Kurtuluş Savaşında Tekirdağ | Kurtuluş Savaşı Tarihi |

Kurtuluş Savaşında Tekirdağ,Askeri bakımdan 1. Kolordu’nun denetim alanı içinde olan Tekirdağ, bu kolorduya bağlı 55. Tümen’in de karargâhıydı.I.Dünya Savası günlerinde, hemen bütün İtilâf devletlerinin Trakya’ya ait hesapları vardı.

Ingiltere, Fransa ve Rusya, Avrupa’yı İstanbul’a bağlayan bu toprak parçasını ele geçirebilmek için birbirlerini kolluyordu.

Ancak, Rusya 1917 Ekim Devrimi sonrasında savastan çekilince, birçok konuda Juğu gibi, Trakya konusunda da devre dışı kalmıştı.

Buna karşılık, 1917’de sözkonusu topraklar üzerinde hak ileri süren başka bir güç ortaya çıkmıştı: Yunanistan.

Yunan Başbakanı Venizelos, bütün dış politikasını “Ege ve Trakya’nın Yunanistan’dan kopmazlığı” fikri üzerinde topluyordu.

Yunanistan’ın, İtilâf devletleri yanında savaşa girmesi de, kendisine bu toprakların verileceği teminatıyla sağlanmıştı.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra, Trakya adım adım İtilâf devletlerinin yönetimine girmeye başladı.

Bir Fransız alayı 4 Kasım 1918’de Uzunköprü-Sirkeci emiryolu hattını işgal etti ve .ekirdağ sınırları içindeki Muratlı, Çorlu ve Çerkezköy istasyonlarını kontrol altına aldı,iki ay sonra da bölgeye bir Yunan taburu geldi.

Yunan askerleri Uzunköprü-Hadımköy demiryolu hattını tutarak demiryolu boyundaki kasaba ve köylere müfrezeler yerleştirdiler.

Bu durumdan yararlanan Doğu Trakya Rum çeteleri de, Yunanlı diplomatların uluslararası görüşmelerde ileri sürdükleri “Rum nüfusun Trakya’da çoğunlukta olduğu” görüşünü temellendirmek amacıyla, kısa’ süre içinde Türk köylerinde yoğun bir baskı uygulamaya başladılar.

Amaçları, bölgedeki Müslüman halkın başka yerlere göç etmesini sağlamaktı.

Osmanlı-Bulgar Barışı

Trakya’nın Yunan kontrolüne girmeye başladığı günlerde, yenik devletlerin geleceğini belirlemeyi amaçlayan Paris Barış Konferansı da çalışmalarına başladı.

Konferansın 18 Ocak 1919’daki ilk toplantısında, Ingiltere açıkça Yunan, isteklerini destekledi.

Görüşmeler sırasında, Yunan isteklerini dile getirmek amacıyla bir Yunan işleri komisyonu kuruldu.

Komisyon konuya ilişkin bir rapor hazırladı ve konferansa sundu.

1 Mart 1919 tarihli raporda, Batı ve Doğu Trakya’nın Yunanistan’a bırakılması gerektiği ileri sürülüyordu.

Ancak, ABD Başkanı Wilson, “Trakya’nın Bulgarlara bırakılması” görüşünde olduğu için, konferans yüksek konseyi bu konuda ilk ağızda bir karara varamadı.

Nitekim 11 Mart 1919’da yapılan toplantıda, Trakya konusunun, ileride yapılacak Osmanlı-Bulgar barış görüşmelerinden sonra karara bağlanması konusunda görüş birliğine varıldı.

Trakya’nın Yunanlılarca ilhakının ertelenmesi anlamına gelen bu duram, Trakya direnişi için önemli bir fırsat yarattı.

Doğu Trakya’da Direniş

Milli Mücadele Dönemi’nde Doğu Trakya’da kurulan direniş teşkilâtlarının en önemlisi Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi idi.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra, İttihat ve Terakki yöneticisi Talat Paşa’nın isteği üzerine kurulan bu teşkilât, çalışmalarına 7 Kasım 1918’de başlamıştı.

Teşkilâtın kuruluş amacı, ABD Başkanı Wilson’un da desteğiyle başlayan ve Trakya’nın bütününü ele geçirmeyi tasarlayan Bulgar hazırlıklarına karşı durmaktı.

Ancak, Bulgarların bu konuda fazlaca çaba harcamadığı görüldüğü için teşkilât, çalışmalarını Yunanlıların Trakya’yı ilhak çabalarına karşı yoğunlaştırmıştı.

Bu teşkilât, 10 Temmuz ve 16 Ekim 1919’da iki kongre topladı.

İkinci kongre sırasında, Sivas Kongresi kararları uyarınca teşkilâtın adı Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dönüştürülmüştü.

Cemiyetin Tekirdağ şubesi de bu kongre sonrasında kurulmuştu.

Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Ocak 1920’de Edirne’de topladığı yeni bir kongrede “bekçi-korucu” görünümü altında silâhlı kuruluşlar meydana getirilmesini kararlaştırdı.

Hemen bütün kazalardan delegelerin katıldığı bu kongre sırasında, silâhlı teşkilâtlanmayı yürütmek üzere, Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Muvakkatesi adı altında yeni bir organ kuruldu.

31 Mart 1920’de toplanan ve teşkilâtın en önemli kongresi olarak bilinen Lüleburgaz Kongresi’ne, Tekirdağ’ı temsilen çok sayıda delege katıldı.

Kongrede seçlen yeni yönetim kurulu üyelerinden Nazmi Bey, Malkara’yı,Adil Bey Tekirdağı,Niyazi Bey Çorlu’yu, Mustafa Asım Efendi de Şarköy’ü temsil ediyorlardı.

Kongre sonrasında Trakya’da atılan en önemli adım, 16 Mart 1920’de işgal altına giren İstanbul’la hertürlü ilişkinin kesilmesi ve bütün Trakya’da seferberlik ilân edilmesi oldu.

Trakya’nın Yunanistan’a Bırakılması

Trakya’nın hangi ülkeye verileceği konusu, 1919 sonlarında yeniden gündeme geldi ve Şubat 1920’de, bu toprakların Yunanlılara bırakılmasını öngören İngiliz-Fransız görüşü ağır basmaya başladı.

İki büyük devlet, San Remo Konferansı’nda Arap topraklarını aralarında paylaşmış, Yunanistan’ın isteklerini de kabul etmişti.

24 Nisan 1920 tarihli San Remo Konferansı kararları, hemen bir gün sonra Trakya’ya ulaştı ve büyük tepkiyle karşılandı.

Böyle bir gelişmeyi beklemekte olan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yeni bir kongre toplamayı kararlaştırdı.

Cemiyetin beşinci kongresi olan Büyük Edirne Kongresi, 9 Mayıs 1920’de toplandı.

Kongrede, Yunanlıların Batı Trakya’yı geçerek Doğu Trakya’ya girmesi durumunda kesin olarak direnilmesi karar altına alındı.

Kongrede ayrıca Avrupa’ya delegeler gönderilerek, Trakya Türklerinin haklarının savunulması da kararlaştırıldı.

Üç kişilik delegasyonun üyelerinden biri Çorlulu Ziya Bey’di.

Edirne Kongresi, daha önce 1.Kolordu Komutanlığından alman Cafer Tayyar Bey’i de “Trakya Milli Komutanlığı”na seçti.

Teşkilâtın yeni yönetim kuruluna da Tekirdağ adına Faik Bey, Malkaralı Nazmi Bey ve Saraylı Ali Naki Bey seçildiler.

Yunan İşgali

İtilâf Devletleri, San Remo Konferansı’nda alınan kararları 21-22 Haziran’da Paris’te toplanan yeni bir konferansta bir defa daha kabul etti ve Venizelos’un, hazırlanan barış antlaşmasını Osmanlı Devleti’ne silah zoruyla kabul ettirmesini kararlaştırdı.

Mayıs 1919’dan bu yana İzmir çevresinde yığınak yapan Yunan birlikleri de, aynı gün genel bir saldırıya başladı.

Yunan askerleri, iki hafta içinde Marmara Denizi’nin güney kıyılarına ulaştı.

Doğu Trakya’daki Yunan saldırısı, 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ kıyılarında başladı.

Üç savaş gemisiyle Marmara Ereğlisi’ni topa tutan Yunanlılar, kasabanın doğusundaki Sultanköy’e asker çıkarmaya başladı.

Harekâtın buradan başlamasının temel sebebi, Tekirdağ’daki 55. Tümen’in direnişe katılmaktaki isteksizliği sebebiyle teşkilâtlanmanın zayıf olmasıydı.

Sultanköy çıkarmasına katılan Yunan İzmir Tümeni,55.Tümen’in tedbir almasına fırsat vermemek için hızla Lüleburgaz-Hayrabolu üzerine yürüdü.

Bu sırada, 55. Tümen’e bağlı 168. Alay Çorlu’da bulunuyordu.

Alay, Yunan ilerleyişi karşısında tutunamadı ve mevzilerini terketti.

170. Alay’ın kimi taburları ise daha kötü bir duruma düşerek Lüleburgaz yönünde kaçmaya başladı.

Bu panik içinde, Tekirdağ, Muratlı ve Ereğli saldırısının ilk gününde Yunanlıların eline geçti.

22 Temmuzda, Tekirdağ’ın dışına çekilmiş olan 55. Tümen’in bütün direnişi kırıldı.

Yunanlılar, 23 Temmuzda Hayrabolu’yu da ele geçirirken, Türk kolordusuna bağlı birlikler mevzilerini teker teker terk ederek Büyükderbent’te toplandılar.

Kolordu komutanlığı, zaman geçirmeksizin Bulgaristan’a sığınmayı kararlaştırdı.

Bu karar gereğince, 700 subay ve 5.000 askerden meydana gelen 1. Kolordu, 25 Temmuz 1920’de Bulgaristan’a sığındı.

Yunanistan, Doğu Trakya’yı kendisine veren Sevr Antlaşması’nı 10 Ağustos 1920’de Osmanlı Hükümeti’nin imzalamasından sonra, işgal altında tuttuğu bölgede bir “genel valilik” kuruldu.

Doğu ve Batı Trakya, merkezi Edirne’de bulunan “Trakya Genel Valiliği”ne bağlandı.

Genel valiliğin altı sancağından biri Tekirdağ’dı.

Yunan Hükümeti, bu bölgeyi Yunanlılaştırmak için yoğun bir çaba harcadı.

Ancak, işgalin yarattığı kargaşadönemini atlatan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, kısa süre içinde işgal altındaki bölgede direnişe başladı.

Bulgaristan’dan, özellikle de Eski Zağra’dan yola çıkan silâhlı çeteler Doğu Trakya’ya giriyor, vurkaç eylemleri düzenleyerek geri çekiliyordu.

Bu direniş eylemleri, Eylül 1922’ye kadar Yunanlılara önemli kayıplar verdirdi.

Tekirdağ’ın Kurtuluşu

Yunanlıların Eylül 1921’de Sakarya’da uğradıkları ağır yenilgiden sonra, itilâf devletleri barış yanlısı bir tutum içine girdi ve Ankara Hükûmeti’ne barış şartlarını ihtiva eden çeşitli tekliflerde bulundu.

Bu tekliflerde Doğu Trakya’dan da söz ediliyor ve Edirne ile Kırklareli dışında, Doğu Trakya’nın Türkiye’ye verilmesi görüşü dile getiriliyordu.

Ancak, Ankara Hükümeti bu şartları kabul etmedi.

Yunanlıların kesin yenilgisi ile sonuçlanan Büyük Taarruz’dan (30 Ağustos 1922) sonra, itilâf devletleri yeniden barış istedi.

Görüşmeler,3 Ekim 1922’de Mudanya’da başladı ve oldukça çekişmeli geçti.

11 Ekimde varılan anlaşmayla, Yunan birliklerinin bir ay içinde Doğu Trakya’yı boşaltması ve yerlerini itilâf askerlerine terk etmesi kararlaştırıldı.

İtilâf askerleri de en kısa sürede bölgeyi Türk birliklerine devredeceklerdi.

Mudanya Mütarekesi’nin hükümleri, 15 Ekim 1922’den başlayarak yürürlüğe konuldu.

Yunanlıların boşalttığı kasabalardan Çorlu ve Saray’ı İtaiyanlar, Tekirdağ ve Şarköy’ü İngilizler teslim aldılar.

Doğu Trakya’daki Yunan işgali sona ererken, Ankara Hü kûmeti de Refet (Bele) Paşa’yı bölgeyi teslim almak üzere İstanbul’a göndermişti.

Refet Paşa, 23 Ekim 1922’de İtilâf yüksek komiserleri ile bir protokol imzaladı.

Bu protokol, Doğu Trakya’daki şehir ve kasabaların boşaltılmasına ait şartların teslim tarihlerini belirliyordu.

Ardından Edirne Valiliği’ne tayin edilen Şakir (Kesebir) Bey de, Doğu Trakya’ya geçti ve Italyan denetim bölgesinden başlayarak Doğu Trakya’yı adım adım teslim aldı.

Buna göre, Saray ve Çerkezköy 30 Ekimde, Çorlu 1 Kasımda, Muratlı 2 Kasımda, Tekirdağ 13 Kasımda, Malkara ve Hayrabolu 14 .Kasımda, Şarköy de 17 Kasımda Türk idaresine geçti.

Bir cevap yazın