Osmanlı Kültür Ve Uygarlığı

Osmanlı Kültür Ve Uygarlığı,Mehmet II döneminde Rönesans Avrupası ile başlayan ilişkiler Osmanlılar’ın yüklendiği dinsel misyon nedeniyle sınırlı kaldı. Öte yandan medreseye karşın arap kültürü, imparatorluğa nüfuz edemedi; bir zamanlar örnek alınan iran da artık uzak ve yabancı sayılmaya başlandı.

Osmanlılar asıl dehalarını, yarattıkları imparatorluğun örgütlenmesinde göstermişlerdi. Bununla birlikte, mimarlık, minyatür, çini, hat gibi sanatlarda; şiir ve musikide yetkin örnekler verdiler, islam dünyasının minyatür, hat, çini vb. geleneksel sanat türleri Osmanlı döneminde Anadolu ve Akdeniz etkisiyle yeni bir biçime girdi. Özellikle türk mimarisi Osmanlılar döneminde evrensel düzeyde ürünler verdi. Divan edebiyatı yaratıcı aşaması arap ve iran edebiyatlarında tamamlanmış bir geleneğin son büyük halkasıydı. Özgün bir bireşimi ifade eden divan musikisinin üretimine Rumlar ve Ermenilerin de katılması halklar arasında ortak bir duyarlığın gelişebileceğini göstermesi bakımından ilginçti.

Osmanlılar bilim ve düşünce alanında bir yaratıcılık gösteremediler. Osmanlılar’ da bilim ve düşünce Vlll.-Xl.yy.’lar islam uygarlığının silik bir gölgesi olarak kaldı. Bilim ve felsefeye kuşkuyla bakan Osmanlılar, bu alanda eski islam yapıtlarına şerhler ve haşiyeler yazmakla yetindiler. Toplumsal yaşamın her alanında kendini duyuran düşünce üretimi eksikliği, bu toplumu belirlemiş gibiydi.

Dinsel bilimler XIV.-XV. yy.’larda gelişmeye başlamıştı. Davudi Kayseri ve Molla Fe-nari, henüz kurumlaşmakta olan Osmanlı devletinin dinsel ve felsefi sisteminin temelini attılar. Mehmet II, ibni Rüşt ile Ga-zali’nin başlattığı felsefe ve din alanındaki eski kavgayı canlandırmış, konuyu tartışmak üzere İran’dan Nasırettin Tusi’yi getirtmişti. Osmanlı uleması, Hocazade Mus-lihittin Mustafa’nın etkisiyle Gazali’nin izinden giderek skolastiği benimsedi. XV. yy.’ın önemli yazarlarından biri de özgün düşüncelerini hayatıyla ödeyen Şeyh Bedrettin’di. Molla Hüsrev ve Zembilll Âli Efendi, Molla Fenari okuluna bağlı olarak islam hukuku üzerine çalışmalarını sürdürdüler. XVI. yy.’da Ebussuut Efendi, örfi hukukla şeri hukuku bağdaştırmada büyük yetenek gösterdi.

Osmanlı tarihçiliği genellikle olayları kaydetme (vakanüvislik) sınırını aşamadı. Osmanlılar’ın kökenlerinejlişkin en eski bilgileri aktaran Ahmedi, Âşık Paşazade gibi yazarları, Orhan Bey zamanındaki Rumeli fetihlerini anlatan Kâşifi izledi. En-veri, Tursun Bey’in yapıtları Mehmet II dönemi için değerli kaynaklardır, Bayezit II döneminin önemli tarihçileri Kemalpaşa-zade (ibni Kemal) ve Neşri’dir. XVI. yy. tarihçiliğinin önemli adları ise Hoca Sadettin Efendi, Mustafa Ali ve Selaniki’ydi. Bunları XVII. yy.’da ibrahim Peçevi, Mü-neccimbaşı Ahmet Efendi ve Nalma izlemiştir. Naima olayları kaydetmenin yanı sıra sentezlere yönelmesiyle öteki tarihçilerden ayrılır.

Matematik ve gökbilim alanlarındaki en önemli adlar XV. yy.’da yaşayan Ali Kuşçu ile XVI. yy.’da yaşayan Cezayirli Ali bin Veli ve Takiyettin Mehmet’ti. Takiyettin Mehmet’in XVI. yy.’ın ikinci yarısında istanbul’da kurduğu gözlemevi, ulemanın baskısıyla yıktırılmıştı.

Coğrafya alanında yazanların en ünlüsü, XVI. yy.’da bilinen dünyayı gösteren iki bölümlü bir haritanın da sahibi olan Piri Reis’tir (bu haritanın yalnız batı bölümü günümüze ulaşmıştır). Daha çok coğrafya yapıtlarıyla tanınan Şeydi Ali Reis, gökbilim ve matematik alanlarında da çalışmalar yapmıştı.

XVII. yy.’ın ünlü bilginlerinden Taşköp-rülüzade yaşamöyküsü, dinsel bilimler, mantık, dilbilgisi konularında önemli yapıtlar vermiştir XVII. yy. bilginlerinin en ünlüsü coğrafya, yaşamöyküsü, tarih alanlarında yapıtlar veren Kâtip Çelebi’dir.

Osmanlı uygarlığı, dinsel bir uygarlıktı. Bilim, sanat, devlet, toplum yaşamı her şey dinin denetimindeydi. Ancak islamlık iki düzeyde işlemişti: medresenin ve ulemanın temsil ettiği resmi sünni islamlık ve tarikatların temsil ettiği halk islamlığı. Hepsi belli ölçüde sünni islamlığa aykırı olan ya da onunla görünürde uzlaşan tarikatlar şeriatın bekçisi ulema tarafından sürekli eleştiriliyordu. Ama bu, dervişlerde gerçek rehberlerini bulan halkın tarikatlara yakınlık duymasını engellemiyordu. XVIII. yy.’da tarikatlar Anadolu’nun hemen her yerine yayılmıştı. Loncalar ve esnaf birlikleriyle olan sıkı bağları onları, mesleki ve toplumsal hayatta da etkili kılıyordu. Tarikatlar daha çok halk akımları olmalarına karşın, seçkinler arasında da yansıma buluyordu. Bunların en yaygını bektaşillk halkın tarikatı olarak kalırken, mevlevilik seçkinler arasında yaygınlaşmıştı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir