Mısra Nedir,Edebiyatta Mısra

Mısra Nedir,Ahengini, hecelerin niteliğinden (uzunluk-kısalık), sayısından veya vurgulamadan alan ve manzume birimi olarak kabul edilen kelimeler birleşimi.

Edebiyatta Mısra Nedir

Nesir ile mısra karşıtlığı bütün dillerde görülür. Günlük konuşma dilinin yanı sıra, küçük bir azınlığın, her devirde, kendine göre özel bir dili olmuştur.

İnsanların diline karşıt olan tanrılar dilini, ilkel kavimlerde büyücüler ile üfürükçüler, daha gelişmiş topluluklarda peygamberlerle rahipler, sonra da şairler kullandı.

Bu kültür düzeylerinin hepsinde de, mısra, etkileme gücünü sağlayan belirli ve kesin özellikler taşır.

Bir azınlık dili olarak mısra, gelişmiş bir tekniği gerektirir; nazım kuralları saymakla bitmez, bunların üstesinden gelmek de uzun bir çıraklık dönemine ihtiyaç gösterir.

Bildiğimiz en eski yunan mısraları, yani homeros destanlarındaki mısralar, uzun bir evrim sonucunda olgunluğa varmış, şairler, Yunancaya aykırı düşen katı ritim kalıplarına mısralarını uydurabilmek için dili yüzyıllar boyunca işlemek zorunda kalmışlardır.

Bazı bilginlere göre, altı ayaklı daktylos mısra’nın kaynağı Helenistik devir öncesi Ege’de okunan dinî ilahilerdir, aedros’lara da rahiplerden geçmiştir.

Bu iddianın doğruluk derecesi üzerinde tartışmaya girişmesek bile, kesinlikle bilinen bir şey varsa, o da, altı heceli daktylos’un yunan dininde yeri olduğu ve tanrı kehânetlerinin hep bu destan mısrasıyla yazıldığıdır.

Zaten, yunan nazmında kullanılan birçok mısra ve ayağın adından da, dinî menşeli oldukları anlaşılır: adonis mısraı, spondeos mısraı, bakkhos, kretos, pe-on mısraları v.b. İlkel büyücü dualarında kullanılan mısraın, nesirden kesinlikle ayrılmasını sağlayan müzikle oldum olası geleneksel bir yakınlığı vardır.

Yunan mısralarının çoğu ya ritimli olarak veya müzik eşliğinde söylenirdi. Mısra da, müzik gibi, her şeyden önce kulağa hitap etmelidir; gözle okunmak için değil, dille söylenmek üzere tasarlanmıştır. Demek ki, mısra derken, önce şaire, sonra da dinleyici veya okuyucuya kendini kabul ettiren bir ritim anlaşılır: yunan ve latin nazmıyla divan şiirinde uzunlarla kısaların, belli bir düzene göre birbirini izlemesi; germen dillerinde vurguların ritimli olarak dağılması; fransız şiirinde ritim elemanlarının uzunluğu; türk halk şiirinde duraklar ve hece sayıları.

Şairin çeşitli ses oyunlarına başvurması da kulağa hitap etmek içindir: Divan edebiyatının aruz kalıpları, modem şiirin kafiyeleri, ses yenilenmeleri ve yarım kafiyeler. Bu sayede, mısra ritimli bir bütün, bir tüm olarak duyulur.

Mısraın biçimi yazıldığı dile göre değişir. Ne var ki, tarih araştırmaları, biçimlerin bir dilden bir dile aktarıldığını göstermiştir.

A. Meillet, ünlü bir yazısında, hint şiirinin vezniyle karşılaştırdığı yunan vezninin hint-avrupa menşeli olduğunu ortaya koymuştu.

M.ö. II. yy.dan itibaren yunan etkisinde oluşan latin şiiri, benimsediği birçok yunan kalıbında, latincenin gerektirdiği ölçü değişikliklerini yapmak zorunda kalmıştı.

Divan edebiyatı da, hecelerin uzunluk ve kısalığı esasına dayandığı için Türkçenin yapısına uymayan aruz veznini bazı değişikliklerle kullandı.

Açık hecelerin uzun okunması (imale), kapalı hecelerin uzun okunması (medli imale) gibi ahenk unsurlarından yararlandı.

Başlangıçta genellikle hece veznine benzeyen kalıplar (feûlün feûlün feûlün feûl; fâilâtün fâilâtün, fâilün v.d.) kullanıldı. Bazı vezinler hiç kullanılmadı (mefûlü mefâilün mefâilün; müfteilün fâilün mefâilün fâil).

Aruz kalıplarına uyan yabancı kelimelere geniş yer verildi. Türk vezni. Türk şiirinin en eski örnekleri arasında, dörtlüklerden meydana gelen şiirlerle birlikte, tek tek mısralar a da rastlanır.

Bunlardan bazılarının daha uzun şiirlerden kalmış olduğu anlaşılmaktaysa da bazılarının mısra halinde söylenmiş olduğu tahmin edilmektedir.

Divanü Lûgat-it-Türk’teki savlardan (atasözü) birçoğu ikişer mısralık nazım birimleri şeklindedir.

Uygur yazmaları arasındaki buddha İlâhilerinin bazılarında hece veznine uygun mısralar bulunduğu halde, bazı mısralar ses tekrarlarına, ulamalara dayanan, nazımla nesir arasında cümlecikler ve söz grupları meydana getirir.

Uygur metinlerinde, sanskritçe pâdaka kelimesinden gelen padak terimi, mısra anlamında kullanılmıştır.

Sözlü edebiyatta mısra birimleri zaman zaman belirsizleşti. Nesirle nazmın karışık şekilde yer aldığı destanların ve destanı hikâyelerin, eskiden manzum olan bazı bölümlerinde mısralar birbiriyle birleşti, bazı parçaları kayboldu ve yer yer ahenkli nesir cümleleri haline geldi.

Uygurca Oğuz Kağan destanında ve Dede Korkut hikâyelerinde v.d. bu türden mısralar görülür.

Halk şiirinde mısralar, genellikle dörtlükler şeklinde birleşir. Mânilerde cinası hazırlamak için zaman zaman kelimeler anlamsız gruplar halinde birleşir. Asıl temayı ifade eden hüküm cümlesi de genellikle dörtlüğün son mısraında yer alır.

XIII. yy.dan itibaren geniş ölçüde Divan edebiyatının etkisine giren halk şiirinde mısra tekniği divan şiirinde olduğu gibi beyit esasına dayandırılmağa başladı. (Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni v.d.)

Divan edebiyatında nazım birimi, iki mısradan gelen beyittir. Nazım cümlesi, genellikle ikinci mısraın sonunda yer alan yüklemle biter.

Devrik cümleler yapılarak yüklemin beyit içinde çeşitli yerlere alındığı da olur. Yapı bakımından iki mısra, bir beytin genellikle eşdeğerli bölümleridir.

Mısralar, sıra cümleleri veya söz grupları şeklinde ortak yüklemlere bağlanır, irâdı meselelerde (atasözlerinin veya o nitelikteki sözlerin anılması), mesel, genellikle ikinci mısraı meydana getirir. Mensur eserlerde «mısra» başlığı altında konuyla ilgili mısralar a divan nesrinde sık sık yer verilir.

Divanların sonundaki müfredet bölümlerinde de mısralar yer alır. Mısraın ahengi için, musammat gazellerde iç kafiye de kullanılır.

Müstezatlarda, veznin bir parçasıyla mısradan sonra tekrarlanan kısa bir mısra daha vardır.

Türkçe kelimelerin aruz veznine uydurulmasındaki güçlükler yüzünden XIV.-XV.yy. lardaki eserlerde mısra yapısında ve ahenginde tutukluklar görülür (Dehhanî, Ahmedî, Âşık Paşa v.b.).

Bu mesele, ancak Osmanlıcada yabancı kelimelerin ve dil kurallarının çoğalması pahasına çözümlenebildi; XVII. XVIII. yy.larda konulma dilinden gelen unsurlar, aruz vezniyle yazılan mısralarda ahenk içinde kullanıldı.

Konudan ve mazmundan çok anlatıma önem veren şiir anlayışı dolayı siyle mısra işçiliğine özel bir dikkat gösterildi. Şeyh Galib, Sebki Hindî akımının etkisinde bu işçiliği hayal gücüyle birlikte daha çok inceltti.

Tanzimat edebiyatı, divan şiirinin şekil özellikleriyle birlikte mısra yapısını da yenileştirdi.

Şinasi. mısrada ahengin yerine mantık tutarlılığına ve içeriğe önem verdi. Namık Kemal’in mısraında söylev tonu ağır basar. Abdülhak Hâmid, şiir cümlesini mısradan mısraa geçirerek (eniembement) hareketliliğe kavuşturdu.

Edebiyatı Cedide şiirinde (Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin), mısraın ses yapısının konu ile birleştirilmesine özen gösterildi; mısraın ritmi içinde ses taklidine geniş yer verildi.

Millî edebiyatçılar sade Türkçeyi ve aruz vezni yerine hece veznini kullanma deneylerine başladığı sırada, mısrada ahengi güç sağlanabilen niteliklerden oldü (Mehmet Emin Yurdakul. Ziya Gökalp v.b.).

Şiiri, «ritmin dil haline gelmesi» sayan Yahya Kemal Bey atlı, Divan edebiyatından gelen etkilerle yazdığı şiirlerde ahenk meselesine özel bir dikkat gösterdi; çağdaş biçimlere uygun şiirlerinde, konuşulan Türkçenin ses özellerini gözetti.

Yeni Türk şiirinde Nâzım Hikmet Ran ile başlayan ve Garip akımıyla yaygınlaşan serbest şiir anlayışı, mısraa nesir cümlesiyle birleşen bir tabiîlik kazandırdı. Mısra, şiir bütünlüğü içinde kesin bir nazım birimi olmaktan çıktı.

İkinci Yeni adı verilen şiir anlayışı (ilhan Berk, Cemal Süreya), mısraı yeniden dikkatli ve özenli bir işçiliğin konusu haline getirdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir