Manisa,İklimi,Tarihi,Coğrafi Özellikleri,Tarihi Eserleri

Manisa
Manisa,1.154.418 nf.13.810 km². ‘ Şehir, Manisa dağının kuzey eteğinde, Gediz ırmağının geçtiği Manisa ovası kenarında kuruludur

Manisa,1.154.418 nf.13.810 km². ‘ Şehir, Manisa dağının kuzey eteğinde, Gediz ırmağının geçtiği Manisa ovası kenarında kuruludur; yüksl. 50-70 m, İzmir’e Manisa dağını aşan karayoluyla 41 km, bu dağın batı kenarını dolaşan demiryoluyle 66 km uzaklıktadır.

İzmir’den gelen demiryolu burada, biri kuzeye (Balıkesir – Bandirma); öteki doğuya (Uşak-Afyon) doğru ikiye ayrılır.

Manisa, ayrıca karayollarıyla Gediz ovası şehirlerine ve İç Anadolu’ya, Akhisar – Sındırgı üzerinden Bursa’ya ve Kuzey Ege kesimine (Bergama – Çanakkale) bağlanır.

Şehir, Manisa dağının dik yamacından ovaya doğru iner; 3 km güneyinde, şehrin eski hisar kalıntısı, 5 km ötesinde de dağın doruğu (1510 m) yükselir.

Şehrin kurulduğu alan birkaç sel yatağıyla (doğudan batıya Tabakhane, Akbaldir ve Haydar dereleri) yarılmıştır.

Şehir, zamanla yüksek kesimden kuzeydeki ovaya doğru indi ve Manisa dağının eteği boyunca özellikle batıya doğru uzandı.

Dağ eteğinde şehrin uzunluğu 3 km’y; geçer.

Şehirde çeşitli öğretim dallarına ait okullar, Muradiye medrese ve imarethanesine yerleşme bir Arkeoloji müzesi vardır.

XVI. yy.dan beri süregelen geleneğe göre, 22 mart günleri (şimdi nisanın son haftası) Sultuan camiinin minarelerinden, meydanda toplanan halka, şifalı macun (mesir) atılarak mesir şenlikleri yapılır.

Manisa nın coğrafi özellikleri

• Coğrafya. Manisa il toprakları, Saruhan – Menteşe masifi denilen eski kütle üzerinde yer alır.

İl dağlarla çevrilidir; batıda Yunt Dağı ve Yamanlar Dağı, güneyde Bozdağlar, kuzey ve doğuda ise Simav Dağlarıyla.

Ayrıca Spil Dağı Millî Parkı bu il sınırları içindedir.

Kula ilçesi çevresi ise eski bir yanardağ bölgesidir ve bölgede peri bacalarına rastlanır.

Bölge yerel belediyenin girişimleriyle jeoparka dönüştürülüyor.

İlinin başlıca akarsuları kollarıyla birlikte Gediz Nehri ve Bakırçaydır.

Ege bölgesinin önemli doğal iki gölünden biri olan Marmara Gölü, bu ildedir.

Demirköprü Barajı ise sadece ildeki değil, tüm Bölgedeki önemli barajlardandır.

Diğer barajlar ise Afşar Barajı ve Sevişler Barajıdır

Manisa İklim Verileri

Manisa ilinde, denizden uzaklaştıkça ve yükselti arttıkça karasallaşan akdeniz iklimi hâkimdir.

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve Ege kıyılarına göre daha soğukça geçer.

Manisa’da en soğuk ayın (ocak) ortalama sıcaklığı 6°-8°C, en sıcak ayınki (temmuz) 27°7 C, şimdiye kadar kaydedilen en düşük ve en yüksek sıcaklıklar —17°5 C ve 44°5 C tır.

Sıcaklığın 0°C’ın altına düştüğü günlerin ortalama sayısı 26,5; 30 C’ın üstüne çıktığı günlerin sayısı da 109.5’tir.

Yıllık ortalama yağış 740 mm, yağışlı günler sayısı 88, karlı günler 1,5; karla örtülü günler 2’dir.

Yağışların mevsimlere dağılış oranı (yüzde ile): kışın 51,7, ilkbaharda 23,9, yazın 3,1, sonbaharda 21,3’tür.

il sınırları içinde, yağmur ölçülen merkezlerde, yıllık yağışlar, 500 – 750 mm arasında değişir: Gördes 757 mm, Soma 700 mm, Kırkağaç 683 mm, Demirci 640 mm, Akhisar 617 mm, Selendi 545 mm, Alaşehir 507 mm, Salihli 490 mm, Saruhanlı 449 mm.

Manisa Tarihi

Manisa’nın eskiçağ tarihi hakkından az bilgi vardır.

Şehrin doğusunda, Akpınar denilen yerdeki dağın yamacında, kaya içine oyulmuş 9 m yükseklikteki kadın resminin, frigya tanrılarının anası sayılan Kybele’yi veya Hititlerin bereket tanrıçasını gösterdiği sanılır.

Buna dayanarak, Manisa yöresi ege ve hitit kültürünün etkisinde kalmış bir alan olarak kabul edilebilir Ancak, merkeze uzak olan bu kesimde hitit hâkimiyeti, İç Anadolu’daki kadar uzun sürmedi.

Yunan tarihçilerinin ileri sürdükleri bir efsaneye göre Manisa, Tesalya Magnesia’sından gelen Magnetler (Magnetes) tarafından kuruldu ve Magnesia adını onlardan aldı.

Bunların kurdukları iki Magnesia’dan birinin (Magneria upo Maiandro) Büyük Menderes vâdisinde (Söke yöresi) bulunduğu ve eskiden Sipylos denilen Manisa dağı eteğinde kurulana da (Magnesia upo Sipulo) adını verdiklerini ileri sürülür.

Bu ad, Roma devrinde Magnesia ad Sipylum biçimini aldı.

Başka bir söylenti, şehrin adını, bu yörede bulunan mıknatıslı demirin varlığına bağlar.

Magnesia – Manisa adı, Lidya (Lydia) veya başka bir ön asya ülkesinin dilinde, anlamı bilinmeyen başka bir kelimeden de türemiş olabilir.

Manisa M.ö. VII.-VI. yy. arasında lidya hâkimiyeti altındayken, kral Kroisos’un pers hükümdarı Keyhüsrev (Kyrus) tarafından yenilmesi üzerine, pers hâkimiyeti altına girerek Sardeis satraplığına bağlandı (M.ö. 546).

Bu tarihten sonra Makedonya’da birlik kuran İskender Anadolu’ya girdi.

Manisa’yı aldı (M.ö. 333). İskender’in ölümünden sonra generalleri imparatorluğu aralarında paylaştılar.

Bu arada Manisa da diğer anadolu şenirleri gibi Seleukos’un eline geçti.

Seleukos’tan sonra Anadolu’da ayaklanmalar başladı.

Sonunda Antiokhos III bu ayaklanmaları önleyerek Anadolu’ya kesin olarak hâkim olmak istedi.

Bu arada kendisine Annibal da yardımcı oldu.

Antiokhos Bergama üstüne yürüdü.

Ancak Romalılara yenilerek kaçtı (M.ö. 192).

Konsül Luciua Scıpio’nun yönettiği roma ordusuyla Antiokhos III, Gediz nehriyle Manisa şehri arasında Akhisar’a giden yol üzerinde savaştı (M.ö. ISO).

Bu savaşta da yenilen Antiokhos, Sardeis’e kadar kaçtı ve Roma ile barış yapmak zorunda kaldı.

Barış şartlarına göre Toroslar’ın kuzeyinde kalan yerleri Roma’ya bıraktı.

Romalılar, Manisa’nın yönetimini müttefikleri elan Bergama kralı Attalos I’e verdiler.

Manisa’daki Bergama yönetimi M.ö. 190’dan M.ö. 133’e kadar sürdü.

Bu tarihte ölen Bergama kralı Attalos III, bütün bergama topraklarıyla birlikte Manisa’yı Roma’ya bıraktı.

Roma çağında Manisa her yönden önem kazandı, Anadolu’yu bütünüyle ellerine geçirmek isteyen roma ordularının durak yeri oldu.

Ticarî yönden de çok gelişti.

İzmir ile Sardels ve Bergama arasında bulunan yolların en işlek merkezi oldu.

Ancak sık sık meydana gelen depremler şehrin harap olmasına yol açtı.

Özellikle imparator Tiberius zamanındaki şiddetli depremde bütün şehir yıkıldı.

Tiberius şehri onarttı ve çeşitli eserler yaptırdı.

İmparator Theodosius zamanında Roma imparatorluğu ikiye ayrıldığı sırada (395), Manisa, Doğu Roma (Bizans) imparatorluğuna kaldı, etrafı surla çevrildi ve Sandıkkale’ye yapılan bir iç kale (citadelle) ile kuvvetlendirildi.

Bizans çağında Manisa’da bir piskopos oturuyordu.

XI. yy.ın sonlarında bizans hâkimiyetini bir yandan Anadolu’da ilerleyen Selçuklular, öte yandan da Kudüs’ü almak isteyen haçlılar tehdit etmeye başladılar, Selçuklular.

Manisa’nın civarındaki kale ve şehirleri aldılarsa da Manisa kalesini ele geçiriremediler.

Bizanslılar uzun süre kaleyi ellerinde tuttular.

Şehir sonradan İznik Rum imparatorluğunun nüfuz sahasına girdi.

Nitekim İznik rum imparatoru İoannes Dukas Batatzes (1222-1254) bazen İznik’te bazen de Manisa’da oturuyordu.

Bu arada bir de kilise yaptırdı.

1222’den sonra Manisa, İznik Rum imparatorluğunun ikinci büyük merkezi oldu.

Manisa kalesi yeniden yaptırıldı.

İznik’ten gelerek Bizans imparatorluğunun başına geçen Mikhael Palaiologos, Latinlenn elinden İstanbul’u alınca (1261) Manisa önemini kaybetmeye başladı.

Bu arada Moğolların önünden kaçan Türkler, Anadolu’ya girmeye başladılar.

Bir taraftan Germiyanoğulları, diğer taraftan da Saruhanoğulları Manisa’yı iyice sıkıştırmağa başladılar.

Mikhael Palaiologos IX, bu türk beyleriyle mücadele etti.

Ancak Türkleri tek başına durduramayacağını anlayınca Sicilya kralı Pierre III d’Aragon’dan yardım istedi (1302).

Pierre III bu isteği olumlu karşılayarak Roger de Flor kumandasındaki kuvvetlerini Bizans’a gönderdi.

Roger türk kuvvetlerini yenerek Manisa’ya geldi (1305). Manisa kumandanı Ateleyyot kendisini iyi karşıladı.

Bir süre Manisa’da kalan Roger de Flor Ayasluk’a (Selçuk) giderken hazine ve ağırlıklarını burada bıraktı.

Ancak geri dönüşünde kumandan Ateleyyot kendisine şehrin kapılarını açmadı, Roger’nin şehirdeki askerlerini öldürerek Roger’nin hâzinesine elkoydu.

Roger de Flor şehri kuşattı, fakat alamadı.

O sırada Rumeli’ye çağrıldığından kuşatmayı kaldırarak buradan ayrıldı.

1313’te Manisa’yı, Bizanslıların elinden, Germiyanlıların uç beylerinden Alpagı Beyin oğlu Saruhan Bey aldı.

Burayı yeni kurulan beyliğin merkezi yaptı; denizciliğe başlayarak kurduğu donanma ile Foça, Naksos ve Sakız adalarını haraca bağladı.

İbni Battuta 1332’de ziyaret ettiği Manisa’yı över.

Bu aileden Hızır Şah Bey zamanında Manisa, Yıldırım Bayezid’in eline geçti (1390).

Fakat Timur da (1402) Hızır Şah Beye tekrar Saruhan beyliğini verdi.

Sekiz yıl sonra, türk birliğini kuran Çelebi Mehmed, Manisa’yı tekrar eline geçirdi (1410).

Manisa, Osmanlı devletinde Saruhan sancağının merkezi olarak genellikle osmanlı şehzadelerinin devlet yönetiminde yetişmesini sağladı.

Yıldırım Bayezid, burasını alınca, Karesi ile birleştirerek yönetimini oğlu Ertuğrul’a verdi.

Şehzade Ertuğrul’un ölümünden sonra şehrin yönetimi oğullarına verildi.

XV. yy.da Çelebi Mehmed’in oğlu şehzade Murad, Bayezid Paşa ile birlikte Manisa’ya gelerek Şeyh Bedreddin olayının elebaşılarından Torlak Kemal’i yakaladı ve astırdı (1420).

Daha sonra izmiroğlu Cüneyd Bey, Saruhan yöresini tahribe kalkıştı, fakat Akhisar’da yakalanarak idam edildi (1425).

Manisa’da oturan şehzade Korkud Çelebi’nin zamanı (1481-1513) hadiseli geçti.

Selim, onu Manisa sarayında kuşattı; Bergama’da yakalayarak öldürttü.

Manisa’da XVI. yy.da softa ayaklanmaları oldu.

Asiler, XVII. yüzyılın ilk yarısına kadar sancağın her yanını soydu.

Bu yy.da Manisa, devlet adamlarının sürgün yeri durumuna geldi.

XVII. yy.daki celâli isyanlarında Saruhan sancağı çok zarar gördü.

Bu yüzyılda eşkıyayı takip etmediği için azledilen Aydın muhassılı Yusuf Paşa, köy ve kasabaları basarak halkı tedirgin etti.

Memurların rüşvet aldığını ileri sürerek ayaklanan Birgili Cennet’in oğlu Mustafa’yı, Dişlek Hasan Paşa yakaladı, İlyas Paşa, Manisa mutasarrıfı İbrahim Paşayı yenerek şehri yağma etti.

Haydaroğlu, kervanları basarak, sancağın köy ve kasabalarını tahrip etti.

Kızıl Halil, Kaşıkçıoğlu, Divancıoğlu Kazıklı Mukbil, Köse Ahmed, Topal Ali sancağın huzurunu kaçıranı eşkıyalardır.

Tımarlı sipahiler ve paşalarını leventleri de, bölükbaşıların yönetiminde, sancağın çeşitli yerlerini bastılar.

İçlerine de en ünlüleri Çomar Marmaralı, Acem ve Sarı Ali idi.

Bu asayişsizlik halkın başka yerlere göç etmesine sebep oldu.

XVIII. yy.ın ikinci yansından itibaren Karaosmanoğulları soyu, Manisa hayatına huzur getirdi.

Ayaklanmalar çok azaldı, fakat bu aile arasında da zulüm yapanlar oldu; şiddetli hareketleri yüzünden Hacı Mustafa Ağanın öldürülmesi (1755), oğlu Ataullah Efendinin Aydın muhassılı Abdurrahman Paşa tarafından yok edilmesi (1766) gibi.

Bu yüzyılda sancağa, aşiretler yerleştirildi.

XIX. yy.da Mahmud II zamanında, Sarraf Gerdanoğlu Artin’in mutasarrıf Mehmed Paşa tarafından öldürülmesi üstüne Manisa’da bazı olaylar çıktı.

Şehir ilerigelenlerinin işe karışmasıyla olay bastırıldı, fakat bu arada ölen, yaralanan ve asılanlar oldu.

Aynı yüzyılda, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa kuvvetlerinin Anadolu’ya girerek Kütahya’ya kadar gelmesi sırasında Mehmed Ali Paşanın oğlunun kapıcıbaşısı Ali Beyin Manisa’ya tayin edilmesi, şehrin tahribine yolaçtı.

Karaosmanoğlu Mehmed Ağa ve şehrin ilerigelenleri, Ali Beyi Manisa dışında karşıladı, Ali Bey ile gelen bedevi askerler, çapulculuk yaptılar vei konulan ağır vergilerle halkı ezdiler.

Kütahya antlaşması bu duruma son verdi.

Manisa halkı, Tanzimattan (1839) sonra, İktisadi durumunu düzeltmeye çalıştı.

Manisa, 23 mayıs 1919’da yunan işgaline uğradı.

İstıhlâsı Vatan, Cemiyeti İslâmiye ve Cemiyeti Müderrisin adındaki kuruluşlara rağmen, mutasarrıf Hüsnü Bey bir direnme göstermediği için, şehrin işgali önlenemedi.

Yalnız Parti Pehlivan gibi efeler, kızanlarıyla büyük kahramanlıklar gösterdiler.

Milis kuvvetleri düşmanı atmak için çok çalıştı.

Şehir 8 eylül 1922’de kurtarıldı.

Osmanlılar Manisa’yı alınca sancak olarak Kütahya beylerbeyliğine bağladılar.

1750’ye kadar, sancakbeyleri aracılığıyla yönetilen Saruhan, bu tarihten 1831’e kadar Karaosmanoğullarınca idare edildi.

Arpalık olarak verilirken, XVII. yy.da on yıl kadar padişah hassı olarak kullanıldı, sonra yine arpalık olarak verildi.

XVIII. yy.ın ilk yarısından Tanzimata kadar iltizama verildi.

Gerek arpalık, gerekse iltizama verildiği zamanlarda mütesellimler tarafından yönetildi ve bu usul, yerli âyanın doğmasına sebep oldu.

Etki alanını batı anadolu kıyılarına kadar götüren bu ailenin hâkimiyetine 1815’te son verildi.

XIX. yy.da, bir ara Aydın valiliğine bağlanan Saruhan sancağı, tekrar Anadolu beylerbeyliğine bağlandı, 1833’te Aydın, Menteşe, İzmir, Saruhan sancakları Aydın eyaleti olarak birleştirildi.

1845’te Manisa, Karesi ile birleştirilerek vilâyet haline getirildi, valiliğine İbrahim Paşa tayin edildi.

1847’de yeniden Aydın’a bağlanan Manisa, 1922’de bağımsız sancak, 1923’te il oldu.

XIX. yy. sonu ile XX. yy. başlarında Manisa’nın nüfusu 35 000 – 40 000 kadar tahmin ediliyordu, bu nüfus, büyük çoğunluğuyla Türklerden meydana geliyordu; az olarak rum ve ermeni vardı.

Şehrin nüfusu 1927’de 28 684, 1950’de 35 240’tı.

Yakın yıllarda hızlı bir artış göstererek, 1960’ta 59 675.

1965’te 69 711 oldu.

1990’da 150 000’i aştı.

Manisa

Manisa Tarihi Eserleri

Manisa’da özellikle Osmanlı döneminde çok büyük imar hareketleri oldu.

Bu bakımdan İstanbul, Edirne ve Bursa’dan sonra geliyordu.

Şehzadelerin burada sancakbeyliği yapmaları, şehrin çeşitli anıtlarla donanmasını sağladı

Manisa külliyeleri

Sultan (Sultaniye) külliyesi: Kanunî Sultan Süleyman’ın annesi, Hafsa Sultan tarafından yaptırıldı (1522).

Caminin çevesinde bir medrese, bir dârüşşifa ve sultanların yıkandığı bir hamam vardır.

Akıl hastahanesi olan bimarhane bugün Tıp müzesi olarak kullanılıyor.

Meşhur manisa mesiri, bu külliyede hazırlanır ve mesir bayramı törenleri bu külliye çevresinde düzenlenir.

Mesir macunu bu külliyenin camiinden atıldığı için halk arasında Mesir camii adıyla da anılır, iki minareli olan cami, İzmir yolu üzerinde Manisa’ya girişte sağ taraftadır.

Klasik türk mimarîsinin en ilgi çekici örneklerinden biri olan caminin mimberi, mihrap ve minaresi türk isçiliğinin zevk ve inceliğini taşır.

Muradiye külliyesi: Saruhan mahallesinde Sultan camiinin karşısındadır.

Murad III tarafından Mimar Sinan’a yaptırıldı (1586).

Sinan’ın son eserlerindendir.

Cami, medrese, imarethane ve kütüphanesiyle birlikte tam bir külliyedir.

Planı sadedir.

Klasik çağ türk mimarîsinin en ilgi çekici örneklerinden olan Muradiye camii’nin zarif ve ince iki minaresi vardır, özellikle mermer oymaları ve çinileri dikkati çeker.

Ulucami ve medresesi: cami, Manisa’nın en eski camiidir.

Sandıkkale tepesinin yamacındadır. Saruhanoğullarından Fahreddin İlyas Bey tarafından yaptırıldı (1366).

Sütun başlıkları Bizans devrine aittir. Eski bir kilisenin yerinde ve kilise malzemesi kullanılarak yapıldı.

Türk oyma sanatının en güzel örneklerinden olan kapıları sedef kakmalıdır.

Medresesinin iki kapısından biri camiye açılır.

1378’de ishak Çelebi zamanında mimar Emet bin Osman tarafından yapıldı.

İçinde İshak Çelebi ile iki oğlunun ve karısının türbeleri de vardır.

Hatuniye külliyesi, Hükümet konağının karsısında Bayezid II’nin oğullarından Manisa valisi şehzade Şehenşah tarafından annesi Hüsinişah Hatun adına yaptırıldı (1490).

Beş parçalı bir külliyedir.

Burmalı minaresi ve kurşunlu kubbesi dikkati çeker.

îlk türk mimarisinin önemli eserlerindendir.

Manisa Tarihi Camileri

Çaşnigir camii:Çarşı mahallesinde, Fatih Sultan Mehmed’in azatlı kölesi Çaşnigir Sinan Bey tarafından yaptırıldı (1474). Güzel bir mihrabı ve bir kütüphanesi vardır.

İvazpaşa camii: Mutlu mahallesinde, Bayezid II zamanında Abdülmennanoğlu İvaz Paşa tarafından yaptırıldı (1488). Süslemeleri ve özellikle çinileri dikkati çeker.

Alibey camii: Adakale mahallesindedir.

Timurtaş Paşanın oğlu Ali Bey adına mescit olarak yapıldı (1427).

Ayrıca bu camilerin dışında Hacıyahya camii (1474), İbrahim çelebi camii (1549), Lalapaşa camii (1569), Alaybeyi camii (1569), Dilşikâr camii de (1574) sayılabilir.

Saruhanoğullarından kalan iki cami (llyasbey ve Ulucami) dışında diğerleri Yunanlılar tarafından tahrip edildi.

Osmanlı camilerinden Akşemseddin camii, Mahmutpaşa camii, Şeyhfenari camii, Ayniali camii, Nişancı paşa camii ve bir çoğu bugün yoktur.

Manisa’da, XV. yy.ın ikinci yarısı ile XVI. yy.dan kalma çok sayıda medrese, türbe, hastahane, imaret, çeşme, hamam vardır.

Manisa Türbeleri

Saruhan türbesi: İzmir caddesinde Muradiye camiinin karşısında.

Manisa fatihi Saruhan Beye aittir.

Selçuklu üslûbundadır.

İshakbey türbesi: Ulucami ile medresesi arasında.

İshak Çelebi tarafından XIV. yy.ın ikinci yarısında yaptırıldı.

İki katlı bir türbedir, içinde İshak Çelebi ve yakınlan gömülüdür.

Yedikızlar türbesi: Dere mahallesinde.

Kapısı zeminden bir metre aşağıdadır.

İçinde yedi tane sanduka vardır.

Genç ölen kız ve gelinlerin elbiselerinden bazı parçaları, buralara asmak âdettir.

Tarihi kesinlikle belli olmayan türbede yedi kızın yattığı söylenir.

Yirmi iki sultanlar türbesi, Murad II zamanında yapıldı; kesin tarihi belli değildir.

Manisa’da valilik yapan şehzadelerin ailelerine aittir.

Hakiki baba türbesi: Saruhanoğuiları şeyhlerinden birine aittir.

Üzeri açıktır; kutsal sayılarak ziyaret edilir.

Manisa mevlevîhanesi: Manisa şehrine hâkim bir tepenin üzerindedir.

İshak Çelebi zamanında mimar Emet bin Osman tarafından yapılan en eski Saruhanoğulları eserlerindendir.

Birçok kere onarıldı.

Bir cevap yazın