Osmanlıda Başlıklar | Osmanlı Tarihi |

Osmanlıda Başlıklar  Tanzimat’a kadar kullanılan başlıklar âdeta birer resmî alâmetti.

Herkes sınıf ve mevkiine göre birer başlık giyerdi.

Osmanlıda Başlıklar
Bazı yeniçeri zabitleri de alt tarafı sırmalı şerit ve üst tarafı rütbelerine göre, biçim ve sayısı değişen bir sorguç ile süslü bir çeşit külâh giyerlerdi.

Özellikle yeniçerilerin başlık şekilleri nizâmnâmelerle tespit edilmişti.

Hatta, bunların biçimleri, resmî ve âdi günlere mahsus olmak üzere değişirdi.

Memur ve esnafın da baş giyimleri bir nizama tâbi idi.

Hiç kimse başka bir sınıf ve mevkiin başlığını giyemezdi.

Osmanlı baş giyimlerini incelerken, bir taraftan başlıkları ve bunlardan bir kısmına sarılan sarıkları, ayrı ayrı, bir taraftan da bu başlık ve

sarıkları bir arada gözden geçirmek gerektir.

Osmanlı başlıkları biçimlerine ve yapıldıkları maddelere göre başlıca; külâh, kavuk, takke, kalpak fes’tir.

Bazı kaynakların börk, sikke, üsküf, kallavi ve tacı başlık çeşitleri arasında göstermiş olmaları yanlıştır.

1- Osmanlıda Külah : Genellikle keçeden yapılan.

yüksekçe ve tepesi sivri konik başlıktır.

Külahın birçok çeşitleri ve sarıkla sarıksız giyilenleri vardı.

Börk, bir çeşit yüksek keçe külahtı (Şemseddin Sami’nin bu kelimeye börek telâffuzunu vermesi yanlıştır).

Börk de sultan börkü, bey börkü, yeniçeri börkü gibi çeşitlere ayrılırdı.

Yeniçeri börkleri, beyaz çuhadan veya keçeden yapılırdı.

Alt tarafı sırma şeritle işlenir, ön tarafına sarı tenekeden bir kaşıklık eklenirdi.

Bu kaşılığa bir kaşık sokulurdu.

Zabitlere, yani subaylara mahsus olan börklere üsküf veya üsküf denirdi.

Bazı yeniçeri zabitleri de alt tarafı sırmalı şerit ve üst tarafı rütbelerine göre, biçim ve sayısı değişen bir sorguç ile süslü bir çeşit külâh giyerlerdi.

Kalensuya, tepesi tamamıyla sivri ve dip kenarı işlemeli külâhtı.

Mevlevi külâhı veya sikke iyice yüksek ve tepesi yuvarlakça bir külâhtı.

Mevleviler sikkeyi çıplak,şeyhleri ise diplerine hafif bir sarık (destar) sararak giyerlerdi.

Zerrin külâh adı, zırhlı askerlerin giydikleri madenî miğferlere verilmişti.

Pek hafif keçe veya çuhadan ve az yüksek yapılıp geceleri istirahat halinde giyilen külâhlara da gecelik külâh denirdi.

2-Osmanlıda Kavuk: Genellikle içi pamukla doldurulmuş şişkince, yüksek veya yüksekçe başlıklara verilen addı.

Kavuk mutlaka sarıklı olurdu.

Hatta dalkavuk (çıplak kavuk), mevkii olmadığı için mevkiin alâmeti sarığı bulunmayan ve işsizliklerini ötekine berikine tabasbusla telâfiye çalışan kimselere alem olmuştur.

Kavuklar da çeşit çeşitti. Vezirlerin giydikleri yüksek, piramidal ve ağır kavuğa kalât, kalâvî veya kallavi denirdi.

(Bu kelimenin, bu kavuğu taşımak için gerçekten güçlü bir kelle lâzım olduğu için kelleviden veya kale gibi heybeti dolayısıyla karaviden gelmiş olması muhtemeldir.)

Kallavi kavuk yarım endazeden (otuz santimetreden) fazla olup üstüne gayet ince Hind tülbendi sarılır ve cephesinin sağından soluna dört parmak kadar kalınlıkta sırma hare ile süslenirdi.

Selimi, Yavuz Sultan Selimin icâdı ve bir endâze (altmış santimetre) boyunda bir kavuk olup üzerine beyaz tülbend sarılırdı.

Mücevveze veya tepeli kavuk; aşağıdan yukarıya doğru genişleyen, birbirine parelel ve dikey dilim (terkileri bulunan, tepesi yuvarlak, kırmızı ve tek düğmeli kavuk çeşidiydi.

Ulemânın ve kadıların giydikleri ve büyük bir ip yumağı gibi sarıklı kavuğun adı örftü.

Hocaların giydikleri ve örfünküne benzemekle beraber sarık bezi daha geniş ve sarılışı daha intizamsız olanına horâsanî kavuk (bunlar eski mezar taşlarında çok görülür) adı verilirdi.

Kâtip sınıfının ve bir kısım asker dış ağalarının giydikleri üçte bir endaze (yirmi santim) yükseklikte, silindir biçimli ve birbirine muvazzi ince çubukları olan kavuğa kâtibi denirdi.

Bunun başka bir çeşidi de kalafat’tı.

Bir kısmı daha az yüksekçe olarak kâtibîye bir kısmı da daha fazla takkeye benzeyen, dış tarafı terk’li kavuğa taç denirdi.

Tac’ın terksiz olanı ve kalafata benzeyeni kabbeli kalafat taç, adım alırdı.

Taçlar, şeyh ve dervişlerin tarikatlerine göre de adlandırılırdı; Bektaşî tacı, Kaadirî tacı gibi.

Bu saydığımız belli başlı kavuklardan başka sınıflara göre ayrılan az çok değişik birçok kavuklar da vardı: Paşa kullarının giydikleri paşalı kavuğu, molların giydikleri molla kavuğu gibi.

İstirahat zamanlarında ve geceleri giyilen pamuklu ve hafif kavuğa da ışkırlak kavuk denirdi:

3— Osmanlıda Takke : Tam kafayı örtecek kadar küçük ve kafanın şekline intibak eden, umumiyetle başın terini içmek üzere başka bir başlığın altına giyilen ince bezden düz veya kenarı ince oyalı hafif başlık çeşididir.

Aslı “Kubbe şekilli” demek olan tâkıye’dir.

Bazı takke çeşitlerinin doğrudan doğruya tek başlık olarak kullanıldığı vardır.

Nitekim böyle bir çeşit takkeye arâkiye denirdi.

İtalyanca, “beretta” (arkası sarkık gemici takkesi) dan gelen barata’yı bostancı ve hasekiler giyerlerdi.

4- Osmanlıda Kalpak: Deriden, posttan veya bunları takliden çuha veya kadifeden yapılan düz başlıktır. Kalpağa sarık sarılmaz.

Kalpak da, Osmanlı İmparatorluğu camiasına dahil milletlere giyenlerin sınıfına ve yapıldıkları maddeye göre, Tatar, Çerkez, Ermeni ve Bulgar kalpakları; süvari ve lâğımcı kalpakları; post, samur, kadife, kara, astrakan kalpaklar gibi adlar almıştı.

5-Osmanlıda Fes Çeşitleri: Adını ilk yapıldığı Fas şehrinden alan bu başlık Osmanlı İmparatorluğu’nun son başlığıdır.Umumiyetle kırmızı olan fesin beyazı da (Boşnak fesi) vardı. İç fesi, bazılarınca takke gibi asıl fesin altına giyilirdi. Saya fes, tepesi bir tarafa eğik, yüksek bir festi.

Moralılar da, asabalı fesadı verilen yüksek bir fes giyerlerdi.

II. Mahmud zamanında basık bir kavuk şeklinde olan fes, Mecid devrinde de ağzı karar ve kısası giyilerek, Aziz devrinde de ağzı çok geniş olanı, nihayet, II. Abdülhamid zamanında, Şapka Kanunu’ndan evvelki zamanlara yetişmişlerin bildiği, ağzıyla tepesinin kuturları birbirinden az farklı kısa silindir biçimini aldı.

Sarık çeşitleri zamanında, Arapça olarak amâme veya ammâme (doğrusu imâmedir) ve Farsça olarak da destar denilen sarıkların da tıpkı başlıklar gibi, herkesin sınıf ve mevkiine göre değişir, hatta bazı kavuklar üstüne sarılan sarıkların adını alırdı.

Bazı sarıkları sarmak âdeta bir sanattı ve bu sanatla geçinen “destarbent” diye tanınmış esnaf vardı.

Sarıklar, sarih ş biçimlerine, ilk olarak saranların adına veya sınıfına göre düz veya silme, perişân, dardağan, burma, örf, hüseynî, lâmelif, horasanı, celâli, simidî veya torlagî, kafesi, paşayı, kâtibi, puşî, veya puşu, yusufî, zaimî, silâhşorî, gibi çeşitli adlar almışlardır.

Örf sarık ilk olarak I. Murad tarafından sarılmış, daha sonra ulema ve kadılara geçmiştir.

Osmanlıda kadın başlıkları

Kadınların hem giysi hem de süs unsuru olarak kullandıkları başlıklar, bütün Türkiye’de olduğu gibi İstanbul’da da iki ana grupta toplanırdı:

1- Hazır olarak yapılıp başa giyilenler: Arakçin (rakçin), fes, taç, tuzak, tepelik, hotoz,

2- Doğrudan baş üzerine düzenlenenler: Sert kalıplı, yumuşak kalıpsız feslerin çeşitli unsurlarla (sırma, mücevher vb) işlenmesi. Başörtüler veya hem başı, hem de vücudu örten Örtüler (yemeniler, yazmalar), (çarşaf, çar, şal).

Bu iki ana gruptaki malzemeler değerli taşlar, inciler, maşlâhlar, gümüşler, altınlar, büyü ve nazara karşı takılan tılsım ya da oyalarla süslenirdi.

Kadın başlıkları arasında en fazla önem verileni gelin başlıklarıydı.

Kadın, başında taşıdığı başlığıyla malî gücünü gösterirdi.

Eski İstanbul düğünlerinde orta halli bir aile bile kızlarını gelin ederken gelinlik giysisinin yanısıra mutlâka bir de başlık olurdu.

Başlık, ailenin ekonomik gücü oranında altın veya gümüşten ve değerli taşlarla süslü olurdu.

Başlık alamayanlar, “başlıkçı” denilen kadınlardan başlıkları düğün için birkaç günlüğüne kiralarlardı.

İmkânlar azaldıkça başlıklar maddî değerlerini kaybettiler.

Günümüzde gelin başlıkları çiçek, taç vb. süslemelerle yapılmaktadır.

İstanbul hanımlarına özgü hotoz süslemesi ve bu süs üzerine ağır mücevher takma modası da zamanla kaybolmuştur.

1920’li yıllardan İkinci Dünya Savaşı sonlarına (1945) kadar İstanbul’da Avrupa modasına uygun şapka, bere kullanılmış, sonra bu yol da bırakılmıştır.

Günümüzde genç kızlar olsun, daha yetişkin hanımlar olsun başlarım soğuktan koruyacak örtüler giymekle yetinmektedirler.

Bir cevap yazın