Osmanlıda Bacılar

Osmanlıda Bacılar (Arab Bacılar)- XX. yüzyılın başına kadar İstanbul konaklarının renkli bir siması idiler. Hacc’a, Yemene, Trablusgarp veya Afrika’ya gidenler tarafından daha çocuk iken İstanbul’a getirilip konaklara verilirdi. Ev işleri öğretilince halayık, yaşlanınca da bacı denilmekteydi. Sermet Muhtar Alus’un bir yazısında halayıklardan geniş olarak bilgi verilmektedir.

Gelen bu Arap zenci çocuklar giydirlir ve ev hizmetlerine alıştırılırdı. İşe alışınca da evden başını alıp gitmek veya evlenme isteği ile ayrılışları olurdu. Esircilik yapanlara avuç dolusu para verilerek satın alındıklarını bilemezlerdi. Çoğu cefa çeken insanlardı. İnatçı olanlar esircilere iade edilirdi. Bazıları azad edilirlerdi. Başka yerlere giderek boğaz tokluğuna çalışırlardı, içlerinde evlenenler de olurdu.

Gümrük hammalı, kundura boyacısı, at sürücüsü, kahveci, arabacı gibi esnafla evlenirlerdi. Fakat çoğu yanlarında büyüyerek ekmek yediği ailenin çocuklarını, bazen torunlarını bile büyütür ve bakardı. Rumi Mayıs’ın ilk günü aralarında toplanıp Çamlıca, Veliefendi ve Okmeydanı gibi yerlere bayram yapmaya çıkarlardı. Burada yeyip içip eğlenirlerdi. Aralarına yabancı kişileri almazlardı.

Bazı bacılar hiddetli olduğunda karşı gelebilirlerdi. Söylenen laflara ilk önce kulak asmazlar, sonra şiddetli bağırma ve ağlama ile ortalığı birbirine katarlardı. Bu hususta şöyle bir hikaye var: Eski paşalardan birinin halayığı, bir gün ortalığı birbirine katınca buna kızan paşa, gümüş saplı fil kuyruğu kırmacı ile üzerine yürümüş, dayağı yiyen bacı “tövbe, tövbe! Gavurdum, Müslüman oldum paşacığım” demiş.

“Eski İstanbul Ramazanları” adlı Halit Fahri Ozansoy, Arab bacıları şöyle anlatır:

“Eski İstanbul Ramazanlarının özelliklerinden biri de, susamcı ve dolmacı Arap bacıların her zamandan ziyade meydanda görünmeleri idi. Bilhassa hamamların köşelerinde oturup tepsilerini önlerine koyarlar, Ramazandan gayrı günlerde yalnız gündüzleri kadınların yıkanma saatlerinde bekledikleri halde akşamları da iftara yakın saatlerde yerlerinden ayrılmazlardı Çocukluğumda gördüğüm ve iyice hatırladığım bu levha, Zeyrek Hamamı’nın duvarı köşesindeki bacının hayalidir. Bazı kimseler iftar topunu karşiki kahvelerden birinde patlatırlar, kahveci çırağı hemen bacıya eli ile bir işaret sallardı. Bu suretle dolma ile oruç bozanlara, yanımdaki uşakla, Unkapanı’ndaki babamın yaşlı dadısı ile lalasını ziyarete gittiğim ve evdeki iftara geç kaldığım bir akşam şahit olmuştum. O zamanlar beş altı yaşlarında vardım.

Sokaktaki bacılar böyle susamcılığa ve dolmacılığa nasıl düşmüşlerdi? Nasıl düşerlerse düşsünler, yine talihli sayılırlardı Çünkü pek küçükken Afrika’dan kaçırılıp esirciler eli ile satıldıkları konaklar veya evlerde uzun zaman iyi yahut kötü muamele görerek insafsızca çalıştırıldıktan sonra, bazdan fazla tahammül edemezler ve bohçalarını alınca kaçarlardı.

Burada çocukluğumun bir Arap bacısını da anlatayım. Ben onu tanımadım. Fakat hikayesini büyüklerimden çok dinledim. Beni o kadar severmiş ki, Afrikalı zencilere mahsus bir hünerle bir kargayı dilini büküp kafese koymuş. Bu ameliyatla kargaya bir kaç söz konuşturulurmuş. Karga bacının uğraşa uğraşa bellettiği şu iki sözü söylermiş: 1- Halit Baba, nerede o, nerede o? 2- Bakkalll!..

Bu “Bakkalll” haykırışı, Kırkçeşme Çıkmaz Terazi Sokağı ’nın başındaki Rum bakkalı çağrışı…

Yaz gelince, bacı kafesi açık pencerenin önüne asarmış ve karga cenapları keyiflenince başlarmış yine nağmesine: Halit Baba, nerede o, nerede ?” arkasından o çığlık: Bakkalll…

Karga bu çağrıyı o kadar tabii bir insan sesi ile yaparmış ki, bakkal hemen “Efendim ’diye dükkandan fırlar, sokağa dalarmış. O zaman alaycı, muzip karganın sokağı çınlatan kahkahası…

Bakkal Yordan bu kargadan o kadar bıkmış, Bacıya o kadar dert yanmış, şikayet etmiş ki, nafile! Bacı laf anlar mı? Karga, yaz güneşine karşı, kafesin içinden ‘Bakkalll” diye narayı atmakta, Fakat işin daha tuhafı, bakkalın aldandığı da oluyormuş, sahiden çağrıldığı zaman da kargadır diye dükkandan çıkmıyormuş!… ”

Bibi. Halit Fahri Ozansoy, “Eski İstanbul Ramazanları”, (İstanbul 1968)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir