Osmanlı İran İlişkileri

Osmanlı İran İlişkileri Bayezid II, anadolulu şiîlerin yanında sipahilerin ve bir kısım halkın da Erdebil’e gidip dönmediklerini görünce sınırların kapatılmasını emretti.

1507’de, Şah İsmail’in Dulkadıroğlu Alâüddevle üzerine sefere çıktığı ve bu münasebetle osmanlı topraklarından geçtiği sırada, osmanlı kuvvetleri bir ihtiyat tedbiri olarak Ankara’da ordugâha girdi.

Şah İsmail, Dulkadır seferinden sonra, kardeşi İbrahim’i Trabzon üzerine de gönderince, Trabzon valisi şehzade Selim, şiddetle karşı koydu, Safevîleri Erzincan’a kadar sürdü.

24 Nisan 1512’de babasından saltanatı devralan Selim, Anadolu’daki şah taraftarlarını ortadan kaldırmak, sonra da İran üzerine sefere çıkarak safevî meselesine son vermek istiyordu.

20 Mart 1514’te Çaldıran ovasında, Şah İsmail’in kuvvetleri ile karşı karşıya geldi (23 ağustos).

Osmanlı ordusu uyguladığı yeni bir taktik ile İran kuvvetlerini dağıttı. Selim, bundan sonra hiç bir direnme görmeksizin Safevîlerin başşehri olan Tebriz’e girdi.

Burada kaldığı bir hafta zarfında 1 000 hane halkı ile pek çok sanatçı ve bilgini İstanbul’a gönderdi. Ordu 21 eylülde Araş ırmağını geçerek Azerbaycan’dan Anadolu’ya döndü.

Üç yıl sonra şah ile arası açılan Bağdat (Irak) genel valisi Zülfikâr Han, Musul’u Osmanlı devletine kattığını ilân etti ve şehrin anahtarlarını İstanbul’a yolladı (1529).

Bunun üzerine Şah Tahmasp, büyük bir orduyla Bağdat’a gelerek valiyi idam ettirdi. Yerine de Tekeli Mehmed Hanı tayin etti (1529).

Gerek bu olay ve gerekse Tekeli Ulama Hanın Osmanlılara, Bitlis’i idare ile görevli Şeref Hanın, Tahmasp’a sığınmaları üzerine, Osmanlı devleti İran’a sefer açtı.

Kanunî Sultan Süleyman ertesi yıl İstanbul’dan hareket etti (15 haziran 1534).

Bu sıralarda Şah Tahmasp, Horasan’da özbekler ile savaş halindeydi. Şah Tahmasp, doğu cephesini yüzüstü bırakarak batıya dönmek kararını verdiği zaman, gerçekten çok tehlikeli bir durumdaydı.

Kanunî 28 eylülde Tebriz’e girdi ve Ucan yaylasında İbrahim Paşa ile buluştu.

Şah Tahmasp, iki osmanlı ordusunun birleştiğini anlayınca, zaferden hiç bir ümidi kalmadı; taarruzdan vaz geçti.

Ordu, Kanunî’nin başkumandanlığında Ucan yaylasından hareket etti. Osmanlı ordusu ve padişah, kışı Bağdat’ta geçirdi.

Bu süre içinde bütün Irak fethedildi; hiçbir direnme ile karşılaşılmadı. Bu sırada, şah Tahmasp’ın Azerbaycan’ı geri alarak Van gölünün doğusunda kalan toprakları da tehdide başlaması üzerine, bir sefer yapılmasına karar verildi.

Bağdat’ta Irak-ı Arab beylerbeyi Uzun Süleyman Paşa bırakıldı. Kanunî Sultan Süleyman, ordu ile Bağdat’tan ayrıldı (1535).

Bunun üzerine Şah Tahmasp, Van kuşatmasını kaldırdı ve askerini Tebriz’e çekti.

30 Haziranda osmanlı ordusu, üçüncü defa Tebriz’i aldı; Kanunî, törenle şehre girdi; 17 gün İran şahlarının sarayında kaldı ve İran ordusunu bekledi. Şah Tahmasp’ın hangi tarafa çekildiği öğrenilmedi.

Şahın elçisi Ustacalu Han, padişah Tebriz’deyken, yeni tekliflerle geldi. İbrahim Paşa ile görüştü; fakat şaha geri gönderildi.

Kanunî, şahın asla üzerine gelmek niyetinde olmadığını anlayınca, şahı bulmak ümidiyle Tebriz’den ayrıldı (20 temmuz 1535).

