Molla Cami

Molla Cami Küçük yaşta babasıyla birlikte Herat’a geldi. Nizamiye medresesinde öğrenim gördü. Hoca Ali Semerkandî Şahabeddin Cacermî’nin derslerine devam etti. Arap dil ve edebiyatına yakın ilgi duydu; Meviânâ Cüneyd Usulî’den feyz aldı.

Uluğ Bey zamanında Semerkant’a giderek Uluğbey medresesinde Bursalı Kadızade Rumî’nin riyaziyat derslerini izledi, öğrenimini bitirince Herat’ta müderris oldu. Geçirdiği bir aşk macerası onu tasavvufa yöneltti.

Gençlik yıllarında Nakşibendî tarikatıyla ilgilendi, nakşıbendî şeyhi Sadettin Kaşgarî’ye intisap etti ve onun kızıyla evlendi. 1465’te Semerkant’a giderek Hoca Ubeydullah Ahrar’a intisap etti.

Hüseyin Baykara (hük. 1469-1506) Herat’ı ele geçirince Câmî Herat’a döndü, hükümdarın yakınları arasına katıldı. Ali Şir Nevaî ve Şeyhim Ahmed Süheylî gibi ileri gelenlerle tanıştı.

1472’de Hemedan ve Bağdar yoluyla hacca gitti; Şam, Halep ve Tebriz yolunu takip ederek Herat’a döndü (1474).

Ünü bütün İslâm dünyasında, özellikle Türk dünyasında yayılmış olan Câmî birçok bilgin, devlet adamı ve hükümdardan saygı gördü. Bunlar arasında Fatih Mehmed II, Bayezid II, Akkoyunlu Uzun Hasan ve Yakub’u sayabiliriz.

Fatih Sultan Mehmed, Hoca Atauliah Kirmanî’yi Halep’e göndererek Câmî’yi İstanbul’a davet etti, fakat Hoca Atauliah Halep’e geldiği sırada Câmî Diyarbakır’a geçmiş bulunduğu için davet gerçekleşemedi.

Hacdan dönünce Hüseyin Baykara’nın yaptırdığı medresede öğretime başladı; özellikle arap dil ve edebiyatına, hadis ve tefsire önem verdi. 1479’da Ubeydullah Ahrar’ın yanında Semerkant’a, oradan Farab’a (Otrar) gitti; bir süre Taşkent’te kaldı.

Câmî hayatının sonuna kadar öğretimle uğraştı. Cenaze töreninde hükümdar, şehzadeler ve devrin ileri gelenleri hazır bulundular.

Safevîler devrinde İran’da Câmî’nin eserleri, içinde sünnî inânçlar belirtiliyor gerekçesiyle okutulmadı. Herat’ın Sa-fevîlerce işgalinde de tahkire uğramaması için Câmî’nin kemikleri oğlu Ziyaeddin tarafından başka bir yere gizlendi.

Câmî’nin eserlerini Hüseyin Baykara ve Ali Şir Nevaî özel hattatlara yazdırdılar, süsleme ve resimlemelerini de devrin ileri gelen sanatçılarından Bihzad ve Kasım Ali’ye yaptırdılar.

Câmî, edebiyat, tasavvuf, tefsir, hadis, gramer, musiki alanlarında manzum ve mensur birçok eser verdi. Şiir alanında klasik İran edebiyatına canlılık kazandırdı.

Başlıca eserlerini farsça yazdığı İçin son klasik İran şairi olarak kabul edilir. Manzum eserleriyle büyük bir yenilik getirememişse de üslûbundaki sadelik ve duruluk bakımından dikkati çeker.

Şekil ve muhteva bakımından büyük bir özgünlük göstermeyen eserlerinde kendi devrinden önceki Örneklerin etkileri görülür.

Câmî ile Ali Şir Nevaî Timurlular devrinde Herat’ta gelişen Doğu İran ve Türkistan kültürünü temsil etmişlerdir.

Safevîlerden önceki İran edebî kültürünü kendi ülkesine ve Osmanlı Türklerine aktarmada büyük başarı göstermiştir. Arapça ve farşça şiirleri Türkiye’nin aydın zümrelerinde büyük ilgi görmüştür.

Câmî asıl kişiliğini Divanında ve İbn-ül-Arabî’nİn «vahdet-i vücut» sistemini açıklamak için yazdığı küçük eserlerinde gösterdi. Câmî hiç bir padişaha kaside yazmamıştı.

Eserleri

Şiirlerini üç divan halinde toplamıştı: FatihatAiş-Şebab (Gençliğin Başlangıcı) [1479-1480], Vâsıtet-iil-Ikd (İnci Dizisinin Ortası) [1489], Hâtımet-iil-Hayat (Hayatın Sonu) [1490-1491].

Bunların ayrı ayrı yayımlarda çeşitli kısımları vardır (İstanbul 1867 [I. divan], Luknov 1876, 1880; Kanpur 1890, Tahran 1899. Lahor 1933). Gazellerinin çoğu Sadî ve Hafız taklidi âşıkane manzumelerdir.

Mesneviler

Câmî yedi mesnevisini Heft Evreng (Yedi Taht) adiyle bir araya topladı. Silsi-let-iiz~Zeheb (Altın Dizi) [1485; bas. Bombay 1872], sünnî akideleri, mecazî ve hakikî aşkı, hükümdar ve tabiplere dair fıkraları kapsar. Bu eserinden dolayı şair Bağdat’da şiîlerin hücumuna uğradı.

Selâmân u Ebsaî (Londra 1859. Tahran 1888), alegorik bir hikâyedir; akkoyunlu Yakub Beye ithaf edilmiştir. İngilizceye (1856, 1879), fransızcaya (1911) ve Lâmıî tarafından manzum olarak türkçeye çevrilmiştir (1531).

Tuhfet-ül-Ahrâr (Hür Olanların Armağanı) [1481; Londra 1848; Luknov 1869; Lahor 1868, 1913, 1929], Nizamî’nİn Mahzen-ül-Esrâr (Sırlar Mahzeni) ve Husrev Dih-levî’nin Matla-ül-Envar’ma (Nurların Doğuş Yeri) bir naziredir; 20 makale halindedir.

Subhat-iil~Ebrar’da (Hayır Sahiplerinin Subbası*) Ibas. Kalküta 1811, 1818, 1878; Luknov 1882] dinî, tasavvufî ve ahlâkî bir eserdir. Hüseyin Baykara’ya ithaf edilen Yusuf ile Zeliha (1483) mesnevisi almancaya (1824).

İngilizceye (1881-1892) ve fransızcaya tercüme edilmiştir (1927). Leylâ ve Mecnun (1484), Nizamî ve Emîr Hüsıev Dihlevî*nin aynı adlı eserleri örnek alınarak yazılmıştır. Fransızcaya (1805) ve almancaya (1807) çevrilmiştir.

Hiredname-i İskender’i (Iskenderin Akıl Kitabı), Sultan Hüseyin Baykara için yazılmış, Nİzamî’nin İskendernâme-i Bahri’sine benzer bir eserdir.

Nesir ve nazım-nesir karışık eserleri: Ba-harisian’ı (1487; bas. 1846. 1877), Sadî’nin Gülistan’ını örnek alarak yazmıştır.

Eser İngilizceye (1887), fransızcaya (1925) ve türkçeye çevrilmiştir. Edebî bilimler alanında muamma sanatına dair dört; aruz ve kafiye ile ilgili birer risalesi vardır.

Nazım şerhleri

Ömer bin el-Farizin (Öl. 1235) ünlü tasavvufî kasidesi şerhi: Şerh Kaside-i Mimiye-i Hamriye (Şarap hakkında M-ka-fiyeli Kasidenin Şerhi) v.d.

Gramerle ilgili eserleri

İbnül Hacib’in (öl. 1249) Ka/jye’sinin şerhi (1492); oğlu Ziya-eddin Yusuf adına yazdığından El-Fevaid-üi-Ziyaiye (Ziya için Faydalar) diye anılır.

Bu arapça gramer kitabı bütün türk dünyasında, özellikle osmanlı medreselerinde son zamanlara kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.

Din bilimlerine ait eserleri

Tefsir (Baykara suresinin XXII. ayetine kadar); Risale-i Terceme-i Erba’in Hadis”i Manzum (Manzum Kırk Hadis Tercümesi Risalesi) [1481] v.b. Tasavvuf alanında yazdığı eserlerin en ünlü olanı Nefehat-ül-üns min Hazarat-il-kuds’tür (Kutsal Kişilerden Dostluk Esintileri) [1478; bas. 1872, 1895. 1905].

En-sarî Herevî’nin Tabakat-üs-Sufiye (Sufilerin Biyografileri) adlı eseri değiştirilmek ve genişletilmek suretiyle meydana getirilmiştir. Eserde sufılerin, özellikle nakşıbendî şeyhlerinin hayat ve fikirlerini topluca anlatılmıştır.

Ali Sir Nevaî tarafından çağataycaya, Bursalı Lamii Çelebf tarafından da batı türkçesine (1521, bas. 1872) çevrilmiştir. Bu tercümeler Nakşibendîliğin Osmanlılar arasında yayılmasında önemli rol oynamıştır.

Risale-i Tarik-i Teveccüh-i Hacegân (Nakşibendî Büyüklerinin Teveccüh Yolu hakkında Risale), Nakşibendîlikle ilgili bir risaledir.

Levayih, İbnül Arabi’nin Füsus, Sadreddin Konevî’nin Füsus’undaki «vahdet-i vücutsun halk için yazılmış bir şeklidir. Şerh-i Füsus-ül-Hikem, ibnül Arabi’nin Füsus-üî-Hikem adlı eserinin şerhidir (1458-1459).

Musiki alanında da Risale fi’l-Musikı veya Kitab^ül- Musikî (Musiki Kitabı veya Musiki hakkında Risale) adlı bir kitap yazmıştır (İst. Belediye küt. nu. 5). Câmî’nin kendi‘el yazısı ile bazı eserleri Türkiye kitaplıklarında, istinsah edilmiş bazı nüshaları da diğer dünya kitaplıklarında bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir