhisar’daki işgalciler için tam bir sürpriz oldu.

16 Haziran sabahı Yörük Ali’yi kasabada bekliyorlardı ki, Efe’nin iki kilometre ötedeki Malgaç Köprüsü’ne bir gece baskını düzenlediğini ve yirmiyi aşkın Yunan askerini safdışı bıraktığını öğrendiler.

Yörük Ali ve arkadaşları 15 Haziran gecesi Menderes Irmağı’nı geçerek, demiryolu köprüsünde üstlenen Yunan askerlerini uykuda bastırmıştı.

Bu baskın, Kuva-yı Milliye’nin Yunan işgaline karşı kazandığı ilk askeri başarıydı.

Nazilli Heyet-i Milliyisi

Yörük Ali Efe çetesi Malgaç baskınından sonra, daha güç baskınlara hazırlanıyordu.

Yörenin en büyük kasabası Nazilli’nin yakınlarına inen Kuva-yı Milliyeciler beklenmedik bir olayla karşılaştı.

Yunanlılar kasabayı boşaltıyordu. Buna bir anlam veremediler.

Hatta, yanlış bir haberle Demirci Mehmet Efe çetesinin Nazilli’yi bastığı,nı sandılar.

Yunan çekilmesi, İtilâf devletlerinin, özellikle İtalyanların baskısıyla Nazilli’nin alınması, İtalyan bölgesini tehdit sayılmıştı.

İtilâf devletlerinin baskısına Kuva-yı Milliye’nin direnişi de eklenince, Nazilli 19 Hazian gecesi boşaltıldı.

Yörük Ali Efe çetesi boşaltılan Nazilli’ye girdi.

Denizli’den Nazilli’ye gelen İsmail Hakkı Bey komutasındaki birlik, düzeni sağladı.

Nazilli Heyet-i Temsiliyesi kuruldu. 8 Ağustos 1919’da Karacasu temsilcisi Mustafa Talat Bey’in başkanlığında toplanan Birinci Nazilli Kongresi’nin üyeleri şunlardı: Denizli’den Mehmet Emin Bey,Çal’dan Mehmet Bey, Nazilli’den Zühtü Bey, Karacasu’dan Mehmet Lütfi Bey, Güney’den Eyüp Hilmi Bey, Babadağ’dan Mehmet Cemal ve Mehmet Sabri beyler, Gülbeyli’den Mustafa Kâzım Bey, Yenipazar’dan Ali Bey, Tavas’tan Hacı Hüseyin Efendi ve Mazlum Baba, Bozdoğan’dan Mehmet Bey.

Kongrenin oybirliğiyle aldığı kararlar özetle şöyleydi:

1-Yunan işgal ve zulmü sebebiyle yer yer heyet-i milliyeler kurulmaktadır.

2-Heyet-i milliyecilerin amacı, işgal altındaki yurdumuzun Yunan saldırılarından korunması için siyasî, idari ve güçlü savunmada bulunmaktadır.

3-Bu amaca varmak için, Aydın Vilayeti adına Nazilli merkez olmak üzere öteki pek çok vilayet ve kazada heyet-i milliye teşkilâtları kurulacaktır.

4-Heyet-i milliyenin siyasî görevleri, vilayetimizde bulunan Yunanlıların uzaklaştırılması ile ilgilidir.

5-Cephelere,gereği kadar savaşçı ve gönüllü asker göndermek, silâhlandırmak ve geçimlerini sağlamak, heyet-i milliyenin başlıca görevleri arasındadır.

6-Heyet-i milliyeler, gerekli gördükleri memur ve işçileri ücret karşılığı çalıştırmaya yetkilidirler.

7-Heyet-i milliyelerin gerek cephe, gerekse cephe gerisi harcamaları halkın maddî yardımları ile sağlanır.

8-Heyet-i milliyelerce silâh altına çağrılan esnaftan, isteyenler yüz lira bağışta bulunmak şartıyla askerliklerini üç ay erteletebilirler.

9-Heyet-i milliyelerin belirlediği görevlerin yerine getirilip getirilmediğini tesbit etmek için müfettişler gönderilir.

10-Heyet-i milliyeler, gerek merkezde ve gerekse liva merkezlerinde oniki, kazalarda dokuz, nahiyelerde yedi ve köylerde beş kişiyi geçmemek üzere bölgenin ileri gelenleri tarafından gizli oyla seçilirler.

Bir ay kadar sonra Heyet-i Merkeziye teşkilâtınır ‘kesin olarak kurulmasını gerçekleştirmek üzere, bu kez daha geniş bir kongre toplandı (19 Eylül 1919). ikinci Nazilli Kongresi olarak bilinen bu kongrenin hemen ardından kurulan Nazilli Heyet-i Merkeziyesi, daha açık adıyla Harekat-ı Milliye Redd-i ilhak Aydın ve Havalisi Heyet-i Merkeziyesi 6 Ekim 1919’da ilk toplantısını yaptı.

Başkanını, Maliye, Levazım, Teşkilât, istihbarat, Sıhhiye ve Teftiş encümenlerini seçen Heyet-i Merkeziye, Millî Mücadele boyunca birçok görevleri yaptı.

Batı Cephesi kurulunca yetkileri bir ölçüde kısılan Heyet-i Merkeziye, Ege’deki direnişin en önemli ulusal örgütlerinden biriydi.

Erbeyli Baskını

Malgaç baskınından dört gün sonra. 20 Haziran gecesi de Erbeyli Istasyonu’na bir baskın düzenlendi.

Bu sırada halkın direniş isteği eyleme dönüşüyordu.

Bu birliklerden biri de Ba kırköylü Teğmen Kadri Bey’in önderliğindeki Kuva-yı Milliye birliğiydi.

Sınırteke Köyü’nden yola çıkarak demiryolu boyunca ilerleyen Teğmen Kadri Bey, Erbeyli ıstasyonu’nda üslenen Yunan bölüğüne birden bombalarla saldırdı.

Birliğin beklenmedik direnişi yüzünden çatışmalar sabaha kadar sürdü. Yunanlılara seksen kadar kayıp verdiren Teğmen Kadri Bey birliği, gün ağarırken çekildi.

Aydın’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu

Başlangıçta işgale bir tepki niteliğindeki direnişler, artık daha belirginleşmiş,Aydın’ın kurtarılmasına yönelmişti. Bu amaçla24 Haziranda Telli dede’de, 28 Haziranda da Köprübaşı’nda iki saldırı düzenlendi. Bu saldırılarda Yunanlılar sayıca fazla oldukları için kesin bir başarı sağlanamadı.

Şehrin Geri Alınması

Kuva-yı Milliye güçlerinin küçük çapta da olsa, peşpeşe kazandığı başarılar, bölgede büyük bir saygınlık yaratmıştı.

Yörük Ali’yi kendilerine örnek alan pek çok zeybek kendiliğinden eylemlere girişmişti.

Yunanlılara bölgede devamlı bir saldırı vardı.

1919 Haziran ortalarında gelişmeler öyle bir noktaya vardı ki, Yunanlılar Aydın sınırları dışına çıkamaz oldular.

Şehir çevresinde zeybeklerden ve düzenli ordunun çeşitli müfrezelerinden meydana gelen bir kuşatma doğmuştu.

Bir yandan yıpratma baskınları düzenlenirken, öte yandan da şehrin çevreyle ilişkisi kesilerek yiyeceksiz kalmasına çalışılıyordu.

Yunanlılar, panik içinde, sert önlemlerle durumu düzelteceklerini umuyorlardı.

26 Haziranda şehrin kumandanı halkı Hükümet Konağı önünde toplayarak ellerindeki silâhları teslim etmeleri için onsekiz saat süre tanıdı.

Kimse silâhını teslim etmeyince, köyleri ateşe verdi, kaçamayanları kurşuna dizdirdi.

Asıl şehir savaşının başladığı 28 Hazirana kadar çetelerle işgalciler arasında pek çok küçük çatışma oldu.

Saldırma Kararı

22 Haziranda Köprübaşı’nda bütün Kuva-yı Milliye başkanlığının katıldığı bir toplantı yapıldı.

Toplantıda saldırma kararı alındı. Ayrıca, itilâf devletlerinin Aydın’daki temsilcilerine, işgal kuvvetleri komutanına, Aydın Mutasarrıfı’na verilmek üzere, altında Yörük Ali Efe’nin imzası bulunan bir ültimatom hazırlandı.

Ültimatom metninde, “taarruza karar verildiğinden, iki güne kadar düşmanın Aydın’dan çekilmesi gerektiği, Rumların vatandaş tanınıp can ve mallarının korunacağı” belirtiliyordu.

Yunanlılar bu ültimatoma 28 Haziran sabahı Köprübaşı’na düzenledikleri saldırıyla cevap verdiler.

Artık çatışma başlamıştı. Teğmen Kadri Bey ve Komiser Hamdi Bey birlikleri bu ilk saldırıyı karşıladılar.

Yörük Ali Efe’nin, Kıllıoğlu Hüseyin Efe’nin ve Tevfik Ağa müfrezesinin de yetişmesiyle, Kuva-yı Milliye savunması karşı saldırıya dönüştü.

Yunan birlikleri geriledi.

Göğüs göğüse yapılan çarpışmalar sonucunda Telli dede ve Ova emir tepeleri alındı.

Aynı gün öğle saatlerinde, savaş oldukça geniş bir cepheye yayılmıştı.

Genç kız ve kadınların da silâhlanarak çatışmalara katıldığı görüldü.

Ertesi gün erken saatlere kadar süren çatışmalar, Yunanlıların top ateşine başlamaları üzerine birden kızıştı.

Ova emir ve Telli dede sırtlarındaki Kuva-yı Milliye mevzileri aralıksız dövülüyordu.

Bu, güçler arasında açık bir dengesizlik yaratmıştı.

O güne kadar hiçbir çatışmada varlığı duyulmayan Osmanlı topları, Yunan topçusuna karşılık vermeye başladı. Çok geçmeden Yunan topları isabet aldı ve susturuldu.

Aynı gün öğle saatlerinde Yörük Ali Efe çetesi, Kozdibi Mahallesi nden şehre girmeye başladı.

Çaresizlik içinde olan Yunanlılar, kenar mahalleleri ateşe vermeye başlamışlardı.

Sivil halkı makineli tüfek ateşiyle tarıyorlardı.

Minarelere yerleştirdikleri ağır makinelilerle sokaklardan, köşebaşlarından kimseyi geçirmiyorlardı. Bunlardan biri Yörük Ali Efe’nin ateşiyle susturuldu.

Akşam saatlerine ulaşıldığında Yunanlılar şehri büyük ölçüde boşaltmışlardı.

Çatışma 30 Haziranda da sürdü.

Yunanlılar artık şehrin dışına atılmış, Kepez Bayırı’na sıkıştırılmıştı. 176 ve 135. Piyade alaylarına bağlı birer taburun Antalya ve Söke’den yetişmesiyle çatışmanın sonu geldi.

Yunan birlikleri Topyatağı’na doğru bozgun halinde kaçmaya başladı.

Ancak, yağma ve benzeri olaylar sebebiyle, Kuva-yı Milliye Yunan güçlerini izleyemedi.

Nitekim, bu örgütsüzlük yüzünden, Aydın 4 Temmuzda yeniden işgal edildi.

Soruşturma Heyeti

28-30 Haziran çatışmaları sırasında Aydın’ın Yunanlılarca ateşe verilmesi şehir halkının kurşuna dizilmek ya da göç tercihinin biriyle karşı karşıya bırakılması büyük tepkilere yol açmış, özellikle İtalyanların başvurusu ile İtilâf devletleri bu konu üzerine eğilmek zorunda kalmışlardı.

Yunan baskılarına ait çarpıcı bir örnek, Aydın’ın 30.000 dolayındaki Türk nüfusunun işgal günlerinde bin kişiye inmesiydi. Aydın’dan Çine’ye göçenlerin sayısı 25.000’i bulmuştu.

Bu gelişmeler üzerine, İstanbul Hükümeti Harbiye Nezareti 9 Ağustos 1919’da, 57. Tümen Kumandanlığına şifreli bir mesaj göndererek, Paris Barış Konferansı’nın Aydın’daki katliamları yerinde incelemek üzere bir soruşturma heyeti göndereceğini bildirdi.

Şifrede, öldürülen, göçe zorlanan, namusuna saldırıda bulunulan ve malları yağmalanan insanlarla ilgili bilgilerin kurula aktarılması gerektiği belirtiliyordu.

Bunun üzerine Tümen Kumandanı Şefik Bey, göçe zorlananları temsil etmek üzere bir heyet kurdu. Pek çok kanıt toplandı, tanıklarla ve saldırıya uğrayanlarla görüşüldü.

Elde edilen bu bilgi ve belgeler bir broşürde toplandı.

Soruşturma kurulu, 10 Ağustosta Çine’ye geldi.

Burada barınan Aydınlılar ve resmî yetkilerle görüştü. Yörük Ali Efe’nin anlattıklarını dinledi. Aynı gün Aydın’a döndü.

Ertesi gün de Nazilli’ye giderek oranın halkından bazı kişilerle görüştü, kısa süre sonra da Aydın yoluyla geri dönerek Paris Barış Konferansına bir rapor sundu.

Hazırlanan rapor önceleri gizli tutuldu.

Ama kurulun Italyan üyesi Dandelo, daha sonra bir Italyan gazetesine yaptığı açıklamada, “gördüklerimiz bir işgal değil, imha idi.

Türklerin kendilerini savunmaktan başka bir şey yaptıkları söylenemez” diyerek, Yunan zulmünü açıkladı.

Şüphesiz bu açıklamada, Italya-Yunanistan çekişmesinin de rolü vardır.

Köşk-Umurlu Cephesi

Aydın’ın Yunanlılarca ikinci defa işgalinin ardından, Yunan birlikleri Köprübaşı’nda birkaç kez durdurulmakla birlikte, sonunda Çine yakınlarına kadar geldi.

Ancak, İtalyanların karşı koyması üzerine geri çekildiler.

Kuva-yı Milliye birlikleri yavaş yavaş Köşk-Umurlu Cephesi’ne yerleşmeye başladı.

Gerek düzenli birlikleri, gerek zeybek çetelerini içinde barındıran bu cephenin kumandanlığını Binbaşı Hacı Şükrü Bey üstlendi.

Cephenin önde gelen öbük adları Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Galip Hoca (Celâl Bayar), İsviçre’den Kuva-yı Milliye’ye katılmak üzere gelen Mahmud Esad Bey’di.

Kuva-yı Milliye güçleri bir yandan cephaneyi güçlendirmek için çaba harcadılar, bir yandan da Umurlu’ya kadar uzanan Yunan saldırılarını durdurmak için mücadele verdiler.

Yörük Ali Efe, 800 kişilik bir güçle Dalama’da üslenirken, Demirci Mehmet Efe de Nazilli bölgesini denetim altında tutuyordu.

1920 Haziranına kadar cephedeki Kuva-yı Milliye güçlerinin sayısı 5.000’i buldu ve 23 Haziran 1920’de başlayan Yunan toplu saldırısı öncesinde Kuva-yı Milliye birlikleri bu mevziyi önemli ölçüde korumayı başardılar.

Üçyol Savaşı

Köşk cephesi kurulmaya başlandığında, gerek sayı açısından, gerek askeri donanım bakımından var olan boşluklar doldurulmadan yeni bir saldırıya girişilmemesi kararlaştırılmıştı.

Sonraki dönem boyunca, Kuva-yı Milliye Kumandanlığı, asıl ağırlığını bu gediklerin kapatılmasına verdi.

Ağustos ayına gelindiğinde Köşk cephesinde önemli sayılacak bir güç birikmişti ve bu sebeple Aydın’a bir defa daha saldırma düşüncesi yeniden güç kazandı.

Ancak bu gelişmelerden İstanbul Hükümeti’nin ve itilaf devletlerinin de haberi olmuştu ve Kuva-yı Milliye’yi bu saldırı dan caydırmak için yoğun baskılara başvuruldu.

22 Ağustos 1919’da izlenecek tutumu belirlemek üzere Köşk’te bir toplantı yapıldı.

Toplantıya Aydın ve Denizli Heyet-i Milliye delegeleri Miralay Şefik Bey, Binbaşı Hacı Şükrü Bey, Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe ve Galip Hoca katıldılar.

Tartışmalar sonunda Aydın’daki Yunan işgaline karşı bir saldırıya girişmeden önce, cephe gerisini güvence altına almak gerektiği düşüncesi ağır bastı ve bu sebeple saldırının Üçyol’daki Yunan güçleri üzerine yapılması kararlaştırıldı.

26 Ağustosta başlayan saldırıyı Hacı Şükrü Bey ve Yörük Ali Efe yönetti.

Saldırıya Köşk cephesinin hemen hemen bütün birlikleri katıldı.

Ancak, Yunan birlikleri sayı bakımından çok güçlüydü ve savunmaya elverişli mevzilere yerleşmiş durumdaydı.

Bu sebeple saldırı başarıyla sonuçlanamadı.

Bununla birlikte, Kuva-yı Milliye cephesinin ilk toplu saldırısı olması bakımından, Üçyol Sa-vaşı’nın Milli Mücadele tarihinde önemli bir yeri vardır.

Milen Hattı

1919 Mayısından 1920 sonlarına kadar süren çarpışmalar daha çok küçük baskınlar ve pusular biçimindeydi.

Cephe çatışmalarından özellikle kaçınılıyordu.

Bu çarpışmalara bir son vermek ve Yunan birliklerinin sürekli kayıplar vermesini önlemek amacıyla İtilâf devletleri Yunan ve Türk birlikleri arasında bir hat çizme amacıyla çalışmalara başladılar.

Bu düşünceyi ortaya atan itilâf devletleri Kumandanı General Milen, Paris Konferansı’nda düşüncelerini kabul ettirdi.

Aslında, bu mesele bütün itilâf devletlerini rahatsız ediyordu.

Milen Hattı böyle meydana getirildi.

1919 Aralığında konferans kararıyla kesin bir biçim verilen hat şöyle tanımlanıyordu:

Milen Hattı,Ayvalık’ın kuzeyinden başlayarak Madra Dağı’na kadar uzanacaktı.

Akmaztepe’den güneye yönelerek Akhisar’ın 25 kilometre batısından, Manisa’nın 15 kilometre güneyinden geçerek Marmara Gölü güneyinde Kestelli’ye varacaktı.

Dahâ sonra, Salihli batısında Sard, Ödemiş doğusunda Bucak ve Bademiye mevkilerinden geçerek Aydın’ın doğusuna ulaşacaktı.

Buradan Menderes irmağı’nı izledikten sonra, Selçuk yönünde kuzeye dönüp son bulacaktı.

Milen Hattı’nın toplam uzunluğu 350 kilometreydi.

Çarpışmalara son verme amacını güttüğü ileri sürülen bu hat, aslında Yunan işgalini meşru kılmak için ortaya atılmıştı.

Nitekim Yunanlılar, çizilen hattın sınırlarına kadar ulaşmak için bir dizi saldırı düzenlediler.

Ancak bu ilk saldırılar Kuva-yı Milliye’ce kırıldı.

İstanbul Hükûmeti’nin onayını alan Milen Hattı, Kuva-yı Milliye’ce çeşitli biçimlerde yorumlandı.

Meselâ Nazilli Heyet-i Milliyesi’nin bu konuda çektiği protesto telgrafı, sözü edilen yorumların bir bileşimiydi.

“İtilâf devletlerine karşı hiçbir husumet fikri beslemiyoruz.

Bunu bütün hareketimizle ispat ettik. Ingilizlerin âdil icraatına şimdilik Aydın Vilayeti’nin Yunanlılardan temizlenmesine intizaren taarruzdan vazgeçeceğiz.

Eğer başta İngilizler olduğu halde, İtilâf devletleri Yunanlıları bütün Aydın Vilayeti’nden çıkartacak olursa, biz teşekkür ederek derhal köylerimize döneriz.

Yunanlılar Aydın ve İzmir’den çekildiği takdirde, eğer İtilâf devletleri lüzum görürse, bu vilayetle barış imzalayana kadar Ingiliz kıtaları ikame edilebilirler.”

Refet Paşa’nın Aydın’a Gelişi

Kuva-yı Milliye’nin Köşk Cephesi çalışmaları sürerken, Demirci Mehmet Efe ile Yörük Ali Efe arasında anlaşmazlık çıkmış ve düzenli ordu subayları Yörük Ali’nin tarafını tutmuşlardı.

Bu mesele bir süre sonra çözüm yoluna girdi.

Ancak bu defa da Demirci Mehmet Efe ile Kuva-yı Milliye Kumandanı Binbaşı Hacı Şükrü Bey arasın da bir anlaşmazlık başgösterdi Demirci Mehmet Efe, Aydın yöresi Kuva-yı Milliye Kumandanlığı’nın kendisine verilmemesi ne içerlemişti.

Bu durum, cephe yönetiminde huzursuzluklara yol açıyordu.

Nazilli Heyet-i Milliyesi içindeki bazı kişilerin de bu ayrılığı körüklemesi ve Demirci Mehmet Efe’yi duruma elkoymaya kışkırtması sonucunda anlaşmazlık iyice büyüdü.

Bu’arada Demirci Mehmet Efe, Nazilli’den gelenlerin de kışkırtmasıyla kendisini Umum Aydın Havalisi Kuva-yı Milliye Kumandanı ilân etti.

Daha sonra da Köşk’teki karargâhtan ayrılıp Nazilli’de üslendi. Bazı kişiler “lttihatçılık”la suçlanıp cepheden uzaklaşmak zorunda bırakıldılar.

Bunlardan başlıcaları Celâl (Bayar) ve Şükrü (Saraçoğlu) beylerdi. Bir süre sonra da Binbaşı Hacı Şükrü Bey Kuva-yı Milliye Kumandanlığından uzaklaştırıldı.

Demirci Mehmet Efe, cephe yönetimini bütünüyle ele aldı.

Aydın Kuva-yı Milliyesi

Aydın’da bunlar olurken, Sivas Kongresi Refet Bey’i 1919 Ekim başında Aydın Kuva-yı Milliye Kumandanlığına tayin ettL Refet Bey aynı yılın Kasım ayında Denizli’de karşılandı ve Nazilli’ye getirildi. Ancak Refet Bey’in Aydın yöresinde bulunduğu sürece, Kuva-yı Milliye’yi kumandası altına aldığı söylenemez.

Refet Bey, Demirci Efe’nin bölgedeki gücünü kısa zamanda kavrayarak, daha esnek bir tutum takınmaya ve “Kuva-yı Milliye Kumandanlığı” sıfatını dayatmadan Demirci Efe’ye yol göstermeye, aksaklıkları bu yolla düzeltmeye çalıştı.

Konya bölgesinde ayaklanmaların patlak vermesi üzerine de yöreden ayrıldı.

Yunan Saldırısı

Aydın bölgesinde 1919 Ağustosunda biçimlenen güçler mevzilenmesi 1920 Haziranına kadar bir değişikliğe uğramadı. Yunanlılar bu arada geçen süre içinde cepheye sürekli güç yığıyordu.

Köşk’teki Kuva-yı Milliye cephesinde, aynı süre içinde imkânsızlıklar sebebiyle büyük bir güç birikimi sağlanamadı.

Üstelik 1920 başlarında birçok bölgede ayaklanmalar başgöstermiş, Aydın Kuva-yı Milliye’sinin pek çok asker ve zeybeği bu ayaklanmaların bastırılmasında görevlendirilmişti.

Köşk Cephesi’nin önemli bir dayanağı da Salihli’deki Çerkez Ethem Cephesi’ydi.

Ama bu ayaklanmalar se-sebiyle Çerkez Ethem de hemen hemen bütün güçleriyle birlikte cepheden uzaklaşmıştı.

Yunanlılar bu durumdan ya-arlanarak, 22 Haziran 1920’de jç tümenle toplu saldırıya giriştiler.

Köşk Cephesi bütün gücüyle direnmeye çalıştı.

Ancak Yunan gücü o denli üstündü ki, bütün cephe ancak birkaç gün dayanabildi.

24 Haziranda, Köşk Cephesi’ndeki birlikler geri çekilmeye başladı.

Bu saldırı sırasında gösterilen direnişlerden özellikle Adagide’de yapılan savaşlar anılmaya değerdir.

Efeliğin Kaldırılması

Efe ve zeybeklerden kurulu ilk Kuva-yı Milliye teşkilâtının Yunan işgalinin ilk aylarında büyük yararları görüldü.

Yunan ilerleyişinin belli bir noktada durdurulması sağlandı.

İşgalcilere, ardı arkası kesilmeyen baskın ve pusularla rahat yüzü gösterilmedi.

Halkın direniş ruhunun canlandırılması ve ayakta tutulması sağlandı.

Ancak 1920 Haziranındaki Yunan toplu saldırısıyla birlikte artık yeni bir döneme girilmişti.

Düzensiz ve askerî anlamda teşkilâtsız bir güçle Yunan tümenlerinin karşısına dikilmek, cephelerde tutunabilmek imkânsızdı.

Ali Fuat Paşa, anılarında o günlerdeki şartları şöyle anlatın “Anadolu’nun içlerine gitmekte olan Yunan ordusunu ancak yeniden teşkil edilecek muntazam, muallem (talim görmüş) ve kudretli Türk ordusu mağlûp edebilirdi.

Böyle bir orduyu hazırlamak ve yetiştirebilmek, gereken zamfem, yani hareket serbestisini elde etmekle mümkün olabilirdi.

Elimizde yalnız Çerkez Efhem’İn müfrezeleriyle Aydın milli kuvvetlerinden bazı müfrezeler kalmıştı. Bunlarla geniş ve çok derin bir mıntıkada istenilen faaliyetler gösterilemezdi.

Düşmanı yormak ve yıpratabilmek için, faaliyetlerimizi biraz daha artırarak çalışmalı idik.”

Düzenli Ordular

Ankara Hükûmeti’nin Yunan saldırısından sonra aldığı ilk karar, yukardaki anlayış doğrultusunda düzenli ordular kurulmasına yönelmek ve Batı Cephesi Komutanlığı’nı meydana getirmek oldu.

Albay Şefik Bey ve Demirci Mehmet Efe, Konya Delibaş ayaklanmasının bastırılmasından döndükleri 22 Kasım 1920 akşamı, Konya’da bulunan Refet Bey’den şifreli bir telgraf aldılar.

Telgrafta, “Kuva-yı Milliye örgütünün dağıtıldığı, zeybek ve efelerin köylerine gönderilmesi gerektiği ve askerî faaliyetin bundan böyle düzenli ordularca yürütüleceği” belirtiliyordu.

Demirci Mehmet Efe’nin de güvendiği adamlarıyla birlikte Konya’ya gelmesi isteniyordu.

Mehmet Efe, bu karara uymak istemedi ve adamlarıyla birlikte İsparta’nın Iğdecik Köyü’ne çekildi.

Bunun üzerine Çerkez Ethem’le birlikte davrandığı düşünülerek, Refet Bey kumandasındaki bir birlik Demirci Mehmet Efe’nin üstüne gönderildi.

Ancak daha sonra anlaşma sağlandı ve “kendi halinde oturması” şartıyla Demirci Efe’ye köyünde yerleşme izni verildi.

Bir cevap yazın