Osmanlıda Bakırcılık Sanatı

Osmanlıda Bakırcılık Sanatı Bakır, esmer kırmızı renkte, tabiatta serbest ve birleşik halde bulunan ve insanların ilk kullandıkları bir mâdendir. Yumuşakça ve kolay işlenir olduğu için bakırdan çok eşya yapılmaktadır. Fakat, pası zehirli olduğundan bundan yapılan mutfak eşyaları, yani tencere ve sahan gibileri kalaylanarak, kullanılır. Bakırın çinko ile karıştırılmasından oluşan halitaya pirinç denir.

Bakırların, “yumuşak bakır” ve “sert bakır” gibi türleri vardır. Evvelkine “dişi bakır” ve diğerine “erkek bakır” da denir.
Bakır ressamlıkda da kullanılır. XVIII. yüzyılda bazı ressamlar bakır levhalar üzerine yağlı boya resim yaparlardı. Bu mâden matbaacılıkta da kullanılırdı. Bakırdan yapılan klişeler çok geçerliydi.

Bakır eşya bir zamanlar evlerin en önemli takınılan arasında yer alırdı. Hemen hemen her evde bakırdan yapılmış boy boy kazanlar, tencereler, her türlü yemek sahanlan, tepsiler, kovalar, kâseler, şamdanlar, maşrapalar, bakraçlar, hamam tasları, leğen ve ibrikler bulunurdu.
Türk evlerinin bir çoğundaki tepsiler üzerine ailenin şeceresi nakşedilir ve bunlar evlâddan evlâda geçerdi. Bu yüzyıllık döğme tepsiler üzerinde çok defa nakkaşın adı ve yapıldığı tarih bulunurdu.

Evlerde kullanılan bakır takımları hep kalaylı ve pırıl pırıldı. Gelinlik kızların çeyiz eşyalan arasında bakır takımları en baş sırayı alırdı.
Osmanlı saraylarında, şehzade ye sultanların çeyiz eşyaları içinde bile bakır takımları çok önemli yer tutardı.
Türk geleneklerine göre, özellikle Anadolu’da düğünden bir hafta önce, kız evinde, kız evinin ve oğlan evinin verdikleri eşyalar sergilenir, bütün yakınlan çeyiz görmeğe davet edilirdi. Çeyiz kaldırılmadan oğlan ve kız evinin temsilcileri tarafından çeyiz defteri tutulur, buradaki eşyalara değer biçilerek imzalanırdı.

Sergilenen çeyizin temelini bakır takınılan oluştururdu. Türklerde bakırcılığın kökleri, Orta Asya’ya kadar uzanmaktadır. Bu el sanatında Selçuklular çok ileriydiler.

Osmanlılar, Selçuklu motiflerine kendi zevklerini ve anlayışlarını da katarak bu dalda eşsiz sanat eserleri yarattılar. Tepsi, güğüm, mangal, ibrik, leğen, vazo, saksı, hamam tası ve bakırdan ev eşyaları üzerine çoğunlukla işlenen yaprak, lâle, nar, nar çiçeği, selvi, hurma motifleridir.

Hayvan figürlerinden ise, kaplan, panter, yabanî keçi, geyik, balık ve çeşitli kuşlar bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, yazı süslemeleri ve geometrik motiflere de geniş ölçüde yer verildiği görülmektedir.

Bakır işi Türk el sanatlarıyla ilgili eserler günümüzde olduğu gibi Osmanlılar döneminde de antikacıların özellikle yabancıların ilgisini çekmekte ve türlü yollarla Avrupa’ya götürülmekteydi. Osmanlılarda işlenmemiş bakır bile, çok değerliydi. Daha XVI. yüzyılda bakırın dışarıya götürülmesini engellemek için II. Selim bir ferman çıkarmak zorunda kalmıştı.
Tarihçi Ahmed Refik’in “Onuncu Hicrî Asırda İstanbul Hayatı” adlı eserinde yayınlanan H. 26 Rebiülevvel 976-Milâdi 22 Eylül 1568 tarihli bir ferman bugünkü dille şöyledir:

“İstanbul Kadısına hüküm ki:
Bakır ve avadanı işleyenler Divân-ı Hümâyunuma gelip bazı tüccarların İstanbul’da bulunan bakırı alıp, yukarı tarafa (Rusya’ya İran’a) iletmekle İstanbul’da bakır bulunmayıp bakırcı esnafı sıkıntı çektiklerini bildirdiler. İmdi yukarı tarafa bakır verilmesine emrim yoktur. Buyurdum ki, bu bâbda gereği gibi mukayyed olup, İstanbul’dan bakır cinsinin gerek yenisi, gerek eskisi, yukarıya giden tüccar taifesine ve tüccardan gayri kimselere asla satılmayacaktır. Bunlara bakır aldırmayıp, def eylesin. İskele ve gümrük eminlerine ehemiyetle tenbih ve tekid edesin ki, emr-i şerifime aykırı hareketle bakır ahp, yukarı ülkeye iletmek için iskeleye varıp geçirmek istediklerinde bakın müsâdere idüp sahiplerini haps idüp, Divân-ı Hümâyunuma bildiresin.”

İstanbul’da bakırcılık sanatı çok ileriydi. Daha Bizanslılar devrinde, St.Marie Halkopretia Manastın’nın bulunduğu Sultanahmet, Salkımsöğüt’de şimdiki Zeynep Sultan Camii’nin yakınında Bakırcılar Çarşısı vardı oslanlılar devrinde el sanatları
arasında bakırcılık en üst düzeye ulaştı ve Bayezıd’da boydan boya bir sokak bakırcı dükkanlarıyla doldu.

Osmanlılar devrinde bakırcı esnafı belirli günlerde düzenlenen törenlere katılırdı. Kalaycılar, bakırcı esnafının yamaklarıydı. Ordu-yı Hümâyûn sefere çıkarken veya şehzâde ve sultanların doğumlarında veya düğünlerinde yapılan törenlere bu kalaya sınıfı da, bakırcı esnafıyla birlikte katılırdı.

Bakırcı esnafı işledikleri bu mâden için belediyeye belirli miktarlarda vergi öderdi.
Osman Nuri Ergin’in “Mecelle-i
Umûr-ı Belediye” adlı eserinde, 1826 yıllarının bakıra esnafıyla ilgili şöyle bilgi vardır:

“Bakıra esnafının ustaları cümleten taahhüd etmişler, kâhyaları vasıtasıyla yani bakırın beher okkasından 8 para, köhne bakırın beher okkasından da 6 para ihtisab (belediye) hara ödeyeceklerdir. ”

Bakırın bir takım hastalıklara ve dertlere derman olduğu yolunda Anadolu halkı arasında bir inanç vardır. Bu inanca göre, büyü yapılan kişiler kırk anahtarlı dua tası ile yıkanırlarsa ve su içerlerse, büyüleri bozulur.
Sıtma, sarılık hastalarının da bu taslarla yıkanması teklif edilirdi.Yine, hâmile kadınlar, bu tasla su içerlerse kolay doğum yapabilecekleri sanılırdı.

Halk dilinde, “Hoşirik” denilen yüzde ve elde çıkan sulu çıbanlara kalaycı çamuru sürülmek süratiyle tedavi edilirdi. Kalayı bakıra sürerken, elde tutulan pamuk,taşa sürüldüğünde ateşten yanık kısımları dökülür. Bu kalayla karışık döküntülere “Pamuk karası” denir. Barsak parizitlerini düşürmek için bundan bir miktar sigara kağıdı arasında yutulurdu.
Bakırcılıkta kullanılan araçlar:

1) Örsler, 8-10 türdür.
a) “Nay” denilen, örs, kazan gibi bü yük bakır kabların kenarlarının çekiçlenmesinde kullanılır.
b)“Dip Örsü” adı verilenle kabların tabanlarının çekiçlenmesi yapılır.
c) “Katır Tırnağı” adlı örsle kablara kulp takılır.
ç) “Mingit” bakır, kablarm boyun kısmındaki “zeh” denilen yerleri döğmekte kullanılan örstür.
d) “Top Örs” güğüm ve benzeri kapların tabanlarım döğmekte yararlanılır.
e) “Saplı Örs” saplı sakır kabların yapımında kullanılır.
f) “Deve Boynu’ adı verilen örsle güğüm ve benzeri dar ağızlı bakır kapların yapımında yararlanılır.
g) “İbrik Nayı” bir ucu nay şeklinde olan bu örs nayın görevini yapar. Diğer ucu ise ibrik yapımında kullanılır.

2) Çekiçler:
a) “Pardak” denilen çekiçle bakıra şekil verilir.
b) “Naki” adlı çekiç kalıbların dip köşelerinin düzeltilmesinde kullanılır.
c) “Naluncu” çekiciyle perçin işleri yapılır.
3) Diğer yardımcı aletler:
a)“Edrenk” denilen araç bakırın ateş
üzerinde tavlanması sırasında el yanmasını engelleyen bir teldir.
b) ‘Çizgi” bakırda işlenecek kısımların yerlerini belirtmekte kullanılır.
c) “Diş Makası” büyük kablarda dip ve kasnak kısmım birbirine kaynak yapmak için dip kısmında diş açmada yararlanılır.
ç)“Körük” ateş yakmaya yarar.
Bakırların şekillendirilmesi:
Bu işlem için üç teknik uygulanır:

1- Dövme tekniğidir ki, bakır disk nayın üzerine ağaç tokmakla toplanarak şekillendirilir, pardak ile dövülür. Bazı büyük kablarda dip ve kasnak parçalan “tutya kaynağı” (çinko) ve “Bakır kaynağı” ile birleştirilir. Bu kaynak işlemlerinden sonra, bakır kap örs üzerinde dövülerek pürüzleri giderilir.

2- Çekme tekniği, tornada tahtadan yapılmış kab kalıplarına bakır çekmek suretiyle yapılan işlemdir.

3- Dövme tekniği, topraktan yapılmış kab kalıplarına bakır dökülmesidir ki, bunlar sonradan tornadan geçirilir, geçirilir.
Bakır kalıpların bezenmesi:
Üç teknikte bezeme yapılır.

1- Kazıma tekniği,

a) Kalemle bakır kab üzerine bezeme, oyulmak suretiyle yapılır. b) Kab sathı balmumu ile kaplanır.
Motifler kalemle çizilir. Çizgilerden görülen bakır üzerine asit dökülerek etkilendirilir. Bu kısımlar siyahlaşır ve motifler çizilmiş olur.

2-Kakma tekniği: Kurşun veyahut kara sakız halitası kab içine doldurulur. Kabın dışından çizilen motifleri kenarlara bastırılmak suretiyle işlenir. Böylece motifler kabartılmış olur.

3) Çakma tekniği: Muayyen motiflerin işlendiği demir zımbalarla bakır üzerine baskı yapılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir