Osmanlıda Arabalar

Osmanlıda Arabalar  İstanbul’da araba kullanımı eskiden şehir içinde pek uygulanmamıştır. Sokaklar dar olduğu için halk işine yaya giderdi.

Sadece İstanbul dışındaki uzak mesire yerlerine gidilirken arabaya bindirdi.

Kupa araba
Kupa araba

XIX. yüzyıl ortasına kadar Sarav-ı Hümayun için binek arabası kullanılmıştır. Saray’a ait sultanlar şehirde pek dolaşmazlardı.

Deniz kıyısındaki kasırlara yaz aylarında Topkapı Sarayı’ndan kayıkla giderlerdi.

Tarihte bazı nüfuz sahibi valde sultanlar (Kösem Mahpeyker ve Hatici Turhan Sultanlar) araba yerine süslü tahtırevanlara binmişlerdir.

Eskiden padişahlar seferlere bile at üstünde gitmişlerdir.

Sadece hastalık sebebiyle arabaya binen padişahlara rastlanır.

Ayağından rahatsız olan Fatih Mehmed son seferinde ve 72 yaşında yaşlı bir padişah iken, Kanuni Süleyman son Zigetvar seferine giderlerken arabaya binmişlerdir.

Bu arabaların büyük ve konforlu olması lazım gelir.

Her iki padişahın cenazeleri, Gebze’den ve Zigetvar’dan İstanbul’a araba ile getirilmiştir.

Kanuni Süleyman’ın cenazesini taşıyan arabaya ait bir minyatür Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunmaktadır.

Bu minyatürde iki atın çektiği dört tekerlekli ve üstü örtülü bir araba görülmektedir.

Koçu araba
Koçu araba

II.Bayezid’in tahttan inince Dimetoka’va bir araba ile yola çıktığı söylenir.

I. Mustafa ile anası Saray’dan Et Meydanı’ndaki Orta Camiye bir hasta arabası ile gelmişlerdi.

İki tekerlekli hasta arabalarım zülüflü baltacılar çekerdi.

II. Osman ise tahttan indirilip Yedikule’ve yük arabasına bindirilerek götürülmüştür.

XVII. yüzyılda saltanat arabasına IV. Mehmed zamanında rastlıyoruz.

Padişah, eşi Rabia Gülnuş Sultan’ı yanında araba ile sürgün avlarına ve Avusturya Seferi’ne giderken saltanat arabası içinde taşımıştır.

Şehir içinde binek arabasına kibar halkın ve devlet memurunun binmesi ancak XVIII. yüzyılın başında Lale Devri’nde başlar.

Bu zamanda Sadabad’a ve Asafabad’ a giderken binek arabalarına binilirdi. Paris arabaları taklid edilerek İstanbul’da binek arabaları yapılmaya başlandı.

Lale Devri’nin Defterdarlarından İzzet Ali Paşa’nın çift atlı arabası Atıf Divanı’na şu şiirle geçmiştir:

“Zehi gerdune kim aks itse hüsn-i çcsm-i insane Temaşa’dan döneler dideler mir’at-i havrane Müretteb seb’a-yi seyyare veş zerrin toplarle Müşabih hey’et-i matbuası gerdun-i derrane Nedem ki olsa rengin çuha-i surhle puşide Bakılsa dikkat ile benzemez mi Kasr-ı mercane Yine rif’at süvar sahibi İzzet ile Atıf Çekildikçe dü esb-i devletle sahn-i meydane.”

III.Ahmed’in iki oğlu sünnet olurken Aynalıkavak Kasrından Okmeydanı ’na altı atla çekilen bir saray arabası Koçu) ile getirilmişti.

İçi dışı altın yaldızlı kumaşla ve gümüş topuzla süslü idi

Binek arabasına binmeyi ata tercih eder, ilk padişah II. Mahmud’dur.

Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra binek arabasına binmiştir.

Zengin halk da bu zamanda binek arabası sahibi olmaya başladı.

1826 yılının sonunda İstanbul Ihtisap Ağalığı (Belediye Başkanlığı) nizamnamesinde (tüzüğünde) arabalar için madde de konulmuştu.

Bu madde de fazla arabacı kullanılmaması, arabacıların namuslu olması, kıyafetleri tavırları vs. belirtiliyordu.

II. Mahmud, kızkardeşinin Çamlıca’daki köşkünde ölünce tabutu Üsküdar İskelesine bir öküz arabası ile getirilmişti.

Araba merakı Abdülmecid döneminde artmıştır.

Sultanlar için süslü saray arabaları şehir içinde çok kullanılır oldu.

Padişahın emri ile bu arabaların kullanılaması için Rıza Paşa arabaları birbirine zincirle bağlatmıştı.

Abdülaziz ve II Abdülhamid zamanında şehire bir Avrupa şehri gibi kira binek arabaları doldu.

Bu arabalardan örnekler bugün Topkapı Sarayı Müzesi Arabalar Galerisi’nde bulunmaktadır.

XIX. yüzyılda kupa, lando gibi saray, konak ve kira arabaları kullanılmıştır. .

II. Abdülhamid Yıldız Sarayı’ndan Yıldız Camii’ne cuma selamlığı denilen cuma namazına saltanat arabası ile gider, tören bittiği zaman kendi kullandığı çift atlı saray faytonu ile camiden Yıldız Sarayı’na dönerdi.

Yılda bir kez Hicri yılın 15 Şaban’ında Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Şerif’i ziyarete giderken binerdi.

Diğer saray arabaları kapalı ve sade kupa arabaları idi.

Arabacıları ve ispirleri (arabacının yanında duran Özel kıyafetli adam) siyah elbise ve çizme giyerlerdi.

Arabada saray hanımları olunca ispir yerine harem ağaları binerdi.

Konak arabaları ise kapalı kupa veya körüklü fayton idi. Çifte körüklü Lando da rastlanırdı.

Konak Landoları en pahalı ve en lüks arabalardı.

Kadınlar faytona değil, kupa veya landolara binerlerdi. Fayton kupa tipi kira arabaları lüks piyasa arabası olarak ayrılırlardı.

Lüks Londo arabalar piyasaya çıkmayıp arabalıklarda dururdu.

Bu arabalara, arabası olmayan burnu büyük kişiler binerdi. Piyasa kira arabaları eski, az bakımlı idi.

Emekliye ayrılan konak arabaları da piyasa kira arabası olarak kullanılırdı.

Paraşol adlı kira arabaları tek veya çift atlı olup dışı hasır örgü kaplama idi ve yandan bindirdi.

Tente arabalar tek katlı olup 4 kişilik arabalardı ve bunlara da arkadan bindirdi.

Yük arabaları ise tek atlı, yaylı, düz, çift atlı yaylı, düz, tek atlı sandık, tek atlı tam çarklı, sandık, tek atlı sırık, iki tekerlekli tekne eşek veya çift atlı sırık, arabalar idi.

Bu binek arabaları yerini her geçen gün tamamen taksi ve otobüslere; yük arabaları ise çoğunlukla yerlerini kamyon ve komyonetlere bırakmış durumdadır.

Refik Ahmed Sevengil, “İstanbul Nasıl Eğleniyordu” adlı eserinde arabaları şöyle anlatır: “Bazı hanımlar da doğrudan doğruya arabalarla gelirlerdi.

Arabalara koçu denirdi.

Muhtelif şekil ve nevideki arabalar Hanto, Talika, Katip odası, Kupa, Lando isimlerini alırdı.

Son zamanlara doğru da faytonlar çıkmıştı.

Elyevm bunlardan talikalar sayfiyelerde ve civar köylerde kullanılmıştır.

O mükellef açılır kapanır uzun ve muhteşem landolar gözükmez oldu.

Zarif kapak Kupalara da nadiren tesadüf ediliyor.

Katip odası ile kadim Hantolar ise büsbütün yok olmuştur.

Otomobilin müthiş rekabeti karşısında köhneleşen zavallı faytonları ise hepimiz biliyoruz. ”

Kaynak: Mehmed Zeki kakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü C.I.II1 (İstanbul 1946) Refik Ahmed Sevengil, İstanbul Nasıl Eğleniyordu (İstanbul 1957).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir