Mutezile Nedir? Mutezile Anlayışı

Mutezile Nedir,Mutezile Anlayışı,Kaderin varlığını inkâr ederek, Tanrı’nın sıfatları konusunda sünnet ehlinden ayrılan kimseler ve onların felsefesi.

Mutezile Hareketi

Akılcı bir felsefe olan Mutezile, Vâsıl bin Atâ (öl. 748) tarafından kuruldu. Vâsıl bin Atâ, hocası Hasan Basri ile bazı felsefe konularında anlaşamayınca ondan ayrıldı, kendi görüşlerini açıklayan eserler yazmaya, konuşmalar yapmaya başladı.

Bunu gören Hasan Basri, öğrencisiyle arasındaki görüş ayrılığını belirtmek için «Vâsıl bizden ayrıldı» dedi. Bu açıklamadan sonra Vâsıl bin Atâ’nın düşüncelerini benimseyen felsefe akımına «ayrılan» anlamında «mutezile» dendi. Mutezile, İslâm dininde daha çok sünnî inançlara karşı çıkan, Tanrı’nın özü (zatı) ve nitelikleri (sıfatı) konusunda islâm düşüncesiyle, özellikle Kur’an ile bağdaşmayan görüşler ileri süren bir yoldur.

Mutezile Anlayışı 

Ehli Sünnet inancına göre Tanrı’nın «zat»ı ile «sıfat»ı birbirinin aynıdır, her ikisi de Tanrı varlığında birliğe ulaşmış, birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Mutezile ise bu anlayışı kabul etmez. Ona göre Tanrı’nın özü (zatı) ile nitelikleri (sıfatı) ayrıdır. Nitelik, özden ayrı, bağımsız bir varlıktır. Ehli Sünnet ve Kur’an’ın anlayışına göre Tanrı Tek’tir, bütün nitelikler onun özünde (zatında) birliğe ulaşır. Onun özünde kendinden ayrı başka bir varlık, başka bir nitelik (sıfat) düşünülemez. Mutezilenin ikinci ana görüşü alınyazısı (kader) konusundadır. İslâm inançlarına göre «kader» vardır. Her insan, Tanrı tarafından önceden karar verilmiş bir yolda yürümek, alnına yazılanları yaşamak zorundadır; önceden belirtilmiş kaderi neyse ancak onu gerçekleştirebilir, her bakımdan kaderine bağlıdır.

Mutezile bu görüşü benimsemedi. Ona göre, insan, Tanrı tarafından belirtilen eylemleri yapmakla görevliyse, bunu değiştiremezse, «küllî irade» denen yüce «irade»ye bağlıysa, hiç bir eyleminden Tanrı’ya karşı sorumlu değildir, suçlu sayılamaz.

Çünkü yaptıkları kendi elinde değil, daha önceden belirtilen, ona ilâhî bir görev olarak verilenlerdir. Bu durumda, insanı cezalandırmak haksızlıktır, elinde olmayan bir eylemden dolayı insanı cezalandırmak, suçlu, «günahkâr» saymak Tanrı adaletine yakışmaz.

Bu görüşten hareket eden Mutezile «kader»i tanımaz. Her insanın iradesi kendi elindedir, her eylem bir insan eseridir. İnsan yaptığı eylemi, işi kendi yaratır, «kul fiilinin yaratıcısıdır». Mutezile, cenneti, cehennemi, vahyi kabul etmez; bu konuda

Ehli Sünnetin, Kur’an’m görüşlerine katılmaz. Olaylara, insanla ilgili eylemlere akılcı bir açıdan bakar. İslâm felsefesinde «Akliyyun» diye de adlandırılan bu akıla felsefe akımı, abbasî halifeleri, özellikle Memun tarafından korundu. Zamanla gelişti.

Bütün olayları akılcı bir görüşle yorumlayan, insanı bir akıl varlığı olarak değerlendiren felsefe akımlarının doğmasına yol açtı. Akla dayanan Mutezilenin karşısına, her zaman imana dayanan, imanı akıldan üstün tutan dinci görüşler çıktı, fakat hiç biri onun gelişmesini önleyemedi.

Mutezile çığırından, Vasiliye, Cahiziye, Kabiye, Hilâtiye, Bahşimiye, Hişamiye, Semamiye, Müzdariye, Muammeriye, Nizamiye, Heziliye, Beşeriye, Haitiye, Amruye, Eşvariye, Caferiye, Şaliye, Hadbiye, İskâfiye, Cebaiye gibi adını kurucularından alan yirmi kadar akılcı felsefe akımı doğdu.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir