Milli Ordunun Kuruluşu

Milli Ordunun Kuruluşu Her bölge için bölgenin her tarafına ulaşılabilecek yerinde o bölgenin teşkilat merkezi kurulacak, bu merkezler o bölgedeki teşkilatın idaresinden sorumlu olacaktı. Merkezler, aynı zamanda, gönderilecek ve toplanacak silahların cephane ve malzemenin depolandığı ve ikmal edildiği bir mahal vazifesi de göreceklerdi.

Her türlü bağlantı ve muhabere gene bu merkezler vasıtasıyla yapılacaktı. Gene tesbit edilen esaslara göre, bu merkezlerin teşkil edilmesine çalışırken diğer taraftan da o bölgenin özellikleri ve durumu incelenecek, işler ona göre planlanacaktı.

Milli Ordunun Kuruluşu – Gizlilik prensibi

Nizamnamedeki (tüzükteki) esaslardan birisi de, teşkilatın çok gizli tutulması prensibidir. O zamanın nazik şartları içinde bu prensibin ne kadar önemli olduğu tatbikatte her zaman gözönünde tutulmuştur.

Teşkilatın korunması ve emiyeti için de özel emniyet kuvveti veya emniyet müfrezesi vazifelendirilecektir.

Tüzüğe ilaveten verilen direktifler de şunlardır

1. Herkesin bulunduğu bölgeden göç etmesi yasaktır. Bilhassa işgale uğrayan yerlerdeki ahali yerini yurdunu asla terketmeyecektir.

2. Arazi ve emlak ancak Türklere satılacaktır. Yabancılarla Hıristiyanların arazi sahibi olmalarına meydan verilmeyecektir.

3. Halk arasında gayet samimi bir tesanüt (dayanışma) ve birlik kurulmasına gayret edilecek, herkes birbirine bedenen ve iktisaden yardım etmekle vazifeli olacaktır. Ve vazifeli tutulacaktır.

Milli Ordunun Kuruluşu – Şahsi emniyetler

4. Köy ve nahiyelerde yardım sandıkları kurulacak millet uğrunda çalışan personele ve ailelerine yardım edilecektir.

5. Türk olmayan unsurlar için sıkı bir boykot tatbik olunarak alış-veriş, daima Türkler arasında yapılacaktır.

6. Jandarma, polis, köy bekçiliği, mahalle bekçiliği ve kolculuk hizmetlerinde Türklerin kullanılması sağlanacaktır. Asayiş kuvvetleri sıkı bir disiplin altında bulundurulacaktır.

7. Teşkilat reislerinin ve teşkilat personelinin güvenle çalışması için lüzumlu emniyet tedbirleri alınacak ve şahsi emniyetleri temin edilecektir. Bu cümleden olarak, teşkilata karşı koyan nüfuzlu şahısların etkisiz bırakılması sağlanacaktır.

8. Teşkilat birimlerinin idaresi katiyyetle ordu subay ve astsubaylarının eline verilecektir. Ayrıca başkanlıkta büyük hizmete layık olan vatansever ve tecrübeli kişilerden de eleman seçilip bu işe memur edilecektir. Bu elemenlar gerektiğinde kolordu bölgesinden gönderilecektir.

İslam mabedleri

9. Milli ordu teşkilatı ne kadar gizli kalırsa o kadar başarılı olur.

10. Milli ordu, İslam cemaati kuruluşları şeklinde kurulmalıdır. Ahaliyi İslam mabedleri etrafında birleştirerek millet hukukunun korunması gayesine dini ve ruhani bir şekil vermek pek çok başarı sağlayacaktır.

11. Bu esasa göre, cami veya mescidi olan her köy ve mahalle bir piyade takımı sayılacaktır. Ve takımın idaresi de ya mescidin imamına veya müezzinine yahut bu sıfatı takınmaya gönüllü dirayetli kişilere teslim edilecektir. Sayısı fazla olacak takımlara komutan bulunması mümkün olmazsa terhis edilmiş kudretli çavuş ve başçavuşlardan istifade edilecektir.

12. Her nahiye merkezi bir bölük ve her kaza (ilçe) merkezi (vilayet ve sancak merkezleri de dahil) bir tabur heyetini teşkil edecektir. Askerlik şubesi başkanı tabur komutanı ve askerlik şubesi subayları da bölük komutanı olarak tayin edilirler.

Cami ve mescitlere veya buralara yakın gizli yerlere veyahut da kontrol altında olmayan askerlik şubesi depolarına gizlemek üzere kolordular şimdiden silah, cephane ve diğer malzeme ve vasıtaları yollayarak hazırlığa başlamalıdır.

13. Milli ordunun iskeletini, takım, bölük, tabur teşkilatı, meydana getirecektir. Bilahare genel bir plana göre bunlar bir leştirilecek ve seferberliğe tabi tutulacaktır. Kolordular bu maksatla bölgenin durumunu gözönünde tutarak bir yonetmelik hazırlayacaklardır.

Gönüllü müfrezeler, sadırıya uğrayan köy ve kasabaları müdafaa edemeyecek kadar zayıf ise, merkez heyetinin kararı ve askerlik şube başkanlarının emirleriyle bu köy ve kasabalardaki milli ordu takımları gizli bir surette silah altına alınabilir. Hükümet ve bölge heyetlerinin ve askeri kurulların bu milli ordu kuruluşlarına en üstün derecede yardımda bulunması esastır.

Sivas Kongresi dağıldıktan sonra Heyet-i Temsiliye, 28 Ekim 1919’da tüzüğe ek olarak gizlilik kaydı taşıyan bir yönetmelik tamim etmiştir (yayınlamıştır). Bu yönetmelik, milli savunmayı esas alan bir kuruluş kanunu özelliğindedir. Bu yönetmelik aynen değil fakat mealen şudur

Yalnız alakadarına mahus ve mahremdir.

14. İstiklallerini muhafaza uğrunda teşekkül ve taazzuv etmiş (organlaşmış) olan milli kuvvetler her türlü müdahale tecavüzden masundur (korumuştur). Devlet ve milletin mukadderatında milli irade emredici ve hakimdir. Ordu, hilafet ali makamının dokunulmazlığının dahi kefili olan işbu milliradenin emrinde ve hizmetindedir.

15. Ordu bir tecavüz vukuun planına göre harekatını idare edeceğinden ayrıca aşağı gösterildiği gibi teşkilat yapılır.

16. Milli teşkilatımızla ordu arasındaki irtibatı (Heyet-i Temsiliye) muhafaza eder. Ancak bir tehlike anında her merkez civarında bulunan kıta kumadanlarıyla dahi irtibatta bulunur.

Milli Ordunun Kuruluşu – Milli müfrezeler

17. Milli müfrezeler, Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin İ Heyeti ve Merkez heyetleri tarafından teşkil olunur. Bu hususta icab eden yardımı asker alma reisleri ve mıntıka kumandanları ifa ederler. Bu teşkil aşağıdaki hususiar dikkate alınır.

a- Gayrimüslim unsurların çokluğu, b- ihtilal hareketlerinde kullandıkları hususi kuvvetler, c- Sırf soygunculuk ve inti kamcılık ve şaire gibi sebeplerle cinayet işleyen şekavet yapan müslim ve gayrimüslim çetelerin azlığı veya çokluğu.

18. Milli müfrezeler sabit ve seyyar olmak üzere iki türlüdür. Umumiyetle mücadele ve emniyet ve asayişi temin ve devam ettirmek, icabında da ordunun harekatını kolaylaştırmak maksadıyla seyyar (gezici) müfrezeler kurulur. Bundan başka eşkıyanın taarruzundan ve gayrimüslim unsurların ayaklanma ve tecavüzlerinden kasaba ve köyleri muhafaza ve müdafaa etmek için mahalle, köy ve mıntıkalarda sabit müfrezeler vücuda getirilir.

19. Seyyar müfrezeler silah altında vazife gören efraddan başka bütün milletin eli silah tutan gençlerinden teşkil olunur. Bir tehlike anında vukubulacak davet üzerine orduyu seferber edecek olanlar orduya katılır.

Milli Ordunun Kuruluşu – Silahlar milletin malıdır

Geri kalan kuvvet mahalli tehlikelere karşı olup bunlara lüzumunda makineli tüfek ve top dahi ilave edilir. Efradın muharebe görmüş olması tercih edilir. Amir disipline kadir ve maharetli olup müfrezeler dahi şekavetkar bir kuvvet olmayıp millet ve memleketin selameti için hayatını ve hizmetini vakfetmiş kanaatkar ve hamiyetperver kişilerden mürekkep olmalıdır. Müfrezelerin kuruluşu, emir ve kumandası ve idaresi tıpkı askeri manga, takım ve bölük gibidir.

Mükafat ve mücazatı (cezalandırması) dahi tıpkı askerlikteki gibi olur.

20. Müfrezeler, yalnız kendi mıntıkalarında değil, icab ettiği takdirde, civar mıntıka müfrezeleriyle işbirliği için diğer mıntıkalara da geçerler.

Bu vazifeier mahalli idare heyeti ve merkezlerin emriyle olur. Ancak mühim hallerde müfrezeler kendiliklerinden yardıma koşmakla mükelleftirler (yükümlüdürler). Bu hallerde, mensup oldukları idare heyeti ve merkezleri haberdar ederler. Mühim görülen vakalarda, icabında bir askeri kıta dahi hızır kuvvet olarak gönderilir.

21. Vilayet merkez heyetleriyle Heyet-i Temsiliye, lüzum gördüğü mıntıkaların müfrezelerini, muhatarada (tehlikede) bulunan herhangi bir mücavir mıntıkaya sevk ve cemmederek vazife ifasına davet edilebilir. Bu halde, mıntıkalar; kendilerine mensup müfrezeleri, eksiklerini tamamlayarak, istenen bölgeye sevketmekle mükelleftir.

22. Sabit müfrezeler, seyyar müfrezeleri kuranlardan arta kalanlarla teşkil edilir. Bunlar lüzum görülen köylerde, nahiyelerde, kasaba ve şehirlerin her mahallerinde müdafaa tertibatı yapılarak Hıristiyanların katliam yapmak ve asayişi ihlal etmek gibi mel’unca maksatlarına ve eşkıya çetelerinin taarruz ve cinayetlerine karşı, tedbir alırlar.

23. Sabit ve seyyar milli müfrezelere gereken çeşitli silahların temin ve tedariki mühimdir. Eşkıyadan alınan silahlar, zenginlerin vereceği parayla tedariki mümkün olan tüfek, rovelver ve bombanın satın alınması bir ölçüde silahlanmayı sağlayabilir. Bu hususta ordunun dahi yardımı taleb olunur. Hayatlarını ve iaşelerini temin dahi aynı şekilde olur.

24. Her nevi fazla silah, mühimmat ve malzeme münasib mahallere depo edilir. Ecnebilerin ve düşmanın eline geçmesi muhtemel depolar, muhataralı mıntıkalardan gizlice nakledilir. Veya mecburiyet ve yağma halinde kaldırılıp emin yerlere depo edilir. Yahut da tehlikeli (muhataralı) mıntıkalarda halka dağıtılır.

25. Silahlar, daima milletin malı ve hazine zararı dahi milletin zararı demek olduğundan silah tevziatı (dağıtımı), askeri kıtalardaki usule göre icra olunacağı gibi seyyar ve sabit müfrezeler tevziatta kefaletle ve muntazam numara altında kayıt edilerek müfreze amirlerinin mes’uliyeti karşılığında icra olunur.

26. Milli müfrezelere duhul edecek her fert, Kur’an-ı azimüşşan üzerine el bastırılarak yemin ettirilir ve bu suretle müfrezeye alınır.

27. Müfrezelerin sıhhiye işleri için evvelce askerlikte ders görmüş olanlardan istifade olunmalıdır. İcab eden silah ve sargı takımları ordudan taleb edilir.

28. İşbu lahika birtalimname mahiyetinde olup mahallin icab ve şartlarına göre tatbik olunur.

Milli orduya ait tüzük ve yönetmelik milli mücadelenin her devresinde büyük hizmetler görülmesine vesile ve vasıta olmuş, bu sayede halkın kuvvetleriyle, ordu kuvvetleri birbirini tamamlamışlardır.

Atatürk’ün Samsun’a hareketinden önce memleket içinde dağınık durumda olan Türk silahlı kuvvetlerinin kolu kanadı kırılmış mevcudunun çoğu terhis edilmiş, silah ve cephanesinin çoğu elinden alınmış bulunuyordu.

Mütarekenin 5. maddesine göre İstanbul hükümeti, sınırların korunması ve iç emniyetin sağlanması için lüzumlu olan asgari miktarın dışında kalan birlikleri terhis etmek ye yeni ordu kadrosunu İtilaf devletleriyle görüşerek tesbit etmek mecburiyetindeydi. Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı, 2 Ocak 1920 tarihinde İstanbul’daki İngiliz yüksek komiseri general wilson’a verdiği yazıda, yeni Osmanlı ordusunun 9 kolordu ve 20 tümen halinde teşkilatlandıracaklarını bildirdi. Mütareke metninde, orduya ait hükümlerde kolordu, tümen, alay, tabur ve batarya sayısından söz edilmeyip sadece asker sayı bakımından bir sınırlama mevcut bulunduğu için, mütarekenin bu boşluğundan ileride faydalanmayı umuyordu. Yani zamanla tümenlerin alay ve taburların ihtiva ettiği asker sayısının arttırılmasıyla ordunun da hacim olarak büyüyebileceği düşünülüyordu.

Genelkurmay başkanlığı ile itilaf devletleri komutanlıklar: arasında bu mevzu ile alakalı muhabere ve temaslar bir yıla yakın sürdürülmüş 16 Mart 1920 günü İstanbul’un resmen işgali ve Ankara’da 23 Nisan 1920’de yeni bir devlptin doğması ve TBMM hükümetine ait bir Genelkurmay teşekkül etmesi üzerine, bu yazışma ve çalışmalar fiilen hükümsüz kalmıştır.işgallere mutlaka karşı koyulmalıdır

Bununla birlikte, Osmanlı Genelkurmayı’nın zayıf mevcutlu da olsa, çok sayıda kolordu, tümen, alay ve tabur kadrolarını muhafaza etmesi, milli Türk ordusunun kurulmasında çok yararlı bir faktör olmuştur.

İşgal bölgeleri içinde kalan tümenlerden Milli Mücadele için faydalanmak imkanı mevcud değildi. Mütarekenin imzalanmasından kısa bir müddet sonra, mütareke maddeleri tek taraflı tefsir edilerek haksız işgallere başlanmıştı.

Buna karşı koymak isteyen vatansever subaylar düşman kuvvetlerince yakalanarak ya hapsedilmiş, yahut sürgüne görderilmiştir. Nitekim İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali esnasında Vali Kanbur İzzet’le 17. Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa’nın gaflet ve ihaneti sebebiyle kolordu hareketsiz ve atıl bırakılmış, vatansever bazı subayların aktif olarak karşı koyma teklifleri reddedilmiş, neticede, Yunan ordusunun 56. Tümene ait Türk subay ve erlerinin bir kısmını tevkif edip bir kısmını da kati ve terhis etmesi sonunda İzmir’deki birlikler kendi kendine dağılıp gitmişlerdir. Osmanlı ordusu, bu işgal ve haksızlıklar karşısında İstanbul hükümetini mücadeleye sevketmek istediyse de bunda bir başarı sağlayamamıştır. Bu arada mütareke hükümleri tatbik edilmeye başlanmış, savaşa hazır ordu birliklerinin eratı terhis olunmuş, silah ve cephaneleri ellerinden alınmış ve harb kabiliyetinden mahrum edilmiş kadrolar haline getirilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, ordu müfettişi olarak Samsun’a geldiği 19 Mayıs 1919’dan Erzurum’a doğru yola çıktığı 28 Haziran 1919 günü sabahına kadar bir yandan kolordu komutanlarıyla temasa geçerek yurdun müdafaası için karar birliği sağlamak diğer yandan da milletin moralini ve imanını güçlendirmeye çalıştı. Havza’dan itibaren ordu birliklerine işgallere mutlaka karşı konulması, halkın ve köylünün silahlandırılması, düşman ilerleyişini durdurma çarelerinin aranması hakkında direktifler verdi.

işgalin yarattığı öfke

İzmir işgalinin ve İzmir’deki Yunan mezaliminin yurt çapında uyandırdığı infial ve öfke: gene yurt çapında mitinglere, protestolara ve dernek kurarak silahlanmalara, mukavemet teşekkülleri vücuda getirme teşebbüslerine yol açtı.

Karargahı İzmir’de bulunan 17. Kolordu’nun 57. Tümeni Aydın’ın işgalinden sonra Çine bölgesine çekildi. 57. Tüm Komutanı Albay Şefik bey (Aker), işgallere karşı Kuva-yı Milliye kurulması fikrini bir porla Harbiye Nezareti’ne bildirmişti. Çaresizlik içinde bocalayan Harbiye Nezareti fikri tasvib etti.

Fakat hükumet İtilaf devletlerinin tarassutu altında bir şey yapacak güçte olmadığından, Kuva-yı Mili’ teşkilatı kurulması hususundaki inisiyatif ve gayretleri Al Şefik Bey’e bıraktı. Ayrıca. Kolordu kumandanlığına ta edilen Albay Bekir Sami Bey İstanbul’dan ayrılırken Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa’dan, Kuva-yı Milliye teşkil etmek hususunda selahiyet almıştı.

Albay Bekir Sami Ödemiş’e talimat yollayarak o bölgede Kuva-yı Milliye kurdururken Albay Şefik Bey de Çine’de teşkilat kurmaya başladı. Bandırma’daki 14. Kolordu kumandanı Yusuf izzet Paşa ile Balıkesir’deki 61.

Tümen Kumandanı Albay Kazım Bey (Özalp) de Kuva- yı Milliye teşkilatını kendi bölgelerinde kurmaya çalışıyorlardı. Kuva-yı Milliye fikri hem bütün Batı Anadolu’da revaç bulmuş, millet Yunan tehlikesine karşı kendi kendine silaha sarılmanın çaresi olarak bu yola başvurmuştu. Avrupa’ya tahsile gidip de, işgal üzerine yurda sönüp bu teşkilata giren Türk zençleri de pek çoktu.

Mahmut Esad Bozkurt (Atatürk’ün adliye vekili) ve Şükrü Saraçoğlu (eski başvekillerden) da Avrupa tahsilini yarıda bırakıp Yunan’la çarpışmaya gelen gençler arasında bulunmaktaydılar.

Böylece, Batı Anadolu’nun Ayvalık ve Bergama, Alaşehir, Çine, Salihli, Soma, Emet, Denizli, Sarayköy, Muğla ve Ödemiş mıntıkalarıyla Güney Anadolu’nun işgale uğrayan bölgelerinde Kuva-yı Milliye birlikleri kuruldu ve bu Kuva-yı Milliye birlikleri, Batı Anadolu’da, milli ordunun teşekkülüne ve iş görür duruma gelmesine kadar milli direnişin kökünü teşkil etmiştir.

Burada şu noktayı vazih olarak belirtmekte fayda vardır. Ordu birlikleri Yunanlıların karşısına niye çıkmamaktadır. Çarpışacak durumda ve kuvvette olmadıklarından mı? Yoksa

başka bir sebepten mi? Hemen ilave edelim ki, ordu birliklerinin Mondros Mütarekesi’nin ağır hükümleri ve siyasi baskılar yüzünden Yunan ordusu karşısına çıkması ve alenen çarpışması kabil değildir.

Böyle bir durum, İtilaf devletleriyle yeniden harb haline girmiş olmak manasına geliyordu. Bu itibarla düzenli ordu olarak karşısına çıkamadığımız Yunan ordusuna bir çete harbi demek olan Kuva-yı Milliye harbi yapmakla karşı koymaya çalışmaktan başka çare bulunmuyordu.

Ta ki Anadolu’da İstanbul’a tabi olmayan bir hükümet kuruluncaya kadar. Her türlü ağır silahla donatılmış, sefer mevcudlu Yunan birliklerine karşı, askeri birliklerdeki subay ve savaş araç ve gereçlerinden Kuva-yı Milliye’ye aktarmak suretiyle faydalanmak bir zaruret halinde bulunduğundan bu fikir, Sivas Kongresi’nden sonra daha çok ehemiyet kazandı. Bu maksatla 9 Eylül 1919’da Ali Fuad Paşa, Batı Anadolu Umum Kuva-yı Milliye kumandanı, (Kongrenin kararıyla) tayin edildi.

Fakat Ali Fuad Paşa bu vazifede ve bu bir nevi gerilla harbinde etkin bir rol oynayamadı. Bunun üzerine Heyet-i Temsiliye 23 Ekim 1919’da Albay Refet Bey’i (Bele) Batı Anadolu’ya 23. ve 57. tümenlerin komutanlığını deruhte etmek ve durum hakkında bir rapor vermekle görevlendirdi.

Albay Refet Bey yaptığı tetkiklerden sonra Batı Anadolu cephesinin tek kumandaya bağlanmasının daha uzun bir müddet mümkün olmadığını Mustafa Kemal Paşa’ya rapor etti. Heyet-i Temsiliye üç cephe halindeki Kuva-yı Milliye çarpışma mahallerini, Balıkesir, Salihli ve Aydın cephelerini tek bir kumanda altına almaktan vazgeçti ve bir müddet daha müstakil cepheler düzeninin muhafaza edilmesine karar verdi.

Bu sebeple 23. ve 57. tümenler milli kuvvetlerin örgütlenmesinden sonra ancak 1920 yılı başında Albay Refet Beyi emrine verilmiş ve doğrudan Mustafa Kemal’e bağlı olmak kaydıyla bu iki tümenden meydana gelen kuvvet bir kolordu kabul edilmiştir. Bu iki tümen 12.Kolordu’ya vücut veriyorlardı. Refet Bey’in bu vazifesi 1920 baharında zuhur eden birinci Düzce ayaklanmasına kadar sürmüştür.

Kuva-yı Milliye birlikler ortaya çıkan zaruret icabı ordu teşkilatına bağlanmasına, 16 Kasım 1919’da, Kemal Paşa’nın ve 14. Kolordularla 23. 57. ve 61. Tümen kumandanlıklarına gönderdiği bir emirle baş-landı. Kemal Paşa, bu komutanlıklara, milli kuvvetlerin, ordu birliklerince resmi olmadan desteklenmesini ve adı geçen tümenlere bağlanmasını emretti. Aynı zamanda, milli kuvvetlerin ordu modeline uygun olarak, bölük, tabur, alay haline getirilmesi işlemlerine de başlanmasını istedi.

Bu cümleden olarak 1920 yılı başında Batı Anadolu’da şu milli birlikler teşkil edildi:

23. Tümen bölgesinde: Salihli Milli Piyade Alayı, Kiraz Milli Taburu, Uşak Hücum Taburu ve birkaç tane Efe Süvari Bölüğü – 57. Tümen bölgesinde: Milli Aydın Alayı , Milli Menderes Alayı, Aydın Milli Dağ Taburu ,

Adagide Milli Dağ Taburu ve birkaç Efe Süvari Bölüğü.

61. Tümen bölgesinde: Akhisar Milli Nişancı Alayı, Soma Milli Alayı , Ayvalık Milli Alayı ve Belen Milli Taburu , Saruhan Milli Taburu , Yayaköy Milli Taburu , Koruyucu Milli Taburu ve bazı müstakil bölükler .

Milli Ordunun Kuruluşu – Kuva-yı Milliye’nin organizesi

Albay Refet Bey, 6 Şubat 1920’de çıkardığı bir emirle Büyük Menderes ve Küçük Menderes nehirleri çevresinde bulunan milli kuvvetleri Menderesler Grubu adı altında biraraya getirdi ve başına Albay Şefik Bey’i kumandan tayin etti.

Menderesler Grubu cephesi, Balyanbolu, Adagide, Aydın, Koçarlı, Söke, Kuşadası olmşk üzere altı bölgeye bölündü. Diğer Kuva-yı Milliye cepheleri de bu örneğe uygun olarak yeniden organize edildi.

Heyet-i Temsiliye tarafından daha 16 Kasım 1919’da Harbiye Nezareti’ne yapılan teklifte, milli kuvvetleri de içine alacak şekilde Batı Anadolu’daki bütün birliklerin üç cepheye ayrılarak sevk ve idare edilmesi derpiş edilmişti.

Nihayet 1920 yılının Mart ayında çarpışmalara bizzat katılmamış gibi görünen ordu birlikleri işe el koydular. Böylece Batıda işe karışan tümenlerin adedine uygun olarak üç cephe ortaya çıkmış oldu:

İzmir Kuzey Cephesi: 61. Tümen Kumandanı Albay Kazım’ Bey’in kumandasında Ayvalık,ivrindi, Soma, Akhisar bölgelerini içine alıyordu.

İzmir Doğu Cephesi: 23. Tümen Kumandam Albay Ömer Lütfi Bey kumandasında, Marmara Gölü ile Gediz Irmağı ve Bozdağ etrafını içine alan bölge

İzmir Güney Cephesi: 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik Bey kumandasında Ödemiş ve Aydın mıntıkasını içine alan Menderesler havzası Kuva-yı Milliye kuvvetlerini belli kumanda merkezlerino bağlama keyfiyeti düşmanın bazı hareketlerine mani olmuşsa da, kuvvetlerin tek bir merkeze bağlanarak emir kumanda zinciri içine alınması ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti kurulduktan sonra gerçekleşebildi.

Yunanlıların 22 Haziran 1920’de başlayan umumi taarruzu sonunda Bursa’nın boşaltılması, milli kuvvetlerin Bursa’yı koruyamaması, TBMM’de enine boyuna görüşme ve müzakere konusu oldu.

TBMM’de bazı milletvekilleri Yunanlıların durdurulamamasında cephe komutanlarının ve özellikle Bursa’yı boşaltan Bekir Sami Bey’ in suçlu bulunduğunu iddia ettiler. Onlara göre, bu mağlubiyette Milli Müdafaa Vekili ve Genelkurmay Başkanı da sorumlu ve suçlu idiler.

Askerlik ilminden anlamaması tabii bulunan bu sivil mebusların tenkidlerine, bizzat Mustafa Kemal Paşa, kürsüye çıkarak cevap verdi; Paşa, yaptığı konuşmada, yapılan suçlamaların doğru olmadığını, bu komutanların emrindeki kifayetsiz kuvvetlerle ancak gerilla savaşı yapabileceklerini, Bursa’nın boşaltılmasının, daha müsait bir mahalde çarpışmayı kabullenmek üzere bir strateji icabı olarak, kendi bilgisi altında vuku bulduğunu, Kolordu Kumandanı Bekir Sami Bey’in suçlanmaması gerektiğini, yapılacak işin tam mevcutlu gerçek bir ordu vücuda getirmek olduğunu bildirdi.

Mustafa Kemal Paşa’nın ikazları ve gösterdiği hedef doğrultusunda hareket eden TBMM, milli kuvvetlerdeki kabiliyetli personelin düzenli asker olarak ordu birlikleri kadrolarına intikaline ve yeniden bazı doğumluların silah altına alınmasına karar verdi. Keyfi harekete alışmış bulunan bazı Kuva-yı Milliye birlikleri bu karara direnmek istedilerse de ayrı ayrı yola getirildiler.

Pek çok Kuva-yı Milliye birliği ordu içinde eritildi. Yeniden silah altına alınanlarla beraber kadrolar dolmaya ve nizami ordu, süratle teşkkül etmeye başladı. 1920 yılı sonunda TBMM hükumetinin kara kuvvetleri, şöyle teşkilatlanmış bulunuyordu:

Genelkurmay Başkanlığı emrinde olan Batı Cephesi Kumandanlığı, bir ordu kıymet ve kuvvetinde idi ve iki kolordu, altı tümen ve 1. Kuvve-i Seyyare den mürekkepti.

Doğu Cephesi Kumandanlı dört tümenden mürekkepti. El Cezire kumandanlığı ise iki tümenden müteşekkil bulunuyordu.

Adana Cephesi Kumandanlığı, iki tümenden,3 Kolordu, iki tümenden müteşekkil bulunup bu kolordu sonradan Merkez Kolordu adını almıştır.

Kolordu selahiyetinde Kastamonu ve havalisi kumandanlığı, bir tümen ile doğrudan Genelkurmay’a bağlı.

Tümen selahiyetinde Ankara Kumandanlığı;

Ayrıca 2. kuvve-i Seyyare ve atlı takib kuvvetleri.

Bundan başka 6. ve 7. Atlı Piyade Tümenlerinin kurulmasına başlanmış bulunuyordu.

Bütün tümenlerimiz 17’ye baliğ oluyordu. Yalnız mevcutları çok az olup, hem teçhiz hem savaş gücü bakımında Yunan tümenleriyle mukaye edilecek vaziyette değillerdi.

Netice olarak 1920 yılının sonuna doğru, Kasım ayında Batı Cephesinin mevcudu, 1728 subay, 27.571 er, 16.080 tüfek, 14 ağır makineli tüfek, 67 top, uçak, 3.385 hayvan ve 423 araba olarak tesbit edilmiş bulu nuyordu.

Kuva-yı Milliye’nin nizami orduya girmeye bir türlü yanaşmayan Çerkez Ethem kuvvetleri de muvaffakiyetli ‘ operasyondan sonra dağıtıldı Emrindeki kuvvetlerin çoğu nizami orduya katıldı.

Bu suretle Türk ordusu artık esas olarak teşekkül etmiş bulunuyordu. Kasım 1921’de Batı Cephesi kumandanlığa ayrıldı.

Batı Güney Cepheleri cephelerdeki kuvvetlerin güçleri her geçen gün arttırılmak için gereken tedbirlere aralıksız devam edildi Bunun neticesinde ordu her geçen gün daha çok kuvvetlendi

Milli Ordunun Kuruluşu

Milli Ordunun Kuruluşu

Milli Ordunun Kuruluşu

Milli Ordunun Kuruluşu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir