Mekke,Tarihi,Coğrafi Yapısı,Türk Dönemi

Mekke,Tarihi,Coğrafi Yapısı İslam dünyasının din merkezi, Cebel Ebu Kubaynas’ın eteğinde bir vadide, 1,534,731 nüf.4,200/km²

Mekke’nin Coğrafi Yapısı

Mekke, doğu tarafındaki Ebu Kubeys dağı ile batı yönündeki diğer dağlar arasında güneye meyilli dar bir vadide, adı geçen dağın eteğinde bulunmaktadır.

Bu vadi bir yay şeklinde aşağılarda Kızıldeniz’e doğru yönelmektedir. Burası Arabistan’ın Tihame ve Necid bölgeleri arasında bir set oluşturan Hicaz dağları’nın iki boğazının kesiştiği noktadır.

Kabe ve onu çevreleyen Mescid-i Haram, şehrin ortasında bulunur. Hemen yanında Safa ve Merve tepeleri bulunmaktadır.

Bu vadide şehrin kurulduğu kısım Batın-ı Mekke olarak adlandırılmakta, Mescid-i Haram’ın bulunduğu çukur yere ise el-Batha denilmekteydi.

Mekke oldukça kurak ve sıcak bir çöl iklimine sahiptir. Diğer Suudi Arabistan şehirlerinin aksine kışları sıcaklıklar biraz gerilese de yıl boyunca yüksek değerlerde seyreder.

Mekke’nin kış aylarında ortalama sıcaklığı gece 17 °C, gündüz 25 °C’dir. Yaz sıcaklıkları ise ortalama 40 °C ila 45 °C derece arasındadır.

Yağmur genellikle Kasım ve Ocak aylarında küçük miktarlarda yağar.

Mekke’nin Tarihi

Mekke, Arabistan’ın en eski şehirlerindendir. Coğrafyacı Ptolemaios, Mekke’den Macoraba adıyla bahseder.

Mekke’nin en eski sakinlerinden olan Kureyşliler, Mekke etrafındaki dağlarda fakir bir hayat sürüyorlardı, ilk defa Kuzey Hicaz’dan gelen ve ücretli bir asker olan Kussay, Mekke’yi Huza’a kabilesinden olarak Kureyşlileri buraya yerleştirdi.

Şehrin ilk yerleşme alanı zemzem kuyusu sularının biriktiği El-Batha ile Kâbe’nin bulunduğu çukur yerdi.

Mekke’nin önemi Asya ile Afrika’nın önemlî ticaret yollarının birleştiği noktada bulunmasındandı.

Mekkeliler çok eski devirlerden beri Arabistan’ın komşu devletleriyle ticaret yaparlardı.

Bizans ve İran’dan çeşitli ticari imtiyazlar almışlardı. Bu imtiyazlara «Kayzer ve Husrev teminatı» denirdi.

Şehrin bu ticari durumundan dolayı Mekke’ye Tacirler cumhuriyeti de denirdi.

Şehir, ilerigelenlerden meydana gelen Dârü’lnedve adlı meclis tarafından idare edilirdi.

Mekke kervanları Yemen’den hint ürünleri, çin ipeklileri ve adeni denilen kıymetli kumaşlar, Afrika’dan altıntozu, fildişi ve köle getirirlerdi.

Mısır ve Suriye’den ise çeşitli sanayi mamulleri, özellikle pamuklu, yünlü, ipekli kumaşlar, silâhlar, hububat ve nebati yağ getirirlerdi.

Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesi, Medine’nin İslâmlığın merkezi durumuna gelmesine, Mekke’nin İktisadi durumunun gerilemesine yol açtı.

Büyük aileler Medine’ye göçetti. Dört halife zamanında İslâm fetihleri gelişince Kureyşliler eyaletlerde kumandan ve vali olarak görev almaya başladılar.

Bu sebeple Mekkelilerin ticarete olan ilgileri büsbütün azaldı. Irak’ın Araplar tarafından alınması bu İktisadi çöküntüyü daha da artırdı. Hint ticareti Basra körfezi ve Fırat vadisi yoluyla yapılmaya başlandı.

Mekkenin İslâm ve Türk Dönemi

Dört halifeden sonuncusu olan Ali’nin öldürülmesinden sonra Emevi hilâfetini kuran Muaviye, doğduğu şehir olan Mekke’ye ilgi gösterdi. Burada binalar yaptırdı ve tarımı geliştirdi, daha sonra Mekke’nin durumu gelişti.

Birçok sahabe, yeni ele geçirilen eyaletlerin yönetiminde görev aldı. Zenginler dinlenmek için Mekke’de toplanmaya başladılar.

Mekke’nin önemi zamanla arttı. Daha sonraki emevi halifeler de şehre gereken ilgiyi gösterdiler.

Mekke için tehlikeli olan selin önünü almak için setler yapıldı, ömer tarafından başlanan ve Velid I tarafından sürdürülen onarımlarla Kâbe’nin avlusu genişletildi. Mescidül Haram’ın planı yapıldı.

Yezid I zamanında Abdullah bin Zübeyr’in isyanı, Mekke’ye suriyeli birliklerin gelmesine yol açtı. Abdullah genel karargâhını büyük caminin avlusunda kurdu.

Bu sırada Kâbe’yi, kaba hasırlarla kaplı ahşap bir iskele koruyordu. Kâbe, mekkeli bir askerin dikkatsizliği yüzünden çıkan yangın sonunda yandı.

Abdullah bin Zübeyr mabedi yeniden yaptırdı. Haccac, Zübeyr’i yenince Kabe’ye eski genişliğini verdi. Yemen’den gelen hariciler Mekke’yi aldılar (747).

Kısa bir süre sonra Mervan II’nin birlikleri tarafından yenilerek Mekke’yi bıraktılar, 750’de Mekke, Emevi hilâfetini yıkan Abbasilerin eline geçti. Bu devirde ağırlık merkezi Bağdat idi.

Haremeyn’in yönetimi, eskiden olduğu gibi halife ailesine yakın olanlara verildi. Mekke ile Taif, aynı zamanda hac reisi olan bir valinin yönetimine bırakıldı.

Medine’de ayrı bir vali bulunuyordu. Harun-ür-Reşid, yaptığı 9 hac sırasında Mekke için çok para harcadı.

Ancak harcanan paralar mekke halkında kötü etki yaptı. Bunun sonucu halk, başkalarının sırtından yaşamaya ve hoşnutsuzluklarını kargaşalık çıkararak gidermeye başladı.

El-Memun zamanında (813-833), yine Ali soyundan Hüseyin ile İbrahim bin Musa, hâkimiyet sınırlarını Medine, Mekke ve Yemen’e kadar genişlettiler.

Ayrıca, Batı Arabistan’da savaşlar yaptılar. Kâbe’nin hâzinelerini soydular.

Memun bu aileden iki kişiyi, vali olarak Mekke’nin başına getirdi. Abbasî halifeliğinin yıkılmasından sonra Mekke’de pahalılık ve kıtlığın yanı sıra kargaşalıklar da başladı.

Hac sırasında çeşitli hükümdar ailelerinin kendilerini Arafat’ta temsil ettirmeleri ve Özel bayraklarını açtırmaları o zaman bir gelenek niteliği kazandı.

Bu yüzden Mekke’de sık sık çarpışmalar oldu. Bu dönemde Taberistan’da Hasan’ı tutan bir sülâlenin kurulması, Mekke’deki Ali soyundan olanların davasını kuvvetlendirdi (866).

Karmatî’lerin meydana çıkmasıyla Mekke, elli yıl karışıklıklar içinde kaldı. Bunların etkisinde kalan halifeler, Mekke’ye gereken önemi vermediler.

916’dan sonra Karmatîler, hac kervanlarının yolunu kapadılar. 930’da 1 500 karmatî birden saldırarak Mekke’yi yağmaladı.

Haceri Esved’i Bahreyn’e götürdüler. Fakat 950’de Haceri Esved’i geri verdiler.

Böylece Mekke için Karmatî tehlikesi önemini kaybetti. Sonraki yıllarda Fatımi hâkimiyetinin doğuya doğru yayılmasıyla Bağdat’ta Büveyhilerin ve Batı Arabistan’da Ali soyundan gelenlerin güçleri arttı.

Ali soyundan gelenler şerif unvanıyla anılmaya başladı (960). Mekke’de Ali soyuna bağlı Hasanilerin hâkimiyeti Cafer ile başladı.

Mekke’de Şeriflerin ortaya çıkışı ve devamı, diğer İslâm ülkelerine karşı, Batı Arabistan’a siyasi ve dini bakımdan sınırlı bağımsızlık kazandırdı.

Şerifliğin kuruluşundan sonra Mekke o zamana kadar Medine’nin sahip olduğu üstünlüğü ele geçirdi.

Bu dönemde Mekke şerifliğinin bağımsızlığını korumak için çok çaba gösterildi. Fatımi halifesi adına Mekke’de hutbe okunması reddedildi (976). Halife, Mısır ticaret yolunu kesti ve şehri kuşattı.

Mekke halkı hemen teslim oldu. Mekke’de Ebul Futuh’un oğlu Şükr (1039-1061) ile Musa bin Abdullah soyu sona erdi.

Şükr, erkek evlât bırakmadan ölünce Hasani ailesi içinde, Mekke için zararlı çekişmeler başladı. Kısa bir süre sonra şehre hâkim olan Yemen melikî El-Süleyhi yeniden güvenliği sağladı.

Bir yabancının işe karışması Mekke Hasanilerinin durumunu sarstı. Bundan dolayı El-Süleyhi’den, kendilerinden birini hükümdar olarak seçmesini ve şehri bırakarak gitmesini istediler.

Bunun üzerine El-Süleyhi, Ebu Haşim Muhammed’i (1063-1094) büyük şerif tayin etti. Onunla Mekke’de Haşim sülâlesi başladı.

Ebu Haşim, hutbede anılma hakkının, Fatımi sultanı ile Selçuklu sultanı arasında en çok para verene ait olmasının gerektiğini ileri sürdü.

Hutbede anılan adın birkaç defa değiştirilmesi üzerine, Selçuklular, Mekke’ye türkmen birlikleri gönderdiler.

Sultan ile şerif arasındaki anlaşmazlık Irak’tan gelen hacıları da çok güç durumda bıraktı.

Selçuklular zamanında, bu bölgeden gelen hacı kervanlarının yönetimi Ali ailesinden, yavaş yavaş türk görevlilerinin eline geçti.

Salâhaddin Eyyubi, hacda şeref mevkiini Eyyubilere verdi. Hutbede, Abbasi halifesi ile şeriften sonra, bu ailenin adı okundu.

Şafiî mezhebi Mekke’de hâkim bir mezhep durumuna geldi. Bu sırada Musa soyundan gelen Katade, hâkimiyetini Yenbu’dan Mekke’ye doğru genişletmeye başladı.

Mekke’de kendine taraftar buldu. Miraç töreninde, bütün halkın şehirden çıktığı bir sırada, Katade şehri aldı (1200). önce bütün devletlerle bozuştu.

Eyyubilerden El-Melikül Adil’in (1145-1218) oğluna iyi davranmadı. İrak hacılarının işlerine karıştığından halifeyi kırdı.

Fakat halifenin kızgınlığını yatıştırdı. Yemen’de bir emirliğin kurulması için Hasan soyundan gelen bir imamı destekledi.

Bu sırada Katade öldürüldü. Eyyubi şehzadesi Mesud, Mekke’nin yönetimini kumandanlarından birine verdi; fakat onun ölümünden sonra, iktidar yeniden şeriflerin eline geçti.

Hulagû, Bağdat’ı alınca halifeyi öldürdü (1258). Bu yüzden halifelik sona erince Irak hacı kafilesinin Mekke için önemi kalmadı.

Mısır’da hâkimiyet Eyyubilerden Memluklara geçti. Sultan Baybars (1260 – 1277) Mekke’nin yönetimini şerif Ebu Numeyy’e (1254 – 1301) verdi.

Aclan zamanında (1346 – 1375) Mekke’de siyasi karışıklıklar arttı. Aclan 1361’de oğlu veliaht Ahmed’i naip tayin etmek ve kardeşler arasında çıkacak kavgaları önlemek istedi.

Aclan’ın yerine geçenlerden Hasan (1396 – 1426), soyunun hâkimiyetini bütün Hicaz’a yaydı, Hasan’ın üç oğlundan Berekât, sultan tarafından naip olarak tanındı.

Berekât, 20 yıl sonra babasının yerine geçerek 1455’e kadar saltanat sürdü. Berekât’ın oğlu Muhammed devrinde (1455 – 1497) Mekke gelişti. Muhammed’den sonra yerine Berekât II (1497 -1525) geçti.

Onun zamanında Mısır Yavuz Sultan Selim tarafından alındı (1517)- Türkler zamanında Mekke, şerif Muhammed Ebu Numeyy (1526-1566) ve Hasan (1566-1601) tarafından yönetildi.

Türk himayesindeki Mekke şeriflerinin toprakları; kuzeyde Hayber’e, güneyde Hali’ye, doğuda Necd’e kadar genişledi.

Hasan’ın ölümüyle Mekke’de yeniden karışıklar başladı. Abadile, Zavi Zeyd ve Zavi Berekât karışıklığın içindeydi. Bunlardan Zeyd (1631-1666) zamanında sünni türkler ile şiî İranlılar arasındaki ilişkiler gerginleşti.

Murad IV’ün bütün İranlıların Mekke’den çıkarılmasını emretmesi ve bunların hacca gelmelerini yasaklaması, bu çatışmanın Mekke’ye kadar yayılmasına yol açtı. Mekke valisi İranlıların yurtlarına dönmelerini emretti.

Ancak şerifler şiîlerin eskisi gibi, hacca katılmalarına ve şehirde kalmalarına izin verdiler.

Ayrıca Zeydileri de korudular. Mekke’nin bundan sonra Vahhabilerin meydana çıktıkları zamana kadarki tarihi, birbirini izleyen şerif aileleri, Zavi Zeyd, Zavi Berekât, Zavi Mesud çekişmeleriyle geçti.

İlk Vahhabi tehlikesi Galib zamanında (1788-1813) görüldü. Galib tehlikeyi atlatmak için bütün imkânlara başvurdu.

1799’da Zaviye emiriyle anlaştı; fakat karışıklıkların önünü alamadı.

Mesud’un, kuvvetleriyle Mekke’ye yürümesi üstüne Galib Cidde’ye doğru çekildi (1803).

Mekke’ye giren Mesud, bütün türbeleri yıktırdı. Peygamberi yücelten sözler ezandan çıkarıldı. Aynı yıl Galib, Mekke’ye döndü. Ağustosta şehri kuşattı.

Şehirde kıtlık ve vebâ başladı. Ertesi yıl Galib, yerini korumakla birlikte, Vahhabi hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Onların emirlerine uygun bir siyaset takip etmeye başladı.

Türkler bu olaylara, önce karışmadılar. Vahhabiler 1807’de Suriye ve Mısır’a ait hacı kervanlarını soydular.

Kavalalı Mehmed Ali Paşaya Hicaz’ı alma görevi verildi. Mehmed Ali Paşa, 1813’te Mekke’yi aldı. Galib’in yeğeni Yahya bin Serûr’u (1813-1827), şerif yaptı. Vahhabilerin Mekke üzerindeki ilk hâkimiyetleri son buldu.

1827’de Mehmed Ali Paşa yeniden şeriflerin aile işlerine karıştı. Daha önce anlaştığı Yahya’nın görevine son verdi; Zavi Zeydileri ortadan kaldırarak Muhammed bin Avn’ı (1827-1851) onun yerine tayin etti.

Hicaz tekrar Osmanlı hâkimiyeti altına alındı. Bu sırada Zavi Zeyd’in reisi Abdülmuttalib (1851-1856), İstanbul’da sadrazamla dostluğundan yararlanarak Zavi Zeyd’in iktidara getirilmesini sağladı.

Fakat Abdülmuttalib daha sonra Türklerle iyi geçinemedi. 1855 Türk hükümeti onu görevinden alarak Muhammed bin Avn’ı yeniden göreve çağırmaya karar verdi.

Abdülmuttalib, yerini Muhammed bin Avn’a bıraktı, ölümünden (1858) sonra yerine halk tarafından tutulan Abdullah geçti; Mekke’de güven ve asayişi sağladı.

Süveyş kanalını açtırdı (1869). Abdullah’tan sonra yerine büyük kardeşi Hüseyin (1877-1880), onun öldürülmesinden sonra Abdülmuttalib getirildi (1880-1882). 1882’de vali tayin edilen Osman Paşa, Abdullah’ın şerif olması için çalıştı.

Ancak Osmanlı devleti, Avnülürrefik’i (1882-1905) şerif tayin ederek Osman Paşayı geri çağırdı (1886).

Yerine Cemal Paşa getirildi. Kısa bir süre sonra bu görev Safvet Paşaya verildi.

Avn’ın ölümünden sonra ona halef olarak, Abdullah tayin edildi; fakat İstanbul’dan yola çıkmadan önce öldü.

Bunun üzerine bu görev Avn’ın yeğeni Ali’ye (1905-1908) yerildi. 1908 Meşrutiyetinden sonra, Ali çekilmek zorunda kaldı.

Yine Avn’ın başka bir yeğeni olan Hüseyin (1908-1916-1924), son şerif olarak iktidara geldi.

Türk devletinin Birinci Dünya savaşma girmesinden sonra Hüseyin bağımsızlığını ilân etti.

Çok geçmeden, Necd sultanı Abdülaziz ibni Suud, Taif’i ve Mekke’yi aldı.

Hüseyin önce Akabe’ye kaçtı. Oradan Kıbrıs’a gitti (1925). Oğlu Ali, Cidde’ye çekildi. 1926’da İbni Suud Hicaz kralı ilân edildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir