Osmanlıda Kaymakam Rütbesi | Osmanlı Tarihi |

Osmanlıda Kaymakam Rütbesi 

Kaymakam divanı, Osmanlı devletinde, padişah tarafından sadrazamın yerine tayin olunan kaymakamın başkanlığı altında toplanan divan. (Bu divana genellikle, vezirler, kazaskerler, defterdar, nişancı ve reisülküttap sadrazamla birlikte sefere çıkmış olduklarından, İstanbul kadısı, ikinci ve üçüncü defterdar, nişancı ve reisülküttap vekilleri katılırdı.

Çarşamba divanına, Galata, Üsküdar, Eyüp kadıları ile yeniçeri ağasının vekili olan sekbanbaşı da gelir, fakat çok kalmazdı.

Cuma divanına sekban başı katılmazdı.)

Kaymakam paşalar, vekaletleri süresince sadrazamın bütün yetkilerini kullanırlardı.

Fatih Sultan Mehmed ve Kanuni Sultan Süleyman kanunnamelerinde, kaymakam paşa ve bunların görevleri hakkında herhangi bir bahis ve hüküm yoktur.

Kaymakam paşanın görev ve yetkileri hakkında, Tevkiî (Nişancı) Abdurrahman Paşanın tedvin ettiği Kanunnamede (1676) geniş bilgi vardır.

XVII. yy. başlarına kadar, padişahlar sadrazamla birlikte sefere çıktıkları için, devlet işlerini bulundukları yerden yapıyorlar ve bu sebeple merkezde bir kaymakam tayini gerekli olmuyordu.

Padişahlar, sefere katılmaz olunca sadrazamların ordunun başında sefere çıkması gerektiğinden hükümet merkezinde sadrazamı temsil etmesi için kaymakamlık ihdas edüdi.

Tevkiî kanunnamesine göre, kaymakam paşalar, vekil sıfatıyla sadrazamın bütün yetkilerine sahipti; yalnız, seferin olduğu ve ordunun bulunduğu bölge, yetkisi dışında kalırdı.

Çünkü buralardaki işleri sadrazam görürdü.

Kaymakam paşalar, sadrazamlar gibi, divan günlerinde divana gelir, çarşamba ve cumaları konaklarında divan kurarlardı.

Kaymakam paşalar, yabancı tüccarlarla ilgili hüküm ve beratları veremezlerdi; bunların verilmesi doğrudan doğruya padişaha ve dolayısıyla sadrazama aitti.

Yabancılarla ilgili işlere de sadece sadrazam bakabilirdi.

Kaymakam paşalar, öteki vezirlerden önce gelirlerdi; kendilerine mahsus elbiseleri ve atları vardı. (Elbise nizamnamesi – 1828).

Bu makama sadrazamın istediği ve güven duyduğu kimsenin tayini gelenek halini almıştı.

Göreve getirilen vezir, sadrazam ile birlikte padişah tarafından kabul olunur, kendisine samur kürk giydirilerek memuriyeti ilan edilirdi.

Bazı durumlarda, sadrazam azledildikten sonra, bir eyalet valisi bu göreve tayin olunurdu.

Yeni sadrazam İstanbul’a gelerek göreve başlayıncaya kadar, bir sadaret kaymakamı tayin edilirdi.

Ayrıca, padişah Edirne’de oturursa, İstanbul’a bir muhafız veya kaymakam tayin ederdi.

Bunlar da divan toplar, dava dinler, hüküm verirlerdi.

Meşrutiyetin ilanından sonra (1908), İstanbul’dan ayrılan sadrazamların yerine, vekillerden biri ve genellikle seyhülislam, kaymakam unvanıyla tayin edilirdi.

Bir cevap yazın