Malta

Malta Adası,Sicilya’nın güneyinde. Malta (246 km2), Gozo (67 km2) ve Comino (2,6 km2) adalarıyla bir çok küçük kayalığı kapsar; 349 000 nüf. 315.6 km2. Başkenti La Valletta (Sliema ve Ramrun ile birlikte tek bir yerleşme merkezi meydana getirir.

Malta Coğrafi Özellikleri

Akdeniz’in merkezinde yer alan Malta takımadası, konum bakımından doğu havzasına tamamen hâkimdir. Kıyıları yüksek ve kayalık olan ve kuzeydoğusu derin bir koyla yarılan Malta adası, karst olayları bakımından zengin tebeşirli topraklardan meydana gelir; yüzey şekilleri engebeli ama az yüksektir (258 m). İklim akdeniz iklimidir: kışlar yumuşak, yazlar sıcak ve kurak, takımadada en çok esen rüzgâr keşişlemedir.

Malta’da hiç dağ ya da akarsu bulunmamaktadır ve adanın karakteristik özelliğini teraslanmış alanları ve bir dizi alçak tepeleri teşkil eder. 137 kilometre uzunluğundaki kıyılarında ise güzel kumsallara sahip pek çok koyları ve limanları vardır.

Malta Tarihi

Tarih öncesi

Cilalıtaş devrinden kalma, üzeri hayvan resimleriyle süstü pişmiş toprak kaplar adalarda rastlanılan en eski arkeolojik kalıntılardır. Tarihöncesinden kalma daha önemli eserlerin başında megalitik tapınaklar (özellikle Mgiarr, Tarxien ve Gigantija’dakiler) gelir; Hal Saflieni’de ortaya çıkanlan eneolitik çağdan kalma kayalar içine oyulmuş yeraltı mezarlığı da önemli eserler arasındadır. Ayrıca, bazıları çok büyük boyutlara ulaşan çeşitli taş heykeller de çok ilgi çekicidir.

M.ö. 1000’den sonra Fenikeliler Melita’yz {Malta’nın eski adı; yun. Melite) gelerek kolonlar kurdular. Melita, ticaret sayesinde hızla gelişti ve giderek Yunanlıların yerleştiği bir merkez haline geldi. Sonra, bilinmeyen bir tarihte Kartacalıların hâkimiyeti altına girdi. M.ö. 218’de kartaca hâkimiyetinden kurtularak Roma ile anlaştı. Daha sonra Maltalılar Romalı sıfatını elde ettiler (M.ö. 30’dan önce). Başlangıçta Sicilya valisi tarafından yönetilen Malta, Augustus devrinde bir imparatorluk procurator’una bırakıldı. İmparator Teodosius I’in ölümünden (395) sonra Doğu Roma imparatorluğuna geçti ve Vandallar (454-464) ile Gotarın (464-533) eline geçtiği dönemler dışında Doğu Roma imparatorluğunun idaresinde kaldı.

Sicilya ile Malta’ya müslüman akınları XIII. yy.da başladı. Aglebî’lerden Ziyadetullah bin İbrahim, Afrika ile Sicilya arasındaki adalara karşı bir filo gönderdi (835-836). Ebu Affan el-Agleb zamanında düzenlenen iki seferle de ada alınamadı. Sonunda, Ahmed bin Ömer bin Ubeydullah bin el-Agleb tarafından alındı (869-870).

Müslüman fatihler, adanın başşehri Melita’yı kısmen yıktılar ve adını Medine olarak değiştirdiler; 220 yıllık hâkimiyetleri boyunca hıristiyanlara din serbestliği tanıdılar; buna karşılık kendi dillerini yayarak yeni malta dilinin türemesini sağladılar. Adada bulunan birçok arapça yazıt ve sikke (Maymune yazıtı, 1173 v.b.) bu kültür hâkimiyetini gösterir. Bu arada bir bizans saldırısı (1048-1049) önlendi. 1090’da Sicilya kralı Ruggero I, az sayıda askerle, Malta’ya saldırdı ve adayı vergiye bağladı.

Müslümanlar, bu vergiyi vermediler; Malta’ya, Bahria’ya çekilerek savunmaya geçtiler. Normanlardan sonra 1127’de Ruggero II adayı ele geçirdi. Benevento muharebesiyle (1266), Güney İtalya’da Svevia sülâlesinin iktidarı gerilemeye başladı ve Malta adası Malta sularında yapılan deniz muharebesinde Anjoulu’ların eline geçti.

Anjoulu’lar, 1285’te Malta sularında yapılan deniz muharebesine kadar adayı ellerinde tuttular, bu muharebede Anjou donanması yenilince, ada Aragon hâkimiyetine geçti. 1429’da Beni Hafs hükümdarlarının, Kaid Rıdvan kumandasında gönderdiği filo Malta’ya saldırdı.

Beni Hafs hükümdarı Osman 1473’te Napoli île Sicilya, Malta ve Gez o için iki yıllık bir saldırmazlık antlaşması imzaladı. O tarihten sonra Malta’da, İspanyolların Sicilya’daki düzenine benzeyen bir düzen kuruldu.

Saintlean veya Roros şövalyelerinin, Türklere yenilmesi ve Rodos adasının Türklerin eline geçişiyle (1522) şövalyeler önce İtalya (Viterbo) ve Fransa’ya (Nice) sığındılar; sonra imparator Karl V, takımadayı kendilerine verince (1529) şövalyeler Malta’ya yerleştiler.

Böylece Saint -jean şövalyeleri Sicilya kralına bağlanmış oldu. Bu yüzyılda malta tarihi, malta şövalyelerininkiyle birleşti.

Osmanlı devletinin Malta ile ilişkileri bu sıralarda başladı. Daha Barbaros Hayreddin Paşa zamanında tasarlanan Malta seferi için hazırlıklarına hız verdiler ve Malta akınları başladı. Turgut Reis Gozo’yu (1540), daha sonra Malta’yı yağmaladı

(1541).Bu saldırılara 1544, 1546 ve 1547 yıllarında da devam etti. Trablusgarp’ın fethine giden Sinan Paşa, Turgut Reis ile Malta’ya başarısız bir çıkarma yaptı; yalnız Gozo’yu alabildi (18 temmuz 1551). Asıl Malta seferi, 19 mayıs 1565’te başladı. Batı kaynakları Türklerin kuvvetini 20 000 ile 38 500 arasında gösterir.

Kara kuvvetlerine Mustafa Paşa, Deniz kuvvetlerine de Piyale Paşa kumanda edecekti; hareketin asıl yöneticisi olan Trablusgarp beylerbeyi Turgut Paşa ile birleşildikten sonra saldırıya geçilecekti.

20 Mayıs 1565 cuma günü, adanın güneyindeki Marsa Scricco önünde görünen türk kuvvetleri, Trablusgarp, İskenderiye ve Cezayir’den gelenlerle birleşerek 236 gemi ve 36 000 kişiye yükseldi.

Daha başlangıçta, Mustafa Paşa ile Piyale Paşa arasında anlaşmazlık çıktı: Pıyale Paşa, St. Elmo kalesini ele geçirmek istiyor, Mustafa Paşa bu fikri benimsemiyordu. Turgut Reisin 30 yelkenliyle gelmesi üzerine şiddetlenen savaşlarda, her iki taraf da ağır kayıplar verdi; şehitler arasında Turgut Reis de vardı.

Bununla birlikte, 23 haziran 1565’te St. Elmo düştü; türk donanması Marsamuscetto’ya girdi. Bu başarıdan sonra Mustafa Paşa şövalyelere barış teklif etti, bu kabul edilmeyince türk kuvvetleri Borgo ve St. Angelo’yu almaya çalıştılar.

Bu arada, Filippo II’nin teşebbüsüyle Malta’ya gönderilen gemiler yolda fırtınaya tutuldu; fakat Sicilya kral naibi adaya çıkmayı başardı (6 eylül). Bu yardım adaya ulaştıktan sonra Mustafa Paşa kuşatmayı kaldırdı (8 eylül).

Bir yıl sonra katoliklerin gönderdiği paralarla La Valletta dört yılda onarıldı. Türkler, 1614’te Kaptan Halil Paşa le Rodos Beyi Memi Beyin yönetiminde altmış beş kadırgalık bir donanma ile Malta’yı almak istedilerse de önemli bir başarı elde edemediler.

XVI. ve XVII. yy.larda korsanlık faaliyetleriyle Türklerin deniz ticaretine zarar veren Malta şövalyeleri, inebahtı deniz savaşında (1571) İspanyolların, Girit savaşlarında Venediklilerin yanında yer aldılar; 1656 ve 1657 Çanakkale Deniz savaşlarına katıldılar.

Mustafa III zamanında isyan eden forsaların kaptanpaşa gemisini ele geçirerek Malta’ya götürmeleri üzerine, yeni bir sefer hazırlığına başlandı (1760).

Ancak Maltalılar bu gemiyi geri vererek muhtemel bir kuşatmadan kurtuldular, özellikle XVIII. yy.da, halk sık sık şövalyelere karşı ayaklandı: şövalyelik tarikatının gerilemesi sonucunda şövalyeler adada iç barışı bir türlü sağlayamadılar; ayrıca, adanın stratejik önemi Avrupa’nın güçlü devletlerinin dikkatini üstüne çekiyordu.

Sonunda şövalyeler güçlerini bütünüyle yitirince, Napolyon Mısır seferi sırasında adayı kolayca ele geçirdi (12 haziran 1798) ve Malta şövalyeleri tarikatını ortadan kaldırdı. Ama ada halkı meşru kral saydıkları Sicilya kralının idaresine geçmek istediğinden Malta, Fransızların elinde ancak iki yıl kaldı.

Napoli kralı adına İngiliz ve portekiz gemileri tarafından kuşatılan Malta’yı britanyalı kumandan Ball aldı ve Ball’un valiliğe getirilmesiyle (1801-1809) adada İngiliz yönetimi başlamış oldu: İngilizler adayı İngiltere’ye kattıklarını ilân etmeye tereddüt ettiklerinden, bu yönetim önceleri resmî değildi (1802’de yapılan Amiens antlaşmasına göre, ada ingilizlerden alınacak ve Malta Şövalyeleri tarikatı yeniden kurulacaktı; ama bu antlaşma hiç bir zaman uygulanmadı).

1814’te Paris antlaşmasıyla Malta, Britanya kolonisi oldu. XIX. yy. boyunca ada, özellikle «doğu meseleleri» yüzünden Rusya ile Büyük Britanya arasında çıkan anlaşmazlıklar sebebiyle büyük stratejik önem kazandı. Kırım savaşı sırasında, Valletta limanı Karadeniz’e giden İngiliz gemilerinin üssü haline geldi (1854-1856).

Birinci Dünya savaşından sonra yapılan mütareke sırasında İstanbul’un işgal kuvvetleri arasında yer alan Ingilizler, bazı siyasî yazarları Malta’ya sürdüler. Bu sürgünler arasında: Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Süleyman Nazif, Ağaoğlu Ahmed, Ahmed Emin (Yalman), Salâh Cimcoz, Şükrü (Kaya) sayılabilir.

Siyaset, dil ve din yönünden adaların sık sık tekrarladıkları bağımsızlık isteklerine Büyük Britanya’nın karşı çıkması, Maltalılar ile adanın yeni sahipleri arasındaki ilişkileri güçleştirdi ve ciddî çatışmalara yolaçtı; o kadar ki Londra, Malta anayasasını üç defa yürürlükten kaldırmak zorunda kaldı.

Gerçekte, kısmî bağımsızlık rejimi (1921 Anayasası ile gerçekleşti) olumlu sonuçlar vermedi ve bu rejim 1930 ve 1933’te geçici olarak ve 1939’da ise bütünüyle kaldırıldı.

1947 Anayasası yeni bir siyasî biçim getirdi; bu anayasaya göre yürütme gücü, sınırlı olarak yerel yönetim sektörleri kapsayan ve yerel parlamento tarafından desteklenen bir hükümete bırakılıyordu; oysa Malta ile İngiltere’ninortak menfaatleriyle ilgili konular, İngiliz hükümetinin yetkisine bırakılıyordu.

1956’da, adanın Büyük Britanya’ya daha sıkı bağlanmasına karar veren bir referandum yapıldı; ama, eski dil ve din meseleleri sebebiyle bu referandumun sonuçları yürürlüğe giremedi.

Halkoyu, Milliyetçi parti (çoğunluktadır) ve İşçi partisi arasında dağılır; Milliyetçi parti bağımsızlık taraftarıdır; işçi partisiyse Britanya dominyonu olarak kalma tezini savunur. 21 Eylül 1964’te ada Commonwealth çerçevesi içinde bağımsızlığına kavuştu ve bu durum Londra konfe-ransıyla (temmuz-ağustos 1963) kesinleşti.

Artan İktisadî güçlüklere bir de devlet ile kilise arasındaki çatışmalar eklendi; bu çatışmalar, Milliyetçi partiyle (1966 seçimlerinde de çoğunluğu sağlamıştı) işçi partisi arasındaki başlıca anlaşmazlıklardan birini meydana getirmektedir.

Ocak 1967’de Büyük Britanya, adadaki deniz gücünü üçte ikiye indirme kararını aldı; Malta hükümeti bu kararın 1964’te yapılan antlaşmada yer alan askerî savunma ile ilgili kararları tek taraflı olarak bozduğunu ileri sürerek Büyük Britanya’nın bundan böyle adayı askerî üs olarak kullanamayacağını ilân etti.

Büyük Britanya’nın malta ekonomisiyle ilgili olarak aldığı tedbirlerin sebep olduğu büyük zararlar ve İngilizlerin Akdeniz’deki stratejik durumlarından doğan zararlar iki hükümeti anlaşmaya varmaya zorladı; yapılan antlaşmaya göre ıngiliz birlikleri beş yıl içinde yavaş yavaş geri çekilecekti. 29 Nisan 1965’ten beri Malta, Avrupa konseyi üyesidir.

12-14 Temmuz 1971’de yapılan milletvekili seçimlerinde İşçi partisi 13 yıl sonra bir milletvekili farkla tekrar iktidara geldi. 58 Milletvekilinin 28’ini İşçi partisi, 27’sini Milliyetçi parti çıkardı. İşçi partisi başkanı Dominic Mintoff hükümeti kurdu.

Dış siyasette değişiklikler yapıldı: İngiltere ile savunma antlaşmasının sona ermesi; İngiliz genel valisinin yerine bir maltalının getirilmesi; Malta’ya A.B.D. savaş gemilerinin uğramasının yasaklanması.

İngiltere parlamentosunda on yıllık Malta-İngiltere Savunma antlaşmasının yürürlükte olduğu bildirilmesine rağmen, İngiltere, Malta’ya göndereceği deniz komando birliğinin hareketini durdurdu. 1971 Haziranında NATO kumandanlarından İtalyan amirali Gino Brindelli Malta’dan ayrıldı.

A.B.D., 6. Filonun Malta’yı ziyaretini iptal etti. Bu arada Malta hükümeti Libya ile sıkı ilişkiler kurdu ve S.S. C.B.’nin Londra büyükelçisi Simonovskiy, 6 temmuzda Malta’ya giderek başbakan ve bakanlarla görüştü.

Maltanın Askeri Tarihi

İkinci Dünya savaşında Akdeniz’in göbeğinde yer alması, Cebelitarık ile İskenderiye’nin tam ortasında ve Sicilya ile Afrika kıyılarına kısa mesafede bulunması sebebiyle Malta, çok önemli bir stratejik üs haline geldi.

Adada bulunan iki büyük havaalanı ve denizaltı üsleri İngilizlere, İtalya ile Kuzey Afrika arasındaki ikmal yollarını kontrol altında tutma imkânı verdi ve Libya harekâtında önemli rol oynadı

. Adayı etkisiz hale getirme girişimine İtalyan Hava kuvvetleri başladı; daha sonra girişimi Alman Hava kuvvetleri de destekledi (aralık 1940 – mayıs 1941 ve aralık 1941 – mayıs 1942).

İkmal yollarını kesmek için ada denizden abluka edildiyse de adaya denizden yalnız bir defa saldırıldı; bu saldırı sırasında Porto Grande (Grand Harbour) çevresi ve Marsamuscetto denizaltı üssü bombalandı.

İngiliz radarları tarafından yeri tespit edilen (26 temmuz 1941) ve şiddetli savunma ateşiyle etrafları çevrilen İtalyanların tümü öldü veya esir edildi. İtalyan yüksek kumanda heyeti 1940 sonuna kadar Malta’ya hücum planı hazırladı; bu plan 1941’de geliştirildi ve «C-3 harekâtı» adını aldı.

Çıkartma, 1942 yılı ortalarına doğru adanın gücü bütünüyle tükenince yapılacaktı; ama çeşitli sebepler ve özellikle İtalyan ve alman kumanda heyetleri arasındaki anlaşmazlık yüzünden, çıkarma önce geri bırakıldı, sonra harekâttan bütünüyle vaz geçildi.

1942’de, başarılı savunmasından ötürü adaya İngiltere kralı George VI tarafından George Cross nişanı verildi. 10 Eylül 1943’te Cassibile mütarekesi imzalandı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir