Makedonya Bölgesi,Tarihi

Makedonya Bölgesi,Arnavutluk, Yunanistan ve Bulgaristan arasında yer alan ve denize ulaşımı olmayan bir kara devleti olan Makedonya, Orta Vardar adı verilen vadinin iki yakasında uzanır. Nüfusunun % 60’ı şehirlerde yaşamaktadır.

Makedonya Tarihi

Eski Makedonya krallığının Romalılar tarafından fethinden, XX. yy.a kadar çeşitli yolların kavşak noktası olan Makedonya’nın stratejik önemi büyüktü: Adriya denizi kıyısıyla İstanbul boğazı arasındaki en kısa roma yolu olan Via Egnatia, bugünkü Bitola ([Manastır], Yugoslavya) ve Selânik (Yunanistan) şehirlerinden geçerdi; Vardar (Aksios) ırmağı vâdisi, Selânik’ten kuzeye çıkan en kestirme yoldu (bugün de öyledir).

Bizans imparatorluğu gibi, Osmanlı imparatorluğu da Makedonya’ya sahip olmaya, Sırbistan, Bosna, Arnavutluk ve kıta Yunanistanı’na ulaşmak açısından büyük önem verdi. Bu yüzden toprakların hem tarihi, hem de halkı karmaşıktır.

XIX. yy.da Balkan halklarının millî bilinci uyanınca, Makedonya önemli bir milletlerarası mesele haline geldi.

Makedonya Bölgesi Tarihi

Tarih öncesi Makedonya Bölgesi

Makedonya’nın tarihöncesi dönemde Yunanistan ve Anadolu ile kültür bağları vardı. Neolitik çağın başlangıcında (M.ö. 2650-2500) buraya ayak basanlar muhtemelen Tuna’dan gelmişlerdi, fakat bunların anadolu asıllı oldukları görüşü gerçeğe çok daha yakındır.

2500’den sonra Bronz çağının ilk döneminde gelişen tekyönlü kültürü Khalkidike yarımadasından Epir ve Tessalya’ya kadar yayanların Kuzeybatı Anadolu’dan geldiklerine şüphe yoktur.

Erken Bronz çağından Orta Bronz çağma geçiş (1900) Makedonya’da çok sessiz bir şekiilde olmuştur.

Makedonya ve Khalkıdike’de bulunan ve Geç Bronz çağından kalma (1500) mat boyalı çömleklerin her iki belgede ve mykenai etkisi ağır basmakla beraber kendilerinden önceki eserlere göre yapıldıkları sanılmaktadır.

Kuzey’deki lausitz (bohemya) kültürüne bağlı bir halkın 1150’lerde Vardar (Aksios) ırmağı vâdisine gelip yerleşmesi geçici olmuş, 1050’lerden itibaren Erken Demir devrinde rastlanan protogeometrik eşyalarda da yunan etkisi görülmeye başlamıştır.

Fakat bu eşyaların, Yunanistan’da bu üslûp ortadan kalktıktan sonra da daha uzun süre yapılmasına devam edilmiş olması Khalkidike’de VII. yy.da ilk yunan kolonisinin kurulmasıyla başlayan etkinin kısa bir süre sonra ortadan kalktığını gösterir.

Bu eski halklar arasında Neolitik dönemde yaşayanlar çok gelişmiş bir estetik duygusuna sahipti, fakat kendilerinden sonra gelenlerin sanat ve eşya konusunda hiç bir iddiaları yoktu. Nitekim bıraktıkları eserlerden bunların inançları hakkında bile bir fikre sahip olmak hemen hemen imkânsızdır.

Arkeolojik bulguların sürekliliği, erken bronz çağı insanlarının tarihteki Makedonyalıların ataları olduğunu ortaya koymaktadır. Bu iki toplumun da milliyeti ve dilleri hâlâ tartışma konusudur.

Fakat elde edilen bilgiler bunların yunanca konuşan halklar familyasından olduğunu göstermektedir.

Bununla beraber bu durum iki toplumun da trakyalı ve illyria’lı bazı kabileleri hâkimiyetleri altına alarak onlarla karışmış oldukları da bir gerçektir.

M.ö. 336’ya kadar Argead’lar. 700’den sonra kendilerine makedonyalı adını veren bir halk Aliakmon ırmağı üstündeki yurtlarından Perdikkas I ve onun soyundan gelen diğer kralların yönetiminde doğuya yöneldi.

Cordaea’yı aldıktan sonra Pieria, Bottiaia ile yaylalardaki diğer kabilelerin yurtlarını ele geçirerek kendilerine Aigai’yi (Edessa) başkent yaptılar Amyrtas I zamanında (VI. yy.) Mygdomia’daki trakyalı kabilelerle Khalkidike’nin arkasındaki Anthemus’u da hâkimiyetleri altına aldılar. Amyntas, Atina’daki Beisistratoslarla ilişki kurdu. Dara’nın Tuna’yı geçmesinden sonra da (513) bir pers derebeyi oldu.

Yerine geçen Aleksandros I (492’den önce -yaklş. 450) Yunanistan’a karşı Kserkses ile birleşmek zorunda kaldı (480), fakat bir yandan da gizlice Yunanlılarca yardım ediyordu. Kserkses yaptığı bu yardımla muhtemelen batıdaki Lynkestis, Elimea ve Orestis prensliklerini denetlemek amacını gütmekteydi.

Nitekim bu prensler daha sonra bağımsızlıklarını kazanmak için ellerine geçen her fırsattan yararlandılar. Daha sonra Aleksandros, yunan kolonisi Pydna’yı ele geçirerek sınırlarını doğuda Strymon’a kadar genişletti, Krestonia ve Bisaltia’yı aldı ve çok güzel gümüş paralar bastırdı.

Soylulara karşı bir denge meydana getirmek için halkın bir kısmından meydana gelen Pezetairoi («piyade arkadaşlar») adını verdiği zırhlı bir piyade birliği kurdu ve kendilerine bazı siyasî haklar tanıdı.

Ayrıca Hetairoi (arkadaşlar) adlı bir de süvari birliği meydana getirdi. Takma adının Philellen olması da Yunanlıların sevgisini kazanmak için ne kadar büyük bir çaba harcadığını göstermektedir.

Ayrıca bağlı olduğu argead soyunun argoslu Temenid’lerden geldiği yolunda bir de efsane uydurarak Olympos oyunlarına katılma hakkını kazandı. Perslerden ele geçirdikleriyle Delphoi’de altın bir heykel yaptırdı.

Sarayında Pindaros’u ağırladı, fakat Atinalıların Strymon üstünde bazı emeller beslemeleri çok sıkı olan ilişkilerin sonradan bozulmasına yolaçtı.

Aleksandros’un oğlu Perdikkas II (yaklş. 450 – yaklş. 413) kardeşlerinin birçoğunun haklarını çiğneyerek tahta çıktı. Bunlardan biri, Philippos, Atinalılardan yardım gördü. Amphipolis’in kurulmasına (437-436) kızan Perdikkas Atina ile Potidaia arasındaki çatışmadan (432) yararlanarak Khalkidike’deki yunan şehirlerini, merkez Olynthos olmak üzere, birlik haline getirdi ve Atina’nın zorla kendisine kabul ettirdiği barışı iki kere bozdu.

Ispartalı Brasidas kuzeye yürüyünce Perdikkas, Lynkestis’li Arrabaios’a karşı Brasidas ile birleşti. Fakat sonra İsparta’nın daha fazla güçlenmesinden korkarak yardımını kıstı ve Atinalılardan yana döndü, ölümünden sonra yerine geçen oğlu Arkhelaos (413-399) fazlasıyla yunancı bir siyaset izledi. Yeni başkenti Pella’da yunan sanatçılarını topladı, yollar ve kaleler yaptırdı, orduyu kuvvetlendirdi ve şehir hayatına öncelik tanıyarak Makedonya’yı güçlendirdi.

Fakat 399’da bir suikastın kurbanı oldu, ölümünden sonra meydana gelen ve yedi yıl süren kargaşalık dönemi, reformların yerine oturmamış olduğunu gösterir. Kendisinden sonra tahta, kısa aralıklarla katili Krateuas, ondan sonra reşit olmayan oğlu Orestes, daha sonra da Orestes’in mürebbisi Aeropos çıktı.

Agesilaos 394’te Makedonya’ya girdiği zaman Aeropos hâlâ iktidardaydı. Aeropos’un ölümünden sonra Arkhelaos’un evlilik dışı oğlu Amyntas II kral oldu. Elimeia’lı bir prens olan Derdas, Amyntas’ı öldürdü.

Yerine Aeropos’un oğlu Pausanias geçti. Pausanias’ı da Aleksandros I’in torununun torunu olan Amyntas II (392-369) tahtından indirdi, illyria’lılar Amyntas’ı Makedonya’dan sürdüler. Amyntas Khalkidike birliğiyle yaptığı antlaşmanın kendisine hiç bir yardımı olmadığını görünce, dönüşünde Ispartalılarla anlaştı.

Ispartalılar üç yıl süren savaşlardan (382 – 379) sonra birliği dağıttılar ve Amyntas’ın Olynthos’ta kaybettiği toprakları geri almasını sağladılar. Daha sonra Atina ve Pherai’li lason ile antlaşmalar yapan Amyntas 369’da öldü. Tesalya’da izlenen saldırgan siyaset, oğlu Aleksandros II’nin de aynı yıl ölümüne yolaçtı.

Aleksandros’un katili Pto-lemaios, Perdikkas III ile Philippos II’nin mürebbisi olmak sıfatıyle bir süre için tahta çıktı, fakat Perdikkas III kendisini öldürterek yerine geçti (365) ve Thebai’ye karşı Atina ile bir anlaşma yaptı. Atina’nın Pydna ve Methone’yi almasından sonra bilinmeyen bir sebeple Amphipolis ile işbirliği yaptı.

Mantineia savaşından (362) sonra Yunanistan’da çıkan karışıklıklardan yararlanan Perdikkas Lynkestis’i ele geçirdi, fakat 359’da lillyria’lılara karşı savaşırken öldü. Bu sıkışık durumda kardeşi Philippos, çocuk veliaht Amyntas adına yönetime elkoydu, fakat düzeni sağladıktan sonra Amyntas’ı bir kenara iterek kendisi kral oldu.

Krallığı sırasında (359-336) Makedonya bütün Yunanistan’a hâkim oldu. Makedonya monarşisi üstüne elde edilen gerçek bilgiler bu döneme ait olanlardır.

Herkesçe sevilen bu monarşi yönetimi, gücünü sınırlayan kuvvetli bir soylular sınıfı ile bağımsız ve sözünü sakınmayan köylülerden meydana geliyordu. Yönetim düzenine göre vârislerden en büyük olanı tahta çıkardı, fakat silâh altındakiler kralı suçlamak ve devlete ihanetten yargılamak hakkına sahipti. Dış siyasetten tamamen kral sorumluydu.

Aleksandros ve kendinden sonra gelenler (M. ö. 336 – 280), Philippos’un oğlu Büyük İskender (336 – 323) Pers imparatorluğunu ortadan kaldırdı ve makedonya orduları Nil’den indus’a kadar ilerledi, ölümünden sonra Babil’de bulunan generalleri imparatorluğun satraplıklarını abralarında bölüştüler, imparatorluğu yeniden bir bütün haline getirmek isteyen bu generallerin arasında başlayan savaşlar 321’den 301’e kadar devam etti.

Ptolemaios başta olmak üzere bazıları imparatorluğun dağılmasını tercih ediyor ve bundan kendi paylarına yararlanmaya çalışıyorlardı. Bununla beraber Makedonya, imparatorluğun kalbi olmakta devam etti; fakat bu imparatorluğu meydana getiren geniş topraklarda (Yunanistan’ın denetimi de dahil olmak üzere) herkesin gözü vardı.

Antipatros, İskender Asya’da bulunduğu sırada kendisine bırakılan yönetime iyice sahip çıkmıştı. İskender’in ölümünden sonra çıkan yunan ayaklanmasını bastırdı (322), Ptolemaios ile yaptığı işbirliği Perdikkas’ın yenilmesi ve ölmesiyle sonuçlandı (321).

Triparadeisos’ta naip ilân edilen Antipatros, ölümüne kadar bu görevde kaldı. Asya’daki Antigonos Monophthalmos I ile birlik olan oğlu Kassandros, krallığı temsil ettiklerini iddia eden Polyperkhos ve Eumenes’e karşı savaştılar.

Antigonos Eumenes’i yendi ve idam ettirdi (316). 317’de Kassandros Atina’yı ele geçirdi ve Polyperkhon’u Makedonya’dan sürdü, sonra orduları Yunanistan’da ilerlemeye devam etti, Philippos III ile karısı Eurydike’yi Makedonya’da bıraktı.

Fakat Büyük İskender’in annesi Olyrnpios, Polyperkhon’un ısrarıyla Epir’den başlamak üzere bütün Makedonya’yı istilâ etti ve Philippos ile Eurydike’yi öldürttü. Kassandros kısa bir süre sonra Makedonya’yı geri aldı ve Olympios’ı vatana ihanet suçundan idam ettirdi.

Etkin bir yönetimi olan Kassandros, Kassandreia ve Thessalonike (Selânik) ile Yunanistan’da da Thebai’yi yeniden kurdu, 315 – 312 arasında Ptolemaios ve Lysimakhos ile anlaşarak Philippos IIFün ölümünden beri imparatorluğu birleştirmeğe uğraşan Antigonos’u bu tutkusundan vaz geçirdi.

311’de yaptığı bir barışla yunan topraklarının büyük kısmını elden çıkaran Kassandros. sonradan Makedonya’da hatırı sayılır bir kuvvet haline geldi ve hayatta kalan son kral Aleksandros IV’ü de öldürdü.

307’de Antigonos’un oğlu Demetrios I (Poliorketes) Atina’yı Demetrios Phalereus’un zorba yönetiminden kurtardı ve böylece babasına Yunanistan’da bir üs sağlamış oldu.

Orta Yunanistan’ın ve Peloponnesos’un bir kısmını ele geçirdikten sonra, Philippos U’nin Kassandros’a karşı kurduğu Helen birliğini yeni bir düzene soktu (303-302).

Fakat Kassandros «Makedonyalıların kralı» unvanıyla Antigonos’a karşı olan bir ittifakı yeniden canlandırdı ve Antigonos İpsos savaşında yenildi (301). Bu, Kassandros’un durumunu büsbütün sağlamlaştırdı ve Yunanistan’da yeniden güç kazanmasını sağladı. Böylece, imparatorluğu yeni baştan kurma iddiası da ortadan kalkmış oldu.

Kassandros’un ölümü Makedonya’nın yeniden karışmasına yolaçtı (298-297). Oğlu Philippos IV de kısa bir süre sonra öldü. Krallığın, öteki iki oğlu Antipatros ve Aleksandros V arasında bölüşülmesi iç savaşa yolaçtı. 294’te Aleksandros yeniden Atina’nın başına geçmiş olan Demetrios Poliorketes’i geri çağırdı.

Bu çağrıya uyan Poliorketes beklenmedik bir anda Aleksandros’u öldürdü ve tahta kendi geçti. Demetrios Makedonya’yı altı yıl yönetti; Teselya ve Orta Yunanistan’ı ele geçirdi ve Pagasai’de Demetrias adlı yeni bir başkent (bugünkü Volos) kurdu.

Fakat 288’de başka prensler kendisine karşı birleşti. Ptolemaios Yunanistan’ı harekete geçirirken, Lysimakhos ile Pyrros’da Makedonya’yı istilâ ettiler. Buna karşılık ordusu Pyrros’a yenilen Demetrios kaçtı. Makedonya da Pyrros ile Lysimakhos arasında bölüşüldü. Kısa bir süre sonra Lysimakhos Pyrros’u yönetimden uzaklaştırdı.

Batı Makedonya ile Tesalya’yı hâkimiyeti altına alarak Corupedium (281) yenilgisine kadar tek başına hüküm sürdü. Savaşın galibi Seleukos, mısırlı Ptolemaios I’in oğlu ve Antipatros’un torunu Keraunos tarafından öldürüldü. Böylece boşalan Makedonya tahtına Keraunos oturdu.

Antigonos’lar sülâlesi (M.ö. 277-168). 280-279’da Galatia’lı çapulcular Makedonya’yı istilâ ettiler, yenilgiye uğrayan Keraunos’u öldürdüler. Bunun üzerine şehirler iki yıl süreyle kendi kendilerini yönetmek ve savunmak zorunda kaldı.

İki yıl sonra 277’de, (ölmüş olan) Demetrios’un oğlu Antigonos Gonatas II, Suriyeli Antiokhos I ile anlaştı ve Khersonesos’ta bir üs ele geçirdi. Galatia’lıları Lysimakhia’da yendikten sonra bir makedonya ordusu tarafından kral ilân edildi (276).

Antigonos II zamanında ülkede dengeli bir monarşi kuruldu. 277’den 168’e kadar ülkeyi Antigonos’lar sülâlesi yönetti. Bu sülâlenin Antionid ve ordu ile olan ilişkileri Argead’larınkini hatırlatıyordu. Kral, şövalyeleri arasında birinci olmak, avda, savaşta ve içki masasında yiğitliğini göstermek zorundaydı. Antigonos’lar zamanında birliğe karşı olan dış bölgeler strategos’lar (general) veya epistates’ ler (denetimciler) tarafından denetlenirdi.

Diğer helen kralları gibi Antigonos’ların da «arkadaş»lardan meydana gelen bir krallık meclisleri vardı; yalnız, canları istediği zaman ona danışırlardı. Halkın çoğu çiftçilik yapardı, yalnız Beroia, Pella ve yunan kıyı şehirleri halkı tarımla uğraşmazdı. İktisadî durum çok bozuktu, madenler ve ormanlar krallığın tekelindeydi.

Bu sebeple Gonatas’ın hâkimiyetinin ilk yıllarında Ispartalı Areus’un yönetiminde bir yunan isyanı çıktı. Bunun sonucu olarak Gonatas’ın elinde tuttuğu yunan şehirlerinin sayısı oldukça azaldı.

Fakat Gonatas kısa zamanda duruma yeniden hâkim oldu, özellikle Pyrros’un ölümünden (272) sonra durumu çok sağlamlaştı. Ptolemaios II’nin yeterince desteklemediği ve Atina ile İsparta’nın yönettiği yunan ayaklanması (Chremonidea savaşı, 266-262) Gonatas’ın zaferiyle son buldu. Gonatas’ın bununla, yetinmediği, daha sonra Epirli Aleksandros II’den Atintania’yı da almış olduğu sanılmaktadır.

Ayrıca istanköy’de (Kos) Ptolemaios II’yi bir deniz savaşında yendi, fakat Kyrene’yi almak için giriştiği bir saldırıda, üvey kardeşi Âdil Demetrios, Berenike tarafından öldürüldü.

Berenike daha sonra Ptolemaios III’ün danışmanı oldu, kısa bir süre sonra da Gonatas’ın üvey kardeşi Kratepos’un oğlu Korinthos valisi Aleksandros, Ptolemaios’un teşvikiyle ayaklandı (250-249).

Bu durum Peloponnesos un birlikten kopmasına yolaçtı. Zaten Peloponnesos’ta Aratos yönetimindeki Ege birliği oldukça gelişmişti. Aratos Mısırlılarla birlikte Güney Yunanistan’da Gonatas tarafından desteklenen hükümdarlara karşı savaş açtı.

Her ne kadar Gonatas Korinthos’u entrika ile Aleksandros’un dul karısından almayı başardıysa da (245), 243’te bölge yeniden Aratos’un eline geçti. Buna karşı Gonatas’ın Aitolia’lılarla birlikte giriştiği hareket başarısızlıkla sonuçlandı. 239’da ölen Gonatas sıkı çalışmasıyla Makedonya’da sağlam ve dayanıklı bir hükümet kurmayı başarmıştı.

Oğlu Demetrios II (240 -229) tahta geçtikten hemen sonra Akhaia ve Aitolia birliğiyle savaşa başladı, ölümüne kadar süren bu savaşlar yüzünden Makedonya çok zayıf düştü. Veliaht Philippos V de daha çocuktu, Âdil Demetrios’un oğlu Antigonos Doson, Philippos’un mürebbisi oldu.

Doson Dardania’lıları kesin bir yenilgiye uğrattı. Aitoüa’lıların eline geçmiş olan ve Phthiotis Akhaia’sının dışında kalan tesalya eyaletlerini geri aldı. Orduda çıkan bir isyan üstüne de Antigonos III olarak tahta çıktı.

Karia’ya yaptığı bir gezi sırasında kurduğu bağlantılar kendi yönetiminden sonra da bir süre daha devam etti.

Fakat daha sonra donanma gittikçe zayıfladı. 224’te Aratos Ispartalı Kleomenes III’e yardım etmesini istediği Antigonos’a Akrokorinthos’u teklif etti, fakat Kleomenes III Akhaia birliğini tehdit ettiğinden, Antigonos Yunanistan’a girdi, Kleomenes’i Sellasia’da yendi, sonra (222) Helen ittifakını birliklerin konfederasyonu şeklinde yeniden teşkilâtlandırdı. Bundan sonra kuzeye döndü, illyria’yı fethederek büyük bir zafer kazandı ve 221 ’de öldü. Yerine Demetrios II’nin oğlu Philippos’u bıraktı.

Doson iç düzende huzuru sağlamış ve Makedonya’ya Gonatas’ın Korinthos’u kaybettikten sonra Yunanistan’da elde edemediği bir güçlülük kazandırmıştı. Philippos V zamanında (221-179) Makedonya ilk defa Roma ile çatıştı.

217’ye kadar Philippos, İsparta, Elis ve Aitolia koalisyonuna karşı başarılı savaşlar verdi. Bu sırada Doson’un bıraktığı meclisin de üstesinden gelerek doğrudan doğruya orduya hâkim oldu.

217’de, Dardania başkenti Bylazora’yı (Titov Veles) ele geçirdi. Romalılardan kaçan illyria prenslerinden Phoros’lu Demetrios’un teşvikiyle illyria’da Roma’ya bağlı bazı devletlere saldırdı ve amacına ulaşmak için Hannibal ile anlaştı (215).

Aitolia’lılarla anlaşmış oldukları halde (211) Romalılar, çıkan savaşta başarı kazanamadılar ve 206’da Philippos, Aitolia’yı ayrı bir barış yapmaya zorladı. 205’te yapılan Phoinike barışıyla de Roma savaşından kârlı çıkan Philippos oldu.

Ufak tefek bazı fedakârlıklarda bulunmasına karşılık illyria’da kazandığı topraklardan başka Atintania’yı da geri vermedi. Savaş, Makedonya’nın yunan ittifakı ve kuzey sınırındaki ülkelerle olan dayanışmasını büsbütün sağlamlaştırmıştı. Makedonya’nın güney kapılan Larissa’ya yerleşecek yeni göçmenlere açıldı.

Bundan sonra Philippos, Doğu’ya döndü, bunun bir sebebi de muhtemelen Antiokhos III’ün Orta Asya’ya yaptığı seferden zaferle dönmüş olmasıydı. Philippos ayrıca denizlerde hâkimiyet kuran Rodia’lılara karşı bazı entrikalar çevirdi.

Ege kıyısındaki ve kuzeydoğudaki yunan şehirlerine karşı saldırgan bir siyaset gütmeğe başladı. Üstelik henüz çocuk olan Ptolemaios V’in ülkesini de ele geçirmek amacıyla Antiokhos ile gizlice anlaştı.

Rodia’lılarla Bergama bir ara kendisini Sakız’da (Khios) yener gibi oldularsa da Philippos, Rodia’lılan Lade’de kesin olarak bozguna uğrattı (201).

Bunun üzerine Roms, Rodia’lı ve bergamalı elçilerin Makedonya’ya savaş ilân etti. Philippos hesaplarında fena şekilde yanıl mıştı. Orduları Kynos Kephaiai’de yenildi (197), Tesalya’yı kaybetti, elinde yalnız Makedonya kaldı.

Yunan ittifakı bozulduktan sonra da eskiden Makedonya’ya ait olan topraklarda yeni birlikler kuruldu. Orestes bağımsızlığını ilân etti. Sonunda, Makedonya, donanmasını da kaybetti. Hepsinden en önemlisi 301’de kurulan denge bozulmuş ve Roma, Doğu Akdeniz’de en büyük güç haline gelmişti.

Philippos 197 ile 189 arasında Nabis ve Atiokhos’a karşı Roma ile işbirliği yaptı. Tesalya’nın bazı kısımlarını geri aldı, ölümüne kadar (179) Makedonya’yı güçlendirmeye çalıştı. Bu sırada komşu devletler Roma aracılığıyla Makedonya’nın gelişmesini önlemeye çalıştılar, bu konuda da iç muhalefet onlara yardımcı oldu. Phüippos millî ve bölgesel paralar bastırdı.

Böylece bölgecilik duygularını sermayeye dönüştürmeye çalıştı Yaptığı üç seferle Makedonya’nın Balkanlardaki gücünü artırdı (184, 183, 181). Büyük oğlu Perseus’tan küçük oğlu Demetrios’un kendisine ihanet ettiğini duyunca onu öldürttü.

Felâketlerin birbirini kovaladığı bu yıllarda Philippos’un ne kadar yetenekli bir insan olduğu daha iyi anlaşıldı. öldüğü gün arkasında zengin bir devlet hâzinesinden başka Roma ile yapılacak son çarpışmaya hazır, güçlü bir ordu bıraktı.

Philippos’un yerine geçen Perseus, 11 yıl hüküm sürdü (179-168). Aitolia, Tesalya ve diğer yerlerdeki ihtilâlci partileri desteklediğinden, Yunanistan’da çok sevildi.

172’de Bergamalı Eumenes 11, Roma’yı savaşa kışkırttığı zaman, herkes kendisine yunan hürriyetinin son temsilcisi ve önderi gözüyle bakmaktaydı. Fakat Perseus elindeki bütün imkânlan kullanmaktan çekindi.

Nitekim Pydna savaşından (168) sonra Lucius Aemilius Paulus’un hâzinesinde bulduğu 6 000 talenti (altın ve gümüş sikke) tllyria’lılardan yardım almak için kütlansaydı, sonuç başka türlü olabilir, Epir ile ittifakı bozulmazdı.

Roma Makedonyası

169 ile 146 arasında Makedonya’da bağımsız dört cumhuriyet kuruldu; fakat bunların ayrı ayrı siyasi amaçlan vardı. Vergiler indirildi, başlangıçta kapalı olan maden ocakları 158’de yeniden açıldı.

Perseus’un oğlu olduğunu öne süren Andriskos (152-148) önderliğinde çıkan bir isyanın bastırılmasından sonra, Makedonya dört idare bölümüne ayrılmış bir roma eyaleti oldu. Bunların Yunanistan’ın bazı gölgelerini denetlemeye kalkışmaları, zaman zaman bağımsızlıkların kaybetmelerine yolaçtı.

Bu dönemde hâlâ Yunatistan’ın bir kalesi olmakta devam eden Makedonya, kuzey sınırındaki komşularından Scordisci, Maidoi ve Dardania’lılarla sık sık savaştı ve M.ö. 27:de Akhaia’dan (Yunanistan) ayrı olarak senatoya bağlı bir eyalet oldu.

Claudius I zamanında yüksek rütbeli papazların da katılmasıyla bir Makedonya birliği kuruldu. Bu birliğin Tesalya’yı kapsayan siyasî birtakım amaçlan vaıdı.

M.S. 400’e doğru Moisia idare bölümündeki eyalet, Makedonya ye Makedonya Secunda (veya Salutaris) olmak üzere ikiye ayrıldı.

Ortaçağda Makedonya

XIV. yy.a kadar: Eski Makedonya krallığında halkın büyük bir kısmı yunanca kenuşurdu; ayrıca trakya ve illyria dilleri de kullanılırdı.

Fakat M. ö. II. yy.da bir roma eyaleti haline gelen Makedonya’yı Latincenin de etkilemiş olduğu sanılmaktadır. Roma imparatorluğu M.S. IV. yy.da Doğu ve Batı olmak üzere iki kısma ayrılınca Makedonya, başkenti İstanbul olan ve Batı’dan çok daha fazla yaşayan Doğu kesiminde (Bizans) kaldı.

Bu denemde etnik yapısına bakılırsa, Got, Hun ve Avar’ların akınlarından çok az etkilenen nüfusun çoğu hıristiyandı, fakat slavların Balkanlarda inmesi, varlığını koruyabilen birkaç yunan şehri dışında bütün Makedonya’nın geniş çapta slavlaşmasına yolaçtı.

VII. yy.da slavları Bulgarlar takip etti ve IX. yy.da da Selânik dışında kalan bütün Makedonya, Birinci Bulgar imparatorluğuna katıldı, fakat bundan yine en çok Bulgarlar etkilendi ve bunun sonucu olarak da büyük ölçüde slavlaştılar.

Birinci Bulgar imparatorluğunun X. yüzyılın ikinci yarısında çökmesi üstüne mahallî bir kont olan Nikola’nın dört oğlu Makedonya’da Komitopuloi hanedanı adiyla işbaşına geldi.

Bunlardan biri olan Samuel, bazen Batı Bulgaristan diye adlandırılan ve Balkan yarımadasının büyük kısmını kapsayan imparatorluğu kurdu. Bu imparatorluk Bizans hükümdarı Basileios II tarafından 1018’de yıkıldı ve tümüyle Bizans’a katıldı. Fakat gelen göçmenlerin arkası kesilmediği gibi akınlar da durmadan devam etti.

Göçebe Ulahlar (Valahlar) Makedonya’yı kendi yaşama şartlarına çok uygun buldular. slavların Polotsıy, Yunanlıların Kuman dediği türk akıncıları da Tuna’yı geçerek bizans topraklarına girdiler ve makedonya topraklarına yerleştiler.

Bunlar daha sonra Vardarlı adını aldılar. İvan ve Petır Asen’in, İkinci Bulgar imparatorluğunun temellerini attıklan bir sırada Sicilyalı Guglielmo II kumandasındaki Normanlar, Selânik’i ele geçirerek yağma ettiler (1185).

1204’te İstanbul’a yapılan Dördüncü Haçlı seferinden sonra Selânik’te bir latin krallığı kuruldu, fakat uzun süre devam etmeyen bu krallık 1220’lerde Epir’in yunanlı yöneticisi Theodoros Angelos tarafından yıkıldı.

Angelos, Güney Makedonya’nın büyük bir kısmını ele geçirdi ve Nikaia’daki yunan imparatorlarına nispet olsun diye kendini Selânik imparatoru ilân etti, fakat 1230’da Selânik dışında kalan bütün Güney Makedonya’yı ele geçiren bulgar çarı Ivan Asen II’ye yenildi; Bulgarlar da 1246’da Nikaia’lı imparator loannes Batatzes II karşısında bozguna uğradılar. Batatzes yalnız Güney Makedonya’yı almakla kalmadı, yüzyılın başından beri Bulgarların olan toprakları da kendi ülkesine kattı.

1280’lerde Sırplar da Batı Makedonya’ya saldırılara başladılar, bulgar çarı Mihail Şişman’ı yendikten sonra (1330) Stefan Duşan’ın önderliğinde Bizanslılara karşı (1261’de Nikaialılar İstanbul’da yeniden yunan yönetimi kurmuşlardı) bir dizi savaşa giriştiler.

1346’da Stefan Duşan «Sırpların ve Yunanlıların çarı» sıfatıyla üsküp’te taç giydiği zaman, Selânik bölgesi dışında kalan bütün Makedonya, Sırpların eline geçmiş bulunuyordu.

Makedonya Bölgesi Türk Hâkimiyeti

Türkler ilk olarak Orhan Bey zamanında Makedonya’ya girdiler. Orhan Beyin oğlu Süleyman Paşa, Selânik’e kadar ilerleyerek sırp kralı Stefan Duşan’ı yendi ve aldığı topraklan Bizanslılara bıraktı.

Daha sonra, Bizans ile arası açılan Osmanlı devleti Rumeli’de kendi adına fetihler yapmaya başladı. Murad I Edirne’yi ileri harekâtının merkezi yaptı (1362).

Kara Timurtaş Paşa, Manastır’a girdi (1382). Vezir Çandarlı Halil Hayreddin Paşa, Evrenos Beyi Makedonya’nın alınmasıyla görevlendirdi (1395). Evrenos Bey, Serez’i ve geçici olarak da Selânik, Manastır ve Ohri’yi ele geçirdi.

Bunun üzerine Sırp, Bulgar, Ulah (Valah), Arnavut ve Macarlardan meydana gelen haçlı ordusu, Kosova’da (Kosovo) Murad I’e karşı savaştı ve yenildi (Kosova savaşı I, 1389); yerine geçen Yıldırım Bayezid, Selânik ve Yanya’yı aldı. Bu şehirler Fetret devrinde Bizans ve Venedik’e geçti.

Murad II Selanik’i (1430) ve Yanya’yı (1431) tekrar aldı, ianos Hunyadi kumandasında, Macar, Alman ve Bohemyalılsrdan meydana gelen haçlı ordusu, Kosova’da Türklerle ikinci defa karşılaştı (17 ekim 1448).

Çandarlı Ali Paşa ve Turhan Beyin kumandasındaki türk kuvvetleri Haçlıları yeniden bozguna uğrattılar. Böylece Makedonya kesin olarak Osmanlı devleti sınırları içine girdi; ele geçirilen yerlere Türkler yerleştirildi.

Türkler birçok yerde çoğunluğu meydana getiriyordu. Şehir ve kasabalar mülkî ve İdarî yönden de merkeze bağlıydı. Bu sebeple yerli halk, İslâm – Türk kültürünü benimsedi.

Ancak, XIX. yy.da, Yunanlılar bağımsızlık kazanınca (1829) Makedonya’yı kendilerinden bir parça saydılar; Sırplara göre de Makedonya, sırp kralı Ye kahramanı Duşan’ın yurduydu; Bulgarlar da, Berlin antlaşmasından sonra (1878) Makedonya iıe ilgilenmeye başladı; çünkü Ayastafanos antlaşmasına göre Makedonya, Büyük Bulgaristan sınırları içinde bulunuyordu; ayrıca Ortaçağda, bir süre Bulgarlar tarafından yönetilmişti.

Bulgar kilisesi bağımsız olunca (1870), Sırp ve Makedonya Rumenleri de, kiliselerinin ayrılmasını istediler. Böylece etnik ayrılığın yanında, din de mesele oldu. Makedonya’ya kesin bir sınır çizmek mümkün değildi. XIX. yy.da elviyei selâse (Selânik, Manastır ve Kosova vilâyetleri) Makedonya olarak kabul edildi.

Müfettiş Hilmi Paşa bu bölgede nüfus çoğunluğunun, 1032 000 kişiyle Türklerde olduğunu belirtti; Bulgarlar da çoğunluğun kendilerinde olduğunu ileri sürdü. Makedonya meselesi ele alındı.

İstanbul konferansında (1876) tekrar ortaya çıktı. Konferansta Rumeli, Bulgaristan ve Batı Rumeli olarak iki kısma ayrıldı. Batı Rumeli, daha sonra Makedonya adını aldı. Berlin antlaşmasında (1878) Makedonya, ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı devletine bırakıldı.

1880’de Rumeli Vilâyetleri nizamnamesi hazırlandı. Büyük devletler bu ıslahattan haberdar edildi. Fakat Bulgarlar, İstanbul kilisesinden ayrıldıktan sonra, Ulahları ve Rumları kendi kiliselerine çağırdılar. Fener kilisesi buna şiddetle karşı koydu.

Ancak Bulgarlar, Makedonya’da okullar açarak yoğun bir propaganda çalışmasına başladılar (1886). Böylece Sofya’da Makedonya komitesi adında bir siyasî cemiyet kuruldu (1890). Bu kuruluşun amacı başlangıçta, Makedonya’dan Bulgaristan’a göç edenleri yerleştirmekti.

Daha sonra Makedonya’nın bağımsızlığı ve Bulgaristan’a katılması için çalışmalara başlandı. Yunanlılar ve Sırplar da, aynı amaçlarla komiteler kurdular. 1896’da bulgar prensliğine getirilen Ferdinand, Edirne’den başlayan bir ıslahat kararnamesi yayımladı.

Yunan başbakanı Deligiannis de, Epir ve Güney Makedonya’yı ülkesine katmak istedi; Ahmed Eyüp Paşa, yunan komitacılarına engel oldu (1896). Etniki Eterya cemiyeti yeniden canlandırılarak milis kuvvetleri Makedonya’ya saldırınca Yunanistan’a savaş açıldı (17 nisan 1897). Yunanlılar, Dömeke’de Gazi Edhem Paşaya yenüdiler.

Fakat, Rus ve Avusturyalılar, Arnavutluk dışında kalan Makedonya’yı paylaşmaya karar verdiler. Bulgaristan da Selânik başkent olmak üzere, Makedonya’nın bağımsız olmasını istiyordu. Avrupalılar ıslahat tekliflerini yenilediler; rus elçisi de ayrı bir teklif getirdi (1902).

Sonunda, «Rumeli Vilâyetleri Hakkında talimat» başlıklı ıslahat hükümleri yürürlüğe girdi. Ancak batılı devletler, 21 şubat 1903’te Babıâli’ye bir nota vererek yeni değişiklikler istedi. Durumdan yararlanan Bulgarlar Makedonyalıları ayaklanmaya çağırdı.

Ayaklanma kanlı oldu. Balkanlar’da barışın korunması için, 1904 ekiminde Rusya ve Avusturya bir program teklif etti. Buna göre Avusturya, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya delegelerinden meydana gelen bir güvenlik kurulu meydana getirilecekti. Padişah, bu planı kabul etti. Geçici bir yatışma oldu, fakat çetecilik durmadı.

Avrupalılar ayrıca Makedonya’da üç vilâyette (Selânik, Manastır, Kosova) malî ıslahat projesi de teklif etti ve Abdülhamid II’nin karşı koyması üstüne Almanya dışında kalan devletler Midilli adasını ele geçirdiler (1905). Osmanlı devleti malî ıslahat yapmayı kabul etmek zorunda kaldı.

Bu karışıklıklar arasında Türkler, Makedonya’da Genç Osmanlılar cemiyetini kurdular. Durum daha da karışınca, padişah Abdülhamid, Makedonya adının anılmasını yasak etti, ittihat ve Terakki cemiyeti, Makedonya’da da, idarenin değiştirilmesini istiyordu.

Enver (Paşa) ve Niyazi gibi genç subaylar, Makedonya dağlarında komiteci avına çıktılar, ittihat ve Terakkiciler Makedonya’da önceleri ittihadı anasır (bütün unsurların birleşmesi) istiyorlardı; sonra da milliyetçi çözümler ileri sürdüler.

Makedonya ordusu Abdülhamid’i Meşrutiyetin ilânına zorladı (1908). Bütün bu değişikliklere rağmen, Makedonya’da huzur sağlanamadı. Bulgaristan bağımsızlığının tanınması (1908), Bosna – Hersek’in Avusturya’ya geçmesi (1908) üstüne, balkan devletleri yeni isteklerde bulundular.

3 Temmuz 1910’da Kiliseler ve Mektepler kanunu, sırp, bulgar ve yunan azınlıklarını birleştirdi. Rusya’nın teminatı ve hariciye nazırı Kapriel Noradunkyan Efendinin etkisiyle hükümet, Makedonya’daki 120 taburunu terhis etti.

13 Mart 1912’de Sırbistan – Bulgaristan, 29 mayıs 1912’de Bulgaristan – Yunanistan antlaşmaları yapıldı. Bu antlaşmalara göre Bulgaristan Rodop dağlarıyla Struma ırmağının doğusunda kalan toprakları alacak, Sırbistan da Şar Planina’nın kuzey ve batısındaki topraklara elkoyacaktı.

Fakat iki devlet birbirine karşı tam bir güvensizlik içinde olduğundan, Makedonya’nın kaderi bir türlü kesinlikle tayin edilemiyordu.

Sırp-Bulgar antlaşmasına göre muhtariyet verilemediği takdirde, Makedonya, Kriva Palanka, Veles ve Ohri’den geçen bir hatla ikiye ayrılacak ve hattın iki tarafında kalan topraklar iki ülke arasında paylaşılacak, bu da olmazsa rus çarından Makedonya’daki sırp – bulgar sınırını tespit etmesi istenecekti.

Yunanistan ile Bulgaristan arasındaki anlaşmazlık daha da derindi. Ancak osmanlılardan alınacak toprakların paylaşılması konusunda bir anlaşmaya varılabilmişti.

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşında Makedonya Bölgesi

Balkan birliğinin Türklere karşı açtığı savaştan sonra Bulgarlar 29 haziran 1913’te hiç beklenmedik bir anda müttefiklerine saldırdılar, fakat Yunanlılara ve Sırplara yenildiler ve Rumenlerin de saldırısına uğradılar. Bunun üstüne barış istemek zorunda kaldılar. 10 Ağustos 1913’te yapılan Bükreş antlaşmasıyla Makedonya bölündü, Yunanistan ülkenin güney kısmını aldı.

Buna göre yeni yunan sınırı kuzeyde Prespa gölünden başlıyor, Kaymakçalan ve Dojran gölünden geçerek doğuda Belasitsa dağlarından Aşağı Mesta’ya uzanıyordu. Bulgaristan’ın payına ise Pirin dağlarıyla Ustrumca (Strumitsa) bölgesi, Sırbistan’a da geri kalan topraklar düşmüştü.

1914’te Birinci Dünya savaşı çıkınca bir yandan intikam almak bir yandan da Makedonya’daki topraklarını daha da genişletmek ümidine kapılan Ferdinand, 1915 ekiminde Bulgaristan’ı itilâf kuvvetlerinin safında savaşa soktu, kısa zamanda bütün Sırp Makedonyası ile birlikte asıl Sırbistan’ın bazı kısımlarını da ele geçirdi.

Sırbistan’a yardım etmek üzere Selânik’e çıkan müttefikler ancak 1918’de girişebildikleri başarılı bir saldırı sonunda 29 eylül 1918’de Bulgaristan ile ateşkes antlaşması imzalandı. Yunan – yugoslav sınırında hiç bir değişiklik yapmamakla birlikte Neuilly antlaşmasıyla (27 kasım 1919) Ustrumca (Strumitsa) bölgesi Yugoslavya’ya bırakıldı.

Bu dönemde Yunan (veya Ege) Makedonyası 35 505 km2, Yugoslav (veya Vardar) Makedonyası 26 493 km2. Bulgar (veya Pirin) Makedonyası 6 788 km2 idi.

1920 ve 1930 Yılları Makedonya Bölgesi

Birinci Balkan savaşının başlamasıyla Birinci Dünya savaşının bitmesi arasındaki zaman süresince Makedonya’da bazı göçler oldu. 1912-1913 Arasında 100 000 kadar türk Türkiye’ye, birçok bulgar taraftarı makedonyalı da 1913 ve 1918’de Bulgaristan’a kaçtı. 1913’te Melnik, Strumitsa ve Bitola’daki yunanlılar da Yunan Makedonyası’na göç ettiler.

Neuilly antlaşmasından sonra da 25 000 yunanlı Bulgaristan’ı, 46 878 bulgar da Yunan Makedonyası’nın doğu yarısını terk etti (80 000 kadar slavca konuşan nüfus nedense batıda kalmayı tercih etti).

30 Ocak 1923’teki Lozan antlaşması ise (Yunanlıların Anadolu’da yenilmesinden sonra) daha geniş nüfus dağılımı değişikliklerine yolaçtı: 375 976 türk .

Yunan Makedonyası’nı terk etti; Türkiye’den gelen 1 222 000 yunanlıdan 638 253’ü türklerden boşalan yerlere yerleştirildi. Yugoslav Makedonyası’nda bu tür değişiklikler olmadı.

Makedonyalılara Güney Sırpları gözüyle bakan Belgrad’daki yetkililer, bulgar taraftarı duyguları körleştirerek bunları tamamen sırplaştırmak istiyorlardı. Bu durum kısa zamanda yeni gerilimlerin doğmasına yolaçtı.

1893’te kurulmuş gizli bir teşkilât olan V.M.R.O. (Vıtreşna Makedonska Revolyutsionna Organizatsiya (Makedonya İç Devrim teşkilâtı]) 1920 yılının başında yeniden canlandı ve başına Todor Aleksandrov geldi. Teşkilât Yugoslav Makedonyası’nda bir terör kampanyası açtı. 1923 Martında bulgar başbakanı Aleksandır Stamboliyski Yugoslavya ile anlaşmak isteyince Aleksandrov buna karşı çıktı.

Makedonyalılar Stamboliyski’nin devrilmesinde ve öldürülmesinde (1923 haziranı) çek faal bir rol oynadılar. Bu sıralarda Pero Şandanov’un önderliğinde yeni bir hareket doğdu. Bunlar federal bir Yugoslavya ve muhtar bir Makedonya eyaleti kurulmasını istiyorlardı. Bslgrad hükümeti bu hareketi desteklemedi.

1924 Nisanında Viyana’da, makedonyalı bir komünist olan Dimitar Vlahov (eskiden Bulgaristan’da sivil memur) Aleksandrov’u Komünist bir Balkan federasyonu kurulması yolunda ikna etti.

Bu görüşü yansıtan ve 15 temmuzda basılan 6 mayıs tarihli bir manifesto, Sofya hükümetini telâşlandırdı. 31 Ağustos 1924’te Aleksandrov, Pirin’de saklandığı yerde öldürüldü, bunun üzerine V.M.R.O.’nun başına general Aleksandır Protogerov ile ivan Mihaylov getirildi.

Mihaylov, makedonyalı birçok federalist elebaşıdan başka federalistlerin rastgele öldürülmelerine karşı çıkmış olan Protegorov’u da Sofya’da öldürttü (7 haziran 1928).

Yugoslavların aldığı tedbirler V.M.R.O.’nun Makedonya’daki eylemlerini çok güçleştirdi. 1930’larda faşist İtalya, teşkilâtı sömürmeğe başlayınca bulgar siyaset adamları ve subayları da teşkilâta karşı cephe aldılar.

19 Mayıs 1934’te Kimon Georgiev ve albay Damyan Velçev yönetimindeki bir hükümet Sofya’da işbaşına gelir gelmez V. M.R.O. dağıtıldı, liderleri tutuklandı ve bütün üyelerinin silâhları ellerinden alındı. Mihaylov önce Türkiye’ye, oradan da Almanya’ya kaçtı.

İkinci Dünya savaşı re sonrası. 1941’de Yugoslavya, mihver devletleri arasında paylaşıldığı zaman, Bulgaristan yine hemen hemen bütün Makedonya’yı istilâ etti.

Kuzeybatıdaki bazı bölgeleri Arnavutluk, güneybatıdaki bazı bölgeleri de ttalya ele geçirdi. Selânik ise Almanlar tarafından işgal edildi (50 000 yahudiden ancak 9 000’i gaz odasından kurtulabildi).

12 Temmuz 1943’te Petriç’te Bulgar Makedonyası, Bulgar Komünist partisi adına Duşan Daskalov ve Yunan Komünist partisi adına da îoannis ioannidis bir antlaşma imzaladılar. Buna göre bütün Makedonya, savaştan sonra kurulacak Balkan Komünist federasyonunun bağımsız bir cumhuriyeti olacaktı.

Fakat o sıralarda Yugoslavya’da gittikçe güç kazanan Tito aynı görüşte değildi, ona göre Balkan federasyonu ancak Yugoslav Komünist partisinin önderliği altında gerçekleşebilir di. Tito 1943 şubatında Yugoslav Kurtuluş hareketinin Makedonya kolunu kurması için Svetozar Vukmanoviç’i (General Tempo) Üsküp’e gönderdi.

1945’te Makedonya Millet meclisi prezidyumun başına ve Yugoslav Federal cumhuriyeti başkan yardımcılığına Vlahov, başkenti Üsküp olan Makedonya cumhuriyeti başbakanlığına da Lazar Kulişevski getirildi. Savaştan hemen sonra Tito güney kısmıyla, özellikle Selânik ile ilgilendi.

11 Ekim 1945’te Üsküp’te yaptığı bir konuşmada «Makedonya halkının birleşme hakkından hiç bir zaman vaz geçmeyeceğiz; Ege Makedonyası’nda kaderleriyle ilgilendiğimiz kardeşlerimiz var», dedi.

Fakat 10 şubat 1947’de Paris’te Bulgaristan ile imzalanan antlaşmada 1919’da tespit edilen sınırlarda hiç bir değişiklik yapılmadı.

Yunan hükümeti Pirin üstünde hak iddia ettiyse de bundan hiç bir, sonuç alamadı. Nitekim bu sırada Yunanistan’da ikinci bir komünist ihtilâli yapıldı ve ülkenin geleceği tehlikeye düştü. 1947’de Tito ile Georgi Dimitrov (Bulgaristan’ın komünist başbakanı) Bled’de buluşarak aralarında bir anlaşma yaptılar.

Buna göre Yunan komünist ihtilâli başarıyla sonuçlandıktan sonra yunan Makedonyası da Yugoslav Makedonyası’na katılacak, Yunanistan Trakyası Bulgaristan’ın olacak, Yugoslavya ile Bulgaristan büyük bir Güney-Slav federasyonu şeklinde birleşeceklerdi.

Fakat 1948 ocağında Moskova ile Tito’nun arasındaki dostluk bozuldu ve böyle bir planı desteklediği için Moskova Dimitrov’u azarladı. 28 Haziran 1948’de Tito ile Moskova’nın arası büsbütün açıldı.

1948 Kasımında Bulgaristan’da bulunan bir Makedonya teşkilâtına ait bir görüşün açıklanmasına izin verildi. Buna göre Makedonya meselesinin çözümlenebilmesi ancak Yugoslavya ile Bulgaristan’a eşit bir Makedonya devletinin kurulmasıyla mümkündü.

1949 Martında Yunan Makedonyası’ndaki Vitsi dağında yerleşmiş olan Yunan ihtilâl hükümeti de buna benzer bir planı desteklediğini bildirdi. Tito bu plana 10 haziran 1949’da Yunan – Yugoslav sınırını kapatmakla karşılık verdi ve bu durum Yunanistan’daki ihtilâlin eylülde bastırılmasında önemli bir rol oynadı.

Yugoslavya 28 şubat 1953’te Yunanistan ile bir dostluk antlaşması, 9 ağustos 1954’te de Yunanistan ve Türkiye ile bir askerî antlaşma imzaladı. Fakat 1955’te Sovyetlerle Yugoslavya arasındaki gerginliğin gevşemesinden sonra Tito’nun askerî ittifaklara olan ilgisi azaldı ve Yugoslavya’nın tarafsız bir ülke olduğu ilân edildi.

1961 Aralığında Üsküp’teki Makedonya yetkililerinin baskısına dayanamayan Yugoslav hükümeti Atina’yı Yunanistan’daki Makedonya azınlığını tanımaya davet etti.

Yunan hükümeti de buna karşılık sınırları içinde Makedonyalı bir azınlığın bulunmadığını bildirdi, ayrıca 1959’da imzalanan ve sınır bölgelerinde yaşayan halkın iki ülkeden birine kolayca geçmelerini sağlayan antlaşmayı 1962 martında erteledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir