Mesnevi Nedir?

Mesnevi Nedir?  Her beytinin mısraları kendi aralarında kafiyeli olan nazım türü ve Bu nazım şekliyle ortaya konan eserlerin genel adı.Beyit sayısı en az iki olan mesnevi, çeşitli uzunlukta olabilir. Bu nazım türü kafiye bulma sıkıntısına yol açmadığı için, genellikle hikâye veya öğretici nitelikte uzun konuların anlatımında kullanılır.

Mesneviler konularına göre üç bölüme ayrılabilir: 1. destanı mesneviler; 2. aşkî mesneviler (bunların bazıları alegorik ve sofiyane olur); 3. öğretici veya dini, sofiyane mesneviler. Mesnevi türü ilk olarak arap edebiyatında kullanıldı. Iranlı Aban bin Abdülhamid el-Lahıkî (öl. 815), Kelile ve Dimne’yi ilk olarak mesnevi biçiminde pehlevî dilinden Arapçaya çevirdi.

X. yy.da gelişme gösteren İran edebiyatında mesnevi, yaygın olarak kullanılan nazım şekillerinden biriydi. Gazneliler çağında (X. ve XI. yy.lar) yazılan mesnevilerden bugüne yalnız Firdevsî’nin Şehname’si, Ayyukî’nin Varka ü Gülşah’ı, Unsurî’nin Vamık u Azra’sı kaldı.

Büyük Selçuklular çağında İran edebiyatında yazılan mesneviler konularını İslâm tarihinden almaya başladı; yazarı bilinmeyen Aliname (yazılışı 1089) gibi. Senaî’nin Radika’sı tasavvufi mesnevilerin öncüsü sayılır. Attar’ın Mantık-ut-Tayfı (Kuş Dili), Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin MesnevVsi bu çağın önde gelen tasavvuf konulu mesnevileridir. İran edebiyatında mesnevi türünde en başarılı örnekleri veren Nizamî’dir (öl. 1203’e doğr.).

XIII. ve XV. yy.larda mesnevilere genellikle tarihî olaylar konu olarak alındı. Çağın başında yaşayan Şirazlı Sadî, ahlâkî nitelikteki Bostan adlı mesnevisiyle İran edebiyatında yeni bir çığır açtı. Başarılı mesnevi örnekleri verenler arasında Hüsrev Dehlevî (öl. 1335), Hacu Kirmanî ve Câmî vardır.

XVI. yy.dan sonra yazılan mesneviler, öncekiler kadar başarılı olamadı; şairler genellikle küçük ölçüde mesnevi yazma yoluna gittiler.

Mesnevi, türk edebiyatında da yaygın bir nazım türüdür. Türk edebiyatında ilk mesnevi, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig (Kutlu Olma Bilgisi) adlı eseridir.

Anadolu’da gelişen türk edebiyatının ilk ürünleri arasında, XIII. yy.da Ahmed Fakih’in Çarhname, Şeyyad Hamza’nın Yusuf ve Ziileyha adlı mesnevileri sayılabilir.

XIV.yy.ın başlarında Gülşehrî’nin, İran şairi Feridüddin Attar’dan tercüme ettiği Mantık-ut-Tayr (Kuş Dili) tasavvufla ilgili bir mesnevidir. Aşık Paşanın Garibname’si (yazılışı 1330) tasavvufla ilgili ilgi çekici bir mesnevidir. XVI. yy.da Fuzuli Leylâ ve Mecnun adlı mesnevisiyle büyük ün kazandı. Lâmü Çelebi (öl. 1531), Vernik u Azra (Unsurî’den), Veys u Ramin (Fahreddin Gürganî’den) tercümeleriyle tanındı.

Süleyman Çelebi’nin Vesilet-ün-Necat’ı (Kurtuluş Vesilesi), hilye’ler, miraciye’ ler (miraçnameler) dinî konularda yazılan mesnevilerdir.

Ünlü seferleri ve savaşları, padişahların hayatlarını konu edinen gazavatname’ler (zafername’ler, fetihnameler, selimname’ler), şehirleri ve şehirlerde bulunan güzelleri anlatan şehrengız’ler, günlük ve mahalli yaşayışın çeşitli yönlerini tasvir eden mesneviler de (Cafer Çelebi’nin Hevesname’si; Sabit’in Derenameysi ve Berbername’si; Enderunlu Fazıl’ın Hubanname’si ve Zenanname’si) yazıldı. XVIH. yy. mesnevi yazarları arasında özellikle Hüsn ü Aşk adlı mesnevisiyle Şeyh Galib (öl. 1189) başta gelir.

Mesnevi, Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin eseri. Tasavvuf konularını işleyen 26 000 beyitlik farsça eserin vezni failatün failatün faitün’dür. ilk on sekiz beytini Mevlânâ kendi eliyle yazdı, sonrakileri Hüsameddin Çelebi’ye yazdırdı.

Mesnevi, birçok hikâyeyi konu edinen, onlardan ahlâk, tasavvuf ve bazen de felsefe bakımından sonuçlar çıkaran öğretici nitelikte bir eserdir. İçinde yer alan hikâyelerin çoğu, halk dilinde yaşayan masallardan, bazısı hint masallarını işleyen Kelile ve Dimne adlı kitaptan İran şairi Feridüddin Attar’ın Mantık-ut-Tayr (Kuş Dili) adlı manzum eserinde geçen islâm edebiyatının ortak düşünce ürünlerinden alınmadır.

Mevlânâ, bu ortak düşünce ürünlerini yeniden ele aldı, kendi görüş ve anlayışıyla yoğurarak oldukça coşkun, akıcı, bazen çok derin, bazen çok sığ bir anlatımla dile getirdi. Mesnevî’nin ana konusu, insan ruhunun ölümsüz, tanrısal bir cevher olduğudur.

Mesnevi, akla dayanan, aklın kesin kurallarına uyarak sınırlanan bilgiyi, algıyı, felsefeyi reddeder. Ona göre bilginin kaynağı sezgi ve sevgidir. Akıl, insanı yanıltır. Bu bakımdan ona dayanan, onun ilkelerine göre ortaya konan felsefe, gerçeklere götürmez. İnsanı gerçeğe götüren «aşk»ın dışında hiç bir kesirlik yoktur. Gerçeğe, derin bir kendinden geçiş, sınırsız bir sevgiye dalışla (istiğrak) varılır.

Mesnevi, kısa bir süre içinde, özellikle Sultan Veled tarafından Mevlevi tarikatının kurulması sonucu, bütün islâm ülkelerinde tutundu, özelükle mevlevî tekkelerinde ayrı bir ders olarak yüzyıllarca okutuldu. Dârülmesnevî denen, mesnevi dershaneleri açıldı. Mesnevîhan denen mesnevi okuyan ve okutanların yetişmesini sağladı.

Mesnevi üstüne Doğu’da ve Batı’da sayısız inceleme, araştırma ve yorum yapıldı. Türkçeye birkaç kere çevrilen Mesnevî son defa Veled izbudak tarafından tercüme edilerek Abdülbaki Gölpınarlının açıktamalarıyla bastırıldı (1946).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir