Osmanlı Yunanistan İlişkileri | Osmanlı Tarihi |

Osmanlı Yunanistan İlişkileri,Osmanlılar özellikle, Murad I devrinde Hacı ilbeyi’nin 1364 yılında haçlılara karşı kazandığı Sırp Sındığı zaferi ile Gümülcine (Komotini), Serez (Serrai), Drama ve Kavala’yı alarak yunan topraklarına ayak bastılar.

Osmanlı Dönemi Türk Yunan ilişkileri

Yıldırım Bayezid zamanında Tesalya (Thessalia), Yenişehir (Neapolis), Vardar (Aksios) dolayları ele geçirildi.

1392 İlkbaharında Selânik (Thesaloniki) ve Halkidikya (Khalkidike fethedildi.

Akıncı beylerinden Evrenos Bey, Epir (Epeiros) ve Attike bölgelerinin bir kısmını osmanlı topraklarına kattı.

1397’de Yıldırım Bayezid güneyde Attike yarımadasına inerek Atina (Athenai) şehrine girdi.

Mora (Pelaponnesos) yarımadasındaki despotlukları osmanlı yönetimine bağlı duruma getirdi.

Murad II, Fetret devrinde (1402-1413) Bizans’a geri verilen Selânik şehrini 13 mart 1430 yılında tekrar osmanlı topraklarına kattı.

Epir’in başkenti Yanya (İoannina). 9 ekim 1431 tarihinde ele geçirildi.

Fatih Sultan Mehmed, 1453 yılında İstanbul’u fethettikten sonra, iki Bizans dukalığı şeklinde yönetilen Mora yarımadasını osmanlı hâkimiyeti altına almak için 1458 yılında birinci Mora seferine çıktı.

Bu sırada Attike yarımadasında Osmanlı devletine vergi veren bir Latin dukalığı bulunuyordu.

Mora’nın güneyindeki Methone-Korone limanları da Venediklilere aitti.

Fatih Sultan Mehmed 1458 yılı ağustos ayı içinde Atina şehrine girdi.

Attike bölgesi bir sancak olarak Rumeli beylerbeyliğine bağlandı.

Korinthos kanalını geçen Fatih, Petras’a (Patrai) geldi ve bu şehrin imarı konusunda gerekenlere emir verdi. Fatih Mora’da bulunan iki despotluğa da yeni bir yönetim getiriyordu.

Korinthos’ta yapılan antlaşma gereğince Mora üç bölgeye ayrılıyordu: birinci kısım, doğrudan doğruya Osmanlı devletine bağlanacaktı.

Diğer iki kısım da Osmanlı devletine yıllık 300 duka altını vergi ödemek üzere prens Dimitrios ile prens Thomas arasında bölüşülüyordu.

Fatih, 1460 yılında ikinci defa Mora seferine çıkmak zorunda kaldı.

Buna sebep Osmanlı devletinin himayesinde bulunan iki kardeş Palaiologos ailesine mensup prens Thomas ve prens Dimitrios arasındaki mücadele idi.

13 Nisan 1460’ta İstanbul’dan hareket eden Fatih Sultan Mehmed, Mora meselesini çözümleyerek iki rum despotluğunu ortadan kaldırdı.

Prens Dimitrios’a Enez’i (Ainos) verdi.

Prens Thomas ise papaya sığınmıştı.

Morada Palaiologos sülâlesine son verildikten sonra merkezi Patras olan sancakbeyliği durumuna geldi.

Bunun dışında Yunan yarımadasına komşu Ege denizindeki adalar da

Murad I döneminden itibaren osmanlı hâkimiyetine girmeye başlamışlardı.

Mora yarımadasında Venediklilerin elinde İnebahtı (Naupaklos) ve Navarin (Nauarinon) limanları kalmıştı.

Bundan başka. Kythera ile Antikythera adaları ise Venediklilerin hâkimiyeti altındaydı.

Bayezid II Venedik cumhuriyetinin Osmanlı devletine takındığı düşmanca durum yüzünden, 31 mayıs 1499 tarihinde İstanbul’dan hareket ederek Venedik’e karşı Yunanistan seferine çıktı.

Osmanlılar, Kemal Reis yönetimindeki donanma ile 28 temmuz 1499 tarihinde Venedik’e karşı Sapienza deniz savaşını kazandılar.

30 Ağustos 1499’da İnebahtı kalesi ele geçirildi.

10 Ağustos 1500’de Methone, 16 ağustosta Korone osmanlı ordularına teslim oldu.

Böylece Yunanistan tamamen osmanlı hakimiyeti altına girdi.

Rumların Osmanlı imparatorluğu içinde diğer hıristiyan reayaya göre imtiyazlı durumları vardı.

Rumlar din, dil hürriyetine sahip durumda idiler.

Köylülere toprak üstünde mülkiyet hakkı da tanınmıştı, özellikle rum tacir ve gemicilerinin imtiyazları köylülerinkinden de genişti.

Deniz ticareti ile uğraşan rum tacirleri Venedik cumhuriyetinden boşalan Doğu Akdeniz ticaret alanına sahip çıkmışlardı.

1816’da rum denizcilerinin elinde 600 kadar ticaret gemisi bulunuyordu.

İstanbul’da oturan Fenerli Rumlar ise genellikle tercümanlık başta olmak üzere bazı İdari işlerde görev alırlardı.

XIX. yy.da Yunan ihtilâlinin oluşumunda ise birinci derecede etkili olan yabancı devletlerin yunan milliyetçiliğini uyandırma gayretleri 1789 Fransız devrimi sonucunda Avrupa’ya yayılmaya başlayan milliyetçilik akımları, lord Byron gibi avrupalı aydınların girişimleri ile etkinliğini artırdı, özellikle 1797 tarihli Campo-Formio antlaşması sonucu Osmanlı imparatorluğuyla sınır komşusu olan Fransa’nın da bu konuda büyük katkısı oldu.

İmparatorluktaki imtiyazlı durumlarından yararlanan rum aydınları Avrupa ile ilişki kurarak Yunanistan’ın hâkimiyeti, hatta eski Bizans imparatorluğunun canlandırılması yönünde çalışmaya başladılar.

Yunan ayaklanmasının ilk teşkilâtlanması 1814 yılında Odesa’da meydana getirilen Etniki Eterya (Ethniki Hetairia) cemiyetidir.

Cemiyetin ilk gayesi eğitim ve öğretimi hıristiyan reaya arasında yaygınlaştırmaktı.

Gerçekte ise Rum patriğinin yönetiminde eski Bizans imparatorluğunu kurmak ülküsü izleniyordu.

Yunan isyanının ilk belirtileri 1820 yılındaki Eflak-Boğdan isyanında görüldü.

Ayaklanma hareketini yöneten Aleksandros Ypsilantis Rus, Rumen ve Bulgarların da yardımını sağlamak amacıyla 3 000 kişilik bir kuvvetle ayaklandı fakat başarılı olamayarak Avusturya’ya sığınmak zorunda kaldı.

Eflak ve Boğdan’da isyan bastırıldığı sırada Mora’da Rumlar baş kaldırdılar (18 şubat 1821).

Mora isyanı kısa zamanda gelişti. Halk geniş ölçüde ayaklanmaya katıldı.

Patras patriği bütün Rumları Türklere karşı savaşa çağırdı.

Ayaklanma milli ve dinî bir karakter alarak genişlemeğe başladı.

Eflak -Boğdan ve Mora ayaklanmaları İstanbul’da heyecan yarattı.

Ayaklanmada parmağı olan Etniki Eterya cemiyetinin ilerigelen üyelerinden patrik Gregorios ve diğer meropolitler asılarak idam edildi.

Avrupa devletleri görünüşte tarafsız davranma gayreti içindeydi.

Avrupa kamuoyu ise Rumların yanında yer alıyordu.

Buradaki mücadele bir bakıma «hıristiyanların müslümanlarla çarpışması» olarak tanımlanıyordu.

Asiler 1822 yılının ocak ayında Epiduros’ta bir kurultay toplayarak Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan ettiler.

Avrupa’da eğitim görmüş olan Maurokordatos, hükümet başkanı oldu.

Osmanlı devleti, gayretlerine rağmen isyanın önüne geçemiyordu.

Yeniçerilerin düzensiz ve isteksiz savaşmaları, başarıyı önlüyordu.

Bu durum karşısında Mahmud II, Mısır valisi Mehmed Ali Paşadan yardım istemek zorunda kaldı.

Mısır valisinin batı eğitimli yetiştirilmiş askerleri, Rodos’ta osmanlı donanmasıyla birleştiler.

Mehmed Ali Paşa, Osmanlı devletinin, kendisine Girit ve Mora valiliklerinin verileceği sözü üzerine, Mora isyanını bastırmak için oğlu İbrahim Paşanın kumandasında 16 000 asker, 54 gemi, 150 top ve malzeme taşıyan 400 ticaret gemisi verdi.

1824-1827 Yıllarında Mora, asilerden temizlendi.

1827’de ayaklanmanın merkezi sayılan Mesolongi teslim oldu.

Mora ayaklanması tam bastırıldığı sırada avrupa devletlerinin olaya karışması, durumu değiştirdi.

1825’te rus çarı olan Nikolay I. Doğu Akdeniz’de Mehmed Ali Paşanın kuvvet kazanmasını istemiyordu.

Avusturya’yı müdahale konusunda ikna eden çar, Babıâli’ye yunan ayaklanması konusunda nota verdi.

Osmanlı hükümeti, isyanın yatışmak üzere olduğu bu dönemde Rusya’nın işe karışmasını önlemek amacıyla 7 ekim 1826’da Akkerman antlaşmasını imzaladı.

Bu antlaşma yunan isyanına ait hiç bir madde taşımıyordu.

Ruslar, Akkerman antlaşmasıyla bazı ticari ayrıcalıklar elde etti, öte yandan İngiltere de kamuoyunun ağır basması yüzünden Rusya ile birlikte yunan isyanı ile ilgilenmeğe başladı.

Ruslar ve lngilizler İbrahim Paşanın Mora’da baskı yaptığını ileri sürerek Petersburg protokolünü imzaladılar (4 nisan 1827).

Protokolda Yunanistan’ın Osmanlı imparatorluğuna bağlı olarak vergi veren muhtar bir devlet olması ileri sürüldü.

Bu konuda fikir birliğine varan İngiltere, Rusya ve Fransa 6 temmuz 1827 tarihinde Londra antlaşmasını onayladılar.

Antlaşma gereğince yunan âsilerine yardım konusundan başka, Osmanlı devletine baskı yapılması da karar altına alınmıştı.

Osmanlı hükümeti Londra antlaşmasını içişlerine karışma saydığından bu kararları tanımadı; bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya, bir ültimatomla, türk ve mısır kuvvetlerinin Yunanistan’dan çekilmesini istediler.

ültimatom reddedilince müttefik donanma 20 kasım 1827 tarihinde Navarin limanına girerek Osmanlı ve Mısır gemilerini batırdı.

Bu olay Avrupa’da geniş yorumlara yol açtı, Avrupa’da yürütülmekte olan içişlerine karışmama prensibiyle beraber Avusturya başbakanı Metemich’in kurmuş olduğu denge sistemi bozuldu.

Fransızlar geçici olarak Mora’yı işgal ettiler.

Bu olayların ardından 1828-1829 Osmanlı – Rus harbi çıktı.

Rumeli ve Anadolu yönünden baskı altında kalan Osmanlı devleti, 14 eylül 1829 tarihinde Rusya ile Edirne antlaşmasını yapmak zorunda kaldı.

Osmanlı devleti bu antlaşmanın maddelerinin birinde İngiltere ve Rusya’nın imzalamış olduğu Petersburg protokolünü tanımak zorunda kalıyordu. Böylece 14 eylül 1928 Edirne barış antlaşması gereğince bağımsız bir Yunan krallığı kurulmuş oluyordu.

Yunanistan önce, Nauplion’u geçici başkent yapan diktatör Kapodistrias tarafından yönetildi.

Kapodistrias’ın öldürülmesinden (1831) sonra, ülke 1832’de bir krallık haline getirilerek tahta Bavyera’lı prens Othon çıkarıldı.

Othon, idari görevlere ve orduya almanları doldurarak halkı kendine düşman etti.

Kallergis’in yönettiği bir hükümet darbesi (eylül 1843), Othon’u bir anayasa çıkarmayı vaat etmek zorunda bıraktı ve mart 1844’te bir Millet meclisi anayasayı onayladı; oyla seçilmiş bir meclis ve kral tarafından kaydı hayat şartıyla tayin edilmiş bir senatoya rağmen ülkede parlamenter rejim yoktu.

Othon böylece, Rusya’nın desteğiyle otoritesini koruyabildi.

Durumdan memnun olmayan İngiltere, David Pacifico adlı bir yahudi alacaklının isteklerini destekleyerek 1850 başında yunan kıyılarını abluka etti.

Fakat bu beceriksizce müdahale rus etkisini arttırdı; çar, bu arada yunan kilisesinin İdarî bağımsızlığını kabul ettirmek için padişaha başvurdu.

Kırım savaşı sırasında (1854 -1856), Yunanlıların Rusya’ya sempatisi ve türk eyaletleri Epir ve Tesalya’daki yunan ayaklanmaları, Fransa ile Büyük Britanya’yı Pire’ye asker çıkarmaya yöneltti; bu kuvvetler 1857’ye kadar Pire’de kaldılar.

Othon 1862’de devrildi. İngiltere, Doğu Akdeniz’deki Hindistan yolu üstünde çok önemli olan Yunanistan’a nüfuzunu kabul ettirebilmek için, Millet meclisine Galler prensinin kayınbiraderi danimarkalı Georgios’u kral seçtirdi (ekim 1863); yeni hanedanı kendisine bağlamak amacıyla 1815’ten beri elinde tuttuğu İon adalarını Yunanistan’a bıraktı (1864).

Ülkede 1864 Anayasasıyla hükümdarın hakları kısıtlandı ve genel oyla seçim sistemi kabul edildi; fakat parlamenter rejim ancak 1875’te kurulabildi.

Georgios I, 1866’da Giritlilerin Türklere karşı ayaklanmasını destekledi, fakat öbür devletlerden yardım göremediği için adayı Osmanlılara bırakmak zorunda kaldı.

1877-1878 Rus – Türk savaşı sırasında Yunanistan’a 1881 İstanbul konferansında kararlaştırılan Tesalya ve Epir’deki sınır düzeltmeleri vaat edildi.

1878’deki reform vaatlerinin yerine getirilmemesinden memnun olmayan Giritliler, 1896 martında yunanlı gönüllülerin desteğiyle ayaklandılar ve şubat 1897’de Yunan hükümeti (Deligiannis) Girit’e asker çıkardı.

Prens Konstantinos kumandasında Yunanlılar Makedonya’ya girdiler fakat yenildiler.

Büyük devletlerin aracılığıyla mütareke kabul ettirildi ve İstanbul antlaşmasıyla (aralık 1897) Girit, yunan prensi Georgios’un himayesinde muhtar ilân edildi.

Georgios baskı rejimi yüzünden 1905’te bir ayaklanmaya yol açtı ve yerine Zaimis getirildi.

Ekim 1908’de başlayan Balkan buhranı Yunanistan’da ve Girit’te milliyetçi bir harekete fırsat verdi; Girit’te Venizelos adanın Atina hükümetine bağlandığını ilân etti.

1909 Ağustosunda bir askeri hükümet darbesi sonunda Venizelos başbakan oldu (1910).

O tarihten sonra Venizelos hiç vakit kaybetmeden yunanlıların oturduğu bütün toprakları birleştirmeye çalıştı.

İçte, başlıca hürriyetleri sağlayan bir Anayasa oylattı (1911) ve yabancı teknisyenlerin yardımıyla, ülkeyi idari, askeri ve İktisadi bakımdan teşkilâtlandırmaya çalıştı.

Yunanistan, Rusya’nın aracılığıyla Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ ile birleşti ve bu Balkan birliği Türkiye’ye savaş açtı (18 ekim 1912).

Yunan ordusu Epir ile Makedonya’yı istilâ etti ve Selânik (kasım 1912) ile Yanya’yı (nisan 1913) ele geçirdi; bu olaylar sırasında Georgios Selânik’te öldürüldü ve yerine oğlu ve alman imparatoru Wilhelm’in kayınbiraderi Konstantinos geçti (mart 1913).

Mayıs 1913 Londra konferansında bu ilk anlaşmazlık sona erdi, fakat Makedonya’nın bölüşülmesiyle ilgili çekişmeler bir yanda Bulgaristan ve eski müttefikîeri, öte yanda da Türkiye ve Romanya ile bir savaşın patlak vermesine yol açtı (haziran 1913).

Bulgaristan’ın bozguna uğramasından sonra imzalanan Bükreş antlaşmasıyla Yunanistan, Selânik ile birlikte Makedonya’nın büyük bir kısmını, Khalkidike’yi, Kavala’yı, Güney Epir’i, Girit ve Sisam (Samos), Sakız (Klios), Midilli (Leskos), Limni (Lemnos) adalarını aldı.

Birinci Dünya savaşı sırasında hükümet, kralın etrafında toplanan «almanseverler» ile müttefiklerin yanında yer almak isteyen Venizelos’u tutan «yurtseverler» olmak üzere ikiye bölündü.

Müttefikler Çanakkale seferine giriştiği zaman Venizelos Yunanistan’ın savaşa girmesini teklif etti; fakat Konstantinos’un baskısıyla istifa etmek zorunda kaldı (5 mart 1915).

Ağustosta yapılan seçimlerle yeniden iktidara gelen Venizelos, Sırbistan’ın istilâsı (ekim

1915)sırasında 1913 ittifakının taahhütlerini yerine getirmek istedi ve müttefiklere Selânik’e gizlice çıkarma yapmalarını öğütledi; sonra da bu çıkarmayı ancak şeklen protesto etti.

5 Ekimde tekrar çekilmek zorunda kaldı ve yerine önce Zaimis, sonra Skuludis getirildi.

Skuludis Selânik’e çekilen müttefik kuvvetlerini silâhsızlandırma yoluna gitmeden Yunanistan’a düşmanlarının girmesine karşı koymak istemediğini bildirdi.

Venizelos, amiral Kunduriotis ve general Danglis’in Selânik’te cumhuriyetçi bir hükümet kurmaları (eylül 1916)Konstantinos’u Merkez imparatorluklarıyla bir ittifak tasarlamağa yöneltti; bunun üzerine general Sarrail, Pire’ye fransız deniz piyadelerini çıkardı; fakat bu birlikler Zappeion’da pusuya düştü (1 aralık 1916).

Sarrail, yunan kuvvetlerinin Mora’ya çekilmelerini istedi.

Fakat kraliyet hükümeti Tesalya’da çete kuvvetleri kurdu; bu kuvvetlerin müttefikleri tehdit etmesi üzerine Sarrail mayıs 1917’de Tesalya’yı işgale karar verdi.

11 Haziranda, müttefikler yüksek komiseri Jonnart aracılığıyla Konstantinos’un istifasını isteyen bir ültimatom verdi.

Konstantinos bu isteğe boyun eğdi ve tahta ikinci oğlu Aleksandros çıktı.

Aleksandros hemen Venizelos’u göreve çağırdı. Yunanistan 26 haziranda Merkez imparatorluklarına savaş açarak on tümenle müttefiklerin safına katıldı.

Yunanistan’ın istekleri, 1919’da Bulgaristan ile yapılan Neuilly antlaşması (Batı Trakya’yı ve Dedeağaç [Aleksandrupolis] dolaylarındaki Ege kıyılarını aldı) ve ağustos 1920’de Türkiye ile imzalanan Sevr antlaşması (Doğu Trakya, İmroz ve Bozcaada adalarıyla İzmir bölgesini aldı) sonucunda önemli oranda gerçekleştirildi.

Kuzey Epir Yunanistan’a verilmedi.

Mustafa Kemal’in Sevr antlaşmasına karşı çıkmasından yararlanan Büyük Britanya, 1920’de Türkiye cumhuriyetine Yunanistan’ı saldırtmak için Venizelos’un emperyalist duygularını kışkırttı.

Halk bu yeni savaşı tutmadı; kral Aleksandros’un ölümünden (ekim 1920) sonra, 14 kasım seçimlerinde «Büyük Giritli»nin siyaseti reddedildi ve 5 aralıkta yapılan plebisitle tahta tekrar Konstantinos çıktı; Venizelos yurt dışına göçmek zorunda kaldı.

Anadolu’daki savaş bozgunla sonuçlandı ve hükümet Mudanya mütarekesini imzaladı (ekim 1922).

Albay Plastiras’ın peşine takılan venizelos’çu subaylar Konstantinos’u Georgios II lehine tahttan feragat etmek (eylül 1922) zorunda bıraktılar; Georgios II ülkeyi Plastiras ve Gonatos’un ihtilâl komitesiyle yönetti.

Yunanistan Lozan (Lausanne) antlaşmasıyla İzmir’den ve Meriç nehrinin doğusunda kalan Trakya topraklarından vaz geçmek, komşularıyla azınlıkların mübadelesini kabul etmek zorunda kaldı.

Ancak 200 000’i yurt dışına göçen 1 400 000 mülteci, ülkenin İktisadi durumunu güçleştirdi ve 1923’te köylüye dağıtmak için bir toprak reformu yapılmasını gerektirdi.

İktisadi güçlükler muhalif partilerin kurulmasına yol açtı: Papanastasiu’nun Demokratik birliği (Genel Çalışma konfederasyonuna dayanan Komünist partisi)- Metaksas’ın krala bir hükümet darbesi denemesinden (kasım 1923) sonra yapılan aralık seçimlerinde Venizelos taraftarları büyük başarı kazandı ve Georgios II naipliği amiral Kunduriotis’e bırakarak çekildi (18 aralık 1923).

25 Mart 1924’te ilân edilen cumhuriyet nisanda yapılan bir plebisitle onaylandı ve amiral Kunduriotis başkan oldu.

Cumhuriyet bir dizi buhran geçirdi; Papanastasiu’nun ilk hükümetinden sonra iktidara general Pangalos geldi (haziran 1925), fakat diktatörlüğü kısa süre sonra general Kondylis tarafından devrildi (ağustos 1926).

Zaimis, çoğunluk sağlamayan seçimlerden sonra bir Cumhuriyetçi Birlik hükümeti kurdu ve 1927’de parlamenter bir anayasa yayımladı.

Dış siyasette en önemli olay ekim 1925’te Bulgaristan’ı istilâ denemesi oldu; bu deneme de, Arnavutluk’un Argirokastro topraklarında hak iddia edilmesi de hemen Milletler Cemiyeti tarafından önlendi.

İngiltere’nin aracılığıyla (ağustos 1926) Yugoslavya ile bir dostluk antlaşması imzalandı, fakat parlamento bu antlaşmayı onaylamadı, îç durumu mali sıkıntılar bozdu; drahmiyi istikrara kavuşturmak ve dışarıdan borç almak gerekti.

Temmuz 1928’de başbakanlığa getirilen Venizelos fiili bir diktatörlük uyguladı.

Fakat eski emperyalist siyasetinden vaz geçerek, önce İtalya (eylül 1928).

Sonra Yugoslavya (mart 1929) ile birer dostluk antlaşması imzaladı, Türk hükümeti başkanı İsmet İnönü ile görüştü (1931) ve 1929’da, 1878’den beri adada yerleşmiş olan ingilizlerin çıkarılması için bir komitenin kurulduğu Kıbrıs’ta milliyetçi hareketi desteklemedi.

Bu dönüş ve mayıs 1932’de altın ayarının bırakılması sonucunda Venizelos istifa etmek (mayıs 1932) zorunda kaldı; yerine önce Papanastasius sonra kasım ayında Tsaldaris geçti.

General Plastiras’ın yaptığı yeni bir hükümet darbesinden sonra (mart 1933) iktidara general Kondylis geldi (mart 1935) ve 10 ekimde cumhuriyet yönetimine son verdi.

Bir cevap yazın