Mimar Ayas Ağa Kimdir?

Mimar Ayas Ağa Kimdir,Fatih devri mimarlarından. Ünlü Mimar Sinan Atikle

Mimar ayas ağanın mezar taşı

birlikte çalıştı. Bir çok binanın mimarlığım yapmış olmasına rağmen hayatı hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Ancak, beş asra yakın bir zaman ayakta kalabilen eserlerinden biri Saraçhanebaşı’ndaki kendi adım taşıyan mesciddir.

Fatih devrinin, eserleri ve mezarları bilinen iki mimarından biri Ayas Ağa, diğeri de Azatlı Mimar Sinan’dır. Bazı kaynaklara göre, Fatih, Mimar Sinan’ı beğenmemiş, kendisine teslim ettiği iki kıymetli ve eşsiz sütundan üçer arşın kesmek suretiyle camimin kubbesini Ayasofya’nınkinden küçük ve yüksekliğini onunkinden alçak yaptığı için ellerini bileklerinden kesmiş idi.

Mimar Ayas hakkında böyle bir suçlama olmadığına göre sanatının beğenildiği ve doğal ömrünü tamamlayarak öldüğü anlaşılıyor. Hicrî 892/1486 Rebiülâhirinin 18’inde vefat eden Ayas Ağa’nın mezarı Saraçhane’de inşa ettiği camiinin haziresindeydi.

Etrafı demir parmaklıklarla çevriliydi. Baş tarafa düşen “şahide” demen taşın kitâbesi, devrin en eski yazılarındandır. Fakat Fatih’ in mimarı olduğu bu kitâbede yazılı değildir.

Sonradan yazdırılan iki ayrı kitâbede bunun açıklandığım görüyoruz. Zamanın değerli ve orijinal “sülüs celisi” ile yazılar, birinci Arapça kitâbede, ne yazık ki imlâ yanlışı da vardır.

Baş şahide, şöyle başlamaktadır
Mâte el-merhûm el- mağfûr et- mi’mar üstaz
Ayas…”

Ayak şahidesinde:

“Rakmetu’llahi aleyhi rahmeten vâsıafi’s-sâmimi aşer fî Rebiü’lâhire, 892″

Hazirenin Horhor Caddesi’ne bakan 6 pencereli yüzünde ise, sonradan konulmuş oldukça eski bir sülüsle yazılı küçük bir kitâbe vardır. Bu kitâbe bozuk ve galattır:

Metfun, Ebü l- Feth Sultan Muhammed Han-ı Gazi Hazretleri’nin mimarı üstaz Ayas Sene H. 892“.

Baştaki “medfun” kelimesi, eski harflerin imlâsına göre, “dal” ile yazılması gerekirken, hattat bunu “t” yapmış, “üstaz”a bir de “vav” katmış, “Ayas” adının sonundaki “sin”i de, “se”ye çevirmiştir.

Cami-i şerifin caddedeki yüzünde, iki pencere arasında ve yukarıda bir üçüncü kitabe daha vardır ki; diğerlerine göre sonuncusu ve en yenisi olmak itibariyle imlâsında birden fazla yanlış yapılmamış, fakat ne garip, ne acayip, rastlantıdır ki, bunun da tarihi doğru değildir. Yarısı Osmanlıca, yarısı Arapça olarak düzenlenen bu kitâbe şöyledir:

Cennet-mekân Firdevs-âşiyan ve ceete’l-cennete mesvâhü Ebü’l-Feth Sultan Muhammed Han Hazretleri’hin mi’man sahibûl- hayat üstat mimar Ayaş merhumun ruhiycün ve cemi-i ehl-i mimar ruhiyçün Rızaen lillâhi taâla el- Fâtiha, 873

Yazısı “nesih”tir. Biraz yüksekte köşe başında olan Cami-i Şerif, “Hadîka”nın yazdığına göre, Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırıldı Minberi Saraçhane halkının Evkaftan dileği üzerine sonradan konuldu.

Türk İstanbul’un ilk mimarlarından Ayas’ın İstanbul’da ve Karahisar’da kendi adına birer mescit yaptırmış olduğu vakfiyelerde geçmektedir. Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Bölümünde 944 numarada Mimar Ayaş’ın orijinal vakfiyesi hakkında önemli bilgiler vardır.

Devrinin kağıdı, yazısı ve devrinin tescili bize kadar gelen bu vesika tarihin bir çok kördüğümlerini çözdüğü ve Fatih devrinin bir mimarının vakfiyesi olduğu için çok önemlidir.

879 yılı zıl-hiccesinin başlarında tanzimi konstantiniye kadısı Yusuf oğlu Mustafa tarafından tescil, sonra Ebussuûd Efendi tarafından tasdik olunan vaktinin eni 0.26, boyu 2.61 metredir.

Satırların eni 16 santimdir. Satırlar arasında 1, 1.5 ve 2 santim aralık vardır. Metni 123, şahitlere tahsis olunan kısmı 6 satırdır.

Vakfiyenin dokuz ek yeri hattatın kalemiyle tasdik edilmek sureti ile ilave ve noksan gibi suistimaller önlenmiş olup, noterden, tasdikli bir vesika niteliğindedir.

Vakfiyede Mimar Ayas üstadların medar-ı iftiharı üstad Ayas İbn-i Abdullahı’l- Mimari’l-âtik şeklinde adlandırılıp vasıflandırmaktadır. (Atik) tavsifinden kendisinin müslüman olmuş azadlı bir köle olduğu anlaşılmaktadır.

Mimar Ayas bu vakfiyesiyle, İstanbul’da Camiler mahallesindeki mescidi ve Karahisar’da Sofular Mahallesinde yaptırdığı başka bir mescidini vakfetmektedir.

Bugün, Mimar Ayas Ağa’nın mezarı Saraçhane’deki mescidin haziresinde değildir. Yol düzenlemeleri yapılırken, buradaki hazire kaldırılmış ve mezar taşlarından bir kısmı Eyüp sultan’da, Zalpaşa Caddesi üzerinde bulunan Kızıl Mescid’in karşısındaki geniş alana nakledilmiştir.

(Kaynak. İbrahim Hakkı Konyak, “Tarih Hâzinesi, l.s. 2. (İstanbul 1958).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir