Medine

Medine,eski adı Yesrib, Arabistan’da kutsal şehir, Aramca «şehir» anlamına gelen medine adı, sonraları Yesrib şehrinin adı olarak kullanıldı.

Medine Tarihi

Yahudilerin şehre göçleri, şehrin tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Yahudiler, burada tarımı geliştirdiler. Yerleşme bölgeleri gittikçe büyüyen Medine, bir şehir durumuna geldi. Yahudiler şehre küçük kaleler yaptılar, Hayber ve diğer bazı yerlerde kesin hâkimiyet kurdular; fakat Medine’de bu işi başaramadılar.

Yemen’de Me’rib su şeddinin yıkılması üzerine, güney arabistan kabilelerinden Evs ve Hazrec, Medine’ye yerleşti. Bu kabileler önceleri Yahudilerin hâkimiyetini kabul ederek onlara vergi ödediler.

Sonraları yahudi hâkimiyetinden kurtularak onları yönetimleri altına aldılar. Yaygın bir söylentiye göre Fityevn adlı bir yahudi kralı, kuvvetlenince, Jus primae noctis’i («ilk gece hakkı») uygulamak istedi ve Arapların ayaklanmasına yol açtı.

Hazrec’lerden Malik bin el Eclan, kızkardeşini bu ilk gece hakkından kurtarmak için Fityevn’i öldürdü. Evs ve Hazrec kabileleri, Medine’ye yerleştikten sonra, küçük kaleleri işgal ettiler; bunlara yenilerini de eklediler. Bu iki kabilenin yanında, Nezir Ye Kureyza Yahudileri de varlıklarını korudular.

Kısa bir süre sonra Evs ve Hazrec ile diğerleri arasında anlaşmazlıklar çıktı. Yapılan savaşlar, şehrin geleceğini tehlikeye düşürdü; şehir oturanlar için yaşanılmaz bir hal aldı. Medinelilerin kuvvetli bir öndere ihtiyaçları olduğu sırada, Hz. Muhammed şehre geldi.

Şehrin güney kenar mahallesi Küba’da kısa bir duraklamadan sonra oturacağı bir yer yapılıncaya kadar kalmak üzere, Hazrecli’lerden Ebu Eyyub Halid bin Zeyd’in evine yerleşti. Evs ve Hazrec’liler, Medine’ye geldikleri zaman, Arapların çoğu gibi müşriktiler. En büyük ilâhları, Menat idi. Lat’a da tapıyorlardı.

Yahudilerle ilişkileri, fikri gelişmelerinde önemli etkiler yaptı. Bu gelişmenin sonucu olarak Hz. Muhammed’in dini fikirlerini anlayabilecek olgunluğa eriştiler.

Hz. Muhammedi kendi cemaatlerine kabule ve kendilerinden biri gibi korumaya karar verdiler. Hz. Muhammed, yahudi, Eve ve Hazrec kabileleriyle diğer göçmenler arasında iyi ilişkiler kurdu.

Yahudiler, bir süre sonra, Hz. Muhammed’in vahiylerini alaya almaya, Evs ve Hazrec arasındaki eski anlaşmazlıkları tekrar canlandırmaya uğraşarak birliği bozmak istediler.

Hz. Muhammed, ortak hedef olan Mekke’ye savaş açarak, birliği yeniden sağladı. Bedir savaşından (624) sonra Yahudi Kaymukaları, Uhud savaşından (627) sonra Nezirler ve Kurayzaları şehirden kovdu. Hendek savaşında (627) Selmanı Farisi, Medine’yi korumak için şehrin etrafına hendek kazdırması konusunda Hz. Muhammed’i uyardı.

Hz. Muhammed’in izlediği siyaset sonunda, Hudeybiye barışıyla Medine, Mekke ile eşit bir seviyeye yükseldi (628); böylece Kureyşlilerle savaş sona erdi.

Mekke’nin alınması sırasında (630) Medineliler, Hz. Muhammed’in kendilerinden ayrılarak Mekke’de yerleşeceğinden endişe ettiler. Hz. Muhammed önceden verdiği sözde durarak ölümüne kadar (8 haziran 632) Medine’de kaldı.

Naşı, Ayşe’nin evinde, yatağının bulunduğu yere gömüldü. Hz. Muhammed’in ölümü üzerine, şehirde çıkan karışıklığa, Ebubekir ile Ömer tarafından son verildi.

Bundan sonra şehir Ali’nin buradan ayrılmasına kadar devlet merkezi olarak kaldı (654). Bu tarihten sonra sakin bir hayat geçirmek isteyenler, kutsal hatıralarla dolu olan bu şehre gelip yerleştiler.

Şehir, bazı önemli olaylara daha tanık oldu. Halife Yezid zamanında medine halkı isyan etti (682), fakat, halifenin orduları, Harra savaşında onları yendi. Emevi saltanatının sonlarında Hariciler, Kubayd yakınında Medinelileri yendiler; fakat Mervan II bunların isyanını bastırdı (745).

Abbasiler zamanında Ali taraftarlarının iktidarı ele geçirmek için Medine’de giriştikleri iki teşebbüs de (726 ve 762) sonuç vermedi. Vâsık’ın halifeliği zamanında, Süleym ve Beni Hilâl kabilelerinin saldırıları, şehir halkına çok zarar verdi.

Fatımiler, Mısır’a hâkim olunca Hicaz’ın kutsal Mekke ve Medine şehirlerini tehdide başladılar. Buveyhoğullarından Adududdevle, Medine’nin iç kısmını bir surla çevirtti (974). Şehirlilerin büyük bir kısmı sur dışında oturduğundan, göçebelerin saldırılarına uğruyordu.

Medinenin Fethi Tarihi

Suriye atabeki Nureddin Mahmud bin Zengi, şehrin daha büyük bir kısmını içine alan, kapı ve burçları bulunan ikinci bir sur yaptırdı (1162). 35-40 ayak yükseklikteki bugünkü suru yaptıran Kanuni Sultan Süleyman’dır (1520-1566); Sultan Abdülaziz ise sur yüksekliğini 25 m’ye çıkardı.

Osmanlı devleti, Mısır’ı aldığı sırada, Memlukların nüfuzu altında bulunan Hicaz emiri Şerif Ebu’l-Berekât, oğlu Ebu Numeyy’i göndererek Yavuz Sultan Selim’e bağlılığını bildirdi.

Böylece Medine, türk hâkimiyetine girdi (1517). Mekke ve Medine’nin güvenliği için, her yıl sıra ile Mısır’daki yedi ocaktan muhafız asker gönderildi ve her iki şehre kadılar tayin edildi. Sonraki yüzyıllarda, Osmanlı devletinin zayıf durumundan yararlanan Şerifler, emirliği ele geçirmek için mücadelelere giriştiler.

Bölgede sürekli karışıklıklar oldu. 1804’te, Vahhabiler, Medine’yi ele geçirdiler. Burada bulunan değerli taşları, hâzineleri yağmaladılar ve Hz. Muhammed’in türbesine yapılan ziyaretleri yasakladılar.

1813’te Mısır valisi Mehmed Ali Paşanın oğlu Tosun (Paşa), Vahhabileri yendi; kutsal şehirler tekrar türk hâkimiyetine girdi ve hac yolu açıldı (1818). 19Û1’de Hicaz demiryolunun yapımına başlandı. Abdülhamid II, bu işe büyük önem verdi.

Amaç, Hicaz’ı merkeze bağlamak, hacılar yolu ile islâm dünyasında halife lehine propaganda yaptırmaktı. Bunun için osmanlı ülkesinde ve diğer İslâm ülkelerinde bağışlar toplandı, bazı vergiler kondu ve pullar bastırıldı. Demiryolu, eylül 1908’de Medine’ye ulaştı.

Birinci Dünya savaşında, İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı devletine isyan eden Şerif Hüseyin, savaş sırasında Medine’yi ele geçirdi (1916).

Birinci Dünya savaşına son veren mütareke ile de türk kıtaları Medine’yi terk etti (1918). 1924’te Vahhabilerden Abdülaziz bin Suudi, Hicaz’ı Şerif Hüseyin’den aldı. Bölge, bugün Suudi Arabistan krallığının hâkimiyetindedir.

Medine halkının en büyük geçim kaynağı hacılardır. Şehirde, Hz. Muhammed’in mezarını da içine alan büyük cami, onun hayatıyla ilgili yerler her yıl yüz binlerce insan tarafından ziyaret edilir.

Çevrede, Uhud dağındaki şehitlerin mezarları, Hz. Muhammed’in Medine’ye gelirken ilk indiği ve oturduğu yer olan Kuba kasabası da ziyaret yerlerindendir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir