Osmanlıda Danıştay ve Görevleri

Osmanlıda Danıştay

Mahmud II zamanında, devleti ilgilendiren konuları görüşebilmek, kanun tasarılarını hazırlamak ve Nazırlar meclisinin havale ettiği işleri inceleyip teklifler getirmek üzere 1837’de Meclisi Vâlâyı Ahkâmı Adliye kuruldu.

Bunu Tanzimat devrinde Meclisi Âti-i Tanzimat kuruluşu takip etti.

Kanun ve nizamnamelerin tetkiki, imparatorluğa ait ıslahat işlerini düzenleyip denetlemek ve görevi kötüye kullanan bakanlar kurulu üyelerinin muhakemelerini yapmakla görevlendirildi (1854).

1861’de bu iki kuruluş Meclisi Ahkâmı Adliye adı altında birleştirildiyse de, görev farklılığı karışık bir durum yarattı; bu aslında, devletin adlî ve idarî teşkilâtının birleştirilmesi anlamına geldi.

Tek yargı sisteminin uygulanması, adlî yargı ile devletin danışma organının ve aynı zamanda idarî yargı görevini yapacak teşkilâtın bir arada bulunmasına yol açtı.

Bu arada, Gülhane Hattı Hümayunu’ndan itibaren fıkıhın yanında batı hukukunun da belirmesi, bunlardan çıkan birtakım uyuşmazlıkların çözümlenmesi için, şeriye mahkemeleri dışında, idare teşkilâtı içinde tam veya yarı kazaî usullerle çalışan heyetler kuruldu.

Fakat bu kaza organları, yürütme karşısında tam bağımsız olamadı; uzvî bakımdan da yürütme teşkilâtına dahil kaldı.

Yargılama işini yürütecek mercilerin çeşitli, karışık, dağınık ve ihtiyaçlara cevap veremez durumda bulunması karşısında Abdülaziz devrinde (1868) Meclisi Ahkâmı Adliye iki meclise ayrıldı.

Divanı Ahkâmı Adliye ile yeni bir tip mahkeme (nizamiye mahkemeleri) ve yargı manzumesi ortaya çıktı, yargı organlarının, yürütme karşısındaki bağımsızlığı sağlandı.

Özel hukuk uyuşmazlıkları idare makam ve heyetlerinin elinden alınıp, adliye teşkilâtının temeli atıldı.

Şûrayı Devlet de, Mithad Paşanın başkanlığında, idarî-istişarî yönü ağır basan fonksiyonuyle teşekkül etti. Görevleri, idari işleri görüşmek, kanun ve nizamname tasarılarını inceleyip tanzim etmekti.

Padişah veya vekillerin havale ettiği işler hakkında mütalâa vermek, hükümetle fertler arasındaki davalara bakmak, memurin muhakematını icra etmek, idare ile adliye memurları arasındaki görev ve yetki uyuşmazlıklarını çözümlemekti.

1870, 1872, 1888, 1897, 1908 ve 1912 yıllarında Şûrayı Devletin teşkilât ve görevlerinde birtakım değişmeler oldu. Abdülhamid II devrinde (II. Meşrutiyet’e kadar) genel kurulun toplanmasına izin verilmedi.

1922’de, İstanbul’daki bütün merkez daireleri T.B.M.M. hükümetinin yönetimine geçince, Şûrayı Devlet’in faaliyeti de sona erdi.

Cumhuriyet devrinde, Şûrayı Devlet, 1924 Anayasasının yürütme bölümü içinde (md. 51), bugünkü görev formülüyle öngörülmüşse de, ancak, 669 sayılı kanunla yeniden teşkil edilip, 6 temmuz 1927’de fiilen çalışmaya başlayana kadar teşkilât lağvedilmiş olarak kaldı.

1868 Kuruluşunda, Şûrayı Devlet’in kazaî görevi son derece geniş tutulmuştu. Fertlerin idareyle olan bütün davaları Şûrayı Devlet’in görevine giriyordu.

1876 Anayasası da, bu defa, fertlerle idare arasındaki davaları adliye mahkemelerine gönderen bir hüküm koydu.

Bu tarihten itibaren hem bir yargı yeri karışıklığı doğdu, hem de on yıllık emekleme devri sonunda idarî yargı tarihe karıştı.

Şûrayı Devlet’in, 1876’dan sonraki faaliyeti, memurin muhakematıyla sınırlı kaldı.

Osmanlı imparatorluğunda, Şûrayı Devlet birinci başkanı, nazır payesinde idi ve Bakanlar kuruluna katılırdı.

Bir cevap yazın