Nasara

Nasara,İsa peygamberin doğduğu «Nasıra» kasabasından olanlar.Müslüman idaresindeki hıristiyan halka verilen ad.Hz. Muhammed zamanında hıristiyanlarla müslümanlar arasındaki ilişkiler, anlaşmalarla tespit edildi.

Bunların en önemlisi Necran antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile hıristiyanlara, belli vergileri ödeme, savaş zamanında yardımcı kuvvetler gönderme, tefecilikten kaçınma şartıyla dinlerinde ve özel işlerinde serbestlik tanındı. Bu ilişkiler, İslâmlığın yayılma devrinde de sürdü.

İslâmlann ele geçirdiği ülkelerdeki hıristiyanlarla anlaşmalar yapılarak, bunlar, genellikle görevlerinin başında bırakıldı, kilise ve manastırların haklarına dokunulmadı. Arapların kurduğu şehirlerde kiliseler yapılmasına izin verildi.Eski kiliselerin onarımına yardım edildi.

Emevîlerin ilk zamanlarında da hıristiyanlara karşı bu olumlu ve hoşgörülü davranış değişmedi. Bazı kiliselerin camiye çevrilmesi dışında kilise haklarına saygı gösterildi; hıristiyanlar, memurluk ve askerlik görevlerinde bırakıldı. Abdülmelik zamanında hıristiyanlar için ayrı bir baş vergisi konuldu.

Bazı bölgelerde vergi makbuzu karşılığı hıristiyanların bileklerinde veya boyunlarında kurşun bir damga taşımaları şart koşuldu. Ömer II, hıristiyanların, yönetimden uzaklaştırılmasını, islâmlardan farklı bir şekilde giyinmelerini emretti.

Harun-ür-Reşid zamanında hıristiyanların ata binmesi yasaklandı. Yeni kiliselerin yapılmasına izin verilmedi, zengin kiliseler yağmalandı. Hıristiyanların özel kıyafetleriyle ilgili hükümler sertleştirildi. 850’de bütün kiliselerin yıkılması, bayramlarda haç taşınmaması emredildi; fakat emirler tam olarak uygulanmadı.

Hıristiyanlar yine devlet hizmetinde çalıştı. Mutemid, hıristiyan bir vezir tayin etti. Mısır’da cuma günleri hıristiyan memurların çalışmaya devam etmeleri hakkında bir emir yayımlandı. Fatımî ve büveyhî hükümdarları da hıristiyan memurlar kullandılar. Mısır’da maliye memurlukları hıristiyanların elindeydi.

Doktorlar ve eczacılar da genel olarak hıristiyanlar arasından yetişiyordu. Islâmlar ve hıristiyanlar birbirlerinin dinî bayram ve şenliklerine katıldılar. Hıristiyan bilginlerin eserleri İslâm tarihçileri tarafından kaynak olarak kullanıldı. Fakat hıristiyanların müslüman kadınlarla evlenmesi her zaman yasaktı.

Osmanlı devletinin kuruluş devri olan Osman ve Orhan Beyler zamanında hıristiyan ve müslüman inançları birbirine karışmıştı. Bazı din büyükleri hem islâmlar, hem hıristiyanlar tarafından kutsal sayıldı.

Daha sonraki devirlerde hıristiyanlar, belli bir vergi (haraç) vermek, müslümanlardan ayrı bir şekilde giyinmek, yıkılan kiliselerin yerine yenilerini yapmamak gibi şartlar dışında baskı ve zorlamaya maruz kalmadılar.

Uzun süre osmanlı toprakları çeşitli hıristiyan mezheplerinin serbestçe faaliyette bulunduğu, âyinlerini serbestçe yapabildikleri tek ülke oldu. Osmanlılar, katolik saldırıları karşısında, özellikle Ortodoks mezhebinin tek koruyucusu oldu, hıristiyanların zorla müslüman yapılması yoluna gidilmedi. özellikle Rumlar, tercüman ve eflak-boğdan voyvodaları olarak görev aldılar.

Sarraflık ve bankerlik, hıristiyan ve yahudilere has birer meslek oldu. Yabancı devletlere verilen kapitülasyonlarla, onlara, kendi mezhebinden olan hıristiyanlan himaye hakkı tanındı.

XVI. ve XVII. yy. larda Fransa’ya, XVIII.ve XIX yy. larda Rusya’ya, katolik ve Ortodoksları himaye hakkı verildi. Tanzimat fermanı ve sonraki fermanlarla hıristiyanların durumu daha da iyileşti. Osmanlı devletinin çöküntü devirlerinde yabancı devlet konsoloslukları, hıristiyanların koruyucusu oldular. Osmanlı dış ticareti hıristiyanların eline geçti.

Hıristiyanlar, imparatorluğun imtiyazlı sınıfı haline geldi. Bu durum Türklerde bir tepki uyandırdı; bunun sonucu olarak Doğu Anadolu’daki Ermeniler sürüldü. Lozan antlaşmasından sonra İstanbul hıristiyanlan dışında, Anadolu’daki hıristiyanlar ülkeden ayrıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir