Milano – İtalya

Milano hakkında ansiklopedik bilgi,İtalya’da şehir, Lombardia’nın merkezi, Po ovasını sulamak amacıyla meydana getirilen kanal şebekesinin ortasında; 1478 500 nüf.Milano şehri yukarı Po Nehri ovasının batı-merkez bölümünde yerlemiştir. Yakında bulunan Po Nehri’ne Alplerden inen Ticino Çayı ve Adda Çayı’nın katılma noktaları da şehre yakınındadır.

Milanonun Coğrafi Özellikleri

Milano’nun genel olarak, bazı kara iklimi nitelikleri de olan, nemli subtropik iklimi bulunmaktadır. Diğer önemli kuzey İtalya ova şehirleri gibi, Milano’da da sıcak, nemli ve çok bunaltıcı yazlar ile soğuk ve yağışlı kışlar ortaya çıkar.

Şehir merkezindeki ortalama ısı Ocak ayında 3 °C (Ocak minimumu -2 °C) ve Temmuz ayında 25 °C (maksimum 30 °C) olur. Kaşın kar yağışları baklenir ama karlı hava kısa sürer. Ortalama kar yağışı şehir merkezinde 21cm olmuştur ve en fena kış olan Ocak 1985de kar yağışı rekoru 70cm olmuştu. Nemlilik tüm yıl içinde yüksektir.

Şehirde çok yüksek kirlilik görülür. Şehir Po ovasında hava soğuk olduğu zamanlar çok kere çok keşif dumanla karışık sise bürünür. Genellikle şehir merkezinde rüzgar fazla esmez ancak bazı ilkbahar günleri Alplerden gelen “Tramontanta” fırtanaları ve kuzeydoğudan “Bora” rüzgarlarına benzer fırtınalı havalar olur.

Milano Tarihi

M.ö. 400’e doğru İnsüberler tarafından kurulan, Romalılar tarafından kesinlikle yerleşilen (M.ö. 196), önce roma vatandaşlığı hakkı (89), sonra municipium rejimi tanınan (M.ö. 49) Milano, Po (Venedik), Giovi (Cenova), Batı Alpler (Büyük ve Küçük Saint Bernard) ve Kuzey Alpler yollarının (XIII. yy. sonunda açılan Sankt-Gothard) kavşağında bir ticaret merkezi olarak gelişti.

M.S. III. yy.daki germen tehdidi dolayısıyla, stratejik önem kazandı. İtalya diyosezinin merkezi, praltor valisinin ve İtalya Vicarius’unun ikametgâhı (292 704) haline gelen Milano, sık sık imparatorun başkenti oldu ve 313’te Constantinus ile Licinus, kilisenin hürriyeti konusunu karara bağlamak üzere burada buluştular.

Dinî başkent olan şehir, piskopos Ambrosius’un (574-397) itibarından yararlandı. Hunlar (452) ve Ostrogotlar (539) tarafından yağmalanan Milano, Pavia’nın gölgesinde kaldı.

Ama Araplar Akdeniz’e hâkim olunca, Adriya denizi limanlarından ve özellikle Venedik’ten (IX. yy.) kara ticaretinin başlaması, şehri Doğu ile Batı arasındaki mübadelenin toplanma merkezi haline getirdi ve Milano yeniden İtalya’nın başkenti oldu.

Otto I’den (962) Napolyon’a kadar (1805) imparatorlar Lombardia krallarının demir tacını burada giydiler.

Şehrin yönetimi konttan başpiskoposa geçti; kiliseleri çok geniş mülklerin merkezi olan piskoposlar, Ariberto zamanında (1018-1045) Milano’ya bir süre için mutlak hâkimiyetlerini kabul ettirdiler.

Milano, XI. yy.da senyörler, şövalyeler ve burjuvalar arasındaki kavgalar yüzünden parçalandı; ama bunlar, imparator Heinrich III’ün Milano ruhban sınıfına yanaşmak için reform siyasetinden vaz geçer gibi olması üzerine ayaklanan Patarino’ların halkçı hareketi karşısında barışarak birleştiler.

Kuzey İtalya’da küçük mülkiyetin serbestçe gelişmesine bağlı olan ticari kalkınmadan (X. ve özellikle XI. yy.) yararlanan bu yönetici sınıflar, iktidarı bir yıl süreyle ellerinde tutan konsülleri seçiyorlardı. Credenza meclisinin yardım ettiği bu konsüller, 1805’e doğru piskoposun danışmanları haline geldiler ve XII. yy.da piskoposun yetkilerdi ele geçirdiler.

Binlerce işçi çalıştıran dokumacılık merkezi Milano (kooperatiflerin ve 1198’de Credenza di Sant’Ambrogio’nun kurulması), bütün Lombardia’ya hâkim olmayı denedi ve daha az zengin komşu sitelerin kendine karşı bir koalisyon kurmalarına sebep oldu, imparator Friedrich Barbarossa bu durumdan yararlanarak metbuluğunu ilân ettirdiği şehri ilk ayaklanmada yıktırdı (1162).

Lombardia birliğinin yardımıyla (1167) yeniden kalkınan Milano, öbür lombardia şehirleriyle birlikte Legnano’da savaşın kazanılmasından (1176) sonra imtiyazlarını imparatora onaylattı (Konstanz barışı, 1183).

Friedrich II’ye karşı girişilen savaşta Cortenuova yenilgisi (Carrocio’nun kaybı, 1237) soylularla «halk» arasındaki mücadeleyi pek yavaşlatmadı; sonra guelfi’lerin ve burjuvazinin önderi Torriani sülâlesiyle (Della Torre), ghibellini’lerin ve aristokrasinin önderi Visconti’ler arasında rekabet başladı.

Halkçı partinin ilk önderleri (1237-1241 g.rası Pagano Della Torre; sonra ilk Milano ve İtalya senyörü Matino Della Torre [1257]), önce şehre hâkim oldular, sonra öbür siteleri ele geçirdiler. (Filipo Della Torre, 1263).

1202’den beri kiliseyi ellerinde tutan Visconti’ler halk capitaine’i (1287-1302) Matteo I imparatorluk vicarius’u olunca (1311) mücadelede ağır bastılar.

Matteo sonradan bu unvandan vaz geçerek Milano genel senyörü oldu (1317). Senyörlük kısa süre içinde Kuzey İtalya’nın büyük kısmını kapsadı. 1450’den itibaren Visconti’lerin yerini Sforza’lar aldı.

Milanese dukalığının merkezi olan Milano, Bramante ve Leonardo da Vinci’nin, Lodavico’nun sarayında çalımalarıyla büyük bir sanat merkezi olarak isim yapmaya başladı. Po ovasının Navig-lio Grande gibi kanallarla sulanması, Sankt Gothard’ın anılması, umiliati’lerin etkisiyle XV. yy.da halâ ağır basan yün sanayiinin gelişmesi, ipek (1340’a doğru) ve silâh sanayiinin ortaya çıkmasıyla, şehrin zenginliği arttı.

Milano XIX. yy. sonundan itibaren Avrupa’nın başlıca silâh merkezlerinden biri (ince zırhlar, toplar) ve milletlerarası bir bankacılık merkezi haline geldi.

Bu sınai ve mali zenginlik, Milano’ya soyluları çekti ve soylular şehirde tüccar burjuvazi ve işçiden çok el sanatları zanaatçısı olan halk tabakasıyle, XIV. yy.da 100 000 kişilik bir toplum meydana getirdi.

Ama 1499-1525 Arasındaki sürekli savaşlar ve XVI. yy.dan itibaren İspanyol işgalcilerinin mali yükümleri, bu gelişmeye son verdi.

XV. yy. sonunda 200 000 kişi olan Milano’nun nüfusu 100 000’e düştü ve milano aristokrasisinin itibarını sadece iki piskopos (Aziz Charles Borromeo [öl. 1548]; Federico Borromeo [öl. 1631]) koruyabildi: Ambrogiano kitaplığının (1602-1609) ve Resim müzesinin (1621) kurulması.

İdari servislerde hüküm süren yolsuzlukları İspanyol valisi ile Milano senatosu arasındaki ihtilâf destekliyordu; buna çare bulmak isteyen Felipe II, devlet mekanizmasında ispanyollara yer verdi.

Habsburg’ların aydın zorbalığı, seçkin tabakanın uyanması ve pamuk sanayiinin kurulması, şehirde yeniden büyük bir faaliyeti başlattı.

Cisalpina cumhuriyetinin (1797), İtalya cumhuriyetinin (1802), İtalya krallığının (1805), Lombardia-Venedik krallığının (1815) başkenti olan ve Napolyon rejiminden ayrılan Milano, geri dönen Avustralyalıların zorbaca idaresine güçlükle katlanıyordu. 3 Ocak 1848’de beş günlük bir savaştan (18-22 mart) sonra Avusturyalılar şehirden çıkarıldı.

Radetzky tarafından 6 ağustosta geri alınan MilanG 1859’a kadar yeniden avusturya monarşisinin polis rejimine katlanmak zorunda kaldı. Şehir, İtalya krallığının kuruluşundan sonra ülkenin İktisadi başkenti oldu.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir