Muş,Coğrafi Özellikleri,İklimi,Tarihi ve Eserleri

Muş,Coğrafi Özellikleri,İklimi,Tarihi ve Eserleri Doğu Anadolu’da (Yukarı Murat -Van bölümü) il merkezi şehir,99.560 nüf. Şehir kendi adını taşıyan ovanın güney kenarında ve Güneydoğu Toroslar’m 2 800 m’yi aşan yüksek doruklan önündeki tepelerin yamacında kurulmuştur; yükseltisi, hisar kalıntısı bulunan kale mahallesinde 1 360 m’ye çıkar, ortalarında 1 260 m’ye, aşağı kesimlerinde ise 1 225 m’ye iner (eski haritalarda yanlış olarak 1 500 m). Şehrin önünde uzanan geniş Muş ovasının ortasından geçen Karasu, Muş şehri karşısında ovaya giren Murat ırmağına kanşır.

Muş Coğrafi Özellikleri

Muş ili toprakları Murat vâdisi boyunca sıralanan ve birbirinden dar boğazlarla ayrılmış bulunan ovalar ile bunları iki yandan sınırlayan dağ kütlelerinden oluşur. Ovalar arasında Malazgirt, Bulanık, Varto, Liz ovalarıyla bunlara göre çok büyük olan Muş ovası sayılabilir.

Eski bir volkanik kütle olan Bingöl dağı (3 150 m) ilin kuzeybatı köşesinde, Hamurpet dağı (2 924 m) kuzey sınırında, Şerafettin dağı (2 544 m) batısında, Güneydoğu Toroslar’ın dik duvarı (Haçreş dağı 2 648 m) güneyde Muş ovasında yükselir. Bu ovayı Van gölü çukurundan ayıran Nemrut dağı (2 916 m) il sınırlarının doğusunda kalır.

İlin suları, il topraklarını kuzey doğu-güney-batı doğrultusundan geçen Murat ırmağı tarafından toplanır. Başlıca kolları Hınıs ve Varto sularıyla Nemrut dağı eteklerinden çıkarak Muş ovasının doğusundan geçen Karasu’dur. İlin tek önemli gölü Bulanık ilçesinin güneyinde yer alan Haçlı göldür (16 km2).

Muş ili iklim verileri

Muş’un iklimi, karasal sert tiptedir. Kışlar sürekli ve soğuk geçer; yazlar çukur alanlarda (özellikle gündüzleri) çok sıcak, yükseklerde serindir. Yağışların yıllık ortalama tutan Muş’ta 899 mm, Varto’da 646 mm, Malazgirt’te ise 397 mm’dir.

Yazlar az yağışlıdır; yağış kış çevresinde toplanır ve kar uzun süre yerde kalır. İlin tabiî bitki örtüsünde, yazın kuruyan otluklar hâkimdir. Dağ yamaçlarında, 2 000 -2 500 m arasında orman kalıntılanna, akarsu boylarında söğüt – kavak dizilerine rastlanır.

Muş Tarihi

Muş’un adı, kaynaklarda farklı şekillerde geçer. Bazıları, asur baskısından kuzeye doğru kaçan bir İbranî kabilesinin, ovayı sulak ve otlak bulduğu için «Muş» adını verdiklerini kaydeder. Bir başka söylentiye göre de Muşkilerden bir kol buralara kadar gelerek şehrin temellerini atmış ve Muş, adını bu kavimden almıştır.

Bir Asur belgesindeki bilgilere göre Muşkiler, Orta Anadolu’da yaşayan Trako-Friglerin öncüleridir. Friglerle birlikte Hitit devletini yıkan Muşkiler, Fırat’ı geçerek asur topraklarına saldırdılar. Bu arada Asurlular ile de ilişki kurdular. Bundan sonra bütün doğu illeri gibi Muş da sırasıyla urartu, asur, ermeni, İran ve roma istilâlarına uğradı.

Roma devleti ikiye ayrılınca Muş, Bizans’ın payına düştü (395). İslâm orduları Doğu Anadolu’ya girdiği (641) sırada, İslâm kumandanlarından îyaz bin Ganm, Bitlis’e kadar geldi. Habib bin Mesleme, Ahlat ve yöresini aldı (646). Ancak müslümanlar arasında meydana gelen halifelik kavgaları sırasında meydana gelen emirler tarafından tekrar Doğu Roma imparatorluğuna verildi. 851’den sonra, Muş, Bağdat krallığının bir parçası durumuna geldi.

Zaman zaman müslümanlar şehri ellerine geçirdiler. X. yy.ın ikinci yarısı ile XI.yy.ın başlannda Ahlat ve Muş bölgesi Doğu’ya doğru genişleme siyaseti izleyen Bizans ile müslümanlar arasında çatışma alanı oldu. Malazgirt zaferinden (1071) sonra türk boy ve oymakları doğudan göç ederek Muş ve yöresine yerleştiler.

XI. yy.ın sonlarında Muş ve yöresi selçuklu hâkimiyeti altına alındı. 1101’de Ahlat’a yerleşen Artuk Beyin oğlu Sökmen Kutbî, Muş ve Mardin yöresinde Artukoğlu beyliğini kurdu. Sökmen Kutbî soyu, yörede

XII.yy.ın sonlarına kadar hüküm sürdü. Sonra Şah Arman’ın atabekleri, Ahlat ve Muş topraklarını Artukoğullarının nüfuzundan ayırmaya başladılar. 1207’de Ahlat hâkimi eyyubî Melik Evhad Necmüddin, Muş’u kuşattı.

1228’de Celâleddin Harizm şah şehri ele geçirdi; fakat aynı yıl Erzurum’da hüküm süren selçuklu emîrine Muş ovasında yenildi ve şehri bırakmak zorunda kaldı. Muş’u XIII. yy.ın ilk yarısında Timur, sonra akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ele geçirdi.

Otlukbeli savaşından sonra (1473) Muş’ta Uzun Hasan’ın hâkimiyeti sona erdi. Çaldıran Meydan savaşından (1514) sonra Muş ve yöresi kesin olarak Osmanlıların hâkimiyeti altına alındı.

Osmanlı imparatorluğu yönetiminde Muş, bazen Van eyaletine bağlı bir sancak merkezi, bazen de Bitlis hanlığına bağlı bir nahiye merkezi durumuna geldi. XVII. yy.da eski önemini kaybetmeye başladı. Bitlis hanlığından ayrılarak Muş beylerbeyliğine bağlandı.

1794’te İran şahı, Doğu Anadolu’ya saldırdı ve Muş’u yağmaladı. 1795’te İran şahının kışkırtmaları sonunda bölgedeki Bedirhanı ve Müşkân aşiretleri Osmanlı devletine karşı ayaklandılar.

Bu ayaklanmanın bastırılması için Reşid Paşa ile Alâeddin Paşanın oğlu Emin Paşa görevlendirildi. Emin Paşa Varto, Hormek, Çiban ve Malazgirt’te Hasannan aşiretlerinden topladığı kuvvetlerle Reşid Paşanın yardımına geldi. Âsiler bir süre dayandılar, sonra dağıldılar.

1821’de İran şahı Abbas Mirza, osmanlı paşalarının birbirlerine düşmesinden yararlanarak Muş ve Bayazıt dolaylarında tekrar harekete geçti ve Muş’u yağmaladı. Emin Paşanın beylerbeyliği zamanında Muş’ta bulunan Yazıcıoğulları ve Hormekli aşiretleri halka zulmetmeye başladılar.

Emin Paşa bu iki aşiretle mücadeleye girişti. Mustafa Zeynel yönetiminde bulunan Hormekler, bir ara Kuzıçan’da bulunan Şah Hüseyin’in yanına kaçtılar.

Bir süre sonra da affedilerek Kiğı’nın Darabi köyüne yerleştirildiler (1825). Aynı yıl Mustafa Zeynel, Lalan aşireti reisi Ali Ağa ile birlikte Muş’a gelerek Emin Paşayı ziyaret etti. Emin Paşa, Mustafa Zeynel ve aşiretinin, Varto’nun Kasman köyüne yerleşmelerine izin vererek bu âsi aşireti etkisiz hale getirdi.

1836’da Muş, Varto ve Malazgirt yöresinde yaşayan türk aşiretleri arasında tekrar geçimsizlik baş gösterdi. Bu geçimsizlikten yararlanan Ruslar, Pasinler üzerinden bölgeye saldırdı.

Tehlike büyüyünce türk aşiretleri birbirleriyle barışarak rus kuvvetlerine karşı koydular ve Rusları yenmeyi başardılar. 1837’de âyanlığı kaldıran Mahmud II, Muş ve çevresinde Emin Paşanın hâkimiyetine de son verdi.

XIX. yy.ın sonu ve XX. yy.ın başında Muş ve yöresi, yabancıların kışkırtmaları sonunda isyan eden ermeni taşnaklarının hareket alanı oldu.

1894’teki Sasun ayaklanmasından sonra Osmanlı hükümetinin isteği üzerine Erzurum’da bulunan fransız, İngiliz ve rus konsolosları Muş’ta toplandılar.

1901’de Muş ovasında ermeni çeteleri faaliyette bulundu. Bunlar üstüne gönderilen hükümet kuvvetleri, Ermenileri etkisiz duruma getirdi.

1905’te de şehir ve çevresinde meydana gelen çarpışmalar bölge için zararlı oldu. 1914’te Birinci Dünya savaşına katılan Osmanlı devleti, doğuda Rusların saldırısına uğradı (1915).

Ruslar Eleşkirt ve Pasinler üzerinden Muş’a indiler. Bu sırada şehir halkı büyük sıkıntıya düştü. Malazgirt ve Bulanık, Ruslar tarafından alınınca halk, Elazığ ve Diyarbakır illerine göçmek zorunda kaldı.

1916 Temmuzunda türk birlikleri Ruslara karşı taarruza geçti. Ruslar Murat ötesine çekildiler. Bunun üzerine türk birlikleri Kurtik üzerinden Kale mahallesine girdiler.

Ancak, Ruslar kısa bir süre sonra türk birliklerini hazırlıksız oldukları bir sırada yakaladılar; Ani rus saldırısına karşı koyamayan türk birlikleri Muş’u bırakmak zorunda kaldı.

1917’de Muş, Rusların elinden tekrar alındı. Bir yıl sonra da Muş’taki Ermeniler kitleler halinde Rusya’ya göçtüler. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra rus saldırıları sırasında harap duruma gelen şehir, onarılmaya başlandı.

Cumhuriyetin ilk sayımında Muş 4 227 nüfuslu bir kasaba durumuna düşmüştü. Bu sayı önce yavaş bir artma ile 1955’te 10 888, 1965’te 15 687 oldu ve 1990’dâ 40 000,; geçti.

Muş Tarihi Eserleri

Muş şehrinin, kuruluşundan bu yana geçirdiği istilâlar sanat eserlerini yok etmiştir. Bugün şehirde sanat tarihi bakımından değerli pek az eser vardır. Bunlar Selçuklu, Osmanlı ve Ermenilere aittir.

Selçuklulardan kalma Aslanlı han bugün harap bir durumdadır. Osmanlı devrine ait olanlar: Ulucami (veya Şeyh-muhammetmagrıbi camii) ve Hacışeref camii. Bunlardan Hacışeref camii; sade bir yapıdır. Minaresinin zarifliğiyle dikkati çeker.

Ulucami’nin esasının kilise olduğu söylenir. Fakat üslûp özellikleri bakımından osmanlı eseri olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlılara ait en önemli eser XVIII. yy.ın ortalarında Muş valisi Alâeddin Bey tarafından yaptırılan Alâeddin bey külliyesi’dir.

Cami, medrese ve aşhaneden meydana gelir. Külliyenin öteki kısımları yıkılmış, bugün sadece cami ayakta kalmıştır. Caminin renkli taşlarla süslü olan minaresi ilgi çekicidir.

Muş’ta Ermenilerden kalan tek eser merkez ilçeye bağlı Yaygın bucağı yakınlarında Şerafettin dağları üzerinde Surpkarabet manastırı veya Çengelli kilise’dir. Bu kilise ermeni devri kabartmaları bakımından ilgi çekicidir.

Ayrıca yapının, yılın her gününü belli eden 360 odası vardır. Muş’un en önemli eseridir. Şehirde Cumhuriyetten sonra geniş bir imar faaliyetine geçilmiş, modem binalar ve parklar yapılmıştır.

 Muş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir