Merkür Gezegeni

Merkür Gezegeni,Utarit olarak da adlandırılan ve Güneş’ten ortalama uzaklığı 58 milyon km olan Merkür, Güneş’in çevresindeki bir tam dolanımını yalnızca 88 günde tamamlar, yani Dünya’nın yanından geçtikten 116 gün sonra onu tekrar yakalar. İki buluşma arasında geçen bu süreye astronomide kavuşum süresi denir. Merkür’ün kendi çevresinde dolanan herhangi bir doğal uydusu yoktur.

Merkür Güneş’e çok yakın olduğundan, Dünya’dan bakıldığında hep Güneş’in yakınlarında bir yerde görülür. Bu nedenle bu gezegeni gündoğumu sırasında Güneş’ten hemen önce doğan bir sabah yıldızı ya da günbatımında Güneş’ten hemen sonra batan bir akşam yıldızı olarak görebiliriz. Merkür her zaman ufuk çizgisinin yakınlarında yer alır; ufuğa yakın yerlerde Dünya atmosferi daha kalın olduğundan, Merkür’ün çoğu ayrıntısı kolayca seçilemez.

Güneş’e Dünya’dan daha yakın olduğundan Merkür, Dünya’dan bakıldığında birbirini izleyen değişik biçimlerde görülür; evre denen bu biçim değişiklikleri, Ay’ın evrelerine benzer. Merkür Dünya’ya yakınken ya hiç görülmez ya da Ay’ın görünür büyüklüğünden yaklaşık 180’de l’i büyüklüğünde ince bir hilal biçiminde görülür. Dünya’dan en uzak konumunda ise tüm yuvarlaklığı görülür, ama bu evresinde olduğunun yansı büyüklüğünde izlenir.

Bütün bu nedenlerden ötürü Merkür, gözlemlenmesi son derece güç bir gezegendir. Eski uygarlıklar Merkür’ün oldukça hızlı hareket ettiğinin farkındaydılar, bu yüzden de Eski Yunanlılar ona tanrılarının çalışkan habercisi Hermes’in adını verdiler; gezegenin bugünkü adı olan Merkür, Hermes’in Roma mitolojisindeki adıdır.

Merkürün Yapısı

Ortalama çapı 4.878 km olan Merkür, Güneş sistemindeki dokuz büyük gezegenin en küçüğüdür. (Plüton Merkür’den daha küçük olabilir, ama bu henüz kesin olarak belirlenememiştir.) Büyüklüğüne ve kütlesine bakıldığında, Merkür’ü gezegen olarak tanımlamak bile oldukça zordur; çünkü bu gökcismi Dünya’ nın uydusu olan Ay’dan biraz büyük, Jüpiter’ in uydusu Ganymedes’ten ve Satürn’ün uydusu Titan’dan daha küçüktür. Merkür’ün kütlesi Dünya’nınkinin 1/18’i kadardır, ama yoğunluğu suyun yoğunluğunun 5,44 katıdır. Bu nedenle yüzeyindeki kütleçekimi oldukça büyüktür (Dünya’daki yerçekiminin yaklaşık 2/5’i kadar); öyle ki, Merkür’ün kütleçekimi kendisinin neredeyse bir buçuk katı olan Mars’ınkiyle aynıdır.

Bilindiği kadarıyla Merkür’de canlıların yaşayabilmesini olanaklı kılacak koşullar bulunmamaktadır. Çünkü gezegenin Güneş’e dönük yüzünde sıcaklık, 400°C’ye kadar çıkar, buna karşılık karanlık yüzünde — 173°C’ye kadar düşer. Eskiden Merkür’ün Güneş çevresindeki dolanım süresi (88 gün) ile kendi ekseni çevresindeki dönme süresinin aynı olduğu ve bu nedenle hep aynı yüzünün Güneş’e dönük kaldığı sanılırdı. Bu, Merkür’ün bir yüzünün hep aydınlık ve fırın kadar sıcak, öteki yüzünün ise hep karanlık ve dondurucu derecede soğuk olduğu anlamına geliyordu. Ama 1960’larda radarla yapılan deneyler ve ilk kez 1973’te fırlatılan ABD uzay sondası Mariner İO’un topladığı bilgilerle, Merkür’ün kendi ekseni çevresindeki bir tam dönüşünü 59 günde tamamladığı anlaşıldı.

Bu süre, gezegenin Güneş’in çevresindeki dolanma süresinin üçte ikisi kadardır; demek ki Merkür, iki “Merkür yılında” ancak üç kez kendi ekseni çevresinde dönmektedir. Merkür’ün Güneş çevresindeki yörünge düzlemi, öbür gezegenlerin yörünge düzlemleriyle oldukça değişik bir açıyla kesişir. Bütün bu olgular oldukça ilginç sonuçlara yol açar. Merkür’de bir “gün”ün uzunluğu (iki Güneş doğuşu arasında geçen süre), 176 Dünya gününe eşittir. Eğer, bu gezegenin üzerindeki bir jıoktada ayakta duruyor olabilseydiniz, Güneş’in doğduğunu, gökyüzünde yükseldiğini, belirli bir noktada durduğunu, sonra ters yönde yol aldığım, bir süre sonra gene durduğunu ve tekrar ters yönde hareket edip öbür ufuktan battığını görürdünüz. Merkür’ün yüzeyindeki başka bir noktada duran arkadaşınız da, aynı süre içinde belki iki kez gündoğu-muna ve iki kez de günbatımına tanık olabilirdi.

Merkür’ün çevresinde ince bir atmosfer vardır; bu atmosferin hidrojen, helyum ve neon gazlarından oluştuğu belirlenmiştir. Bu gazların, Güneş’ten gelen ve “güneş rüzgârı” denen parçacık akıntılarından kaynaklandığı sanılmaktadır. Merkür’ün aynca bir magnetik alanı vardır; bunun yakınındaki Güneş’in etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir.

Merkür’ün yüzeyinde, Ay’ın yüzeyindekilere benzeyen kraterler, düzlükler, vadiler, dik yarlar, sırtlar ve dağlar yer alır. Kraterler, temel olarak meteoritlerin gezegenin yüzeyine çarpması sonucunda oluşmuştur.

Merkür’ün devinimi çok yakınındaki Güneş’in çok büyük olan kütleçekiminin etkisi altındadır, bu nedenle gezegenin yörüngesinde değişiklikler ortaya çıkar. Yani Merkür, beklenen yörüngesini izlemez. Astronomi bilginleri bundan 200 yıl önce gezegenin beklenen yörüngesi ile gerçek yörüngesi arasındaki hemen hemen bütün farkları incelemişler, buna yol açan Güneş’in kütleçekim etkisini dikkate alarak yeni yeni hesaplar yapmışlar, ama bir türlü gerçek hareketin formülünü bulamamışlardı; hesaplanan yörünge ile gerçek yörünge arasında küçük de olsa hep bir fark kalmıştı.

Merkür, yörüngesinin üzerindeki bir noktada astronomi bilginlerinin hesapladığı konumdan 40 saniyelik bir yay açısı kadar (bir derecenin l/90’ı kadar) sapmaktaydı. Büyük bilim adamı Albert Einstein 1915’te geliştirdiği genel görelilik kuram-i’yla bu problemi çözdü; bu kurama göre, ışık enerjisi kütlenin eşdeğeriydi ve tıpkı kütle gibi kütleçekiminden etkileniyordu. Yani Merkür’ün yansıttığı ışık ışınlan da Güneş’in yakınından geçerken onun kütleçekiminin etkisiyle sapıyor ve Dünya’ya öyle ulaşıyordu. Dünya’dan Merkür’e gönderilen radar sinyalleri de Güneş’in yakınlanndan geçerken yol-lanndan sapıyordu. Gerçekten de bu durum dikkate alınarak yapılan hesaplar sonucunda Merkür’ün beklenen yerde olduğu ortaya çıktı.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir