Mağrip Bölgesi,Ülkeleri,Tarihi Yapıları

Mağrip Bölgesi,Mağrip kelimesi, «güneşin battığı yer» anlamına gelir. Bu bölgenin genişliği yazarlara göre değişir, İspanya’yı da Mağrip sayanlar vardır.

Mağrib Ülkeleri

Kuzeyini Roma denizi (Akdeniz), batısını Yeşil deniz (Karanlıklar denizi, Avrupalıların deyimiyle Atlant veya Atlas okyanusu) kuşatır.

Güneyde, «erg» denilen, hareketli kum tepeleri vardır. Doğu sınırını, bazı coğrafyacılar, Kızıldeniz’e kadar götürmekte ve böylece Mısır ile Barka ülkesini de Mağrip’a katmaktadır.

Ebul Fida’ya göre bu sınır, vahalardan Barka üe İskenderiye arasındaki kıyıda bulunan Akabe’ye kadar uzanır, îbni Haldun, Mısır ile Barka’yı Mağrip’tan saymaz. Ona göre Mağrip, Trablus ve Berberistan’dan ibarettir. Yakut ise, Miliana’dan Sus’a kadar uzanan bölgeyi Mağrip kabul eder.

İbni Haykal, Mağrip’ı Doğu Mağrip (Mısır sınırından Trablus’ta Zuvile’ye kadar olan bölge) ve Batı Mağrip (Zuvile’den Susülalsa’ya kadar uzanan bölge) olarak ikiye ayırır.

Fakat Mağrip genellikle ifrikiye, Orta ve Uzak Mağripolarak üçe ayrılır, ifrikiye, Misreta yakınındaki Kasr Ahmed’den Bicaye’ye, Orta Mağrip Bicaye’den Müluye’ye, Uzak Mağrip ise, Müluye’den Esfi’ye ve Deren’e kadar uzanır.

Mağrip Bölgesi Tarihi Yapıları

Mısır’da başlayan İslâm mimarîsi Trablus, Cezayir, Tunus ve Fas gibi, Mağrip adı verilen kuzey afrika ülkelerine ve daha sonra Ispanya’ya kadar yayılarak buralardaki yerli mimarîyi etkiledi, öteki islâm ülkelerindekinden farklı bir mimarînin doğmasını hazırladı.

Arapların Mağrip’taki en eski mimarî eserleri Tunus’tadır. Mağrip’taki Berberilerin sanat ve kültürü, Suriye ve Irak’tan gelen arap etkisine daha çok direndi ve burada, yerli karakter hâkim kaldı; İslâmlıktan önce izlerini bırakmış olan roma sanatıyla karışarak yeni bir şekil aldı.

807’de kurulan Fas ve iki yüzyıl sonra kurulan Marakeş şehirlerindeki binalarda, Mısır ve Suriye’den ayrı bir özellik görülür.

Mağrip’ta ilk camiler, Mısırdaki camiler gibi, birkaç sıra sütunlu ve paralel sahınlı olarak yapıldı. Bu sütunlarda, eski roma ve bizans başlıkları kullanıldı.

Daha sonra Mısır’ı etkileyen asya üslûbu, buralarda da görüldü ve nal biçiminde dilimli kemerlerle Eski Asur ve iran’da görülen dışî korkuluklar yaygınlaştı; bu asya üslûbu zamanla gelişerek dört yy. sonra orijinal bir duruma geldi. Buralarda malikî mezhebi yaygın olduğu için, medreselerde tek sahınlı olarak yapıldı.

Bu medreseler, revaklı avlularıyla, büyükçe bir arap evini andırır. Aynı zamanda dinî ve askerî fonksiyonu olan ve rıbat denen, tekke niteliğindeki binalar, genellikle dört köşe ve duvarlarla çevrilidir.

Bu duvarların orta kısımlarında ve köşelerde korunma kuleleri vardır; orta yerde, üstü açık büyük bir avlu içinde bir cami ile bir minare ve minareden daha yüksek bir gözcü kulesi bulunur.

Türbeler, üzeri kubbeyle örtülü bir şahın ile giriş bölümünden meydana gelir.

Mağrip’taki kuleler ve minareler, dört veya çok köşelidir. Kaideleri şevlidir ve kuleleri içinde kemerli metrisler bulunur. Hamamlar, Türkiye ve Mısır’daki kadar süslü ve büyük değildir.

Kervansaraylara fonduk denir. Bunlar selçuklu kervansarayları gibi bir avlu etrafında ahırlar ve üzerinde küçük odalardan meydana gelir.Evlerin ortasında etrafı revaklı bir avlu vardır, eski roma evlerini andırır.

Tunus’taki Seyyid bin Yahya zaviyesi, Camii Zeytuna; Kayıcvan’daki Camii Kebir en eski yapılardır.

Arapların İspanya’da yaptıkları mimarî eserleri, Fas’takilerin etkisini taşır. Kurtuba şehrinde yapılan Büyük cami, en karakteristik eserlerden biridir.

Ayrıca işbiliye camii, Alkazar (El Kasr) ve Elhamra saraylarının mimarîsinde ayrı bir özellikle görülür.

Tavanlar alçıdan oyma kabartmalarla süslüdür, avluların ortasında fıskiyeli havuz vardır.

Araplar, İspanya’dan çekildikten sonra da, arap sanatının Ispanya’nın yerli sanatı üstüne önemli etkisi oldu.

Oradan avrupa sanatlarını da etkileyen bu sanata mudejar sanatı adı verildi.

Bir cevap yazın