Ertesi gün, Şah Tahmasp’ın kardeşi Sam Mirza, şah olmak istediği için, osmanlı ordugâhına gelerek Kanunî’ye sığındı. Sam Mirza’nın davranışı, Şah Tahmasp’ı büsbütün güç durumda bıraktı.

3 Ağustosta, şahın elçileri, tekrar osmanlı ordugâhına geldiler. Şahın son teklifleri, Doğu Anadolu’yu ve Irak’ı, güneyindeki ülkelerle birlikte Osmanlılara bırakmadı.

Kanunî, Şah Tahmasp’ı bir meydan savaşında karşısında göremeyeceğini anladı. Orduya geri dönüş emrini verdi.

1548’de Osmanlı-İran savaşı yeniden başladı. Şah Tahmasp’ın Sam Mirzamdan küçük olan diğer kardeşi Elkas Mirza, Osmanlılara sığındı. Kanunî, Elkas Mirza’yı Osmanlı kuvvetlerinin desteğiyle ağabeyinin üzerine İsfahan’a yolladı. 29 Mart 1548 günü padişah, İstanbul’dan Üsküdar’daki ordugâha geçti. İran üzerine ikinci sefer-i hümayun başladı. Osmanlı ordusu, İran sınırını geçti (20 temmuz).

Osmanlı ordusu Tebriz’i işgal etti (27 temmuz). Kanunî, Tebriz’de ancak 5 gün kaldı ve 15 ağustosta Van’a geldi. Van’daki kuvvetli İran garnizonu, 10 gün kaleyi savundu. 25 Ağustosta Van teslim oldu. 1553’te Kanunî, İran’a üçüncü büyük seferini düzenledi.

1555 sonrası osmanlı iran ilişkileri

İstanbul’dan Halep’e gelindi. Orduyu Hümayun yavaş bir yürüyüşle Revan’a (Erivan) geldi (18 temmuz). Orduya, maruf akıncı beylerinden Turhanoğlu Ömer Beyzade Turhan Bey öncülük ediyordu. Şah Tahmasp, 10 mayıs 1555’te eşik ağası Ferruhzade Kemaleddin Bey başkanlığında tam yetkili elçilerini Amasya’ya yolladı.

Amasya’da, barış için çok müsait bir hava esiyordu. Bu sebeple, Osmanlı-iran görüşmeleri uzamadı. Ferdinand’ın elçisi Baron von Busbecq de barış için çalıştı. 19 Günde bütün esaslar tespit edilerek Amasya antlaşması imzalandı (29 mayıs 1555).

Şah Tahmasp, Selim II çağında olduğu gibi, yeni padişah Murad III devrinde de, Osmanlılar ile barış içinde bulunmak istiyordu. Bunu sağlamak için, yeni padişaha çok gösterişli bir elçilik heyeti gönderdi (4 mayıs 1575). Heyetin başında, Azerbaycan beylerbeyi Tokmak Muhammedi Han bulunuyordu. Fakat ertesi yıl Türk-iran sınır çarpışmaları başladı.

İran, Şah Tahmasp’ın ölümünden sonra büyük bir iç kargaşalığa düştüğü için, osmanlı beylerbeyleri, bundan yararlanmak istiyorlardı. Serdarıekrem vezir Lala Mustafâ Paşa, Üsküdar’daki ordugâhına geçti ve İran’a resmen sefer açıldı (5 nisan 1578).

Lala Mustafa Paşanın muavini özdemiroğlu, Çıldır meydan savaşında olduğu gibi, burada da Iranlılar’ı bozdu. Birinci Şamahi yenilgisinden sonra Safevîler, büyük ordularını Şirvan’a geçirerek prestijlerini kurtarmaya mecbur oldular.

1582 Yılı, barış görüşmeleriyle başladı. Yeni safevî fevkalâde elçisi ve baş-murahhası İbrahim Han Türkmen, 29 martta İstanbul’a geldi; Vefa meydanında bulunan eski ikinci vezir Pertev Paşanın sarayına misafir edildi. Divanı Hümayuna gelerek vezirlerle görüşen İbrahim Han Murad III tarafından da kabul edildi (7 nisan 1582).

İbrahim Hanın barış teklifleri şöyle idi: Osmanlılar, Gürcistan, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’yı koruyacaklar, yalnız Şirvan (Kuzey Azerbaycan) İran’a geri verilecek. Buna karşılık İran, her yıl padişaha kıymetli hediyeler gönderecekti.

Bu teklif kabul edilmedi, iki ordu, Şirvan’ın kuzeyinde, Şirvan ve Dağıstan ülkelerini ayıran Samur ırmağının güneyinde, Kuba şehri yakınındaki Bilasa ovasında karşı karşıya geldi (7 mayıs 1583) ve meydan savaşı başladı. özdemiroğlu Osman Paşa, askerî dehasına rağmen ancak dört günde kesin sonucu alabildi. Bu büyük meydan savaşına «Meşaleler savaşı» adı verilir, iki taraf savaş alanını aydınlatmak için yaktıkları meşalelerin aydınlığında kanlı bir vuruşmaya girmiş, fakat sonuç alamamıştır.

Taraflar son derece yorgun olduğu için, üçüncü gün sakin geçti. Dördüncü gün Osman Paşa taarruza başladı ve düşmanı bozdu. İran kumandanı imamkulu Han bozulmuş askerini durdurmaya çalışmışsa da bir faydası olmamıştı. özdemiroğlu Osman Paşa İran içlerinde ilerlemeğe devam etti.

Sadrazamlığa getirilerek Kırım meselesini çözümledikten sonra tekrar sefere çıktı. İran topraklarında Derlerken öldü. Yerine Ferhad Paşa serdar tayin edildi.

Serdarıekrem Vezir Ferhad Paşa, büyük ordusuyla Erzurum’dan ayrıldı (30 temmuz 1587), Kars’a, oradan Tiflis’in güneybatısında Tomanis’e geldi. Murad III, serdarıekreminin düşman ordusunu arayacak yerde, sefer mevsimini kale inşaatıyla geçirdiğini görünce, «Tekrar sefer tedârükünde olup, bu defa düşmanı dîn üstüne varıp kıtal eyleyesin; kal’a yapmakla mukayyed olmayasın!» diye ferman etti.

Ferhad Paşa, İranlıların elinde en yakın şehir olan Gence’ye yürümeye mecbur oldu. 14 Ekim 1589’da barış görüşmeleri başladı.

Şah Abbas I’in teklifleri, Murad III tarafından kabul edilerek İstanbul antlaşması imzalandı (21 mart 1590). Bununla beraber, barış ancak 13 yıl sürdü. Osmanlı-İran savaşı, iranlılar’ın Tebriz’e taaruzuyla tekrar başladı (26 eylül 1603).

Şah Abbas, Osmanlı devletini yenmenin, Kuzey ve Güney Kafkasya ile Batı İran’ın geri alınmasının kolay bir iş olmadığını kavrayacak derecede büyük bir asker, devlet ve siyaset adamıydı. Bunun için, Osmanlılar’ın Avrupa’daki düşmanlarıyle birlikte hareket etmek istedi; Şah, Hüseyin Bey Bayatlı’yı, Avrupa’ya gönderdi. Şah’ın anlaşma teklifi, Osmanlı baskısı karşısında bunalan Avrupa’da hararetle karşılandı. Papa, Nicolao di Melo’yu; imparator, Zalokemeny ve Von der Jabel’i; ispanya kralı da, Alfonso Cordero’yu İsfahan’a gönderdi.

Şah, Şahkulu Beyi Prag’a, imparator’a göndererek müzakerelerin ikinci safhasını açtı. Philippe III’ün fevkalâde elçisi Antonio de Gouvea’nın Isfahana gelmesiyle, kesin anlaşmaya varıldı. Yıllarca süren bu çalışmalardan sonradır ki şah, Tebriz’e saldırmaya cesaret edebildi (26 eylül 1603).

Tebriz’de beylerbeyi olarak Zincirkıran Ali Paşa vardı. Tebriz’in düşmesi üzerine, Güney Azerbaycan’ın en büyük kısmı İran’a geçti. Şah. Nahçevan üzerine yürüdü (28 ekim 1603). Beylerbeyi Şerif Mehmed Paşa, çoktan kaleyi boşaltarak kuzeye çekilmişti. Şah, Nahçevan’ı da aldı, ve Ustacalu’yu Nahçevan valisi yaptı. Kuzeybatıya, Revan önlerine geldi. Şerif Mehmed Paşa buraya çekilmişti. Şehre giren Şah, kaleyi kuşatmaya başladı (15 kasım).

Ancak 500 askeri kalan Şerif Mehmed Paşa, şaha vire ile teslim oldu (8 haziran 1604). Sadrazam Malkoçoğlu Yavuz Ali Paşa, Almanya üzerine serdar olurken, eski sadrazam Cigalazade Sinan Paşa da, İran üzerine serdar yapıldı (5 şubat 1604). Fakat şah, Van yakınlarına kadar sokulunca, Sinan Paşa Erzurum’a çekildi. Van’ı alamayan Iranlılar Tebriz’e döndüler.

Bu suretle 1604 ve 1605 yılları hiç bir sonuç vermeden geçti. Cigalazade, Güney Azerbaycan’ı geri almak niyetiyle Tebriz üzerine yürüdü (10 ağustos 1605). Bizzat Şah Abbas I’in kumanda eitiği ordu, üç kol halinde Osmanlıların üzerine geldi. Cigalazade, şahın kumanda ettiği safevî orta kanadını düşman ordusunun tamamı sanıp diğer iki kanadı göremedi. Sayı üstünlüğüne malik olduğunu düşünerek bir taarruza kalktıysa da bu savaşı kaybetti. Urmiye bozgunundan çok üzülen Cigalazade Sinan Paşa, Diyarbekir’de öldü (2 aralık 1605).

Ahmed I Almanya ile Zitvatorok barışının imzalanmak üzere olduğunu görünce, yeni sadrazam Derviş Paşanın İran üzerine gitmesini istedi. Fakat türlü sebeplerle padişahı aldatan Derviş Paşa, Vezir Deli Ferhad Paşayı serdar yaptırdı. İran savaşı, 1610 yılına kadar nispî bir durgunluk devresine girdi.

Osmanlı devleti duraklama dönemi iran ilişkileri

Diyarbekir (Güneydoğu Anadolu) beylerbeyi vezir Nasuh Paşa, sadrazam ve serdarıekrem oldu. Şah Abbas’ın kesin barış isteğiyle gelen elçilerini yanına alarak, İstanbul’a geldi (27 eylül 1612), İstanbul’da Nasuh Paşa antlaşması da denen İstanbul barışı imza edildi.

Sultan Ahmed, safevî elçilerini bir defa daha huzuruna kabul etti. Ancak İran barış şartlarına uymadığı için, istenmediği halde, savaş ilânı mecburiyetinde kalındı (22 mayıs 1615). Bunun üzerine Halil Paşa, Osmanlı-iran sulhunu imzaladı (26 eylül 1618). Bu antlaşma beş yıl sürdü. Bağdat subaşısı Bekir’in ayaklanması barışın bozulmasına sebep oldu.

Murad IV’ün başında olduğu osmanlı ordusu, İran üzerine Revan ve Bağdat seferlerini yaptı. Bağdat seferinde, Bağdat fethedildi. İran antlaşma yapmak isteğiyle Osmanlı devletine başvurdu. On yedi yıl süren savaş, Kasr-ı Şirin antlaşması ile bitti (mayıs 1639). Mehmed IV tahta çıkınca, İran onun tahta çıkışını kutladığı gibi, kıymetli hediyeler de gönderdi (1647) ve Kasrı Şirin antlaşması yenilendi. Antlaşmanın yenilenmesine Pîr Ali adlı İran elçisi imza koydu.

1688’de de Süleyman II’nin tahta çıkışı İran’a bildirildi. Hüveyze’nin Basra’yı Osmanlılar’dan alması üzerine, İran Şahı Basra’yı kurtararak Rüstem Han vasıtasıyla Basra’nın anahtarlarını Edirne’de bulunan Mustafa II’ye gönderdi.

Padişah bu durumdan pek memnun oldu. İran’ı kara gün dostu ilân etti. Nitekim Osmanlıların diğer devletlerle savaşları sırasında İran, Osmanlılara saldırmayarak bu kara gün dostluğunu yürüttü. Fakat afganlı Mahmud bin Üveys’in ayaklanması sonucundan yararlanmak istiyen Osmanlılar, İran’dan pay kazanmak gayretine düştüler.

Tahmasp II ve Nadir Şah zamanlarında İran ile yirmi yıl savaştılar. Savaşların ilk yıllarında galip gelen Osmanlılar, Batı İran’ı toprakları arasına kattılar. Daha sonra Nadir Şah kuvvetleri galip gelince, Osmanlılar İran ile tekrar anlaşma yapmak istediler ve Nadir Şah antlaşmasını imzaladılar (4 eylül 1746). Bu antlaşma, günümüze kadar gelen, iran-Osmanlı – Türkiye Cumhuriyeti dostluğunun kurulmasında en büyük nedendir. Nitekim, bu tarihten sonra,

Nadir Şahın öldürülmesiyle İran’da çıkan karışıklıklara Osmanlılar karışmadılar. Nadir Şahtan sonra gelen afşarlı hükümdarları, Osmanlılarla iyi ilişkiler kurdular.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir