Kurtuluş Savaşında Rize

Kurtuluş Savaşında Rize,I.Dünya Savaşı’na Girerken Rize, 1914’te Trabzon Vilayeti’nin Lazistan Sancağı’nın merkeziydi. Sancağın Rize Merkez kazadan başka iki kazası daha vardı. Atina (Pazar) ve Hopa (bugün Artvin ili’ne bağlı).

Atina (Pazar) ve Mapavri (Çayeli) gibi Rumca ad taşıyan yerleşim merkezlerinin varlığına rağmen, Rumlar, sancak nüfusu içinde oldukça küçük bir azınlığı meydana getiriyorlardı. Sancakta, 122.000 Müslüman nüfusa karşılık 1.500 civarında Rum vardı.

Karadeniz kıyısında ve Rusya sınırına yakın bir noktada yer alması sebebiyle Rize’nin ekonomik hayatında ticaretin yeri önemliydi.

Balıkçılık önemli bir gelir kaynağıydı. Tarıma elverişli topraklar sınırlıydı. Bu sebeple, fındık ve Rize bezi yapımında kullanılan kendir dışında, yetiştirilen ürünler ancak iç ihtiyacını karşılıyordu.

Bunların arasında mısır ve fasulyenin özel bir yeri vardı. Bölgede az sayıda da çay fidesi yetiştiriliyordu.

I.Dünya Savaşı’nın öncesinde, Rize bölgesi merkezi Erzurum’da bulunan III. Ordu’nun kontrol alanı içinde yer alıyordu.

Bu orduya bağlı 10. Kolordu’nun bazı müfrezeleri, Samsun-Rize arasında üslenmişti. Öte yandan, Bahriye Nezareti’ne bağlı Samsun Merkez Liman Reisliği’nin, Rize, Atina ve Mapavri’de şube reislikleri bulunuyordu.

Rize’nin İşgali

Osmanlı İmparatorluğu, 28 Temmuz 1914’te patlak veren I.Dünya Savaşı’na hemen girmedi.Savaşın başlamasından beş gün sonra, Almanya ile Osmanlı Devleti arasında gizli bir ittifak antlaşması imzalandı ve Almanya, bu antlaşmaya dayanarak, Osmanlı Hükümeti’ni kendi yanında savaşa sokmaya çalıştı.

Bu sırada görevde bulunan İttihat ve Terakki Hükümeti’nin sözü geçen üyeleri de (ki bunların başında Enver Paşa vardı) Alman yanlışıydılar. Bu sebeple, Osmanlı Devleti’nin hızla bu yola sokulması kolay oldu.

İngiliz savaş gemilerinin önünden kaçarak Ağustosta Çanakkale Boğazı’ndan içeri giren ve Osmanlı bandırası olan Alman savaş gemileri Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) Eylül içinde Karadeniz’e çıktılar.

29 Ekim 1914’te de Alman Genelkurmayı’nın dayatması ve Osmanlı Bahriye Nezareti’nin tasdikiyle Rusya’nın Kırım Yarımadası’ndaki Sivastopol Limanı’nı topa tuttular.

Bu olay, Osmanlı Devleti’nin açık bir savaş ilânıydı ve Kasım ayı başında İtilâf devletleri ile Osmanlı Hükümeti karşılıklı olarak savaş ilân ettiler.

Osmanlı Genelkurmayı, savaşın ilânıyla birlikte, asıl ağırlığını öteden beri huzursuzluk kaynağı olan Rus Cephesi’ne verdi. Erzurum’daki ordunun önemli bir bölümü sınıra kaydırıldı.

Bu arada İstanbul’da toplanan bir gönüllü alayı, Kasım başlarında Rize’ye, oradan da Mapavri’ye getirildi ve bölgedeki Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri ile birlikte Rus Cephesi’ne gönderildi.

İttihat ve Terakki idaresince kurulan Teşkilât-ı Mahsusa Grubu uzun yıllardan beri hazırlık yaptığı için, bölgede oldukça güçlü bir askeri yapı meydana getirmişti ve savaşın hemen ilk günlerinde, Rus işgali altındaki Artvin’i kurtarmak için harekete geçti.

Artvin bölgesindeki zayıf Rus birliği bu beklenmedik saldırı karşısında geri çekildi ve Türk birlikleri bir gün içinde Artvin’e girdiler.

Ancak birkaç ay sonra Aralık 1914’te Ruslar karşısında uğranılan ağır Sarıkamış yenilgisiyle birlikte Rus birlikleri karşı saldırıya geçtiler ve Artvin bölgesi yeniden Rus işgaline girdi.

Rus Bombardımanları

Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’daki Rus saldırıları 1915 yılı içinde olanca şiddetiyle sürdü. Ruslar, Karadeniz’deki Türk limanlarını da gerek denizden, gerekse havadan sık sık bombardımana tuttular. Rus bombardımanlarından ağır hasar gören şehirden biri de Rize oldu.

Rus Kafkas Orduları Komutanlığı, Doğu Anadolu harekâtını kolaylaştırmak ve Osmanlı Genelkurmayı’nın bölgeye denizden yardım göndermesini önlemek için kıyıyı abluka altına almıştı.

Ruslar, Doğu Anadolu’daki önemli mevzilerden biri olan Erzurum’u 16 Şubat 1916’da aldıktan sonra, saldırılarını daha da şiddetlendirdiler.

Amaçları, Çanakkale Cephesi’nin kapanmasından sonra, Doğu Cephesi’ne getirilmesi planlanan II. Ordu’nun harekâtına fırsat vermemek ve bu ordunun bölgeye gelişinden önce önemli köprü başlarını tutmaktı.

Bu köprü başlarından biri de Trabzon’du. Şubat sonlarında Karadeniz kıyısı boyunca saldırıya geçen Rus birlikleri Viçe’yi (Fındıklı) aldıktan sonra 5 Martta Atina’yı (Pazar), 9 Martta da Rize’yi aldılar.

Bu arada, Rusların Batum kesimindeki Plaston tugayları da Liyahof komutasındaki Rus Sahil Müfrezesi’ne bağlanmış ve Trabzon’a yapılacak saldırının hazırlığına geçilmişti.

26-28 Mart 1916’da, Rusların 19. Türkistan Avcı Alayı, Sos Dağı’na doğru saldırıya geçti ve burada şiddetli çarpışmalar oldu. Ağır kayıplara uğramalarına rağmen Of’a girmeyi başardılar.

2 Nisanda da Karadere Suyu’nun sağ yakasını ele geçirdiler, bundan sonra Trabzon’a düzenlenecek toplu harekâtın planları Rize’de yapıldı.

7 Nisanda, Rus Kafkas Orduları Komutanı Yadeniç, Batum’dan Rize’ye geldi ve bölgedeki eski Rus komutanları ile görüşmelerde bulundu.

Aynı gün Rize’ye yanaşan Rus nakliye gemileri, şehre iki yeni Plaston tugayı daha çıkardılar. Rizeli gönüllülerden kurulu Lazistan Müfrezesi, bu yeni birlikler karşısında büyük bir direniş gösterdiyse de, Ruslar 18 Nisanda Trabzon’a girmeyi başardılar.

İşgalden Kurtuluş

Rus Çarlığı’nın Şubat 1917 Devrimi’yle yıkılması, Doğu Cephesi’nde önemli bir değişiklik yarattı.Rus Kerenski Hükümeti’nin savaşı sürdürme tutumuna karşı, Bolşeviklerin savaş aleyhtarı propagandaları hayli etkili oluyor ve Rus askerleri savaşmak istemiyorlardı.

Bu durum Türk cephelerini büyük ölçüde rahatlattı.Bunu, Ekim 1917’deki Bolşevik Devrimi takip etti ve Bolşevikler savaşa tek taraflı olarak son vereceklerini açıkladılar.

Aralık 1917’de, Erzincan’da yapılan ateşkes görüşmelerinden sonra, Rus birlikleri Doğu Cephesi’nden çekilmeye başladılar.

Hemen aynı günlerde harekete geçen İkinci Türk Kafkas Kolordusu da, Bayburt-Trabzon üzerine yürüdü ve bölgedeki şehir ve kasabalara teker teker hakim oldu. Rize de bu harekât sırasında, 2 Mart 1918’de, Yakup Şevki Paşa’ya bağlı birlikler tarafından kurtarıldı.

Köylere Baskınlar

I.Dünya Savaşı’nı Osmanlı Devleti açısından noktalayan 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi, devletin topraklarını itilâf devletlerinin işgaline açık bırakan maddeler ihtiva ediyordu.

Osmanlı topraklarında yaşayan ve İtilâf devletlerince desteklenen çeşitli bölücü teşkilâtlar bu durumdan yararlanarak harekete geçtiler ve üzerinde yaşadıkları topraklarda bağımsız devletler kurmak amacıyla teşebbüslere başladılar.

Bunlardan biri de Doğu ve Orta Karadeniz’de bağımsız bir Pontus devleti kurmaya çalışan bölücü Rum teşkilâtıydı.

Bu teşkilâtın silâhlı üyeleri Karadeniz kasaba ve köylerinde baskınlar,kundaklamalar düzenliyor, Müslüman halkı yıldırarak göçe zorluyorlardı.

Buna karşı Milli Mücadele sırasında kurulan ilk direniş teşkilâtlarından biri, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye teşkilâtı oldu.

Kısa zamanda güç toplayan teşkilâtın Rize’de de bir şubesi vardı. Ayrıca, yine Rize’de Ahmed Tevfik ve Ali Rıza Paşazade Celal beylerin başkanlığında Lazistan Tekâmül-ü Milliye Cemiyeti adı altında bir başka teşkilât daha kurulmuştu.

Rize’nin Düşman işgalinden kurtuluşu

13 Şubat 1919’da ilk kongresini yapan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Rize Şubesi’nin kurucuları şunlardı:

Mataracızade Mehmed Bey, Tuzcuzade Süleyman Tevfik Bey, Lazoğlu Mustafa Efendi, Mataracızade Hakkı Bey,Güvelioğlu Ahmed Efendi ve Hacıömeroğlu Ahmed Efendi.

Lazistan Delegeleri

Trabzon Muhafaza-i Milliye Cemiyeti’nin sancak ve kaza teşkilatlanmasına başladığı günlerde 10 Mart 1919’da Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi kuruldu.

İlk kongresini 17 Haziran 1919’da yapan teşkilât, bölge çapında bir kongre düzenlenmesini karar altına aldı.

Kongreye, bölgenin en güçlü teşkilâtı olan Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nden de delege çağrıldı.

Erzurum Kongresi, daha önce belirlenen tarihten onüç gün sonra, 23 Temmuz 1919’da toplandı, 56 delegenin katıldığı kongre çalışmalarında Trabzon’u yirmi dolayında delege temsil ediyordu.

Bunlardan Sada-i Millet gazetesi sahibi Hemşinli Hoca Necati Efendi ile Abaza Hakkı Efendi Lazistan’dan seçilmişlerdi.

Erzurum Kongresi’ne merkezden katılan delegelerle Trabzon ve Lazistan delegeleri arasında, kimi zaman çok önemli konularda anlaşmazlıklar çıktı.

Birinci Büyük Millet Meclisi’ndeki I.Grup-II. Grup çatışmasının ipuçlarını da veren bu anlaşmazlıklardan ilki, kongre divan başkanının seçimiyle ilgili idi.

Lazistan delegeleri, Trabzon Vilayeti’nden gelen öteki delegeler gibi, Divan başkanlığına Mustafa Kemal’in aday gösterilmesine karşı çıktılar.

Onlara göre, böyle ünlü ve sivri bir adın daha ilk ağızda öne çıkması, dikkatlerin Erzurum Kongresi’ne çekilmesine yol açacaktı.

Bu delegeler kongrenin, merkezi İstanbul’da bulunan Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye teşkilatı adına toplanmasını da hoş karşılamadılar. Üyesi olmadıkları bir teşkilâtın kongre delegesi olmayı uygun bulmuyorlardı.

Görüş ayrılıklarına ve tartışmalara yol açan bir başka mesele de, Erzurum merkez kabul edilerek meydana getirilen ve İstanbul’la bağlantısı kesilen yeni teşkilâtın vilayet ve kaza idarecilerinin kimlerden meydana geleceği idi.

Kongrede Mustafa Kemal’in görüşlerini belirten Hüseyin Rauf Bey’le öbür bazı üyeler,vali ve kaymakamların aynı zamanda teşkilât şube yöneticiliklerini de üstlenmesi gerektiğini savunuyor, böylece İdari şekil ve mahalli alışkanlıklar arasında uyum sağlayacağını ileri sürüyorlardı.

Buna karşı olan Karadeniz delegeleri ise, her kademedeki teşkilât idarecisinin seçim yoluyla işbaşına gelmesini savunuyorlardı. Tartışmalar, bu konuda görüş birliği sağlanamadığı için meydana gelen özel komisyonda da sürdü.

Ağırlığın “tabandan seçim” yönünde olduğu ortaya çıkınca, Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Bey’i uyardı ve konu, Karadeniz delegelerinin eğilimi görüşünde karara bağlandı.

Anlaşmazlığın önemli ölçüde olduğu, bazı Trabzon delegelerinin Erzurum Kongresi kararlarını be igeleyen metni imzalamamasıyla bir defa daha su yüzüne çıktı.

Delegeler Trabzon’a döndüklerinde kongredeki tutumları sebebiyle kimi yöneticilerin baskılarına da uğradılar.

Nitekim 4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’ne Karadeniz bölgesinden yalnızca bir delege katıldı. Bu gerginlik, 23 Nisan 1920’de toplanan I.Büyük Millet Meclisi’nde de sürdü.

Bazı Trabzon ve Lazistan milletvekilleri, Mustafa Kemal’e çeşitli konularda muhalefet etmesiyle tanınan “İkinci Grup”un özünü meydana getirdiler. Ancak bunlardan farklı davranan lazistan milletvekilleri de vardı.

Mesela, Osman Nuri Bey, Mustafa Kemal’in yakın arkadaşlarındandı ve Sovyet ‘ Rusya’dan gelen silâh ve cephane yardımının Ankara’ya ulaştırılmasında faal bir görev üstlenmişti.

İkinci Grup üyesi öbür Lazistan milletvekilleri ise gerek seçim yasasının görüşülmesi sırasında gerekse saltanatın kaldırılması konusunda Mustafa Kemal’le görüş ayrılığına düştüler.

Bunlardan Ziya Hurşit Bey, Mustafa Kemal’e suikast düzenlenmesi olayında suçlu bulunarak, 1926’da idam edildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir