Napoli Krallığı

Napoli Krallığı Eski İtalya krallığı. Sicilya’nın Anjou’lu Carlo’ya karşı ayaklanmasından (Vespri Siciliani, 1282) ve adanın Aragonluların eline geçmesinden sonra Messina boğazından Garigliano ve Tronto’ya kadar uzanan eski norman-schwaben krallığı yavaş yavaş müstakil bir devlet haline gelmeye başladı.

Napoli Krallığı Tarihi

Bu krallığın hükümdarlarına «Sicilya kralı» veya «Fener’in ötesindeki «Sicilya kralı» veya «iki-Sicilya kralı» denirdi.

Norman ve Hohenstaufen kralları zamanında mutlak ve merkeziyetçi bir monarşi ile yönetilen bu ülke, şimdi İktisadî alanda zayıflamasına yol açan taht savaşları ve feodal anarşi içinde çalkalanıyordu.

Ne var ki, kurumlar olduğu gibi devam etti, bu da krallığın buhranları atlatarak uzun süre yaşayabilmiş olmasını açıklar.

Kurumlar arasında kralın özel konağı; Magna Curia, Fransa kralının eski feodal sarayını andırır; bundan başka Fransa’daki Etats generaux’lara benzeyen Curia generalis veya Parliamentum, ayrıca adalet adamlarını denetleyen ve krallığın iki yönetim çevresini idare eden krallık soruşturmacısı vardı.

Anjou’lu Carlo ölünce (1285) Calabria’yı, Basilicata’nın bir kesimini ve Napoli körfezindeki adaları elinde tutan Carlo II (1285-1309) Arogon’lularda esir bulunuyordu (1285-1288). Papalık, Anjou sülâlesini kurtararak krallık üstündeki hükümdarlık haklarına sahip olmayı sağladı.

Caltabellotta antlaşmasıyla (1302), Aragon’lu Federico, ölümünden sonra Napoli Anjou’larının eline geçecek olan Sicilya adasıyla yetindi. Napoli krallığı, yükselişinin en yüce noktasına Roberto (1309-1343) zamanında erişti.

Papa taraftarlarının (Guelfi) kahramanı olan Roberto, imparatorların İtalya’da güttükleri siyaseti engelledi, beş yıl süre ile Floransa senyörlüğünü elde etti (1313); öte yandan papa kendisine imparatorluk naipliği (1314) ile kilise devletleri başkumandanlığını verdi.

Bundan başka, Bizans’a giden Adriyatik yollarını kontrol altında bulunduran (Bari’nin rolü) ve Carlo II tarafından verilmiş olan Taranto ve Durazzo basları üzerinde de nüfuzunu muhafaza ediyordu.

Ayrıca Güney Fransa’yı ele geçirmesi Rhöne ticaret yolu üzerinde az çok hâkimiyet kurmasını sağladı. Bu dönemde krallık refah içindeydi, özellikle Apulia, Venedik’in (Tranti’nin rolü), bu cumhuriyetin Napoli ile arası açılıncaya kadar (XIV. yy.) buğday ambarıydı.

Floransa böylece Venedik’in kaybettiği özel imtiyazları elde etti, bankerleri, çok geçmeden napoli pazarına hâkim oldular, yünlü dokuma sanatını başkente soktular, elde ettikleri kârları toprak satın alarak değerlendirdiler.

Ne var ki, Floransa’daki kredi kuruluşlarının iflâsı (1326-1330) Yüzyıl savaşı ve çeşitli salgınlar krallığın İktisadî ve sosyal çöküşüne yol açtı; krallık dış yardımdan yoksun kalınca, eski buhranlar tekrar başladı: büyük soylu aileler arasındaki büyük rekabetler, latifundia’lar, geçim sıkıntısını gidermek için her türlü çareye baş vuran küçük soylu sınıfının vurgunculuğu, serbest köylülerin içinde bulunduktan yoksulluk, Kuzey İtalya’ya göre şehirleşmenin yetersizliği. Roberto ölünce (1343), mirası kız torunu Giovanna I’e (1343-1381) geçti.

Aragon’lularla süregelen çatışma 1373’te sona erdiyse de, Napoli krallığı hanedan kavgaları yüzünden harap oldu: Macaristan Anjou’larının, Durazzo’ların ve Taranto’luların tahtı ele geçirmek istemeleri, Kraliçe’nin birbiri ardına evlendiği kocalarıyla kavgaları Katoliklikteki Büyük Ayrışma, kraliçenin devrilmesine yol açtı; çünkü Avignon’daki papa Clemens VII, Anjou dükü Luigi I’i (1380) kendisine vâris olarak kabul ettirdi. Bu yüzden tahta göz dikmiş olan amcaoğlu Carlo di Durazzo kendisini hapsetti (1381) sonra da öldürttü.

Durazzo’larla Anjou hanedanının 3. kolu arasında, krallık mücadelesi yeniden başladı. Durazzo’lar üstün gelerek Carlo III (1381-1386) ile Ladislao’nun (1386-1414) krallığını sağladılar. Ladislao (Laszlo) Roma’yı nüfuzu altına aldı.

Fakat krallık yeniden bir kadının, kızkardeşi Giovanna II’nin (1414-1435) eline geçti. Giovanna kendisine varis olarak sıra ile Alfonso V de Aragon (1421 ve 1432) ile Anjou’lu Luigi III’ü (1423-1433) seçti, bunlar ülkenin dışla bütün ilişkilerini kestiler.

Daha önceden Sicilya’ya hâkim olan Alfonso V, Napoli’de (1442) Anjou’lu Renato’ya karşı zafer kazandı, kardeşi Luigi III’ün ölümünden (1434) sonra, onun haklarına sahip oldu.

Alfonso kendisini İki-Sicilya kralı ilân etti (1442) ve krallığı yeniden teşkilâtlandırmaya girişti (Sacro Real Consiglio’nun [kutsal imparatorluk] kuruluşu 1442); sonunda Akdeniz siyaseti, krallığın hareket alanını genişleterek yükünü artırdı. Fakat Alfonso’nun ölümünden sonra, Sicilya adasıyla Aragon birbirlerinden ayrılmadılar.

Napoli krallığı ise Alfonso’nun evlilik dışı oğlu Ferdinando I’in eline geçti (1458-1494). Ferdinando krallık nüfuzunu yeniden sağladı, ekonomiyi yoluna koymaya çalıştı. Anjou hanedanının son teşebbüsünü kırdı (Giovanni di Galabria, 1460-1462), Floransa’lılara boyun eğdirdi (1480 barışı ve yukarı Toscana’nın işgali).

Otranto’yu alarak yıkan Gedik Ahmed Paşa kumandasındaki türk ordusu karşısında yenildi (1480-1481), fakat soyluların üstesinden gelemedi (Baronların isyanı 1485-1486).

Fransa kralı Charles VlII’in istilâsından (1494-1495) sonra, Napoli krailığı büyük devletlerin çekişmelerine sahne oldu: 1495 sonunda yeniden iktidara gelen Aragûn hanedanı Aragon’un ve Fransa’nın darbeleri altında 1501’de yıkıldı.

1504’te Aragon krallığına yeniden bağlanan Napoli devleti, iki yüzyıldan uzun bir süre yabancı hâkimiyetinde kalacaktır.

Ağır İspanyol vergi kanunları, kral naibinin soyluluk unvanlarını satışa çıkarması üzerine sayıları birdenbire artan soyluların eğlenceden başka bir şey düşünmemeleri, vergi vermeden toprağın üçte birine sahip olan papaz sınıfı ülkenin yıkılışını hızlandırdılar.

Napoli’de Juan de Valdes’in (Rona Engizisyon mahkemesine tayin edildi, 1564) çevresinde kurulan küçük bir reformcu topluluğa rağmen, ülkeye Reform giremedi, isyanlar patlak verdi (Masaniello, 1647).

Arşidük Kral von Habsburg’un gelişi iyi karşılandı. Arşidük Avusturya tahtına çıkınca (1711), Napoli yeniden yabancı bir imparatorluğun eyaleti oldu (1714).

1734’te iktidara geçen Bourbon’lu Carlo VII (1734), ülkede yenilik hareketlerine girişti, Madrid’e gitmesinden sonra (1759), bakan Tanucci, kral Ferdinando IV (1759-1825) zamanında onun başlattığı işleri sürdürdü.

Fakat bu geri ülkede aydın despotluk papazlarla mücadele ederek cizvitleri kovmak, papanın hükümdarlığını reddetmek (1767), Roma papazlarının imtiyazlarını kaldırmakla yetindi.

Kral, karısı Maria-Carolina von Habsburg’un etkisiyle Tanucci’yi uzaklaştırarak yerine kraliçenin gözdesi ve başbakan olan (1785) İrlandalı John Acton’u getirdi; hükümdar.kral Giannona ve Genovesi’nin etkisiyle reformcu seçkinlerle ilgisini kesti ve Championnet’nin kumandasındaki fransız ordusunun gelişinden sonra da, soylular sınıfının en nüfuzlu kişileri Partenopa (Napoli) cumhuriyetini ilân etti.

Kardinal Ruffo’nun fransızların gitmesinden sonra giriştiği kanlı sindirme hareketi (haziran 1799) hanedanın adını lekeledi.

Üçüncü koalisyona katılan kraliçenin ihtiyatsızlıkları Napolyon’un Napoli krallığına el koymasına yol açtı; Napolyon, krallığı önce Joseph’e (1806-1808), sonra da Murat’ya (Joachim Napolyon, 1808-1815) mal etti.

Fransız reformcularının planlan, Napoli’yi İngiliz himayesinde bırakan Bourbon krallarının eşkıyalığı (Fra Diavolo) desteklemesi yüzünden olumlu sonuçlar vermedi.

Murat, krallığı içinde gizli Carbonari derneğinin öncülük ettiği İtalyan milliyetçi hareketini kendi yararına kullanmak istedi; fakat ihtiyatsızca hareketi hayatına maloldu (1815). Tekrar krallığa getirilen Ferdinando IV Sicilya’nın muhtariyetini kaldırmaya karar verdi, bunun üzerine krallık İki – Sicilya krallığı adını aldı (1816).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir