Leyla ile Mecnun Masalı ve Edebi Özellikleri

Leyla ile Mecnun Masalı ve Edebi Özellikleri Leyla ile Mecnun Kaynağı, arap edebiyatında geçen bir aşk masalıdır. Sonradan Mecnun (deli) adını alan Kays bin el Mulavvah el Âmirî’nin, sevgilisi Leylâ için yazdığı şiirlerle, bunların yorumları ve bu konuyla ilgili söylentiler biraraya getirilerek acıklı bir aşk hikâyesinin ilk metni ortaya kondu.

Leyla ile MecnunHikâyenin kahramanı Mecnun’un gerçekteki kişiliği üstünde bir tartışma yapıldı, ama kesin bir sonuç alınamadı. Bazılarına göre Mecnun, Emevîler devrinde yaşamış bir şairdir.

Bazılarına göre ise bir masal kahramanı veya El Mecnun mahlâsıyla tanınan, ama asıl kimliği kesinlikle bilinmeyen biridir. Leylâ, oldukça yaygın bir söylentiye göre, Leylâ binti Mehdi bin Sad el Amirî dir. Nesep bilginlerinden bazıları Leylâ ve Mecnun hikâyesinin, amcasının kızına âşık olduğu halde, duygusunu açıklayamayan genç bir emevî şehzadesinin uydurması olduğunu, Mecnun’un sanılan şiirlerin de bu genç şehzade tarafından yazıldığını ileri sürerler.

Arap bilginlerine göre Leylâ ve Mecnun hikâyesi X. yy.da değişik biçimlerde anlatılan bir halk hikâyesi haline geldi. Mecnun’a ait olduğu söylenen şiirlere, nesir parçaları eklendi. Hikâye yeni bir biçim kazandı, türlü adlarla anıldı.

Bunlar arasında en ünlüsü ve yaygını Ebu Bekir el Vâlibi’nin topladığı hikâyedir.

Leyla ile Mecnun Masalı Konusu

Arapçada Leylâ ve Mecnun hikâyesinin bugüne kadar gelen son biçimine göre Beni Âmir kabilesinden olan Kays ile Leylâ, henüz çocuk denecek yaşta birbirlerini severler. Leylâ, sevdiği Kays’ı (Mecnun) ara sıra kıskandırmaktan hoşlanır. Aşkı günden güne artan Mecnun, Leylâ için şiir söylemeye koyulur.

Söylediği şiirler çevreye yayılır. Kays’ın babası, Leylâ’yı oğluna isteyince, hakkında yazılmış şiirlerin, kızının adını dile düşürdüğü gerekçesiyle bu teklif Leylâ’nın babası tarafından reddedilir. Kays, Leylâ ile görüşmekte direndiği için halifeye şikâyet edilir; bunun üstüne kızla görüşmesi yasaklanır.

Leylâ’nın kabilesi başka yere göçer. Dua etmesi ve aşktan kurtulması için Kâbe’ye götürülen Mecnun, orada, aşkının artması için Allah’a yalvarır. Bu arada Leylâ, başka birisiyle evlendirilir. Kays gerçekten çılgına döner, Mecnun olur, çöllere düşer, vahşî hayvanlarla yoldaşlık eder. Hiç bir şeyle ilgilenmez, yalnız Leylâ adını duyunca kendine gelir. Leylâ’yı andırdıkları için ceylânları sever. Onları avcıların elinden kurtarmaya çalışır.

Mecnun’u çöllerde bulan babası ve yakınları evine döndürmek isterler. Fakat bütün gücüyle karşı koyan Mecnun çöllerde şiir söylemeye devam eder. Bu ayrılık ve acıya dayanamayan Leylâ kederinden ölür. Bir gün sonra da Mecnun’un ölüsü bulunur. Mecnun’un, Leylâ’nın mezarı başında öldüğü söylentisi de yaygındır. Bu yüzden Leylâ’nın yanına gömüldüğü söylenir.

İran edebiyatında Leylâ ve Mecnun ile ilgili belgeler XI. yy.dan sonra görülür. Ancak bu konuyu bağımsız bir eser olarak işleyen ve ona İran edebiyatında klasik bir nitelik kazandıran Genceli Nizamî’dir.

Nizamî, bu mesnevîsini 1188’de Şiryanşahlardan Ahistan bin Minuçihr’in isteği üzerine kaleme aldı. Eserini yazarken arapça kaynaklardan yararlandı, konuyu yeniden düzenledi, esere bir bütünlük kazandırdı.

Nizamî’nin eseri sonradan bütün doğu islâm edebiyatında örnek olarak benimsendi. Konusu biraz değişiktir. Arabistan’ın bir bölgesinde Âminlerin büyüğü olan zengin ve çocuksuz biri çocuğu olsun diye Tann’ya yakarır. Allah ona bir erkek evlât verir.

Çocuğa Kays adı konur. Kays, biraz büyüyünce verildiği okulda Leylâ ile tanışır; iki genç birbirlerini severler. Sevgileri de çevreye yayılır. Bunun üzerine Leylâ’yı okuldan alırlar ve Kays’a göstermezler. Kays şaşırır, deliye döner. Bir gece Leylâ’nın çadırını açık görüp içeriye dalar, durumu büsbütün kötüleşir.

Oğlunun üzüntüsüne çare arayan Kays’ın babası, Leylâ’yı babasından ister; fakat kızı vermezler. Olay bundan sonra arap edebiyatındaki örneğine benzer bir durumda gelişir. İran edebiyatında Nizamî’den sonra Leylâ ve Mecnun’un hikâyesini yazanlar onun açtığı çığırı sürdürdüler ve etkisinden kurtulamadılar. Nizamî’den sonra aynı hikâyeyi Emir Hüsrev (öl. 1 325) işledi. Mecnun u Leylî adını verdiği eseriyle bu konuda bazı değişiklikler yaptı.

Nuredbin Abdurrahman Câmî’nin (1414 -1493) 1484’te yazdığı Leylâ ile Mecnun arap söylentilerini hemen bütünüyle aktarır; olayların açıklanışı arap geleneklerine uyar. İran edebiyatının daha sonraki çağlarında da bu konu işlendi. Mektebi Hatifî, Derviş Eşref, Emir Süheylî, Misalîi Kâşanî, Hace İmadi Lârî, Kutbeddin Emir Hac, Hilâlîi Esterâbâdî, Hace Hasan Hızır Şah, Ahîi Meşhedî, Hüseyni Isfahanî, Mirza Muhammed Kasım, Şeyh Sadeddin, Abdi Bey Şirazî, Derviş Mehmed Ali, Mahmud Bey, Maksud Bey Şirazî, Şerifîi Kişmirî, Ruhül Eminî Isfahanî, Ebül Berakât, Müniri Lahurî, Hakim Şifaî, Namii Safevî, Seyyid Haşan, Molla Murad bu geleneği sürdürdüler.

Türk edebiyatında Leylâ ve Mecnun hikâyesini yazan birçok şair vardır. Hikâye arapça, farsça söylentiler ve halk edebiyatı unsurlarıyla beslendi. XV. yy.dan başlayarak çeşitli yazarlar tarafından ele alındı. Türk edebiyatında Leylâ ve Mecnun’u ilk defa manzum eser haline getirdiği bilinen şair, Edirneli Şahidî’dir. 1478’de Leylâ ve Mecnun mesnevisini, şehzade Cem adına hazırladı. Bu eser, 6 446 beyittir. Bunun başka bir adı da Gülşen-i Uşşak’tır. Türk edebiyatında ikinci olarak Mİr Ali Şir Nevaî’nin 1485’te yazdığı sanılan Leylâ ve Mecnun mesnevisi vardır. Hamse’sinin üçüncü mesnevisidir.

Nizamî bu eseri yazarken Hüsrev ve Süheylî’den yararlandı. Nevaî, bu hikâyeye bazı yeni motifler ekleyerek türk edebiyatının Çağatay dalında en önemli örneğini verdi. Behişti Ahmed Sinan’ın Leylâ ve Mecnun mesnevisi, yaklaşık olarak Bayezid II devri (1481 – 1512) eserlerindendir.

Behiştî’nin, eserini yazarken Nizamî, Hüsrev ve Camî’den yararlandığı mesnevisinde onların da adlarını anmasından anlaşılmaktadır. Türk edebiyatındaki Leylâ ve Mecnun mesnevileri arasında Hamdullah Hamdi’nin (1449-1508) 1499’da yazdığı Leylâ ve Mecnun’u da ayrı bir önem taşır. Hamdullah Hamdi’nin daha önce İran edebiyatında Leylâ ve Mecnun yazmış şairlerden ve özellikle Nizamî ile Hatifî’den çok yararlanmış olduğu anlaşılıyor.

Bayezid II devri sancak beylerinden Ahmed Rızvan ile Kadimi mahlâslı bir şair de Leylâ ve Mecnun yazdılar. Celili, Sevdaî ve Hakiri gibi XVI. yy. şairleri de aynı konuda eser verdiler. Türk edebiyatında en başarılı sayılan ve kendinden sonra, bu konuda yazılan eserleri etkileyen, Leylâ ve Mecnun’lar arasında en ilgi çekici olan Fuzuli’nin 1535’te yazdığı eserdir.

Fuzuli, bu eserinde kendinden önce gelenlerin izinden yürüdü. Fakat eserde kendi kişiliği, sanat ve aşk anlayışı, tasavvuf görüşü ile özel üslûbu ve ifadesi hâkimdir. Fuzuli’den sonra Lârendeli Hamdi’nin, Nişancı Celâlzade Salih’in, yine XVI. yy. şairlerinden Halife’nin yazdığı Leylâ ve Mecnun’lar vardır.

 

Bir cevap yazın